• 2.06.2022 09:51

Oradaydım… Orada… Kimilerinin “Hepsi bunun için mi” diyerek burun kıvırdığı Taksim’deki üç ağacın dibinde… İçine sığındığım uyku tulumunun içinde, rüzgârın fısıltısıyla dans eden yapraklarının arasından seyrettim, bulutlarla köşe kapmaca oynayan yıldızları… Uzandığım yumuşacık toprakta, iki saatlik uyku ile üzerimden bin yıllık yorgunluk attım… Günün ilk ışıklarını gövdesinin dibinde selamladım o ağaçların…  Akşamın alacısıyla grileşen yaprakları yeniden yeşile dönerken çiçekler açtı her yanımda… Oradaydım… Sıcak bir İstanbul günüydü, sığındım ulu serinliğine Gezi Parkı’nın, direnişin sularından kana kana içtim… Sabahlara kadar marş söyleyen gençlerin gür sesine kattım yüreğimin sesini, onlarla birlikte hiç yerimden kıpırdamasam da halaya durdum coşkuyla, birlikte türküler söyledim… Oradaydım… İçki içmeyi ibadet haline getirmiş ayyaşlarla birlikte esrik düşlere daldım, çok sevdiğim halde ağzıma bir damla içki bile sürmemiştim oysa…

 

Oradaydım… Kentleri alıveriş merkezleri ile otobanların toplamından ibaret sanan açgözlülerle dalga geçen dövizleri okurken yaşardı gözlerim… Kendini padişah zanneden dediğim dedik zorbaların düşürüldüğü gülünç duruma ağız dolusu güldüm… Öfkelendim olan bitene, oturdum ağladım;  içim coştu, coşkulandım, bu kez sevinçten ağladım… Duygunun bin bir tonunda gezinerek, umutsuzluğu tükettim içimde… Oradaydım… Orada… Ellerinde süpürgelerle koca parkı bir anda tertemiz den dal bakışlı delikanlılar, ay yüzlü genç kızlarla tazeledim ömrümün yarısını… Barikatlar önünde nöbete duran civanmert delikanlılar korkudan eser bırakmadı yüreğimde… Onlara aklımı, yüreğimi açıp anlamaya çalıştım yapılmak isteneni… Onlarca yılda edindiğim ezberlerden kurtularak adeta resetledim kendimi… Çıt kırıldım gençlerin yaratıcılığına, dirençlerine hayran kaldım… Toplumdan umudumu kestiğim, yeni nesli apolitik bulan cümleler kurduğum için lanet ettim kendime…

 

RENKLERİN KARDŞLİĞİNE İMAN ETTİM BİR KEZ DAHA

Oradaydım… Futbol nedir hiç bilmediğim halde Çarşı grubu ile birlikte en fanatik Beşiktaşlı olup çıktım, kartallar gibi şahlanıyordu onlarla birlikteyken yüreğim… Birden Galatasaray bayrağı sallarken buldum kendimi, krallık iddiası olmayan bir aslandım o vakitlerde, muktedirlere neşe içinde kükrüyordum… Fenerbahçeli oldum aynı anda, bülbül ötüşlü bir kanarya gibi terennüm ettim isyan şarkılarını… Trabzonsporlu, Adana Demirsporlu, Göztepeli, Altaylıydım… Hangi dona bürünüp, hangi takımın bayağını sallarsam sallayayım, ele geçirdikleri TOMA’ların üzerine POMA (Polise Müdahale Aracı) yazan Çarşı grubundandım en çok da… Küfür ettim alçaklara ağız dolusu… Tribünlerin sol tarafından, sahaların solaçıklarından yükselen sese sesimi kattım ve kayıtsız şartsız renklerin kardeşliğine iman etim bir kez daha…

 

Oradaydım… Kürt oldum “lorke” çektim sabaha kadar, içimde barış gülleri açtı, ölüme tilili okudum… Türk oldum namus bildiğim bayrağı yorgan yaptım, sarınıp yattım sabaha kadar… Ermeni’ydim, Gezi Parkı içindeki Hrant Dink Sokağı’nda volta attım kederle. Laz oldum horon teptim, kemençeler isyana durdu tenimde… En gâvurundan İzmirliydim, zeybeğe dururken büyük bir vakar, sarsılmaz bir güven vardı içimde… Artvinliydim, yalnızca ruhumu değil vücudumun her zerresini kattım tulumun sesine… Erzurum’un dadaşı, Elazığ’ın, gakkoşuydum, zurna ile birlikte isyan davulları çalıyordum her yerde… Zonguldaklı madenciydim, “dıvdıv” oynamasam da gittim tahkim yaptım Taksim’deki barikatlara… Tüm ezilen, hakkı yenen, yok sayılan, ötekileştirilenlerle birlikteydim… Oradaydım… Azınlığın çoğunluğa, çoğunluğun azınlığa karıştığı, dünyanın her dilinin konuşulduğu, herkesin birbirini anlayıp farklılıklarıyla birlikte sevdiği o güzel yerdeydim…

 

Oradaydım… İsyancıların sesi, öfkesi, hasreti ile yıkadım her yanımı, kendimi, hayatın pisliklerinden yunmuş, arınmış hissetim… “Mülk Allah’ındır” diyen antikapitalist Müslümanlarla namaza durdum vakitsiz zamanlarda, direnişin muzaffer olması için dua ederken yetim hakkı yiyen hırsızlara beddua ettim… Onlarla bambaşka boyutta, farklı insani derinliklerde titreşti gönül telim, insan olduğumu duyumsadım bir kez daha… Paragözler borsa düştü diye ağlaşırken; savaşsız, sömürüsüz bir dünya umudum tavan yaptı içimde… Oradaydım…  Hulusi kalple üç ağacı tavaf ettim kırk kere, gövdelerini okşayıp, yapraklarını sevdim. Orada, mertebelerin en yükseğine çıktım, yakama huşu içinde taktığım rozetle “çapulcu” ilan ettim kendimi… İnsanı kâmili aşıp, çapulculuğa erişmiştim artık… Ne mutluydu bana…