• 4.02.2021 00:00
  • (324)

 Bir yanda iktidarın sorun çözme yöntemi olarak devreye soktuğu Boğaziçi görüntüleri, bir yanda yeni anayasa hamlesi.

Bir yanda kılına dokundurmayız yaklaşımıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi üzerine kapanma, diğer yanda demokrasiyi geliştirme vaadi.

Bir yanda MHP ve MHP’lileşme sürecinde hızla yol alan Ak Parti, diğer yanda demokratik Anayasa söylemi.

Bir yanda Meclis’te üçüncü sırada bulunan HDP’ye yönelik şeytanlaştırma, diğer yanda yine Mecliste HDP’siz olmayacağı çok açık olan yeni Anayasa müzakereleri…

Şaka gibi değilse, perhiz ve lahana turşusu hikayesi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Bakanlar Kurulu toplantısından sonra “Belki de şimdi Türkiye’nin yeni bir anayasayı tartışma vakti gelmiştir” diyerek gerçek manada sürpriz yaptı. Bu sözleri duyan herkes “Aaaa, nerden çıktı bu şimdi?” gibi hayret ifadesi sergiledi. Herkes bizzat iktidar dilinin ortaya çıkardığı derin yargı problemleri içinde yargı reformunun nasıl yapılacağını merak ederken, “O yetmez, bakın biz anayasayı bile değiştiririz” modunda bir çıkış hayret uyandırmaz mı?

Sorun Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin taa kendisiydi. Sorun denge ve denetlemeden yoksun, başına buyruk bir nitelik kazanan, nereden bakılsa “Tek Adam yönetimi” haline gelen yapının nasıl demokratikleşeceği iken, ona asla ve kat’a dokunulmayacağından yola çıkılarak yapılacak bir anayasa değişikliği ile hangi demokrasiye varılacaktı?

İlginç bir durum var: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri birkaç cümleden ibaret. Orada “Ortağımızla birlikte” notu da mevcut.

Ancak Anayasa Değişikliği üzerine MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli öyle geniş bir açıklama yaptı ki, şahsen ben, “Bu işin esas sahibi MHP ve Bahçeli” demekten kendimi alamadım. Kısa bir geçmişe seyahat yaparsak, Erdoğan’ı (Ak Parti’yi) “Madem fiilen başkanlık sistemi uyguluyorsunuz, hadi gelin bunu yasal hale getirelim diyen de Bahçeli idi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni belki Ak Parti grubundan daha net ve sert ifadelerle sahiplenen kim diye bakarsanız orada da Bahçeli’yi görürsünüz.

“Peki neden böyle?” sorusunun cevabı, “Çünkü bu sistem çerçevesinde yapılıp edilenler ve ortaya çıkan yönetim görüntüsü, MHP üslubundan farklı değil” demekten başka çıkış yolu yok. Hatta daha ötesini Doğu Perinçek söyleyip duruyor ve Ak partiden bir Allah’ın kulu da çıkıp, “Perinçek sahiplenmesi” karşısında tek kelime etmiyor. MHP imzası ne ki, iş Perinçek’in “Vatan anlayışı”na kadar uzanmış. MHP ile Perinçek yarışıyor, ikisinin de gölgesi AK Parti’nin üzerine düşüyor.

Bu ortamda Anayasayı demokratik hale getirmek! Hiç gülecek hali yok ülkenin oysa.

Şu Boğaziçi’ndeki iş tutma tarzına bakın. İş Cumhurbaşkanı’nın rektör atama yetkisinden başlıyor. Önce onu ispat etmek lazım. Yetki var mı var. Hani Ak Parti’nin Urfa için devreye soktuğu “ceketimizi koysak kazanırız” tavrı vardı ya o misal, “Biz istersek oraya her türlü adamı rektör yaparız” yaklaşımı… Mesele “Yetki”yi icra ısrarına gelince polis de devreye girer, başka şeyler de…

Hani Gezide provokasyon vardı. FETÖ - METÖ devreye girmişti de, gençlerin çadırları yakılmıştı da ondan sonra iş çığırından çıkmıştı. Şimdi göz göre gelen bu Kabe provokasyonuna ne demeli? Bütün Boğaziçi meselesi geldi LGBT’ye mi dayandı? Şimdi Boğaziçi’nde LGBT’yi yok edince Türkiye’nin LGBT problemi halledilmiş mi olacak?

Boğaziçili “Müslüman Öğrenciler Grubu” hazırladıkları bir video ile bir yandan “Bu eserin değerlerime aykırı olduğunu düşünüyorum. Bunu okul ortamında dile getirdim.” diyor, bir yandan da “Öğrencilerin kimlikleri üzerinden şeytanlaştırılmasını ve tutuklanmasını kabul etmiyorum” tavrını ortaya koyuyor. Bu Boğaziçi dengesi. Devreye polis copunu soktuğunuz zaman, Boğaziçi’ni boğarsınız ve elinizde şu yerlerde sürüklenen başörtülü öğrenci görüntüleri kalır. Ne yapıyorsunuz siz?

Bir gençlik probleminiz var mı, evet var. LGBT de onunla ilgili, deist – ateist gençlik de. Ya da eğitim kalitesi düşük üniversite mezunu işsiz gençlik de.

Çare aranır mı, aranır. Eğitim sistemine çare aranır. Gençlik politikasına çare aranır. Aile sorununa çare aranır. Bir türlü başarılamayan “kültür meselesi”ne çare aranır.

Ama copla değil. Kendi ülkenizin dünyaca en tanınmış üniversitesini fethetme mantığı ile değil. Hele bunu, öğrencileri saçlarından sürükleyerek yapacağınızı düşünerek değil.

Ben “O Kabe resmini hangi provokatörün o hale getirdiğini bir gün çözeceğiz” diyorum, ama şu görüntülerin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin göstergesi olarak hafızalara kaydedileceğini de not etmek istiyorum.

Bu ortaklarla Anayasayı demokratikleştirmek mi? Hadi canım sen de!