• 5.03.2020 00:00

 Normalde 34 şehidin bedelini ödetmek söz konusu olduğunda Rejim’le Ruslar’ın birlikte hedef olması gerekirdi. (Bahçeli’nin ifade ettiği gibi.) Ama Ankara birçok ortak ilişkiyi dikkate alarak Ruslarla çatışmamayı, öfkesini Rejim’den çıkarmayı tercih etti. Rejimi vurmanın kolaylığı, Ruslar’la çatışmanın zorluğu da değerlendirilmiş olmalı. Ancak Ruslarla ilişkide 34 şehidi tamamen göz ardı etmek de sağlıklı olmayacağı -bunu halka anlatmak mümkün olmayacağı- için, işin o boyutunun farklı bir platformda ele alınması tercih edildi. Bugünkü Moskova masasının bir konusu budur. Herhalde bekliyoruz ki Putin 34 şehit için “Rus günahı”nı en azından bir ölçüde kabul etsin, bu da Türkiye’ye masada bir avantaj sağlasın. 

- 34 şehit, İdlib gerilimiyle bağlantılı olduğu için Erdoğan – Putin görüşmesi kaçınılmaz olarak İdlib’i de gündeme alacak. İdlib İdlib’den ibaret olmadığı, Suriye’nin parçası olduğu için Suriye’nin bütünü de gündeme alınacak. Suriye’nin bütünü gündeme alındığında Rejim ve Esed’in geleceği, Türkiye tarafından savunulan ama Esed’in terörist olarak nitelediği Suriye Milli Ordusu’nun geleceği, herkes tarafından “terörist” olarak nitelenen diğer grupların geleceği, Suriye’nin toprak bütünlüğü herkes tarafından taahhüt edildiği için, bu çerçevede halen Türkiye’nin denetiminde olan Afrin vs’nin ne olacağı, halen Amerika’nın denetiminde olan bölgenin statüsünün Amerika ile görüşmeden halledilip halledilemeyeceği gündeme alınacak. 

- Ankara, Suriye’de Esed’in varlığının yokluğunun belli olmadığı, hiçbir gücünün bulunmadığı, gerçek gücün Rusya’da olduğu yaklaşımıyla, Putin ile Suriye’nin her meselesinin görüşülebileceği gibi bir tavır sergiliyor. Putin acaba Erdoğan ile görüşmesinde “mutlak Suriye hakimi” rolünü mü oynuyor, yoksa Suriye’nin BM tarafından tanınan yönetiminin Esed yönetimi olduğu, dolayısıyla Esed tarafından kabul edilmeyecek bir uzlaşmanın işletilemeyeceği gibi bir rolü mü benimsiyor?

- Bir soru şu: Esed yönetimi gerçekten yüklensen devrilecek içi boşalmış, ancak Rusya’nın desteği ile ayakta duran bir yapı mı, yoksa 9 yıldır ayakta kalabildiğine göre bir direnç gücüne sahip mi? Buna eklenebilecek bir başka soru ise Rusya’nın Türkiye’nin hatırına Esed’i kurban verip vermeyeceğidir. Burada sayın Cumhurbaşkanı’nın Putin’e yönelik “eğer üslerinin ve senin oradaki varlığının sürmesi ise problem yok” sözü, Putin’e Esed sonrası için söz vermek anlamına mı gelmektedir? 

ARA BÖLGE SENDROMU

-Türkiye sınırları açtı ve bir şekilde Türkiye’ye girmiş olan on binlerce insan AB ülkelerine gidebilmek için Yunan – Bulgar sınırlarına yığıldı. Nasıl sayıldıkları çok bilinmemekle birlikte İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, küsuratına kadar verdiği rakamlara bakılırsa sayı 135 bin bilmem kaça ulaştı. Kadınlar, çocuklar, gençler, yaşlılar… Afganlar, Tacikler, İranlılar, (az miktarda) Suriyeliler, Afrika kökenliler… 

-Yüzbinler sınıra yığıldı yığılmasına ama özellikle Yunanistan alarma geçti ve ülkeye hiçbir mülteciyi sokmamak için adeta kara, deniz sınırlarında savaş açtı. Yunanistan’ın bu savaşı en vahşi yöntemlerle yürüttüğünde kuşku yok. Denize dökmek de var, vurup öldürmek de… Yunanistan’la birlikte AB de alarmda. Ankara yolları deyim yerindeyse aşındırılıyor. Telefon hatları yüklü. Türkiye, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sesinden “Çare yok, bu yükten nasibinizi alacaksınız” diyor. 

-Türkiye, yıllardır mülteci yükünü taşıyor. Bunun ekonomik - sosyal her türlü bedelini ödüyor. Bu yükü paylaşmayanlara – özellikle Avrupa’ya- ne dese haklı. Kapıları açmak da bir öfkenin yansıması. 

-Ancak kapıları açmak Türkiye’nin ökesini yansıtsa bile bundan bir fayda elde etmek istiyorsa ona ulaşmasını temin eder mi, işte burada birçok soru-sorun var. Bunlardan birisi, uluslararası camiada “Türkiye’nin mültecileri bahane - şantaj olarak kullandığı” temasının işlenmesi ve karşılık bulması. Bu, Türkiye’nin yıllardır mülteciler için yaptığı fedakarlıkları gölgeleme riskini getiriyor. 

--Diğer bir risk, halen ara bölgede bulunan ve Yunanistan’a – Bulgaristan’a geçme ihtimalleri zayıflayan on binlerce insanın hayat şartlarının dramatik hal almasının ortaya çıkaracağı manzara… Bu insanlar halen Türkiye’de gibi gözüküyorlar ve çoluk – çocuk çok iptidai şartlarda yaşıyorlar. Bu manzara daha dramatik hale gelirse bunun bedelinin de Türkiye’ye yüklenme riski büyük.

- Ne mülteci derdi var ne de diyet ödeme kaygısı. Üstelik Suriye üzerine Suriyelilerden daha çok racon kesebiliyor. Herkes bir bedel ödüyor, o Suriye’nin rantını devşiriyor. Kim o. Tabii ki Putin. Evet, şimdilerde Putin’in keyfine diyecek yok.