• 4.05.2022 19:08

Ferdinand Bardamu’nun tüm yaşamında bir kez derinden duygulandığını, gerçekten acı çektiğini okudum. O da Amerika’da ve Ford fabrikalarında işçiyken onu daha önce hiç karşılaşmadığı bir biçimde pazarlıksız, içten, büyük bir şefkat ve iyilikle seven Molly ( hayat kadını sevgilisi) yle yaşadığı ilişki zamanında olmuştur. Bardamu ne Fransa’da tıp öğrencisiyken ne savaşın içindeyken ne Ford fabrikasında işçiyken ne Afrika’da geçim derdinde sürünürken ne de daha sonra Fransa’da yoksul mahallelerde hekimken asla bu denli hayatı ciddiye alıp acı çekmemişti. 

Ferdinan Bardamu’nun hayatı boyunca sevdiği bir insan olmuşsa o da Molly’dir diyebiliriz. Oysa kendisine aslında hiçbir kötülüğü olmayan başka bir sevgilisi Lola için hiç de iyi şeyler düşünmez. Genel olarak herkes kötüdür. Savaşta askerler, Afrika’da yerliler, işçiler, Amerika’da Molly dışında herkes, Fransa’da hastaları, müşterileri, yoksul mahallelerde yaşayanlar kısacası herkes kötüdür. Bu kötülükten Ferdinand da azade değildir. O da kötüdür. Ama bir farkla o, aynı zamanda anlatan ve gösterendir. İyilik-kötülük ölçüsünü eline geçirmiştir. İçindeki kötülüğün hesaplanamaz boyutunu kapatmanın bir yolu da dışındaki tüm yaşamı kötü ve değersiz göstermektir.

"Kanla ve özdeyişlerle yazan, okunmak değil, ezberlenmek ister."  Dr. Louis-Ferdinand Destouches ya da Céline (1894-1961), Gecenin Sonuna Yolculuk'u 1932'de yazdı. 1. Dünya Savaşı'nın ardından, ikincisine çeyrek kala.

Kan kokuyor. Kan, yoksunluk, hastalık, ölüm, sıcak, tuvalet, yara, et, yine de kahkaha...

Biz, tam yetmiş yıl sonra, yeniden indiriyoruz Yolculuk'u kızağından. Adını hiçbir şeyle birlikte anmadan, karşılaştırmalar yapmadan. Bir biçem, bir dil, gecenin sonunda insanlığın en aşağı katmanlarıyla bir yüzleşme, bizi içeri, daha içeri çeken, boynumuza parmaklarını geçiren, ısıran, tüküren, hırlayan, ölesiye korkan ve korkutan. Yani yaşayan. Bir kıpırdanma başladı bile, parmaklarımızın ucunda, gözeneklerimizden içeri sızan bir şey var. Böyle bir yüzleşmeye katlanabilecek mi insan? Gecenin Sonuna Yolculuk'un Türkçe çevirisini Yiğit Bener yaptı, yayımlanmasından tam yetmiş yıl sonra. Ortaya çıkan metni, Céline'in Türkçesini, Vüsat O. Bener, Erhan Bener okudu...

‘’Yolculuk etmek, çok işe yarar, düş gücünü çalıştırır.

Gerisi yalnızca düş kırıklığı ve yorgunluktan ibarettir. Bizim yolculuğumuz ise tümüyle düşseldir. Gücünü buradan alır.

Yaşamdan ölüme doğru gider. İnsanlar, hayvanlar, kentler, nesneler, her şey düşlenmiştir. Bu bir romandır, yalnızca düşsel bir öyküdür. Böyle buyurmuştur Litre* (Fransız hekim, filozof, dilbilimci), o ki asla yanılmaz.

 Kaldı ki herkes aynı şeyi yapabilir. Gözünü yummak yeterlidir.

Yaşamın öbür tarafındadır bu.’’ diye başlıyor söze yazar…

 "gerçek denen şey bitmek bilmeyen bir can çekişmedir. bu dünyanın tek gerçeği ölümdür. seçim yapmak gerek. ya ölmek ya da yalan söylemek için. ben kendimi öldüremedim asla!"

Çevirmen Yiğit Bener’in tutkuyla bağlı olduğu, Hakan Günday’ın başucu kitabı ve okuduğu tek kitap olduğu söylenen bir romandan bahsedeceğim. Hatta Günday kitabı bir yılda okuyabildiğini, dönüp dönüp yine okuduğunu, üstelik Kinyas ve Kayra romanında her şeyi göze alarak bu kitaptan alıntı yaptığını söylediği bir romandır bu.

Romana 15 sayfalık bir ön söz ile girebiliyor ve 18 sayfalık bir son söz ile de romandan çıkabiliyorsunuz. Romanlara ön söz, son söz yazmak pek alışkanlık olmasa gerek ama istisnalar varsa bu, Gecenin Sonuna Yolculuk türü romanlar ve Louis- Ferdinand gibi yazarlar içindir. Çünkü edebiyat dünyasında bazen baş belası yazarlar ve eserler(!) ortaya çıkar ki onlar onlarca yıl insanları uğraştırır, tartıştırır, kavga ettirir. Yok sayma, değerden düşürme, alaya alma, erteleme, hiçleştirme girişimlerinin tümüne başvurulan fakat bir türlü yok edilemeyen, zaman geçtikçe de değerlenen eserler vardır ki aynı odaklar için son çare eseri, herkesten daha güçlü bir şekilde ve tekellerine alarak sahiplenmektir. Bahis geçen eser ve yazar için de bu aşamaların tümü gerçekleşmiştir. Yok saymaların bazı gerekçeleri vardır elbet. Kimi yazarın dilini, anlatımını beğenmez ve bayağı, basit bulur. Kimi de 1.Dünya Savaşı’nda Nazi yanlısı tutumu ve bazı söylemleri için onu aforoz eder. Romandan bir örnekle bu tutumu somutlarsak : ‘’ BEN ALMANLARLA NİÇİN SAVAŞIYORUM (1.Dünya Savaşı için), BANA ONLARIN HİÇ ZARARI DOKUNMADI Kİ!

Gecenin Sonuna Yolculuk, bu otobiyografik roman 1932 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya, ikincisine hazırlanırken yazıldı ve büyük ilgi gördü. Céline’in, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında antisemitizmi benimsemesi, 1951 yılında Fransız mahkemesi tarafından vatan haini ilan edilmesine sebep olan politik aykırılığı zaman içinde itibarını zedeledi ve yok olma noktasına getirdi.

Eserin çevirisi de oldukça çarpıcı. Can Yücel tarzı bir çeviriden bahsedilir, hani otomat çeviriye karşı metni yerlileştiren hatta mahallileştiren çeviri türü. Yiğit Bener de öyle bir yöntem seçmiş olmalı ki yer yer romanı yerli sanıyorsunuz.  Örneğin orijinal metni bilmememe karşın şu çevirinin otomat bir çeviri olmadığı kanaatindeyim : (sy. 202) ….bu korkuyu da içime annem salmış olsa gerek, kendine yonttuğu geleneğe bağlılığı sayesinde: ‘’Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir öpmekten… Çingeneye beylik vermişler önce anasını asmış.’’ Hepimiz bu tür şeylerden kurtulmak için akla karayı seçtik.    Vs.

Cümleleri, tamlamaları, deyim ve deyişleri garipsemeden, ayrıksı ve yabancı hissetmeden okuyabildiğimiz bir roman çevirisiyle karşılaştığımız için çevirmene teşekkür etmeli. Bu anlamda çok başarılı bir çeviri olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu durum aynı zamanda eserin orijinalini de merak ettiren cinsten…

Nihayet romana gelince:  Roman kahramanı Ferdinand Bardamu, savaşa hiç inanmadığı halde tıp eğitimi gördüğü sırada (Fransa’da) hiç düşünmeden savaşa(1.Dünya Savaşı) katılır. Roman, yaşamı tamamen kaygısızca, çocukça, hesapsızca ve hiçbir ciddi, büyük, ulvi emel gütmeden yaşayan Ferdinand Bardamu’nun, şehrin ortasından geçip savaşa giden askerlerin arasına bir anda karar verip katılmasıyla kendini savaşın içinde bulmasıyla başlar. Bana göre romanın en güzel, akıcı, rahat okunan kısmı da burasıdır. Bardamu, savaşın ortasında savaşın anlamsız, katı, mantıksız, vahşi niteliğini hiçbir abartıya kaçmadan olduğu gibi yaşar ve anlatır.  Almanlara karşı savaştığı halde onlara hiçbir kızgınlık ve nefret duymaz hatta sempatiyle anlatır onları. Fakat içinde olduğu Fransız ordusunun savaş sırasındaki çirkin yüzünü olduğu gibi anlatır.

Savaş sahneleriyle başlayan roman, kahramanın savaştan sonra Afrika’da ekmek peşinde sürünmesi, ardından Amerika’ya gitmesi, Ford fabrikalarında çalışması ve son olarak Fransa’ya dönüp yarım kalan tahsilini tamamlayarak hekim olması ve hayatını hekim olarak sürdürmesi sahneleriyle tamamlanır. Hayatından bir sürü insan gelip geçer. Bunlardan Molly, Lola, Robinson ve yoksul mahallelerdeki bazı hastalarının isimleri hafızamızda kalıcılaşır

Savaşın anlamsızlığını ve saçmalığını gören Bardamu; kutsallık, hamaset, ulvilik, kahramanlık, zafer sıfatlarının arkasına sığınan savaş severlerin kirli, bayağı iç yüzünü görünce bir an önce kaçmak kurtulmak ister …” Sizlere sesleniyorum, insancıklar, yaşamın salakları, dövülen, haraca bağlanan, ezelden beri terleyenler, sizi uyarıyorum, bu dünyanın kodamanları sizi sevmeye başladıklarında, bilin ki sizi savaş salamına çevireceklerdir… Bu kesin bir işarettir… Asla şaşmaz. Bu iş şefkatle başlar.

‘’ Gecenin içine itile itile, insan eninde sonunda bir yerlere varıyordur herhalde, diyordum kendi kendime. Teselliydi bu. Cesur ol, Ferdinand, diye yineliyordum kendi kendime, kendime destek çıkmak için, her yerden kapı dışarı edile edile, mutlaka hepsini, o pisliklerin topunu birden o kadar korkutan o numarayı bulacaksın ve o da gecenin sonunda olsa gerek. İşte zaten onlar da bu yüzden gecenin sonuna gitmezler! ‘’

Yazar çok ayrıntıcı. Bıkmadan usanmadan gördüğü, karşılaştığı her şeyi anlatmış gibi. Bazı bölümler okuru sıkacak denli ağır ilerliyor. Yer yer derinleşen metinler, sıkı okurun hoşuna gitse de genel olarak zor okunan bir roman denebilir. Yine de farklı bir okuma deneyimi vaat ettiğini de belirterek gerisini okurun beğenisine sunalım…