• 30.01.2020 00:00

  Washington’da bir orta oyunu. Amerika’nın başında azil soruşturmalarını aşmaya çalışan bir megaloman. Bunun için bugüne kadar hiçbir Amerikan başkanının yapmaya cesaret edemediği biçimde Amerika’yı İsrail’in kuyruğuna takmış bir vodvilde rol kesiyor. Yanı başında, Trump’ın sözlerinden dolayı ağzı kulaklarına varmış bir İsrail Başbakan’ı; Netanyahu. O da en az Trump kadar soruşturmalarla boğuşuyor. İşte böyle bir vodvilde, Filistin üzerinden, daha doğrusu İslam dünyası üzerinden yaptıkları jestlerle birbirini kurtarmaya çalışıyorlar.

Filistin’i iç etme operasyonu bu: Yüzyılın Anlaşması adı altında yaldızlanmış ve içine kimi Arap ülkelerinin yandaşlığını katmış bir operasyon. Bahreyn’e, Umman’a, Birleşik Arap Emirliklerine “candan!” teşekkürler. Bu vodvilde Trump’la birlikte elleri aynı yaldızlı küre üzerinde birleşen Sisi’nin de katkısı var, Suud Kralının da, Veliahd Prens Muhammed bin Selman’ın da.

Bu canlı yayında tamamen Amerikan-İsrail operasyonu sahneleniyor. ABD Başkanlığı adına Trump ve İsrail adına Netanyahu elele tutuştu mu, İslam coğrafyasının canına okunabileceği gibi bir meydan okumaya tanıklık edilebiliyor.   

Sadece Filistin iç edilmiyor bu vodvilde. Diyor ki Netanyahu: “Bu ikinci bir 1948’dir. O zaman Truman vardı, şimdi Trump” İsrail adeta yeniden kuruluyor Netanyahu’ya göre. Trump da “Ben yaparsam böyle yaparım” diyor. Yaptı nitekim. Önce Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı, ABD Büyükelçiliğini oraya taşıdı, Golan Tepeleri’ni İsrail sınırlarına kattı emri vakilerle. Şimdi de anlaşma ile “Kudüs’ün İsrail’in bölünmez başkent oluşu”nu İslam dünyasına tanıtmak istiyor.  Doğu Kudüs’te Filistin’e ne verilecekse, o da meçhul.

“İslam dünyası artık tanımalı İsrail’i” diyor. “Hamas’ın kellesini verin” diyor.

Bunun “Yeni bir Amerika tavrı” olduğunda kuşku yok. Eskiden de “İsrail’in güvenliği ABD dış politikasının bir numaralı meselesi” idi. Ama bunun böylesine kör gözüm parmağına tarzında Trump-Netanyahu radikalizmi niteliğinde dünyaya sunulması, bir meydan okumadır. Bu İslam dünyasının Filistin konusundaki tepkilerinin hiçe sayıldığının ilanından başka bir şey değildir.

Bu, ya Filistin konusunda İslam dünyasında herhangi bir duyarlılık kalmadığı varsayımının göstergesidir ya da “Bir kaç cılız ses çıksa dahi bu umurumuzda değil” tarzındaki meydan okumanın…

Amerika Ortadoğu’dan çekilmişti hani…

Ya bu ne?

İsrail burada ise Amerika da buradadır. Hem de en fütursuz bir meydan okuma diliyle. Hem de, “İslam dünyası” dediğimiz alandaki çürük yapıları devşirme rolünde…

100 Yılın Anlaşması! Filistin’in temsil edilmediği, daha doğrusu “İsrail’in Amerikası” ya da “Amerika’nın İsrail’i” ile birlikte var olduğu ve tek Filistinli’nin bulunmadığı bir ortamda Filistin’in statüsünü belirleme işi. Bu kadar hoyrat ve saldırgan bir hamle bu.

Filistin’in işi çok daha zor bundan böyle.

Haydi tahmin edelim: Bu plan konusunda bugüne kadar Filistin diye bir meselesi olan İslam ülkelerinden nasıl bir tepki gelir?

Biliyorum, Trump’la Netanyahu’nun Filistin etrafında sergiledikleri yamyam dansını izlerken, koca İslam coğrafyasında yürekler yanmıştır.

Ama belli ki bu yetmiyor. “100 yıllık parantezi kapatmak” çok sabır, çok bilinç, çok feraset, çok emek gerektiriyordu. Bu sözün söylendiği zamandan bugüne ne yapıp ne yapamadığımıza bakmalıyız.

Filistin adına Mahmud Abbas, “Kudüs satılık değildir. Halkımız bu planı tarihin çöplüğüne atacaktır” diyerek Filistin’in yüreğini yansıttı.

Filistin ile nerdeyse aynı anda Türkiye’nin sesi yükseldi. Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması çok netti:

“Kudüs kırmızı çizgimizdir. ABD’nin sözde barış planı ölü doğmuştur. Filistin’in kabul etmeyeceği hiçbir anlaşmayı kabul etmeyiz. Filistin halkı ve toprakları parayla satın alınamaz. İşgale son vermeden Ortadoğu’ya barış gelmez.”

Mesele, bu yürek sesini tüm İslam dünyasının ortak sesi haline getirmektir.

Ve Erdoğan’dan Putin’e İdlib uyarısı

Bu arada Suriye’de İdlib sancısı artıyor. İdlib, Türkiye-Rusya ilişkisinin sınandığı bir sıcak alan haline geldi. Rejim İdlib’i Rusya’nın desteğinde vuruyor. Türkiye Rusya’yı uyarıyor, ama sonuç değişmiyor. İdlib’e bomba yağıyor. Tabii ki gözler Erdoğan’a çevriliyor: Putin ile ilişkinin sonucu bu mu olmalı? Ve Erdoğan patlıyor:   

“Bu konuda Rusya birbirimize sadık ortaklar isek, tavrını belli edecek. Ya Suriye ile olan süreci farklı yürütecek ya da Türkiye ile olan süreci farklı yürütecek, bunun başka yolu yok. Şu an itibarıyla maalesef Rusya Astana’ya da Soçi’ye de sadık değil. İdlib’de bu bombalamaları vesaire durdurdunuz durdurdunuz, durdurmadığınız takdirde bizim artık sabrımız tükeniyor. Bunlara biz bir yere kadar sabrederiz, sabrettik ama ondan sonra da biz göbeğimizi keseriz.”