• 15.06.2017 00:00
  • (829)

 Bölgemizde yaşanan olayların bazı aktörlerine karşı Sayın Cumhurbaşkanı'nın söyleminde “serzeniş” üslubu görüyorum.

Mesela, Kuzey Irak'ta yaşananlarla ilgili Kürt yönetimine karşı.

Mesela, Katar konusunda Suudi yönetimine karşı.

Mesela Suriye'de yaşananlar konusunda -daha sert olmak üzere- Amerika'ya, NATO'ya, ve genelde Batılı müttefiklere karşı.

Neden böyle bir serzeniş üslubu, diye baktığımızda olan biteni “dostluğa sığdıramama” olgusu öne çıkıyor. Sanki beklemediğimiz şeyler olduğunu görüyor ve “Dostluk bu mu, müttefiklik bu mu, İslam kardeşliği, dayanışması bu mu?” diyoruz.

Muhtemelen şöyle düşünüyoruz:

- Kürt yönetimi, bize haber vermeden, bizim rahatsız olacağımızı bile bile 25 Eylül'de bağımsızlık referandumu yapmaya karar vermemeliydi.

- Suudi Arabistan, haksızlığı apaçık bir tavırla ve Türkiye ile iyi ilişkilerini bile bile, üstelik ABD Başkanı'nın gelişinin, o sakil görüntülerin ardından, adeta kör gözüm parmağına dercesine bağırgan bir tavırla, yine sayın Cumhurbaşkanı'nın ifadesiyle “Katar'ı katletme” anlamı taşıyacak bir tavrın içine girmemeliydi. 

- Ve Amerika, ve NATO, ve tüm Batı, Türkiye'nin PKK terör örgütü ile mücadelesini bildikleri halde, PKK'nın PYD/YPG ile irtibatını bildikleri halde, PYD'nin güçlenmesi sonucunu doğuracak işbirliklerine yönelik tepkisini bildikleri halde, Kuzey Suriye'de PKK eksenli bir Kürt yapılanmasına karşı tepkisini bildikleri halde, Türkiye'yi ıskalayıp DEAŞ'a karşı PYD ile ortak askeri eylem içine girmemeli, PYD'nin ağır silahlarla donatılması gibi bir cinayeti işlememeli idi, bu “ne dostluğa ne müttefikliğe” sığardı. Batı'ya yönelik serzenişin bir boyutu da, FETÖ'ye sağlanan koruma zırhı ile ilgili.

- Türkiye'nin İran'a yönelik serzenişleri de oldu “Şii Hilali” hamleleri sırasında. Nükleer müzakerelerde İran'a kalkan olmamızın sonucu bu mu olmalıydı, gibisinden.

Ama reel durum bu.

Üst üste gelen ve hepsi de, bizim öngördüğümüz formatı zorlayan hadiseler yaşanıyor.

Kuzey Irak Kürt yönetiminin şu andaki tavrı bizim “Dostluk çerçevemiz”in dışında. Barzani bunu yapmamalıydı, yapmamalı. Barzani bunu yaptı, yapıyor.

Suudi Arabistan'ın, Körfez ülkeleriyle ve Mısır'la birlikte oluşturduğu “Katar'ı aşan” tavır, bizim hesaplarımızın dışında bir kurguyu yansıtıyor. Suudlar bunu yapmamalıydı, Suudlar bunu yaptı, yapıyor.

Ve Batılı müttefiklerimizin tavrı, Türkiye'nin kabul edebileceğinin çok ötesinde bir hesap görüntüsünü veriyor. Amerika, bunu yapmamalıydı, yaptı yapıyor.

Neden böyle oluyor?

Çok açık ki, bölgemizle ilgili başka bir oyun kurgulanmış durumda.

Oyunun bütün aktörlerinin birbiriyle bağlantısı var mı, yoksa birileri, durumdan vazife çıkararak parsa toplamaya mı yöneldi, bunu okumak ayrı ama olan bitenin Türkiye ıskalanarak planlandığı çok açık.

Gönül koymakta çok haklıyız ama bu işlerin gönül koymakla halledilemeyeceğini biz, 100 yıl evvel, Osmanlı'nın dağılma sürecinde karşı karşıya kaldığımız oyunlarla bilmekteyiz.

Oynarlar.

Oynayacak aktörler bulurlar.

Sizin bölgeye büyük hizmet verecek Hicaz Demiryolu hattınızı, kardeşlerinize kundaklatırlar.

Barzani bizimle paylaşmalı mıydı, tabii ki paylaşmalı idi. “Kısa günün kârı” havasına sokarlar onu. Suudlar, bu işin Hadimü'l - Haremeyni'ş- şerifeyn misyonuna sığmayacağını görmeli miydiler, tabii ki görmeliydiler. Ama gördürmezler. Amerikalıların “Böyle bir başkan bize yakışmıyor” diye isyanları oynadığı bir zamanda, o başkan gelir, bizimkileri oyun aracı halinde kullanabilir. Suudlar sıraya girer, Mısır, Körfez ülkeleri sıraya girer.

Dost hiç mi yok?

Dostluk hiç mi iş görmez uluslararası ilişkilerde?

Moral değerler yerlerde mi sürünür?

Hür dünya, İslam dünyası, terörle mücadele gibi ortak payda alanları bir kalemde devre dışı mı kalır?

Reel politik denen şey, kaskatı bir vuruşma alanı mıdır?

Ne demiş ecdat: Hazır ol cenge ister isen sulhü salah...

Ne demeli?

Bu işlerde reel düşünelim de ideal çıkarsa bahtımıza. Çünkü serzenişlerimizin alıcısı çıkmıyor!