• 7.02.2016 00:00
  • (1147)

 Ben ekonomist değilim.

Ama hayatta olup da bir ölçüde ekonomiden anlamamanın mümkün olmadığını biliyorum.

Bir ölçü nedir derseniz, gıdayı bulmak derim, başını sokacak bir evin olması, moda hesabı olmasa bile en azından üst - baş edinmek derim, çocuğunuza kitap – kalem almak, okula giderken ayağını yerden kesmek derim. İş derim, aş derim.

Ekonomiden hiç anlamayanlar bile “Dolar almış başını gidiyor, kontrol edilemiyor”dendiğinde, işin iyi gitmediğini anlarlar. Çünkü onun peşinden zam gelir, hayat pahalılaşır.

Artık dünya alem biliyor ki, bir yerlerde öksürülmüşse, bizde de zatürrelerin ucu gözükür.

Kimi küresel der, kimi global. Domatesi Rusya’ya satan seracı, dış politika ile ilgilenmemek edemez. Hammaddesini Amerika’dan alan da Dolar yükselince telaşlanır. Hele bizim gibi ihraç ettiği malın yüzde 80’ini ithal ürünlerle imal ediyorsa, hem Dolar’ın seyrini dikkate almak zorundadır hem ihraç edeceği malın fiyatının rekabet edebilecek seviyede olduğunu...

Bizim gibi ülkeler bilir ki, ekonomi, dış ilişkilerle iç içedir. Amerika ile, Avrupa ile, Rusya, Çin ya da Irak, Suriye ile...

Komşularla sıfır sorun gailesiz işlerken ekonomimiz de gailesizdi, denebilir. Ama komşuların hayatı cehenneme dönünce, patates üreten çiftçi de kara kara düşünmeye başladı, domates limon üreten
çiftçi de...

Zor bir dönemden geçiyoruz, belli ki.

Dış ilişkilerdeki zorluk kadar, ekonomi de zor günler içinde.

Ak Parti iktidarlarının toplumla ilişkide en pozitif boyutu, ekonominin iyi gitmesidir. Ülke krizler içinden alındı ve en zor zamanlar “Teğet geçecek” ümidine sarılarak -ki o ümit boşa çıkmadı- geçti.

Bir süredir patinaj mı desek, başka bir şey mi, ama problem var.

Problemin sadece Dolar’daki son yükselişle sınırlı olmadığı da biliniyor. Durgunluk, işsizliğin artması, büyümenin düşmesi vs...

Ekonomi yönetimi insicam içinde mi, bir bakmak lazım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son zamanlarda kendi durduğu yerden bazı problemlere işaret ediyor. “Faizde yalnız kaldım” diyor mesela... Herhalde yakın zamanı değil, taaa ErdemBaşçı’nın Merkez Bankası Başkanı olduğu zamanları da kastederek.

Dış politika alanında da Cumhurbaşkanı Erdoğan tayin edici bir konumda.

Başkanlığın fiili hali.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son Dolar türbülansında “Yine teğet geçecek diyorum” diyor.

Dolar’daki yükselişi, 15 Temmuz’la birlikte “Türkiye’ye yönelik küresel tehdidin bir parçası” olarak değerlendirmesi ayrıca kayda değer.

“Milleti ekonomik savaşı göğüslemeye çağırmak” ve bunun için bir yandan yastık altındaki Dolarları bozdurmak, diğer yandan da ihracat – ithalat dahil bütün ekonomik işlemleri yerli paralarla yapmak, savaşın diğer ayağı.

Bu alanlarda da ekonomi yönetiminin çok heyecanlı olmadığı görülüyor.

Ben mi yanlış görüyorum acaba, yoksa ekonomi yönetimi ile Cumhurbaşkanlığının değerlendirme iklimleri mi farklı?

Yalnızlık nasıl bir şey?

Acaba reel dünya ile idealler arasında yeterli irtibatlar mı oluşmadı? Kim reelde ideali dikkate alamıyor kim ideali seslendirirken reelden kopuyor?

Dış politikada reel ne, ideal ne?

Ekonomide reel ne ideal ne?

Sayın Cumhurbaşkanı’nın çağrısı ile milletin milli mücadele ruhunu bir kademe daha yükselteceği muhakkak, ama acaba Dolar bozdurma işi, yaraya ne kadar merhem olacak?

Dileyelim teğet geçsin.

Dileyelim dış ilişkilerdeki gerilim, Türkiye’nin tarih içinde tırmanma heyecanını aksatmasın.