• 6.09.2020 00:00

 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Robert Spano’nun Türkiye’ye gelmesi, yoğun yargı problemlerinin yaşandığı ve bunun bir boyutunun AİHM’e de yansıdığı bir süreçte hiç şüphesiz önemli bir olaydır.

Olayın iki boyutunun öne çıkması kaçınılmazdı, nitekim öyle oldu:

1. Türkiye yargı sorunları yaşıyor, yargı süreci sona erdiği ya da tıkandığı için pek çok konu AİHM’e gidiyor, bunlar hakkında AİHM karar verecek ve Başkan Spano da yargılayıcı konumda. Böyle bir ziyaret başvurucularda kuşku doğurmaz mı? 

2. Spano’yu Adalet Bakanlığı davet etti, Spano AİHM Başkanı ve AİHM’e esas teşkil eden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kriterleri açısından Türkiye’deki yargı kararları yoğun biçimde eleştiri konusu oluyor. Başkan’ın Türkiye’de vereceği mesajlar tartışmalara yol açmaz mı?

Birinci boyut, iç yargıda problem yaşayan ve AİHM’i bir umut kapısı olarak görenler tarafından dile getirildi. İkinci boyut ise, Spano’yu davet eden Adalet Bakanı Gül için problem olabilirdi. 

Bu durumda öncelikle kendisini iç yargıda “mağdur” hissedenler Spano’nun mesajlarına bakacaktı, ikinci olarak da Adalet Bakanı söylenenleri hassasiyetle takip edecekti. 

Adalet Bakanı Gül’ün AİHM Başkanı’nı daveti ile ilgili olarak şöyle bir şey düşünülebilir mi?

Sayın Gül, yargı sistemine ilişkin birçok şey yaptı. Etik değerler, yargı reformu stratejisi…. problemleri gören ve kimi kriterleri getiren adımlardı. Problemleri bildiği, doğru yerde durmaya çalıştığı söylenebilir. Ama işleyen ve yanlış işlediği görülen şeyler de var. Bunların önemli bir kısmı “İktidar”dan kaynaklanıyor ve onları düzeltmek de sayın Gül’ü zorluyor. “Bunları Ankara bir de AİHM Başkanı’ndan duysun” gibi bir düşünce etkilemiş olabilir mi sayın Bakanı?    

Başkan Spano, Ankara’da bir miktar mağdurların beklentisine uygun, daha çok İktidarı uyaran mesajlar verdi. Mesajların bir kısmı şöyleydi: 

“-İktidardaki kişiler mahkemeleri kontrol edemez. Kanunlar sadece halka değil, aynı zamanda gücü elinde bulunduranlara da her an uygulanabilmelidir.”

“-Hukukun üstünlüğü ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) sisteminin kutup yıldızıdır. Bize yol gösteren, ileriye gitmemizi sağlayan parlak yıldız. Hukukun üstünlüğü ilkesi, demokrasi ve insan onuru temel ilkeleriyle birlikte bugünkü hukuki ve ahlaki temeli ortaya koyuyor.”

“-Kişinin düşünce bağımsızlığını koruması ve beslemesi, yaşamını dilediği gibi yönetmesi, toplumsal sorumluluklarını anlaması, mutluluk, başarı ve iç huzuruna kavuşması için ve kişinin yaşadığı toplumun şeffaf, istikrarlı ve öngörülebilir olması, uyuşmazlık çözümünde bağımsız ve tarafsız mekanizmalardan istifade edilebilmesi hukukun üstünlüğü çerçevesinde kavramsal açıdan çok önemlidir.”

“-Toplumda yargının fonksiyonsuz olması, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının esas alınmaması sonucu, topluma yabancı yatırım çekilmesi mümkün olmaz.”

“-İktidardaki kişiler mahkemeleri kontrol edemez. Kanunlar sadece halka değil, aynı zamanda gücü elinde bulunduranlara da her an uygulanabilmelidir. Kanunun üzerinde hiç kimse yoktur.”

“-Devletlerin, mahkemenin otoritesine saygı göstermesi, yargıya duyulan güven ve daha geniş yorumuyla hukukun üstünlüğü için kaçınılmaz ön koşuldur.”

“-Mahkemenin içtihadı çok net şekilde ortaya koymaktadır ki hakimlerin tutukluluğu çok ciddi bir gözetim altındadır. (FETÖ sanığı eski Anayasa Mahkemesi Başkanvekili) Alparslan Altan kararında söylenmiş olduğu gibi 5. madde çerçevesinde tutukluluğun hukuka uygunluğunda üç unsur gözetim altında olacaktır. Birincisi, yargının toplumda önemli bir rolü vardır çünkü adaletin garantörüdür. İkincisi, yargı mensuplarına koruma sağlanması gerekir çünkü ancak böylelikle bağımsız bir şekilde faaliyetlerini yerine getirebilirler. Üçüncü olarak da yargının, demokratik toplumda diğer erkler arasında önemli bir rolü vardır. Bu noktada erkler ayrılığı ve yargı bağımsızlığını sağlayabilmek için mahkemenin yargı mensuplarını korunmasına özellikle dikkat etmesi gerekir.”

“-Bu noktada, son kararlarda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) kullanılan ifadeler, yüksek mahkemelerimiz arasındaki bu diyaloğa çok fazla uymuyor. Bu tartışılması gereken bir konu ve adli diyalog çerçevesinde bunu tartışacağımızı ifade etmek istiyorum.” 

Alıntıladığımız paragraflarda Ankara’da her çevre için altı çizilecek pek çok husus bulunduğu açık. 

Ayrıca Adalet Bakanı’nın AİHM Başkanı’nı Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Açılış Töreni’ne konuşmacı olarak davet etmesi, birinci ağızdan hakim ve savcılara AİHM bakışını sunma anlamı taşıyor. Bunun dünyada yargı notu tartışılan Türkiye için bir PR hamlesi olarak da okunması mümkün. Ama “Bizi AİHM bağlıyor, savcılar ve hakimler karar verirken AİHM kıstaslarını dikkate alsın” gibi bir mesaj içerdiği de açık.  

Spano gitti, şimdi geride iki soru kaldı: 

Acaba Spano’nun gelişi Ankara için PR oldu mu? 

Acaba Spano’nun mesajları Ankara için uyarı değeri taşıdı mı?