• 1.01.2016 00:00

 İster “fiili” planda olsun ister “hukuki”, Türkiye Tayyip Erdoğan’ın etkin olduğu bir dönemi yaşayacak.Tayyip Erdoğan Başbakan olsa idi de, daha az “etkin” olması söz konusu değildi. Hatta cümle alem biliyor ki, Başbakan olduğunda, başkanlık meselesinin “fiili” sözcüsü Burhan Kuzu Hoca’nın ifadesiyle “Obama”nın “zavallı başkan” olduğu statüden daha etkindi. Üstelik Başbakan olarak kalsa, görevde bir zaman sınırlaması da yoktu. Allah ömür verdiği sürece Başbakan olarak etkinliğini sürdürürdü.

“Halk oyu” ile Cumhurbaşkanı oldu, 12 Eylül Anayasasında, askerler için “etkin” olması, siviller için “sembolik” kalması planlanan Cumhurbaşkanlığını, milletin yetkilendirmesi ile “hakkıyla” kullanmaya başladı.

“Siviller”de böylesine alışmayanlar da ne oluyoruz, demeye başladılar.

Tayyip Erdoğan, başkası olamazdı. O makamı yarı emekli gibi ya da ahir ömürde doldurulacak makam gibi kullanamazdı. Kendisi gibi kullanacaktı, öyle kullanıyor.

Düşünelim ki ikinci defa seçilme hakkı var.

Ve düşünelim ki Tayyip Erdoğan hep böyle olacak.

Ve düşünelim ki, önümüzdeki dönemlerde de henüz Ak Parti’ye alternatif bir iktidar adayı gözükmüyor. O durumda Cumhurbaşkanı, kendi kurduğu ve tabii lideri olduğu bir partinin hükümeti ile çalışacak bir Cumhurbaşkanı olacak.

Buna bir de, 15 Temmuz’daki “millet direnişi”nin öncüsü olmak gibi bir karizmayı, yani Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Paşa’nınkine benzer sembolleştirmeyi eklediğimizde, ortaya “Yeni kurucu” bir lider çıkıyor.

Şimdi CHP’nin ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun şapkayı önüne koyup düşünmesi gerekiyor:

- Bu süreci tersine çevirme imkanı, ihtimali var mı?

Diyelim Meclis’te 330 bulunmadı, -ki yaşanan süreç, Bahçeli’nin açtığı çığır Kılıçdaroğlu’nun Meclis’e ilişkin umutlarını güçlendirmiyor- seçim var ve seçimde 330’u bulma ihtimali yüksek.

Belki içerden dışardan pek çok odak, Tayyip Erdoğan’sız bir Türkiye’ye oynadı. 15 Temmuz bu hesabın en vahşi girişimi idi. “Seçimle gitmiyor, bari silahla götürelim” diyenler hüsrana uğradılar.

Eeee, n’olacak bu durumda?

Tayyip Erdoğan var olacak.

Ya fiili, ya hukuki.

Tayyip Erdoğan ve Ak Parti de diyor ki, “fiiliyi yaşıyoruz, ama biz de hukukisini istiyoruz.”

Bahçeli, evet parti içi gerilimlerle de bağlantılı oldu ama reel politik bir tavır sergiledi ve işi hukuka bağlama yolunda adımlar attı. Toplum, konunun, parti içi boyutunu da gördü ama şu an atılan adımı “15 Temmuz’dan sonra gösterilen bir devlet hassasiyeti” olarak algılıyor.

CHP’nin bir kanadı, mesela Baykal da tamam “Direnelim” falan diyor ama sanki reel durumu içine sindirmeşçesine “Biz gene de başkan adayımızı hazırlayalım, neden millet bize şans tanımasın” demekten geri kalmıyor. Bu cümlenin “başarı” umudundan ziyade reel duruma boyun eğme boyutunun ağır bastığı açık.

Bahçeli ve MHP, reel bir oyun noktasına geldi, denebilir. Diyor ki: “Ak Parti getirsin anayasa teklifini, bakalım.” Bundan sonrasında “İçimize sinerse Meclis’te destek veririz” demiyor ama o umudu vererek Ak Parti teklifini yönlendirme hesabı güttüğü açık. Bu da Meclis’te dördüncü sırada giren bir partinin süreci etkileyebilmesi açısından önemli bir başarı.

Kılıçdaroğlu ve CHP, “fiili veya hukuki Başkanlık uygulaması” konusunda, reel’den kopuk bir direnişi sergiliyor. Fiili durumu önleyemiyor,  hukuki yapılanma sürecinde de devre dışı kalıyor.

Şöyle soralım:

Diyelim hukuki oluşum sağlanamadı, bu, Bahçeli’yi harekete geçiren “fiili durum rahatsızlığı”nı sona mı erdirecek?

Bunun imkansızlığını başta izah ettim.

Kılıçdaroğlu daha pozitif bir tavır sergilemeli bence. Sırf Tayyip Erdoğan’ın kişiliğine bağlı bir muhalefet çizgisi yerine, sağlıklı, hani eskilerin ifadesiyle “efradını cami ağyarını mani” , “denge - denetleme unsurlarını içinde barındıran bir başkanlık sisteminin nasıl olması gerektiğine kafa yormalı, yasalarda bağlantılı düzenlemelerin inşasına katkı sunmalı...

Bunun yanında halkın önüne revize edilmiş, problemlerinden arındırılmış bir parlamenter sistem modeli koyarsa, o da pozitif bir siyasi hamle olacaktır.

Hep negatif görüntü, bir süre sonra kişiyi işlevsizliğe mahkum ediyor çünkü.