• 23.08.2020 00:00

 Ben zaman zaman anlatırım:

Amerika’da yaşlı bir adam uçan balon satıyor. Elindeki sırığa bağlanmış rengarenk balonlar var. Çocuklar geliyor, parayı uzatıyor, baloncu sırıktan bir balonu koparıp ellerine veriyor, çocuklar da onları göğe bırakıyor, balonlar yükselirken keyifle onları seyrediyorlar. Sırıkta bir siyah balon kalıyor, orada da siyah renkli bir çocuk bekliyor. Çocuk balona bakıyor, baloncu çocuğa. Belli ki parası yok çocuğun. Baloncu siyah balonu koparıp çocuğa uzatıyor, çocuk balonu alıp gök yüzüne bırakıyor. Balon yükselmeye başlıyor. Baloncu, çocuğa dönüp;

-Bak evladım, diyor, balon dışındaki renkle değil, içindeki enerji ile yükselir. 

Türkiye, iki gündür haklı bir sevinci yaşıyor. Karadeniz’de doğal gaz bulduk. Enerjiyi büyük çoğunlukla ithal ediyorduk, ülkenin kazandığı dövizin büyük kısmı oraya akıyordu, dış açık veriyorduk, bu, ekonominin ana sancısıydı, dışa bağımlılık kaleminin en önemli kısmıydı, şimdi 2023’te devreye girecek de olsa, en azından enerjide dışa bağımlılığın önünü kesecek bir büyük hamle yapılmış oluyor. 

Hakkıyla müjdedir. Emeği geçen herkes tebrike layıktır. Memleket olarak sevinmek hakkımızdır. 

Doğal gaz keşfi ile ilgili “İç enerji” vurgum , sadece bulunan şeyin gerçekten enerji ile ilgili olmasından dolayı değildir. Doğal gaz da Türkiye’nin “iç potansiyelleri”nden birisinin daha ortaya çıkmasını işaret ediyor, onu anlatmak istiyorum ve “Türkiye asıl böyle yükselecek” demek istiyorum. 

Hatırlarsak ben bunu bir kere de “Yerli otomobil” hamlesi sırasında zikrettim. Orada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sessiz ve derinden” vurgusu vardı. “Sessiz ve derinden çalıştık, yerli otomobil hamlesini başlatacak noktaya geldik” gibi konuşmuştu. İnsana yatırım vardı, bilime yatırım vardı, organizasyon vardı, hepsi iç enerjiyi yansıtıyordu, 

İşte şimdi, bir karar verilmişti. Enerji açığımızı kendi topraklarımızdan karşılayabilir miydik, şu toprağın altına bir kere daha baksaydık, şu denizlerimize bir kere daha baksaydık, kendi gözlerimizle, kendi bilimsel birikimimizle baksaydık, acaba orada başkalarının görmediği, belki görüp göstermediği şeyler bulunabilir miydi? 

Evet, bulundu. Nasıl? Kendi insanınızın bilim gücü ve heyecanıyla…

Ama önce o insana yatırım yapmış olmalıydık. 

Türkiye savunma sanayii alanında kendi iç enerjisi ile tırmanıyor. 

Tarımı da öyle kalkındıracak. Eğer oraya bilimi ve insanı taşırsanız, topraklarınızdan bereket fışkıracak. 

Belki hepsinin temeline eğitimi koymanız gerekiyor, ki henüz onu gerçek anlamıyla sağlayabilmiş değiliz. Un var, su var, tuz var, Avrupa’daki birçok ülkenin nüfusundan daha büyük gençlik potansiyelimiz var, ama henüz hamuru gerçek boyutlarıyla yapabiliyor değiliz. 

Türkiye, içerde enerji boşalmasına yol açan sosyal sorunlarını çözme meselesini de bu çerçevede ele almalıdır. 

Ak Parti yola çıkarken böyle bir şey yapmıştı. Devlet, vatandaşıyla sorunluydu. Vatandaşı birbiriyle sorunluydu. Devlet, dindar toplum kesimleriyle, Kürtlerle, Alevilerle, gayrı Müslimlerle, solcularla, sağcılarla sorunluydu. Onun için siyaset sorunluydu. Demokrasiyi bir türlü yapamıyorduk. Bir Başbakan (Demirel) Türkiye’de siyaseti rodeo yapmaya benzetmişti, Devlet ikide bir sırtındaki biniciyi yere atıyordu. Vatandaşın seçtikleri bir türlü at üzerinde duramıyordu. Askerin kimyası sıkıntılıydı. Ak Parti Devletin farklı toplum kesimleriyle ilişkisini normalleştirme adımları attı. Dindar toplum kesimleriyle, Kürtlerle, Alevilerle, gayrı Müslimlerle ilişkilerin normalleşmesinin yolunu aradı. AB ile ilişkiler çerçevesinde sistem restorasyonu yapmaya çalıştı. Bu bir “İç enerji tahkimi” idi. 

“Komşularla sıfır sorun” iç enerjinin korunması için büyük bir hamle idi. 

Sonra olanlar…

Birçok başlık sayılabilir ama, görülmesi gereken şu: Biraz o ilk insicamın dağıldığı zamanlar geldi. Kontrol dışı gelişen dış ilişkiler, AB’nin Kıbrıs konusunda yaptığı ve benim “kalleşlik” dediğim şeyin uzantıları, Amerika’nın Arap Baharı konusunda takındığı tavır ve Kürt meselesini torpillemesi, Türkiye’yi içerde de sancılı bir döneme itti. Gezi olayları, 15 Temmuz, iktidarla içiçe geçen bir cemaat yapılanmasının çılgınca bir arkadan vurma işine girişmesi…. İktidar kadrolarını sarstı. İç sancı derinleşti. Halen o süreç devam ediyor.

Ama hiçbir şey, “iç enerji” ile yükselişe mani olamıyor. Silikon vadisi oluşturursanız, oradan yükselirsiniz. Savunma sanayiine yatırım yaparsanız SİHALarınız, İHA’larınız, denizaltılarınız, savaş gemileriniz olur, temel bilimlere yatırım yaparsanız aşıyı da bulursunuz, tıpta yeni çığırlar da açarsınız… Ziraat mühendislerinizi toprağınıza yöneltebilirseniz, oradan bereket fışkırtır, dünyayı beslersiniz. Siz yıldızlaşırsanız herkes size bakar, yön bulur. Eksen olmak böyle bir şey olmalı. 

İç enerji olmadan yükselmek mümkün değil.

İçerdeki sancılı alanlara bir kere daha bakmak lazım onun için.