• 18.01.2022 10:01

Cumhurbaşkanı Erdoğan en son Aydın’da söyledi:

-Gelişmiş ülkelerde enflasyon 6-7 katına çıkmış durumda.

-Artık ipin ucunu kaçırdılar. Para genişlemesi ile şaşkın şekilde sağa sola yalpalıyorlar.

-Amerika’ya bak, enflasyon felaket, Avrupa’ya gelin aynı. Aradığınız gıda ürünlerini bile bulamıyorsunuz.

- Türkiye kendi rayında güvenle yoluna devam ediyor. Hamdolsun Türkiye’nin böyle bir sorunu yok.

Bunların ne Amerika ve Avrupa için ne de Türkiye için gerçek olmadığı belli. Amerika’da, Avrupa’da felaket yok (En yükseğinde enflasyon 6-7 bandında, marketlerde de ne ararsan var), Türkiye’de de işler kendi rayında güvenle yoluna devam etmiyor. (Enflasyon ÜFE’de yüzde 80, TÜFE’de 38. Marketlerde ürün var, ama fiyatlar el yakıyor, faturalar ise ödeme gücünü hak ile yeksan etmiş durumda.)

Cumhurbaşkanı’nın bunu bilmediği söylenemez. Bu kadar olaylardan kopuk olduğu da söylenemez. Cumhurbaşkanının, bunu halkın böyle bilmediğini düşündüğünü de söylemek mümkün değil. Mümkün değil, çünkü böyle bir şey, Cumhurbaşkanı’nın hadiseleri takip etmediği, kendisine doğru bilgi verilmediği, takip ediyor olsa bile doğru değerlendirmediği kanaatine yol açar. Böyle bir durumun Cumhurbaşkanına izafesi memleket için iyi olmaz.

Sayın Cumhurbaşkanı bunların doğrusunu biliyor olmasına, halkın bunların doğrusunu bilebileceğini görebilecek olmasına rağmen, neden halkın gözünün içine baka baka bu ifadeleri kullanıyor?

Bunun bir tek cevabı var: Onun da nazik biçimde ifadesi, “Halk ben ne söylersem inanır” şeklindedir. Daha kabaca ifadesi ise, “Benim tabanım saftır, lider idealizmi her şeyini etkiler, sözlerimin önünü arkasını didiklemezler, gerçek gözlerinin önünde olsa, ülke ekonomisi yangın yerine dönmüş olsa, hayat pahalılığı her gün ailesini, çoluğunu çocuğunu dağlasa bile -Liderimin bir bildiği vardır- derler, üstelik Amerika – Avrupa karşıtı olarak olumsuz ne söylenirse inanırlar, -Dış güçler- söylemi en kötü halde bile tutar vs…. ” şeklindedir.

Halk – taban değerlendirmesine ilişkin daha problemli tanımlamaları ise yazmaya elim varmıyor.

Ben bu bakışı çok sorunlu görüyorum, onu ifade etmeliyim.

Çünkü bu taban, muhafazakar – dindar özellikleri ile biliniyor ve bu yanıyla beni de içine alıyor. Yani kendimi sayın Cumhurbaşkanı’nın bu hitabının muhatabı olarak gördüğümde, “Ne yani, demekten kendimi alamıyorum, sayın Cumhurbaşkanı benim gözümün içine baka baka, hem Türkiye’nin hem de dünyanın apaçık gerçeklerini doğru olmayan biçimde yansıtırken beni ne zannediyor?” Bir şey daha: O tabanın ana özelliği “sadakat” ise, bu tarz yaklaşımlar “sadakat”in kötü kullanımı olmuyor mu?

Bu soru sayın Cumhurbaşkanı’nı sadece Aydın’da dinleyenlerin aklından geçmez. Çünkü bu ve benzer konuşmalar, tv kanallarından tüm Türkiye’ye taşınıyor, ayrıca ilk defa söyleniyor da değil.

Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuşması söz konusu ülkelerde de takip ediliyor. O ülkelerde bu konuşmalar nasıl değerlendirilir, bir ona bakmak lazım, bir de o ülkelerin bu sözlerin muhatabı olan Türk halkına ve yöneticilerin halkla münasebetlerine nasıl baktıklarına bakmak lazım.

Bir şey daha ifade etmek lazım burada: Ak Parti’de iletişim hassasiyeti olan hiç kimse belli ki sayın Cumhurbaşkanı’na “Efendim, bu sözler inandırıcı görünmeyebilir, sizin inandırıcılığınızı zaafa uğratır, insanlar hem Amerika – Avrupa’yı görüyor hem Türkiye’de yaşıyor” diyemiyordur. “Efendim elimizde bir tek sizin inandırıcılığınız kaldı, o da giderse…” gibi bir cümle kuramıyordur.

Ne denebilir ki? Böyle bir dünyaya geldik.