• 16.06.2020 00:00

  Hükümetin her işi Tayyip Erdoğan’dan soruluyor. İcranın başı o çünkü. Her şey onun imzası ile oluyor. 

Ak Partinin her işi de nihayetinde varıp Tayyip Erdoğan’da bitiyor. Ak Parti Genel Başkanı da o çünkü ve bu konuda çok hassas olduğu biliniyor. 

Buna bir de Ak Parti’deki ve Hükümetteki herkesin, kendisini hep bir adım geride tutup, her işi Tayyip Erdoğan’la ilişkilendirmeyi gelenek haline getirdiğini ilave ederseniz, hükümet ve parti etrafında dönen her şeyin bir “Erdoğan kolajı” oluşturduğunu görebilirsiniz. 

Aslında bu kurgu, Erdoğan efsanesini (Erdoğan miti ifadesini tercih etmedim) besleme niyeti taşıyor olabilir. Ne de olsa Ak Parti’nin halktaki karşılığının Erdoğan Efsanesi üzerinden oluştuğu gibi bir ön kabul söz konusu. 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de aslında Tayyip Erdoğan’nın merkezde olduğu bir siyasi hesaba göre kurgulanmıştı. Yani o meydanlarda olacak, o kazanacak vs. 

Bir ara Konda Araştırma Şirketinin genel müdürü Bekir Ağırdır, Ak Parti’nin Erdoğan’ı hep “iyi rollerde göstermek istediği” gibi bir tespiti paylaşmıştı kamuoyu ile. 

Ancak bütün bu işlerde her şeyin iyi renkler ürettiğini – üretebileceğini söylemek kolay değil elbette. Dolayısıyla renklerin karışması, bulanması ve bazen ortaya hiç de iyi görüntüler çıkmaması söz konusu. 

Çünkü o renkleri kontrol etme imkânı yok. Lider’in kendisi renk taşıdığı gibi, binlerce milyonlarca aktör renk taşıyor aynı kolaja. 

Diyelim, Emre Can Ayvalı’nın CNN Türk ekranlarındaki sözleri. Üslubu, sözlerin içeriği, varıp Erdoğan’la ilişkilenmiyor mu? Getirilmiş Ak Parti’nin medya ve tanıtım işinin içine sokulmuş. Damardan “FETÖ ile kolkola girdik” diyor. Şu andaki durumu değil, bir dünya suçun işlendiği zamanı getirip ortaya koyuyor.

Şu yeşil noktalı “milli hesaplar”dan işlenen çirkinlikler mesela. Başak Demirtaş’a yönelik rezil saldırılara Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün, Ak Parti Grupbaşkanvekilleri Naci Bostancı ve Özlem Zengin’in hakaretin mürekkebi kurumadan isyan etmelerinin ardında -insani refleks yanında- bu çamurun Ak Parti üzerine sıçrama kaygısından başka ne olabilir. 

-Medya ve Ak Parti ilişkilerinin kolaja iç açıcı renkler taşıdığı söylenebilir mi? Sadece medya üzerindeki olağanüstü güç birikimi Ak Parti’ye iyilik mi getiriyor kötülük mü, sorusu sorulsa verilecek cevap nedir?

-Ak Parti’nin hakim olduğu bir medya yapısı ve ekrana çıkarılan aktörlerin bile bir yerlerde sıralandığı iddiaları varıp sonunda “Erdoğan’ın gücü” ile irtibatlanmıyor mu? Atılan manşetler, akla ziyan köşe yazıları bir yerlerde birikip faturası Erdoğan’a çıkmıyor mu? Perinçek’in ekranlarda gördüğü itibarı halk nasıl anlıyor acaba? 

Ya o bilmem kaç tv kanalında günde bilmem kaçıncı defa sunulan, pandemi arası siyasi polemiklerin Erdoğan’dan boşalınca parti sözcüleri tarafından devam ettirilmesi çok mu prim kazandırıyor?

“Erdoğansız Bülent Turan, Çanakkale’de bir hiçtir. Erdoğan’la yürürsek kıymetimiz var. Bizim vekillerimizin hepsi de aynı kanaatte” diyen kişi, ya da  “Ak Parti Tayyip Erdoğan’ın partisi” diyen kişi… lideri parlattığını zannederken nasıl bir renk taşımıştır Erdoğan profiline? 
Bankaların yönetim kurullarına tayin edilen alan dışı isimler… Bu kararın altındaki imzayı çok mu sevimli gösteriyor? 
İletişim Başkanlığı’nın sık sık kamuoyuna yansıyan düzeltmeleri, yalanlamaları, açıklamaları bir sıkıntıyı yansıtmıyor mu? 
Pandemi ile ilgili yasaklar şunlar bunlar oralarda bir yerde bir karmaşa yaşandığını göstermiyor mu? Sağlık Bakanı ile ilgili kıyaslamalar bir şeylerin işareti değil mi? 

Başlı başına yüzde 50 artı bir hesabı, yüzde yüzde 50 eksi bir’i karşı cenaha itme gibi bir dehşet dengesinde yol alma anlamına gelmiyor mu aynı zamanda? Bir hatta en çok seçilme yığınağı yapılıyorsa, öteki cenahta da en çok nefret edilme yığınağı yapılıyor olması çok mu makul bir yaklaşım? 
Tayyip Erdoğan’ın oy oranının mesela yüzde 39 gözükmesi ortaya toplum nezdinde çok benimsenir bir profil – kolaj çıkmadığının işareti değil mi?
Bundan sonra ne yapılabilir bilmem, herkes “Lider kültü” inşa etmek için seferber olmuşken ve taşınan renklerin sorun oluşturmaya başladığı gözlemlenirken, şimdi bu çoklu harekât nasıl denetim altına alınır, bir şey söylemek kolay değil. Ayrıca böyle bir sorun oluştuğunun farkında olan var mı bilinmiyor. 

Ancak şu kesin ki orada “Hiçbir şey olmuyorsa bile bir şeylerin olduğu” muhakkak.