• 11.03.2021 00:00
  • (353)

 İnsan Hakları Eylem Planı.

Orda bir kekrelik var gibi.
İktidar kendi içinde tam ikna olmamış gibi.

Böyle bir ilânâta mecbur kalmış gibi.

“Daha önceki paketlere ne oldu?” diye sorulacağı bilinerek yola çıkılmış gibi.

Bu tür paketlerin merkezindeki kişi olarak Adalet Bakanı bir şeyler yapılması gerektiğine inanıyor da, başkalarını inandırmakta zorluk çekiyormuş gibi.

Başkaları da ülkenin geldiği şartlar sebebiyle “Eli mahkum” noktasında, “Bu tür adımlar atılsın, ondan sonrasına bakarız” yaklaşımıyla bu noktaya gelmiş gibi.

İktidar içinde etkin olanlar, sanki bazı dosyalar üzerinde “Adalet ne derse desin” psikolojisinden kurtulamamış gibi. “İçe – dışa yönelik propaganda boyutunu seferber edeceğimiz elemanlarla kotarırsak, açık hukuk ihlallerini de görünmez hale getiririz” yaklaşımıyla hareket ediyor gibi.

Sanki Adalet Bakanı bütün kuşkuları, soruları, güvensizlikleri biliyor ama “Benim duruşum bilinsin, yapılamayanların farkındayım, ama gücüm bu kadarına yetiyor, beni anlayın, konuşma zorluğu içindeyim, dışardan da zorlanırsa içerdeki dirençler daha kolay kırılır, ama ben başkalarının söylediklerini söylersem içerde işim zora girer, zorlamayın, hem bir kere metinlere girsin, uygulaması da gelir, uygulamayan riske girmekten kaçınır” der gibi.

Bunları nereden çıkardım?

Öncelikle genel gidişata bakarak çıkardım. Memlekete “Ekonomi zora girmeseydi, bu adalet arayışları da olmazdı” kanaati hakim değil mi? İsmi “Adalet ve Kalkınma” olan bir partinin iktidarında en çok sakatlanan, kolay konuşulan ama her konuşmada sakatlığı daha da derinleşen alanlar hukuk ve ekonomi alanları değil mi? Ve zaten hukuku düzeltme çabaları, hukuktaki problemin ekonomiyi de sakatlıyor olmasından kaynaklanmış değil mi?

Sonra da sayın Adalet Bakanı’nın, mesela Habertürk’teki mülakatta sorulara cevap verirken yaşadığı zorluğu görerek çıkardım.

Şu cevaplar hukuki boyutu çok doğru olsalar bile artık “Sorunuzun ne anlama geldiğini anlıyorum. Oradaki çarpıklığı da görüyorum. Ama bu konuda benim konuşmam zor” anlamını da içeren cevaplar olarak okunuyor:

-Yargı sürecini beklemek lazım.

-Ben dosyalar üzerine konuşmam.

Bakan’ın önüne, AİHM ve AYM kararlarına rağmen devam eden tutukluluklar konuyor, AİHM ve AYM kararlarının bağlayıcılığı senelerdir hukuk sisteminde yer aldığı halde halen alt mahkemeler tarafından uygulanmıyor olması konuyor, yargının iktidar ve ortaklar lehine açık çifte standartları konuyor, lekelenmeme hakkından söz edildiği halde yargının kolay tutuklamalarla binlerce kişiyi lekelediğinin örnekleri konuyor, muhalif siyasetçi ve gazetecilere yönelik fiili saldırılar konusunda yargının sergilediği tavır konuyor, daha ilginci, davası devam eden bir kişinin, en yukardan, kürsülerde terörist diye damgalanıyor olması konuyor. Gazeteciler Bakan’ın hassas durumunu dikkate alarak soruyor her şeyi. Ama soruyorlar.

Sayın bakan sıkıntıya giriyor, genel ilkeleri hatırlatıyor, yeni düzenlemelere işaret ediyor ama orada bir eksiklik var, bunu herkes görüyor: İçselleştirilmemiş metinlerle hukuk disiplini tesis edilmez.

Zihniyet deniyor buna. Ahlak deniyor.

Sayın Bakanın sancılarını anladığımı sanıyorum. Türkiyede siyasetin böyle işlediğini de biliyorum. Ama gençler var ya şu gençler, “Etik - Ahlak” meselesine böyle bakmıyorlar, emin olun.

Şimdi de Levent Gültekin

Levent bir yol tutturdu. Keskin muhalif. Kılıcının her yanı kesiyor. İktidara, muhalefete, Sağa Sola, İslamcıya Milliyetçiye… Herkese söyleyeceği bir sözü var. Doğruları var, benim doğru bulmadıklarım var, bazen üslup olarak şık bulmadıklarım var.

Ama hepsi söz ve yazı boyutunda.

Ona saldırıldı. Bir güruh tarafından. Güruh olarak geliyor bu tür saldırıların elemanları. Kimbilir belki de güruh olarak gönderiliyorlar. Cana kasıt.

Geçmiş olsun Levent’e. O böyle şeylerle yılacak adam değil.

Siz de “Şimdi bakalım polis ve yargı ne yapacak?” diye soruyor olmalısınız.

Benden bir örnek: Bahçeli’nin danışmanı Yıldıray Çiçek benim hakkımda “MHP’ye bulaşma… Ülkücüler daha kendilerine ettiğin hakaretleri, attığın iftiraları unutmadı… Sakalını teker teker yolarlar bizden söylemesi…” diye yazmıştı. Dava açtım, savcı üç gün içinde takipsizlik kararı verdi. Bu “normal eleştiri” idi savcıya göre. Diğer gazetecilere, siyasetçilere saldıranlara ne oldu?

Doğu Perinçek’in “Türkiye’de hukuk altın dönemini yaşıyor” dediği bir dönem yaşanıyorsa, meseleyi oradan okumak lazım bence.