• 4.01.2021 00:00
  • (1622)

 Dünya dün, özellikle de Orta Doğu diken üstündeydi. Zira, ABD Başkanı Donald Trump'ın çıkıp "dünyanın en önemli teröristini öldürdük" sözleriyle atıfta bulunduğu bir suikastın yıldönümüydü 3 Ocak. İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü'nün Komutanı Kasım Süleymani bundan tam bir yıl önce beraberindekilerle birlikte Amerikalılarca Bağdat'ta düzenlenen bir saldırı sonucu öldürülmüştü.

Olayın yıldönümü yaklaşırken, siyasi çevrelerde bölgedeki ABD hedeflerine yönelik intikam saldırıları olabileceği ya da ABD ile İran arasındaki ihtilafı derinleştirmeye dönük bir provokatif bir eylem gerçekleşebileceği konuşuluyordu. Bölge diken üzerinde, gözler ufukta, eller tetikteydi.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'in, 2 Ocak günü sosyal medya hesabından yaptığı bir istihbarat paylaşımı da o gergin bekleyişin üzerine iyice tuz biber ekti. Zarif, İsrail ajanlarının Irak'taki ABD mevzilerine İran'ı suçlu göstermeye çalışacakları provokatif bir eylemle saldırmayı planladıklarını ileri sürüyordu. İran Dışişleri Bakanı, Tel Aviv'in Donald Trump'a "savaş sebebi sayılabilecek" bir koz vermeyi hedeflediği yönünde bir istihbarat aldıklarını savunuyor ve Trump'a hitaben, "Dikkatli ol, tuzağa düşme. Yapacağın her saldırı misliyle karşılık bulacaktır," ifadelerini kullanıyordu.

Neticede dünya üzerinde pek çok kişi dünü, yani 3 Ocak 2021 Pazar gününü endişe içinde geçirdi. "Acaba görülen ya da görülmeyen bir el tetiği çekecek ve kendimizi bir anda unutmak istediğimiz 2020'dekinden daha beter bir noktada mı bulacağız?" Dün kafalarımızı kurcalayan soru buydu. Şimdi öyle anlaşılıyor ki, dünya sonuçlarını aklımıza getirmek bile istemediğimiz bu büyük tehlikeyi dün itibarıyla bertaraf etmişe benziyor.

Süleymani suikastı dün başta Bağdat olmak üzere bölgenin birçok yerinde pandemi koşullarına rağmen binlerce insanın katıldığı protesto gösterileriyle telin edildi ama benim takip edebildiğim zaman dilimi içinde "korkulan" olmadı.

Yani, rahat bir nefes alabilirsiniz! 2021'in ilk 3 gününü atlattık, çok şükür! Şimdi geriye kaldı 362 gün!

Gerçi dünya üzerinde derinleşmekte olan ihtilaf, çatışma beklenen coğrafya sayısı bir değil ki, şöyle arkamıza yaslanıp 40 gün 40 gece şu 3 günlük "başarının" tadını çıkaralım doyasıya. "Libya'dan Yemen'e, Suriye ve Lübnan'dan Irak'a, İran'dan Afganistan'a, Ortadoğu'nun hemen her yerinde bir anda işlerin kontrolden çıkması hiç de zor değil, tabii," diye düşünüyorsunuz muhtemelen. Ben ona şunu da ilave edeyim: Bırakın Doğu Akdeniz'i, Ortadoğu'yu, Güney Çin Denizi'ni… 2021 yılında Dünyanın rahat yüzü görecek tek bir köşesi bile yok! Antarktika da dahil.

Antarktika derken şaka yapmıyorum. Son zamanlarda NATO çevrelerinde Rusya'nın Antarktika'daki statükoyu bozma girişimlerine karşı önlem alınması gerektiği yolunda o kadar çok analiz, Rusya'nın da sismik araştırmalarını artırdığı bu bölgeden güvenliğini tehlikeye düşürebilecek olası bir NATO tehdidi beklediğine dair o kadar çok haber okudum ki… 513 milyar varil petrol ve doğal gaz rezervi barındırdığı söylenen Antarktika'da yarın silahlar patlasa, "hayda n'oluyoruz yahu?" demeyecek, "NATO'nun Antarktika'da ne işi var?" diye söylenmeyecek, hele hele ekranları basacak penguenlere hiç şaşırmayacağım.

Ben 2021'in yılının ilk yazısını mümkün olduğunca iyimser düşüncelerle kaleme alayım istedim ama malum, dünyada olup bitenler bize o imkânı vermekte epeyce ayak diretiyorlar. Yine de şunu tespit ettim ve memnuniyetle dile getireyim: Evet, belki işler çok iyiye gitmiyor, ama post-truth çağının nesnel hakikatlere biçtiği kahredici rollere rağmen, bugün dünyanın birçok yerinde olan bitenleri anlayıp kavrayabilme anlamında biraz daha iyi bir noktada olabiliriz, diye düşünüyorum. Ana akım medyanın üzerimizdeki illüzyon ve mitlerini silme, ağır tahakkümünü kaldırma ve hakikati biraz daha özgürleştirme anlamında bugün biraz daha iyi bir noktada olabiliriz, kanaatindeyim.

O tahakkümün çiğnenmesinde ve bazı mitlerin silinmesinde yeni medya kanallarının da mutlaka payı var. Bir şeyler değişiyor. Bakın, The Times'ta henüz yayımlanmamış bir araştırmanın sonuçlarına dayandırılarak 2 Ocak tarihinde yer verilen bir habere göre, Britanya'da halkın artık sadece yüzde 29'u BBC'nin kendi değerlerini "iyi" bir şekilde yansıttığını düşünüyormuş. Tersini düşünenlerin, yani BBC'ye güvenmeyenlerin oranı yüzde 44 olarak ölçülürken, söz konusu güvensizliğin yaşını başını biraz daha almış kesimde yüzde 48'e ulaştığı görülüyormuş.

Daha şunun şurasında 4,5 yıl önce, 2016'da Britanya'da BBC için olumlu düşünenlerin oranı yüzde 62 idi. Bu oranın böylesine sert bir biçimde düşerek yüzde 29'lara inmesinin ardında öncelikle BBC'nin Brexit ve pandemi süreçlerinde verdiği kötü sınavlar var elbette. Ama bunun eminim başka nedenleri de bulunuyor. Çözülüp gidiyor bazı mitler. Mesela, 2020'de BBC'nin İngiltere hükümetinin Suriye'deki kirli savaşın ateşine odun taşımadaki maharetini gizleme çabasında üslendiği rolün bütün çıplaklığıyla ortaya serildiğini gördük. Evet görebildik, çünkü toplumlar teknolojik imkanları kullanarak kendilerine ana akım medya dışında yeni kanallar açabiliyor ve hakikatin sesi istenirse bu kanallardan duyulabiliyor. Bu bizlerin Türkiye'de de deneyimlediğimiz bir gerçeklik değil mi?

Toplumların kendilerine ana akım medya dışında yeni kanallar açabilmesi, şu içinde bulunduğumuz şartlar altında, yılı tamamına erdirmeye de daha 262 gün varken belki bir "züğürt tesellisi" olarak görülebilir. Ama, 2020'den yeni çıkmış halimizle bize bunu çok görmeyin, n'olur!