• 13.01.2017 00:00

 TBMM Darbe Komisyonu'nun bilgisine başvurduğu isimler içerisinde en önemlilerinden birisinin Ahmet Davutoğlu olduğu kuşkusuz. Gerek Cumhurbaşkanı ve Başbakan danışmanı, gerek Dışişleri Bakanı ve gerekse Başbakan olarak, daha ötede taa Refahyol iktidarı döneminde kendi ifadesiyle Erbakan ve Gül''e “Fahri danışman”, belki bir de çocukluğundan bu yana “islami camia içinde” yer almış bir bilim-kültür insanı olarak hem bazı olayların açıklığa kavuşması, hem dini zeminde oluşan ve uluslararası nitelik kazanan bir yapının ihanet örgütü haline dönüşmesini en iyi tahlil edecek insanlardan birisi olduğuna şüphe yok.

25 soruya karşılık 71 sayfalık bir cevabi metin söz konusu.

Bu metinde dini bir yapının dönüşmesinin analizi var ki, onun dini alanda hizmet veren ve o tür yapılara bağlılığı olan herkes için oldukça öğretici bir mahiyet taşıyor.

Aynı şekilde, örgütlü bir yapının devlete nüfuz etmesi noktasında çarpıcı değerlendirmeler var.

Aynı şekilde devletin mesela dini alandaki özgürlük kısıtlamalarının devlet – toplum ilişkisinde ne tür çarpıklıklara yol açabileceğinin analizi önemli.

İki mücadele alanı önerisi var Davutoğlu'nun:

- Darbeci zihniyetle mücadele

- Çarpık dini anlayışla mücadele.

Ayrıca “Siyasal sistemi yeniden inşa” üzerine önerileri dikkat çekici. Şu başlıkları yeniden inşa projesinin önüne koyuyor:

- Bireysel alanda hürriyet

- Sivil toplum ve ekonomide aleniyet (şeffaflık)

- Eğitim alanında keyfiyet (kalite)

- Hukuk alanında adalet

- Devlette daimiyet

- Yönetimde meşruiyet.

- Bürokraside ehliyet

- Toplumsal alanda aidiyet.

Geniş bir metin söz konusu. Yer yer altı çizilerek okunacak bir metin bu. Oradan belki tartışılan bir kaç konuda bilgi paylaşmak mümkün.

Mesela MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması olayı. Davutoğlu, o bilginin Başbakan'la (Tayyip bey) bir cenazeden aynı araba içinde dönerken (İbrahim Subaşı'nın cenazesi) geldiğini belirtiyor ve Başbakan'ın bu hamleyi yargı bürokrasisinin iktidara siyaset dayatması olarak değerlendirdiğini ve son derece kararlı bir tutumla kesinlikle ifade vermeye gitmemesi talimatını verdiğini” söylüyor. Bu bilgi, muhtemelen Sayın Gül'ün “MİT başkanına tek ben sahip çıktım” görüşünü tamamlıyor.

Davutoğlu ile ilgili tartışmalı bir konu, Gülen'le görüşmesi ile alakalı.

Davutoğlu buna da açıklık getiriyor. O görüşmenin Başbakan Erdoğan'ın bilgisi ve talimatı ile gerçekleştiğini belirtiyor öncelikle. O bölümünü aynen alalım buraya:

“2013 BM Genel Kurulu toplantısına seyahatim öncesinde Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığımız değerlendirmede, bu yapının gittikçe artan bir şekilde Türkiye karşıtı çevrelerce kullanılmaya müsait hale gelmesi hasebiyle, Gülen’in daha önce yapılan çağrılar çerçevesinde Türkiye’ye getirilerek kontrol altına alınmasının gerekli olduğu kanaatine vardık... Bu görüşmede Sayın Başbakanımızla gerçekleştirdiğimiz istişare çerçevesinde açık bir şekilde gerekli uyarılarda bulundum.

 “Bu görüşmeyi ve edindiğim intibayı Sayın Başbakanımıza aktardım. Bu çerçevede, kendisini samimi görmediğimi, zaman kazanmaya çalışır bir intiba verdiğini ve bu kritik süreçte dikkatli olmamız gerektiğini ifade ettim.”

Bir diğer konu Rus uçağının düşürülmesi ile ilgili. Davutoğlu, uçağın angajman kuralları çerçevesinde düşürüldüğünü, bu kuralların ise MGK'da belirlendiğini, “Talimatı ben verdim” şeklindeki açıklamasının, cephede bulunan askerlerin tereddüde düşmesini önlemek için yapıldığını, Genelkurmay Başkanı'nın pilotlara ilişkin kuşku uyandıracak bir bilgi vermediğini belirtiyor. Bugünlerde Rusya ile ilişkilerin iyileşmesinden memnun olduğunu belirten Davutoğlu'nun açıklamasının pilotların FETÖ ile ilişkisinin olup olmadığına ilişkin cümlesi şöyle:

“Sayın Genelkurmay Başkanımız daha sonraki görüşmemizde pilotun geçmişini ve ilişkilerini araştırdıklarını ve somut bir irtibat tespit edilemediğini bildirmiştir."

Son söz: Her açıklama gölgedeki bir konuyu aydınlığa kavuşturuyor. Devam etmeli.