• 17.01.2016 00:00

 Bugünlerde yaşanan zihin pörsümesinin prototipi olarak alıyorum Hürriyet’in yayınını.

Sabah, gazeteleri marketten aldım ve başladım bakmaya. Önümde Hürriyet’in birinci sayfası. Manşette “Polis Kapıda” ifadesi var. Kocaman. Başlığın altında yine kocaman bir polisli fotoğraf yer alıyor. Bu, benim “sözümona” diye tanımladığım akademisyen bildirisini ve onlara karşı başlatılan adli sürece yönelik tepkiyi ana gündem olarak belirleme tavrı. Başlık ve fotoğraf “tepki”yi de içeriyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın akademisyenlere yönelik tepkileri de o kutunun içinde ana başlığı besliyor, ABD Büyükelçisi’nin adli sürece yönelik tepkisi de...

Sayfada bir haber daha var, altta, sağda, çok daha küçük bir çerçevenin içinde. “Tabut küçük, acı büyük” başlığı ile. Mevlüde İrem Çiftçi bebekle, babası Mehmet Şenol Çiftçi’nin yanyana tabut görüntüleri de verilmiş. Küçücük. O kutunun içinde daha küçük bir kutucuk halinde “Siirt’te polis şehit” haberi var. Yanında da şehit Yalçın Yamaner’in minik kızı ile çekilmiş fotoğrafı. Minicik.

Yazıişlerine sorsan savunma hazırdır: “Bütün haberleri görmüşüz, ne var bunda yadırganacak?”

Sormak isterim kalblerine: Hadi, yeniden bakın sayfaya, gerçekten içiniz rahat mı?

O tabutlu fotoğrafın altına annenanne Kamile Sönmez’in çığlığını koymuşsunuz. Diyor ki: “İrem, ciğerim, kuzum. Yakışmıyor sana bebeğim. Yanıyor ciğerim, yanıyor. Mehmedim.”

Diyorum ki o yazıişlerinde hiç mi anne yoktu, hiç mi kadın yoktu, hiç mi yüreği duygulu baba yoktu? “Bu feryadı, çığlığı en tepeye koyalım, manşetin üstüne” diycek hiç mi kalb yoktu?

Onlara sesleniyorum: Bakın, 18’inci sayfanızın neredeyse tamamı, dev başlıklarla, yürek burkan fotoğraflarla bu acıyı veriyor. 19’uncu sayfada yine manşet olarak Başbakan Davutoğlu’nun (bana göre yine sözümona) akademisyenlere yönelttiği “Mevlüde’yi nereye koyacaklar?” sorusu var. Orada birilerinin yüreği harekete geçmiş, böyle olmuş, birinci sayfayı yaparken kalbinizi unutmuş, çarpık bir kampanyaya malzeme olmayı tercih etmişsiniz.

Bir prototip olarak aldığımı söyledim Hürriyet’i.

Tıpkısının aynısı bir birinci sayfa Zaman’da var. Manşet “Kampüse gözaltı”, altında Hürriyet’inkine benzer bir fotoğraf. Sonra kutular içinde haber anonsları: “Yine akademlisyenleri hedef aldı” Hedef kim? Tabii ki Erdoğan“Demokrasiye yeni bir leke sürüldü.” İmza kimin? CHP’li Gürsel Tekin’in.  Sonra Hukukçular’dan, Avrupa Konseyi’nden, ABD’den tepkiler... Vurun Türkiye’ye!  

Zaman, Gülen Caiması adına yerini belirlemiş: Sözümona akademisyenlerin yanı.

Peki Küçük İrem nerede? O da tıpkı Hürriyet’inki gibi altta, küçücük fotoğraflı, küçücük bir kutucuk halinde: “Tabutu küçük acısı büyük”  başlığı altında. Zaman, iç sayfalarda Hürriyet’ten daha kötü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, halkın içindeki öfkeyi yansıtıyor. Sözleri onun birebir tercümesi. Şu sıralar Türkiye insanının yüreğindeki yangını görmek isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine yansıyan öfkeyi okuyabilir.

Başbakan Davutoğlu ise, dünyanın ve tabii içerdeki aymazların aklına hitap etmeye, hatta bizzat o bildiriyi imzalayanların aklına hitap etmeye çalışıyor:

“Arkadaş, diyor, akademisyenliği geçtim, insansan bu bildiriyi, İrem’in anneannesinin gözünün içine bakarak oku.”

Diyor ki: Yeniden okursan belki “yanılmışım” der imzanı geri çekersin.

Diyor ki: O bildiride PKK cinayetinden tek kelime bahsedilmemiş. Doğu - Güneydoğu’da olan bitenin “objektif gerçekliği” bu mu? “Kürtlere yönelik devlet katliamı mı var orada? Katledildiği söylenen bölge halkları kim? Bilinçli sürgüne gönderilen halklar kim?”

Diyor ki: “Soyut bir akademisyen kimliği arkasına sığınıp gerçekleri, hele oradaki terör örgütü cinayetlerini perdelemek akademisyene, insana yakışır mı?

ABD Büyükelçisi de maydanoz olmuş bu akademisyen işine.

Sormak lazım ona:

Sizin oralarda Dünya Ticaret Merkezini bombalayanları unutup ABD güvenlik güçlerini katliam yapmakla suçlayan bir akademisyen bildirisi olur muydu?

İrem’in acısını duyanlarla, bütün o acıları görmezden gelip, PKK terörünü kamufle eden bir bildiriden yola çıkıp sahte bir “düşünce ve akademi özgürlüğü” kampanyası yürütenler arasındaki gerilimi yaşıyor Türkiye. Medyaya yansıyan ve medyanın da yer aldığı buradaki bir saflaşmayı ibretle izliyoruz.