• 7.01.2021 00:00

 Birçok ortamda, Cumhurbaşkanının toplumla ilişkilerini değerlendirirken “Cumhurbaşkanı, mesela Boğaziçi Üniversitesi kantinine gidip öğrencilerle bir çay sohbeti yapıncaya kadar sağlıklı bir iletişim zemini gerçekleşmiş sayılmaz” demişimdir.

Cumhurbaşkanı, 1918’in 3 Ocak’ında Boğaziçi Üniversitesine gitti, ama öğretim üyelerine ama kürsüden hitap etti ve şunları söyledi: “Boğaziçi Üniversitesi ülke ve milletin değerlerine yaslanamadığı için uluslarası alanda beklediği yere gelememiştir. Belli bir fikrin savunucusu olanlara kapıyı aç, belli bir fikrin savunucusu değilse ona kapıyı kapa. Bu mu özgürlük?”

Bu sözler üzerine yine kendisinin atadığı rektör Prof Dr. Mehmet Özkan bir tweet attı. Tweette, ‘2018 U.S. News and World Report’un sıralamasında, Boğaziçi Üniversitesi dünyada 190’ıncı, Türkiye’deki üniversiteler arasında ise birinci sırada yer alıyordu.

Manzara şuydu:

Ülkenin Cumhurbaşkanı olarak dünyada 190’ıncı, Türkiye’de birinci vasıfta bir üniversiteyi “ülke ve milletin değerlerine yaslanmamak”la suçluyor, “uluslararası alanda beklediği yere gelemediği”ni iddia ediyordunuz. Sonra diğer suçlamalar.

Neydi bu farkın sebebi? Demek ki, üniversiteyi dünyada 190’ıncı, Türkiye’de birinci yapan kriterleri görmezden geliyordunuz. İlginç olan şu ki, bu üniversite Türkiye’de ilk sıradaydı. O zaman Boğaziçi’nin dışındaki üniversitelere nasıl baktığınız önem arz ediyordu? Acaba “ideal üniversite”niz neydi? Hangisiydi? Var mıydı?

Sayın Cumhurbaşkanı’nın 18 yıllık iktidar süresinde “Eğitim ve Kültür”de yeterli başarı gösterilemediğine dair hadi “İtiraf” demeyeyim, ifadeleri malumdur. Bu iki alandaki başarının iktidarın hangi on yılında gerçekleşeceğine dair bir işareti gören de yoktur. Çünkü zor iştir. Eğitimi ve kültürü tırmandırmak zor iştir. Kararname ile olacak iş değildir. Siyaseti domine ederek elde edilecek sonuç da değildir. İnsana yatırım denen bir şey vardır ve biz siyasi cedelleşmeler içinde o yatırımı pek aklımıza getiremiyoruz.

En kolay iş, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği “hukuk düzeni”nde, yetkilere sımsıkı tutunarak tayinler, aziller yapmaktır.

Boğaziçi Üniversitesi’ne, Ak Parti’nin siyasi mecrasında yol almış bir kişiyi rektör atamanın oluşturacağı tepkileri görebilecek bir siyasi hassasiyetin bulunmadığını düşünmek mümkün değil. Öyleyse her türlü tepki göze alınmıştır. Boğaziçi bir ukde ise içimizde, rektör ataması bir kritere dayanıyorsa, Boğaziçi’ni “Bizim!” kriterlerimize getirmek hedefse, Melih Bulu’nun bunu yapacağına inanılmış olmalıdır.

Olur mu? Nasıl olacağı garip bir sembolizmle kapısına “Kelepçe” evet “Kelepçe” vurularak ortaya konmuştur. Şehir Üniversitesi’nin kapısına da “Kilit” evet “Kilit” vurularak hukuk ve demokrasi reformu yapılmıştır nitekim. Ak Parti’nin eğitim ve kültür alanındaki performansına bunlar da yazılmıştır. Hayırlı uğurlu olsun!

“TAKDİRE ŞAYAN” İLİŞKİLER!!

Riyad ile Doha barıştı. Yani Suudi Arabistan’la Katar. Barıştıran Amerika, zoom yaparak bakarsak orada Trump’ın Yahudi asıllı damadı Kushner’i görüyoruz. Bir yandan Körfez – Suud’a yönelik diplomatik trafiğin içinde Amerika ile elele yürüyen İsrail var.

Bunların tamamı bizim için anlamlı. Buralar İslam ülkesi, Katar Türkiye’nin o coğrafyada nerede ise tek paydaşı ve adım adım başka ilişkiler örülüyor. Diplomasi böyle bir şey işte. Elin adamı sizin hinterlandınıza girer ve iş bitirir. Bizim Dışişleri “Başta Kuveyt olmak üzere yürüttükleri arabuluculuk faaliyetleriyle uluslararası aktörlerin çabaları takdire şayan” değerlendirmesinde bulunmuş. Takdire şayan! Neresi takdire şayan acaba?

CİDDİ CİDDİ KUŞKU MU VAR, YOKSA?

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Hürriyet’ten Ahmet Hakan’a verdiği mülakatta 4 ocak 2021) şunu söylüyor: “15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra ordudan uzaklaştırılanlar oldu. Generallerin yüzde 50’si, kurmay subayların yüzde 73’ü görevden uzaklaştırıldı.”

Rakamlara bakın. Generallerin yüzde 50’si, kurmay subayların yüzde 73’ü. Hulusi Akar, 15 Temmuz’a gelirken son genelkurmay başkanı idi. Ben çok merak ediyorum, ordunun generallerinin yüzde 50’si, kurmay subaylarının yüzde 73’ü (ki halen operasyonlar sürüyor ve yeni gözaltılar oluyor) bir örgüt tarafından alıp götürülürken genelkurmay başkanları nerede imiş?

Hulusi Akar şu anda Milli Savunma Bakanı. Onun imzasıyla bir açıklama yapıldı. Açıklamada “TSK’nın Anayasa çerçevesinde, Yasalar ve Sn. Cumhurbaşkanımızın direktifleri doğrultusunda, Sıralı amir ve komutanların emir ve komutasında, ülkenin ve milletin güvenlik ve bekasını hedef alanlara ve her kim olursa olsun millet iradesini hiçe sayarak anti-demokratik arayış içinde olanlara karşı mücadelesini azimle sürdürmekte kararlı” olduğu vurgulanıyor.  

Belli ki bu açıklamaya, İlker Başbuğ ve Can Ataklı’nın, içinde “darbe” geçen son konuşmaları sebebiyle gerek görülmüş. İktidar cenahından sert tepkiler geldi o konuşmalara.

Merak uyandıran konu şu bence: İktidar gerçekten, bir darbe askersiz olmayacağına göre ve TSK’da onca temizlik yapıldıktan sonra bile bir darbe ihtimalini gerçekten ciddiye mi alıyor, yoksa, birçok alandaki yıpranmaya karşılık bu konuyu bir hamle zemini olarak mı görüyor. Tıpkı Fikri Sağlar’ın densizce bir konuşmayla açtığı kapıya yüklemek gibi.