• 2.02.2021 00:00

 Ahmet Cevdet Paşa’nın Mecelle’den nakledilen sözünü oradan aldım:

Hakim hakîm (bilge), fehîm (zeki ve anlayışlı), müstakîm (doğruluktan şaşmayan), emîn (güvenilir), mekîn (ağırbaşlı) ve metîn (sağlam ve dayanıklı) olmalıdır.” (s.167)

Ebu Mansur es- Sealibî’nin şu sözünü de oradan aldım:

Kadı helal ve haramın bütün şubelerini iyi bilmelidir. Düzgün ve tutarlı konuşmalı, kapısını herkese açmalı, perdeyi kaldırmalıdır. Umumun karşısında muhakeme yapmalı, hasımlar arasında adaleti gözetmelidir. Heybetli durmasına rağmen tevazuu elden bırakmamalı, acizlik derecesine düşmeden merhameti korumalıdır. Cebi tertemiz olmalı (rüşvet almamalı), alnı lekesiz (onurlu), sırtı kambursuz (geçmişi temi), donu ise kirsiz (zina yapmamış) olmalıdır. Sahipsiz kimselerin davasına bakarken hakkı gözetmeli, yetimin malına el sürmemelidir. Vakıfların toplum yararına açtıkları hayır kurumlarıyla (hastane, yol, köprü, medrese, hamam) ilgili davalarında titizliği elden bırakmamalıdır.” (s. 167)

Şu tespitleri oradan aldım:

Olağandışı veya hukuka aykırı soruşturma ve yargılamalarda görev alan mutemet hakim ve savcılar tarafından verilen kararlar hiçbir ülkede toplumu birleştirememiş, beklenenin aksine ardından dramatik ve sürekli düşmanlıklar yaratmıştır.” (s.7)

Şu tespitleri oradan aldım:

İdarenin işleyişinde kusurlar bulunabilir ancak bir memlekette “adalet kudretini ve haysiyetini kaybederse” sosyal bağlar kopar ve ardından kargaşa ile devletin sonu gelir. Ünlü İtalyan hukukçusu Carrara’nın ifadesiyle bütün mesele “insanlar insanları cezalandırıyor değil, insanları adalet cezalandırıyor” inancını verebildiğimiz ölçüde toplumsal barışı sağlayabiliriz.” (s.7)

Şu tespiti de oradan aldım:

Nitelikli hukuk eğitimi olmadan nitelikli bir hukukçu, nitelikli hukukçu olmadan nitelikli bir yargı, nitelikli bir yargı olmadan da beklenen adalet gerçekleşmeyeceği gerçeği ile bu kitap kaleme alınmıştır.” (s.7)

Bir kitaptan aldım yukardaki ifadeleri. Dr. Ramazan Arıtürkün yeni çıkan “Fakülteden Adliyeye YARGININ YENİDEN YAPILANMASI” (*) isimli kitabından… Arıtürk bir avukat ve akademisyen. Türkiye’nin Koçi Bey Risalesi’nden, Asafname’den bu yana 400 küsur yıllık dönemde bilmem kaçıncı kez adalette reformu aradığı bugünler için epeyce emek verilmiş bir araştırma bu kitap.

Evet, Hukuk eğitiminden başlıyor, bütün temel yargı kurumlarının tarihini, farklı ülkelerdeki uygulamalarını, ülkemizdeki sorunları ve çözüm önerilerini ortaya koymaya çalışıyor. “Adalet Bakanlığının yeniden yapılandırılması”na varıncaya kadar iddialı başlıklar içeriyor kitap. (s. 339 vd.)

En önemlisi ilk paragraflardaki referanslardan da görüleceği gibi mesele adaletin ikamesi ise “Bu işin çözümü bizde var” demek istiyor.

Belki de gerçekten iş, hukukçuda bitiyor. Yargılamayı yapacak olan ve son sözü söyleyecek olan o. Adaleti o inşa edecekse ya da adalet onun üzerine inşa edilecekse onun sağlam olması gerekiyor. Onun sağlam olması için ise, eğitimin ilk basamaklarından sorumluluğu üstlendiği anın kararına kadar bir tür iç seleksiyondan, süzülmeden geçmesi gerekiyor.

Dr. Arıtürk kıdemli bir avukat. Dolayısıyla Adliyeleri, orada sorumluluk üstelenen bütün kişilikleri, yargı sisteminin bütün kademelerini yaşayarak biliyor. Önerileri hem uygulamanın içinden hem akademik çalışmaların imbiğinden süzülerek şekillenmiş.

Çağdaş dünyada yeni bir hukuk eğitimine olan ihtiyacı, zihniyet ve metot değişikliği zaruretini anlatmış uzun uzun, Batı’daki eğitimden de örnekler vererek. Şu tespit oradan: “Avrupa’daki hukuk eğitiminin önceliği taraflar arasında ihtilafları önlemeye yönelik iletişim becerilerine sahip, esnek ve geniş düşünebilen, aksiyon alabilen hukukçuların yetiştirilmesidir.” (s.127) Hukukçu kalitesinin uluslararası ölçekte ülke için nasıl bir katma değer üreteceğini anlatmış.

Dr. Arıtürk’ün kitabının en orijinal önerilerinden birisi “Adalet Şurası” adı altında bir yapının tesis edilmesi. “Adalet politikasının yol haritasını çıkaracak çatı bir yapı” olarak tanımlıyor Adalet Şurası’nı ve şunu ekliyor:

Türkiye’de adalet hizmetlerinin yürütülmesinde meydana gelen sorunları ve eksiklikleri sistemli ve programlı olarak ele alan, bunların çözümüne ilişkin yol haritası üretip kamu ile paylaşacak bir kuruma ihtiyaç vardır.” (s.360)

Adalet, Türkiye’nin en temel sancı alanı. O alanda bir reform ihtiyacının bulunduğu, artık devletin ana itiraf alanlarından birisi. Artık dünyada birileri “Adalet var mı yok mu? ” diye denetlemeye gelmesin ülkemizi, ya da dünya ülkeleri arasında “En alttan bilmem kaçıncı” diye sıralamasın, bütün dünya “Türkiye’de adalet var” diye konuşsun ülkemizden bahsederken…

(*) Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, Ankara 2021.