• 9.02.2017 00:00
  • (829)

 “Terör”e karşı küresel çapta bir konsensüs var ama“Neyin terör olduğu” noktasında küresel bir uzlaşmayı sağlamak mümkün olmuyor. Aynı şekilde “Terör örgütlerine karşı mücadele”de mutabakat var ama “Hangi örgütün eyleminin terör kapsamına alınacağı” konusunda da mutabakat yok.

Her iki alanda, ülkelerin küresel eğilimleri etkileme gücüne göre tanımlamalar yapılıyor. Bu da terörü gücü güce yetene bir operasyonel araç haline getiriyor ve bu da, terörün yaygınlaşmasına yol açıyor.

Türkiye, uzunca bir zamandan beri terörün ve terör örgütünün belirlenmesi noktasındaki ikilemlerden - çifte standartlardan şikayet eden bir ülke.

Bir ara Suriye'de terör örgütlerini desteklemekle suçlandı, amaç Türkiye'nin Suriye politikasını hizaya getirmekti.

Şu anda, müttefiklerinin Suriye'de PKK uzantısı YPG'yi kullanması karşısında “Bir terör örgütüne karşı başka bir terör örgütünü kullanma” tepkisini gösteriyor. Çünkü Türkiye YPG'yi, tıpkı PKK gibi, ülkesine karşı yürütülen bir savaşın aracı olarak görüyor. Ama müttefiklerini engelleyemiyor, üstelik müttefikler, o terör örgütünü dişine kadar silahlandırmaktan kaçınmıyor.

Aynı şekilde “Dost” Avrupa ülkeleri de “Terör örgütü” olarak niteledikleri PKK'nın Türkiye Cumhurbaşkanı'nın şakağına silah dayayan afiş taşımasına ses çıkarmıyor.

Şu sıralar Amerika'ya sormak lazım: İran'daki sabotajlar terör hareketi mi idi yoksa “Anti demokratik yapıya karşı” diye meşrulaştırılacak bir hamle mi?

Bir ara Afganistan'da Taliban Amerika adına silahlı eylemler yaparken meşru, sonra terörist oldu. Afgan mücahitleri de “Yeşil kuşak teorisi” ekseninde Sovyetler'e karşı savaşırken makbul bulunurken, sonra başka İslam coğrafyalarında görüldüklerinde “Cihadist” tanımlamasıyla “terör” kapsamına sokuldular.

Son Katar depreminin odağında bulunan “İhvan hareketinin terör yapılanması olduğu” iddiası da, terör alanındaki çifte standardın tipik örneği.

İhvan Mısır'da iktidar oldu, böyle oldu. İşin gerçeği bu.

Hamas Filistin'de seçimi kazandı, terör damgası yedi.

Cezayir'de İslami Selamet Cephesi yerel seçimlerde üstün başarı gösterdi, genel seçimleri de kazanacağı anlaşılınca darbe geldi, Cezayir kan gölüne döndürüldü.

Tunus'ta Nahda hareketine ve onun önderi Gannuşi'ye övgüler düzülüyor. Neden? Benim tabirimle “Laiklere ofsayttan gol atma alanı” açtığı için. Yani “İhvan Mısır'da iktidara geldi İhvan'ı da Mısır'ı da yaktılar, biz iktidara gelirsek Tunus'u da yakacaklar, onun için biz geri çekilelim, Başkan adayı göstermeyelim” dediler. Yoksa kimbilir şimdi Mursi gibi Gannuşi de zindanda olacak, Nahda için de “Terör örgütü” yaftalarını konuşacaktık.

Suudi Arabistanlı işadamı Yasin el Kadi ismini hatırlayalım. Yıllarca Amerika onun boynuna “terörü destekleme” yaftası astı, mallarını dondurdu... Neredeyse tek savunanı Türkiye - Tayyip Erdoğan oldu. Birleşmiş Milletler kanalıyla aklanıncaya kadar akla karayı seçti.

Şimdi İhvan, İslam coğrafyasının “Sarı ineği” oldu.

Bu ifade bizde 28 Şubat'tan hatırlanacaktır. 28 Şubatçılar,“köktendinci -siyasal islamcı” damgası vurup birilerimizi aldığında bazıları “Bize dokunma ona dokun” tavrı sergiliyorlardı, sonra sıra onlara da gelmişti.

Katar'ın üzerine çullanıyorlar.

Niçin?

Ortadoğu kumpasında farklı durduğu için. Tıpkı Türkiye gibi.

Amerika, kısa zaman önce 11 Eylül'ü Suudi Arabistan kökenli örgütlerin üzerine yıkarak Suudiler'in ABD'deki 750 milyar dolarına el koymak istemişti. Orada da bu işin yanlış olduğunu söylemek ve Suudiler'i savunmak Türkiye'ye - Tayyip Erdoğan'a düşmüştü.

Acaba Suudlar Katar'ı kurban vererek kendilerini ABD'nin elinden kurtarmaya mı çalışıyorlar?

Neden eline silah almayan İhvan “terör örgütü” yaftasıyla boy hedefi de dişine kadar silahlandırılan YPG makbul?

Anahtar soru bu.

Çünkü İhvan “Müslüman”, bir, bu coğrafyadaki sömürge statüsünü sorguluyor, iki.

Çünkü YPG, Batı medyasının diliyle “seküler” bir, bölgedeki sömürge statüsü içinde kendisine yer arıyor, iki.