• 27.02.2020 00:00
  • (444)

 Konuşsun ve Türkiye ile “stratejik ilişki”yi kurtarsın. Ama o konuşmuyor. Anlaşılan konuşmamak da bir diplomatik dil niteliği taşıyor. 

Onun yerine Kremlin sözcüsü konuşuyor, Dışişleri Bakanı konuşuyor. Bizim en üst seviyeden konuşmalarımızı bile onlar cevaplandırıyor. 

Putin konuşmuyor, hatta yüzü ne düşündüğüne dair bir renk bile vermiyor. 

Sahada konuşan bir Rusya var. En son iki askerimizi şehit etti bu Rusya. Putin o zaman bile konuşmadı. Yani “özür” babında bir tek kelime kullanmadı. 

Hatta Suriye’de olan bitenlerin neresinde olduklarına dair de konuşmuyor. Oysa orada her yerde olduklarını biliyoruz, üstelik bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dilinden ifade de ediyoruz, ama Putin’in sessizliği değişmiyor. 

Türkiye ile Rusya arasındaki sıcaklık Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin’in ilişkileri ile gelişmişti. İki liderin de ülkelerinde sonsuz gücü vardı. Ne söylerlerse olurdu. En azından bizdeki beklenti bu yöndeydi ve “stratejik ilişki” söz konusu olduğunda Suriye küçük mesele sayılmalıydı. Suriye sayılmasa bile İdlib küçük mesele olmalıydı. Hatta biz iki askerimiz Rus uçaklarının bombardımanında şehit düştüğünde bile “Rusya ile karşı karşıya gelecek değiliz” gibi “peşin” bir vazgeçiş de sergiledik. Belki Putin iyi niyetimizi anlar, iyi bir şeyler söylerdi. 

Ama öyle olmadı. 

Bizimle Rusya arasında önemli bir fark var. Cumhurbaşkanı Erdoğan hemen her gün konuştu, konuşuyor. Doğrusu sitemli de konuşuyor. İçeriye karşı konuşuyor ama belli ki dışarda sonuç almak istiyor. Yani Rusya’da… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Amerika’ya, Avrupa’ya yönelik yumuşak – sert sözlerinin bile Rusya – Putin nezdinde karşılık bulmasının beklendiğini de düşünmek mümkün. 

Amerika’ya – Avrupa’ya tavır koymanın da, Amerika ve Avrupa ile ilişkileri ısıtmanın da Rusya’da bir karşılık oluşturması mümkün gibi görünüyor çünkü.  

Ama Putin’den Nuh’u ve Peygamber”i bir araya getirecek söz bir türlü çıkmıyor. 

Niye acaba? 

İlişkilere biz mi çok duygusal yaklaşıyoruz yoksa Putin mi çok katı?

Yoksa Rusya - Suriye  ilişkilerini doğru mu okumuyoruz? Yoksa Putin’in Esed’i kolayca gözden çıkaracağı gibi bir algımız var da bu algı doğru mu değil? Yoksa Putin, nihai planda Esed’in Suriye’de her şeyi kontrol edebileceğine mi inanıyor, yoksa Putin, Amerika’nın da böyle bir sonuçtan rahatsız olmayacağı kanaatinde mi, yoksa Putin, Türkiye’nin politikalarını stratejik değerlendirmelerden yoksun hatta hayalci mi buluyor? Yoksa Putin hem Türkiye ile ilişkileri yürütüp hem de Suriye’de hedeflere adım adım ilerleriz, Türkiye de reel duruma zamanla intibak eder gibi bir hesabın içinde mi? Yoksa Putin, hem Tayyip Erdoğan’a hem de onun Suriye’de birlikte hareket ettiği muhalif gruplara temelden mi karşı ve bu noktada Amerika ile aynı yaklaşımda olduğu kanaatinde mi?

Putin konuşmuyor. 

Bana göre Putin Erdoğan’la konuştuğunda da içinde olanların önemli bir kısmını süzerek konuşuyor. 

Bizde bütün yük, bütün yetki Erdoğan’da. Erdoğan son sözü söylüyor. Son söz söylendiğinde de sonraki gelişmelerde ortaya çıkan farklılıklar Türkiye’nin durduğu yer adına görüntü karmaşasına yol açıyor. 

En hayati soru, Suriye’nin nihai yapısıyla ilgili. Ne olacak Suriye’de? Türkiye hangi Suriye’ye oynuyor ve o Suriye’yi gerçekleştirmek Türkiye’nin tek başına yapabileceği bir şey mi? Şu andaki politikalar gelecekteki Suriye’nin Türkiye’nin çıkarlarına uygun bir yapıya kavuşmasını sağlayabilir mi? “İdlib’de geri adım atarsak sıra şu an kontrol ettiğimiz diğer yerlere gelir, öyleyse orada direnmek lazım” gibi bir söylem var. Bunun anlamı nihai Suriye yapısında bu bölgelerin Türkiye’nin denetiminde olacağı anlamına mı geliyor? Rusya’ ile yaşadığımız Soçi mutabakatı farklılaşması bununla mı ilgili? Suriye’nin toprak bütünlüğüne bizim verdiğimiz anlam ne, Rusya’nın, Amerika’nın ne? Rusya’nın  ve birlikte hareket ettiği Esed’in “mültecilerin geri dönmesi” gibi bir gündemleri var mı? Bu en azından Putin ile herhangi bir ortamda görüşüldü mü? Rusya’nın PYD-YPG konusunda bize yakın bir gündemi var mı? Yoksa onlar o konuyu, müstakbel Suriye yapısı içinde çözmek gibi bir tavrın içinde mi? Soru çok. 

Soru aslında Suriye meselesi dışında da çok. Belli ki büyük oynuyoruz. En azından söylemlerimiz öyle. Sınırlar bizi kesmiyor. Kim bilir belki de o yüzden bölge ile ilgili hesabı bulunan herkesle hesaplaşmak zorunda kalıyoruz. Hesaplaşmak! Eğer görüntü o ise, herkesin gardını aldığı ülke olmak da kaçınılmaz oluyor. Bunu mu istiyoruz? Belki de öncelikle bunun muhasebesini yapmak gerekiyor.