• 29.01.2014 00:00
  • (3629)

 ESKİ TÜRKİYE’NİN “DEVLETÇİ BURJUVALARI” GİBİ  YENİ TÜRKİYE’NİN ANADOLU BURJUVALARI  DA ARTIK KÜRESEL DÜNYADA AT KOŞTURUR OLDULAR!.

SERMAYENİN MİLLİSİ-DEVLETÇİSİ KALMADI!!..

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ.. 1

ULUS DEVLET- SERMAYE İLİŞKİSİ..2

TÜRKİYE KAPİTALİZMİ BUGÜN ARTIK KÜRESEL KAPİTALİST SİSTEMİN BİR PARÇASIDIR..5

2013 BAŞLARINDA KOÇ NE DİYORDU.. 8

GİRİŞ

Küreselleşme çağında burjuva devrimi yapmanın diyalektiğini “uluslaşırken kendi ulusal varlığında yok olarak küreselleşmek” olarak ifade etmiştik[1]Millici olmayanın,  milli sınırlar içinde düşünmeyenin, üretimi, kâr elde etmeyi milli menfaat kavramıyla birlikte ele almayanın “vatana ihanet içinde” olduğu dönem çoktan sona erdi!! Burjuva devriminin bayrağını elde tutan  Anadolu kapitalizminin güçlerinin bu gerçeği dikkate almaları lazım! Küreselleşme çağında burjuva devrimine önderlik yapabilmenin yolunun uluslaşırken kendi ulusal varlığında yok olarak küreselleşmekten  geçtiğini anlayabilmeleri gerekiyor. Yoksa, bu devrim içinde  devrim diyalektiği onların  yeni inşa etmeye çalıştıkları kabuklarını da kırmak zorunda kalır! Kapitalizm, kelimenin gerçek anlamıyla bir dünya sistemi oldu artık. Sermayenin vatanı bütün dünya oldu..Adına “küreselleşme” denilen süreç alışılagelen-20.yy kalıntısı- bütün kavramların içini boşaltıyor; yeni küresel dünya gerçekliği kendi bilincini de birlikte yaratıyor..

Yaşadığımız değişim sürecinin diyalektiğini kavrayabilmek gerçekten kolay değil, muazzam bir  süreç  bu!..Yüzyılların birikimi üzerinde yükselen-19 ve 20.yy lar boyunca bir dünya sistemi haline gelen-elementlerini ulus devletlerin oluşturduğu içinde yaşamaya alıştığımız o uluslararası  sistem müthiş bir  hızla, tıpkı  içinden civciv çıkan o yumurta gibi, kendi diyalektik inkârını yaratarak gözümüzün önünde yok olup gidiyor!   Sistemin içindeki alt sistemleri-ulus devletleri-bir arada tutan sermaye-ulus devlet bağları  çözüldükçe, statükoyu temsil eden ulus devletlerin kaderi  o ipek böceği kozasınınki gibi trajik bir hal alırken,   artık devletçi-ulusalcı olma niteliğini kaybeden sermaye  de   küresel sermaye haline dönüşerek,  tıpkı kelebek haline dönüşen o ipek böceği  gibi kanatlanıp uçarak  kozasını terkederek  küresel dünyada istediği yere konmakta, orayı kendisine mekan tutmaktadır !..

İşte bütün hikaye,  bu sürecin-20.yy’ dan 21.yy’a  geçiş sürecinin-  diyalektiğini iyi kavrayabilmekten  ibarettir!. Günümüzde, siyasetten ekonomiye, insan ilişkilerinden, aklınıza gelen bütün diğer süreçlere kadar herşeyi etkileyen bu süreci kavramadan etrafınızda olup bitenleri  anlayamazsınız.  İkide bir dilimizden düşmeyen o söz, “dünya   küçük bir köy haline geliyor” sözü  sadece bir fantazi olmanın ötesine geçti artık; dünya gerçekten küresel bir köy-sistem  oldu! 

Ama sadece bu  da değil,  içinde yaşadığımız dünya,  tıpkı  o matruşkalar gibi, içiçe iki dünya  bugün,  ve bizler-hepimiz de, aynı anda, bir ayağımız o eski dünyada, diğer ayağımız yeni küresel dünyada-bu iki dünyada-birden yaşıyoruz. Bir yanımızla o ipek böceği kozası gibi, olup bitenler karşısında artık kaybolup giden “o  eski  günlerin” özlemiyle-milliyetçi duygularla- ağlamaklı bir duruma düşerken, diğer yanımızla da, yeni  küresel dünya düzeni içinde,  dünya vatandaşı olarak kendimize yeni bir kimlik oluşturabilme telaşı içindeyiz!. Dünya, tıpkı o yumurtadan çıkan civciv gibi kendi kendini doğururken, bizler de aynı süreci-kendi kabuklarımızdan çıkabilme telaşını- kendi bireysel dünyalarımızda yaşıyoruz.  Bu doğumu, bu süreci farkında olarak yaşayıp yaşamamak birşeyi değiştirmiyor, çünkü bilincimizin dışında objektif bir gerçeklik bu!..

Bundan önceki çalışmalarda    bu değişim-dönüşüm sürecini Türkiye toplumunun-Türkiye kapitalizminin nasıl yaşadığı üzerinde çok durduk. Şimdi bu yazıyla, varılan  noktanın bir kere daha altını çizmek istiyoruz.  

Bilindiği gibi, Türkiye son yıllarda bir yandan ulusal kabukları içinde dış dünyayla etkileşim sürecinin tetiklediği bir burjuva demokratik devrim sürecini yaşarken, diğer yandan da,  küresel dünya sistemine entegre olmakta,  bir yandan içerdeki yapı değişirken, diğer yandan da bu süreç onu kaçınılmaz olarak     küresel dünyanın bir  parçası haline getirmektedir. Daha önce bunu, “uluslaşırken, kendi varlığında yok olarak küreselleşmek”[2] diye ifade etmiştik. Şimdi, bu çalışmayla  bütün bunların ne anlama geldiğini elle tutulur bir şekilde ortaya koymaya çalışacağız!.Alın işte size,  “vatansever” duygularla Türkiye’yi yeniden inşa etmeye çalışırken, aynı anda, küreselleşerek dünyanın dört bir yanına dağılmanın- “vatana ihanet” etmenin-  diyalektiği!  

Ama isterseniz önce, 19 ve 20.yy’ların o ulus devletler sisteminden 21.yy’ın küresel sistemine geçişin  ana dinamiğinin, o hareket ettirici gücünün ne olduğunun bir kere daha altını çizerek  işe başlayalım.

ULUS DEVLET- SERMAYE İLİŞKİSİ..

Sermaye ve  ulus-devlet, bunlar tarih sahnesine birlikte çıktılar.  Daha doğrusu, ulus devlet sermayenin ana rahminde oluştu,  onunla etle tırnak gibi gelişti, büyüdü, onunla birlikte dünyaya açıldı. Dünya pazarlarını onunla birlikte paylaşma mücadelesine katıldı.  Ve sonra-Sosyalist Sistem yıkılıpta dünya tekleştikten sonra- öyle oldu ki, tıpkı bir ipek böceğinin  kendi kozasının içinde gelişip büyüyerek  kelebek haline gelmesi ve  onu delerek uçup gitmesi gibi, o da- sermaye de- ulus devlet kabuğunu delerek „küresel sermaye“ haline gelmeye, kanatlanıp uçmaya başladı, küresel dünya sisteminin esas oyuncusu oldu. İşte bugün yeni dünya düzeninin-kapitalist küresel dünyanın  belirleyici dinamiği budur. Ama, bu böyledir diye, eski dünya da öyle hemen birden yok olup gitmiyor tabi! İçindeki kelebek kanatlanıp uçup gitmeye başlamış da olsa, ulus-devlet kabukları halâ ortada duruyorlar! Çünkü doğum süreci halâ devam ediyor! Ulus devletler arasındaki eski dünyaya özgü ilişkiler halâ sürüp gidiyor!..  

Bu süreci, yani eski dünyanın içinden doğmakta olan  yeni-küresel dünyanın doğumu sürecini daha önce şöyle ortaya koymaya çalışmıştık[3]:

Doğu’yla Batı arasındaki duvarlar yıkılıp da „dünya tekleşince“,  bir an için herkes şaşırdı, kimse ne olduğunu anlayamadı! Tekrar  „tekelci kapitalizm“ dönemine geri dönüp, sil baştan dünyanın paylaşılması mücadelesine devam mı edilecekti? Ama bu mümkün değildi! Çünkü dünya artık başka bir dünyaydı. „Sosyalist Sistem“, insanlığı „sınıfsız topluma“ götürmeyi başaramamış  olsa da, en azından, birçok ülkenin sırtını kendisine dayayarak “kurtuluş savaşlarını” başarıyla sonuçlandırmasına yardımcı olmuştu. Emperyalizme karşı bağımsızlık bilinci gelişmiş, „az gelişmiş“ de olsalar, birçok ülke kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarır hale gelmişti. Bu yüzden, filmi geriye sarmak, dünyayı tekrar nüfuz bölgelerine ayırarak paylaşmak, sömürge politikasına, tekelci kapitalizme geri dönmek  mümkün değildi!

Ama, filmi geriye doğru sarmanın artık imkânsız oluşunun tek nedeni  sadece bu  değildi tabi! Herşeyden önce,  üretici güçlerdeki (“Sosyalist Sistemi” bile yıkan) gelişmeler de  engeldi buna. Bilginin, teknolojinin, informasyonun demokratikleşmiş olması engeldi. Tekeller için, üretici güçlerin gelişme sürecini kontrol etmek eskiden  mümkündü belki, ama artık bu imkânsız hale gelmişti..Dünyanın herhangi bir köşesinde  elinde tek bir kişisel bilgisayarı, kredi kartı, telefonu, modemi, renkli yazıcısı, internet bağlantısı, web sitesi  olan herkes, bilgisayarının başına geçip istediği işi yapabiliyordu!  Böylesine yeni bir dünyada kapitalizmin önünde   tek bir  yol  vardı artık; ayakta kalarak azami kâr elde edebilmenin, dünya pazarlarında daha çok yer tutabilmenin tek bir yolu vardı: Bir malı sürekli olarak rakiplerinden daha iyi kalitede, daha gelişmiş ve daha ucuza üretebilmek. Sermaye’nin ve gelişmiş kapitalist ülkelerin önündeki problem bu idi.

Daha iyi kalitede, daha gelişmiş mallar üretmek hadi neyse, o, daha çok bilgiye sahip olmayla ilgili birşeydi. Ama ya daha ucuza üretmek, bu problemi nasıl çözecekti kapitalistler? Çünkü, iş bu noktaya gelince, işin içine direkt olarak üretim maliyetini etkileyen unsurlar giriyordu. İşçi ücretlerinden tutun da, sosyal devlet harcamalarına kadar, geride kalan “refah döneminin” mirası giriyordu! Tekelci kapitalizm, sömürgelerden elde edilen artı değerin bir kısmını da içerde kendi halkına, işçilerine dağıtarak  belirli bir denge sağlamış, buna bağlı olarak da yaşam seviyesinin yükselmesine yol açmıştı. Tekel egemenliğinin sürdürülebildiği dönemde bu bir sorun teşkil etmiyordu. Bir parmak bal da kendi halkının-çalışanlarının ağzına çalmışsın ne olacaktı ki!. Nasıl olsa sömürgelerden geliyordu yeteri kadar! Ama şimdi artık bu bir sorundu!. Çünkü, rekabet küresel bir boyut kazandığı halde,  üretim, maliyetlerin yüksek olduğu ulusal sınırların  içinde yapılıyordu. Bu sorun nasıl çözülecekti? Sermayenin önündeki problem bu idi..

Az gelişmiş, ya da gelişmekte olan ülkelerde  işgücü bol ve ucuzdu; üretim maliyetini etkileyen diğer faktörler de çok düşüktü; ama buna karşılık, burada da “know-how”, yani bilgi birikimi ve sermaye yetersizliği vardı. İşte, gelişmiş kapitalist ülke kapitalistleriyle gelişmekte olan ülkeler  kapitalistleri arasındaki ilişki ortamı böyle oluştu. Duvarlar yıkıldıktan sonra ortaya çıkan “tekleşmiş dünyada”ki küresel rekabet mücadelesi bu iki unsur arasındaki işbirliğini kaçınılmaz hale getirdi.

Yapacak birşey kalmamıştı! Sermaye nerede ucuza üretebiliyorsa oraya gitmeye mecburdu. O gitmezse, rakibi gidecek, ondan daha ucuza ürettiği için de azami kârı o cebine indirecekti. Bırakınız azami kârı, iletişimin bu kadar geliştiği bir dünya’da rekabet mücadelesine ayak uydurmadan ayakta kalabilmek bile mümkün değildi artık. Ulus-devlet yöneticilerinin vatan-millet çığlıkları, “biraz da ülkenizi düşünerek yatırım yapın” çağrıları hiç yankı bulmuyordu. Sermayenin yeni vatanı bütün dünyaydı artık. Ulus-devlet kabuğu çatlamış, kuş pır diye uçup gitmişti-gidiyordu. Kimse de onu tutamıyordu!

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ulus-devlet yöneticileri,  kapitalistler arasında doğan bu yeni işbirliği ortamına,  “oh ne güzel”, yeni tipten bir sömürgecilik doğuyor anlayışıyla başlangıçta memnuniyetle yaklaştılar. Sonuç olarak, her iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir işbirliğiydi bu!!  Bir süre böyle, zafer sarhoşluğuyla, “tekleşen dünya’dan”, “kapitalizmin zaferinden” bahsedilerek geçti! Ama sonra bir de baktılar ki, işler hiçte öyle düşündükleri gibi gelişmiyordu!.  Sermayenin  gelişmekte olan ülkelere doğru yönelmesiyle birlikte (yani akış yönünün değişmesiyle birlikte)  gelişmiş ülkelerde yatırımlar, ekonomik büyüme dururken,  gelişmekte olan ülkelerde kapitalizm-üretici güçler hızla gelişmeye başladılar..

Bugün dünyamızda bütün diğer çelişkiler içinde  (Türkiye’den Suriye’ye, Mısır’a, Brezilya’dan Endonezya’ya kadar, sağda solda olup biten bütün o altüstlüklere de damgasını vuran) temel çelişki işte  hep bu gelişmiş ülkelerin  ulus devletleriyle artık küreselleşen sermaye arasındaki çelişkidir. Çünkü,  Amerika’dan AB ülkelerine kadar Batı’nın bütün o gelişmiş ülkelerinin bugün en önemli sorunu, küreselleşme süreciyle birlikte ulusal niteliğini kaybederek “küresel sermaye” haline gelen  (ve gelişmekte olan ülkeler denilen ülkelere kaçan) sermayeyi  tekrar  eski ulusal sınırlarının içine geri getirebilmek, bütün o yatırımlarını falan, eskiden olduğu gibi gene ülke sınırları içinde yaptırabilmektir..

Ama, senelerdir uğraştıkları halde bunu bir türlü başaramıyorlar. Çünkü, üretim maliyetlerini bir türlü sermayenin göç ettiği ülkelerdeki seviyelere indiremiyorlar. O zaman ne yapacaklardı, ne  kalıyordu geride? Madem ki maliyetleri düşürerek sermayeyi tekrar geriye getiremiyorlardı,  onlar da sermayenin gittiği  ülkelerdeki yatırım ortamını bozmaya, buraları sermaye için elverişli olmaktan çıkarmaya çalışmalıydılar[4]!  Tabii bunu yaparken de, buralarda,  varoluş koşulları bakımından çıkarları kendileriyle birleşen sınıf ve tabakalarla işbirliği yapmaları gerekecekti. Peki kimdi, hangi sınıftı-sınıflardı bu mücadelede onlarla işbirliği yapacak-yapabilecek- olanlar; çıkarları, varoluş koşulları buna uygun olan sınıf-sınıflar hangileriydi? Tabii ki,  gelişmekte olan ülkelerdeki “ulus devlet yaratıcısı” Devlet Sınıfı geliyordu en başta. Böylece, gelişmiş ülkelerin ulus devletleriyle, sermayenin gelip yerleşmeye çalıştığı gelişmekte olan ülkelerin ulus devlet yapıcısı  yönetici eski elitler-Devlet Sınıfları- tam bir kader ve işbirliği içine giriyorlardı. Bunlardan birisi, kaçan sermayeyi geriye getirmeye çalışırken, diğeri de, gelip içerde çöreklenen küresel sermayenin, kendisine (eski egemenlere, ulusalcı Devlet Sınıfına) rakip yeni bir burjuvaziyle birlikte içe kapalı eski düzeni değiştirerek onu küresel rekabete açmasından  rahatsızdı.

İşte bugün, ABD‘sinden AB ‘sine kadar, bütün o batılı ulus devletleri, Mısır’da Mursi’ye karşı Mubarekler ile,   Mısır’daki en büyük tekelci-Devletçi holding olan Orduyla işbirliğine götüren sürecin mantığı budur. Devlet Sınıfı + Devletçi burjuvazi + bu sistemin ürettiği devşirme kadrolar + batılı ulus devletler ittifakı, Mısır’da olup bitenleri açıklamaya yetiyor[5]!. Suriye’de Esad’ın arkasında duran da gene aynı 20.yy kalıntısı bu “ulus devletler” ittifakıdır. Bizdeki bütün darbelerin (en son da 28 Şubat’ın) ardındaki ittifak da budur. Bugün bile halâ, Türkiye’deki ulus devletçi muhalefetin gönlünde yatan bu türden bir ittifaka dayanarak yeniden iktidara gelebilmektir.. 

Hiç kimse “Türkiye’de artık bu türden şeyler olmaz” diye kendi kendini aldatmamalıdır! Baksanıza, daha önceleri “demokrasi” falan diyerek gelişmekte olan ülkeleri destekleyen gelişmiş  ülkelerin ulus devletleri, baktılar ki işin rengi değişik, artık  frene basarak yeni bir politika izlemeye başladılar!..Bakın ne diyor ABD’nin  dış işleri bakanı: “Orada-Mısır’da- sivil yönetim var. Demokrasiyi geri getiriyorlar..”!..

Ama tehlike sadece bu kadar da değil!. Türkiye’de yaşanılan süreç son  zamanlarda bunlara bir başka faktörü daha ekledi!. Arkasına küresel rüzgarları da alarak eski Devletçi sisteme karşı kendine özgü bir burjuva devriminin başını çeken Anadolu burjuvaları,  içe kapalı eski sistemi değiştirerek bir yeniden doğuşun yolunu açarlarken, bu sürecin  aynı zamanda   ulusal kabuklarını kırarak küreselleşme  süreci içinde onun bir parçası haline gelme süreci   olduğunu da göremediler. Onların  küreselleşme sürecinden anladıkları,  20.yy mantığına göre oluşturacakları yeni tipten bir ulus devletle bu sürece katılmaktı her halde!. Çünkü, eski kabukları kırarken  zihinlerinde  yeni tipten başka ulusalcı ideolojik kabuklar  oluşmaya başladı!. Öyle ki, bunlar da, süreç içinde karşı devrim cephesinin işini kolaylaştıran yeni bir faktör olarak ortaya çıkmaya başladılar.  Buradan çıkan sonuç,  küreselleşme döneminde yaşanılan burjuva devrimi sürecinin, biz istesek de istemesek de, son tahlilde bir  devrim içinde devrim süreci olduğudur.Yani artık, sadece  devrimci olmak, Eski Türkiye’ye karşı olmak  yetmiyor!. Yeni Türkiye’nin ancak, bambaşka küreselci bir paradigmaya sarılarak kurulabileceğini  görebilmek de gerekiyor..Hem Eski Türkiye’yi saf dışı bırakacaksın, ama hem de gene 20.yy paradigmasıyla yeni bir ulus devlet inşa etme yarışına gireceksin, yok artık böyle şey!. Türkiye’de yaşanılan süreç bunun en açık örneği olarak tarihe geçecek belki de!..  Öyle bir diyalektik ki bu,  bir yandan sürekli gelişerek ilerlerken, diğer yandan da,  elinizde  bir kazmayla  sürekli  etrafınızda oluşan o ulusalcı  kabuklarınızı kırarak  temizlemek, yolu açmak zorundasınız!.Yoksa, bir süre sonra, kendi yarattığınız o yeni kabukların içinde boğulur gidersiniz!..

21.yy’ın devrim ateşini yakan Türkiye bu kez  devrimde devrime de öncülük edebilecek mi acaba! Ben inancımı hiçbir zaman kaybetmedim!..

TÜRKİYE KAPİTALİZMİ BUGÜN ARTIK KÜRESEL KAPİTALİST SİSTEMİN BİR PARÇASIDIR..

Kimin gözüne ne türden  gözlükler taktığını, bunlarla bakarak içinde yaşadığı süreci nasıl değerlendirdiğini falan bırakın da, mümkün olduğu kadar ideolojilerden uzak çıplak bir gözle şu aşağıdaki resmebir bakın!   Buradaki, rakamların ortaya çıkardığı tablo kuşbakışı bir resim; yani öyle,  burjuvazinin kendi içindeki farklılaşmaların, İstanbul-Anadolu  savaşlarının falan ötesinde sistemin bütüne işaret ediyor:    

Türk sermaye gruplarının yurtdışı üretim noktalarının sayısı hızla artıyor. Küresel üretici konumundaki 5 ve üzeri üretim tesisine sahip 11 Türk grubunun, 20'den fazla ülkede sahip olduğu fabrika sayısı 120'ye yaklaştı[6]. Türk şirketleri, onlarca ülkeye, bazıları 100'den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Bu yanıyla bakıldığında 'global' bir özellikleri zaten var. Ancak 'üretim' açısından da durum 'global' bir nitelik arzediyor.

“Üretim alanında da sadece dünya markalarına üretim yapmaları açısından değil, aynı zamanda onlarca ülkede üretim yatırımı yapmaları nedeniyle de 'global' bir niteliğe sahipler. İşte birkaç veri: 5 ve daha fazla ülkede üretim yatırımı (fabrikası) bulunan 11 Türk grubu var. 10 ve daha fazla fabrikası bulunan şirket sayısı ise 7. En fazla üretim tesisi olan şirket Anadolu Grubu. Bu grubun Efes Pilsen ve Coca Cola'yı kapsayan 'İçecek Grubu'nun Türkiye dışında 12 farklı ülkede tam 31 tesisi bulunuyor. Bunların 12'si Rusya'da. En fazla dış üretim tesisi bakımından ikinci sırada 16 fabrika ile Şişece Cam, 13 fabrika ile Orhan Holding, 12 fabrika ile Eczacıbaşı Holding var. Yıldız Holding, Zorlu ve Sabancı Holding'in ise 10'ar fabrikası bulunuyor. Hayat ve Şahinler Holding'in 7'şer fabrikası, Çalık Grubu'nun da 4'ü Türkmenistan'da olmak üzere 5 fabrikası var.

“Türk Gruplara 'global üretici' niteliği kazandıran fabrikaların tamamı sıfırdan kurulmuş fabrikalar değil. Önemli bir kısmı marka satın almalarla gruplara katıldı.

“Anadolu Grubu'nun Miller ve diğer satın alma operasyonlarıyla; Eczacıbaşı'nın Burgbad, Villeroy Boch, Engers Keramik operasyonlarıyla; Koç Holding şirketi Arçelik'in Arctic, Defy gibi markaları satın almasıyla; Yıldız Holding'in Godiva ve İtalya'da ambalaj üreticisi Nuroll SpA'yı satın almasıyla; otomotiv yan sanayi şirketi Orhan Holding'in ABD'li Dana ile Çinli Fuzhou'u satın almasıyla birçok üretim tesisi bu şirketlere geçmiş oldu. 5 ve daha fazla fabrikası bulunanların dışında, örneğin Boydak Grubu'nun yurtdışındaki 2 fabrikası da Forte'nin satın alınmasıyla gruba geçti.

“11 Türk şirketi, 20'den fazla ülkede 117 fabrikaya sahip demiştik. Bu grupların dışında, en az 2 fabrikası olan 10 civarında grup var. Sarten, Yaşar Holding, Boydak Grubu, Kale Grubu, Merinos, Polisan ve İnci Holding'in de aralarında bulunduğu bu şirketlerin üretim yatırımları da giderek artıyor. Yurtdışında en az bir fabrikası olan grup sayısı ise 100 civarında. Bunların arasında, Türkiye'den çok yurtdışına yatırım yapan adı çok fazla duyulmamış yatırımlar da var.

“Örneğin Abdülbari Güzel'e ait Azersun Holding'in ağırlıkla Azerbaycan'da toplam 13 fabrikası olduğu belirtiliyor. Yine Türk şirketi Bursel Holding, "Özbekistan'ın en büyük tekstil yatırımcısı" olarak tantılıyor. Bu şirketin bazı kayıtlara göre 12 tekstil fabrikası bulunuyor. Uşaklı yatırımcı Ahmet Demir'in yine Özbekistan'da önemli yatırımları var. Bazı kayıtlara göre Demir Grup, Özbeksitan'da 7 bin kişiyle en büyük istihdam sağlayan yatırımların sahibi durumunda. Tekstil dışında meyve suyu, süt gibi gıda sektöründe de yatırımları var.

Toplam sayı 300'e yakın

“Türk şirketlerinin yurtdışındaki üretim yatırımlarıyla ilgili istatistiki bilgi bulunmuyor. İSO 500 üzerinden gidilerek yapılan belirlemeler ve çeşitli kaynaklardan sağlanan bilgilere göre toplam 227 fabrika sayısına ulaşılıyor. Bunların 117'si 5 ve daha fazla fabrikası bulunan şirketlere ait. En az 2 fabrikası bulunanlar eklendiğinde sayı 131'e çıkıyor. Tek fabrikalar dahil edildiğinde ise toplam sayısı 227'yi buluyor. Ancak bunların "saptanabilenler" olduğu dikkate alındığında irili ufaklı üretim yatırımlarıyla toplam sayının 300'e yakın olduğu tahmin ediliyor.

Rusya en gözde ülke

“5 ve daha fazla fabrika yatırımıyla gerçek anlamda "global üreticiler" haline gelen 11 Türk şirketinin 117 fabrikasının ülke dağılımı Rusya'nın üretim için en çok tercih edilen ülke olduğunu gösteriyor. Bu ülke yatırım maliyetlerinden çok tüketici pazarı ve hızlı gelişmesi nedeniyle ilgi çekiyor. 11 global üretici şirketin 117 fabrikasının 23'ü Rusya'da. Bu gruplara ait Almanya'da 10 fabrika, ABD, Bulgaristan, Pakistan ve Romanya'da 7'şer fabrika var. 2 ve daha fazla sayıda fabrikası olan gruplara ait yatırımların 40 civarında ülkeye dağıldığı, tekil yatırımlarla birlikte ülke sayısının 50'yi geçtiği tahmin ediliyor. Tek fabrika yatırımları dikkate alındığında Azerbaycan 19, Romanya 17, Bulgaristan 16 yatırımla öne çıkıyor.

Binlerce kişiye iş veriyorlar

“Yurtdışındaki üretim yatırımları bulundukları ülkelerde önemli bir istihdam da yaratıyor. Anadolu Grubu'nun, Şişecam'ın Eczacıbaşı'nın  yurtdışı tesislerinde binlerce kişi çalışıyor. Örneğin, ABD'den, Kazakistan'dan Senegal'e uzanan geniş bir coğrafyada 85 ülkeye ihracat yapan Yıldız Holding şirketlerinin yurtdışındaki 10 fabrikasında, Godiva dahil 6 bin 700 kişi çalışıyor.

ANADOLU İÇECEK GRUBUNUN YURTDIŞINDA (31) FABRİKASI VAR 

Rusya:(5 fabrika) Bira, Rusya (4 fabrika) Malt, Kazakistan (2 fabrika): Bira, Gürcistan: Bira, Moldova: Bira, Sırbistan: (2 fabrika) Bira, Ukrayna (Miller): Bira, Rusya (3 Miller) Bira
Kazakistan: CC Şişeleme, Azerbaycan: CC Şişeleme, Irak: CC Şişeleme, Kırgızistan: CC Şişeleme, Pakistan (6 fabrika): CC Şişeleme, Türkmenistan: CC Şişeleme, Ürdün: CC Şişeleme

ŞİŞECAM GRUBUNUN (16)

Gürcistan: Cam ambalaj, Bulgaristan: Soda, Rusya: (Gorohovets) Cam
Rusya: (Posuda) Cam ev eşyası, Rusya: (Pokrovsky) Cam, Rusya (Ufa): Cam ambalaj
Rusya (Balkum) Kum, Bulgaristan: Cam, İtalya (Cromital): Kimyasallar, Bosna Hersek (Lukavac): Soda, Rusya (Krasnodar) Cam, Rusya (Kirishsky): Cam ambalaj, Rusya (Kazan) Cam, Ukrayna (Merefa): Cam, Mısır (SGGE): Düzcam, Bulgaristan: (EAD) Otomotiv Camları

ECZACIBAŞI (12)

- Almanya(3 fabrika): Burgbad- Fransa: Burgbad fabrikası- Almanya: Villeroy Boch
- Almanya: Engers Keramik- Fransa: Vitra Karo- Almanya: Vitra Karo- Rusya: Vitra Karo
- Romanya: (Nükleer tıp)-Dubai (Nükleer tıp)- Kazakistan: İpek Kağıt

YILDIZ HOLDİNG - ÜLKER (10)

İtalya(Nuroll SpA) Ambalaj, Suudi Arabistan: Bisküvi, Mısır: Bisküvi ve kek üretimi
ABD (2 tesis): Godiva, Belçika: Godiva, Romanya (Eurex): Bisküvi ve tuzlu kraker
Ukrayna (KBF): Bisküvi, sandviç bisküvi, Kazakistan (Hamle): Bisküvi, Pakistan (UG Food): Kek üretimi ve satışı

ORHAN HOLDİNG (13)

Macaristan: Otomotiv, ABD (2): Otomotiv, Meksika: Otomotiv, İngiltere: Otomotiv
İspanya: Otomotiv, Slovakya: Otomotiv, Fransa: Otomotiv, Romanya: Otomotiv
Güney Kore: Otomotiv, Rusya: Otomotiv, Hindistan: Otomotiv, Çin (Fuzhou Rocket) : Otomotiv

ZORLU GRUBU (10)

- ABD:Ev tekstili- Fransa (2 fabrika): Ev tekstili- Güney Afrika: Ev tekstili- İran: Ev tekstili
- Türkmenistan (Norsel ortaklığı ile tekstil)- Rusya: (2 fabrika) Beyaz eşya- Rusya: LCD fabrikası- Rusya: Televizyon fabrikası

HAYAT GRUBU (7)

- Romanya(kapı)- Bosna (Kraft kağıt)- Bulgaristan (yonga levha)- Rusya (Tataristan) yonga levha- Bulgaristan: Deterjan- Cezayir: Deterjan- Ukrayna Deterjan

SABANCI GRUBU (8)

- ABD: Kordsa- Almanya: Kordsa- Mısır: Kordsa- Arjantin: Kordsa- Brezilya: Kordsa
- Endonezya: Kordsa- Tayland: Kordsa- Çin: Kordsa- İtalya: Çimento- Mısır: Temsa

KOÇ GRUBU (8)

Rusya: Beyaz eşya, Romanya: Arctic soğutucu, Çin: Beyaz eşya, Güney Afrika (Defy): Pişirme – Kurutma, Güney Afrika (Defy): Soğutucu, Güney Afrika (Defy): Buzdolabı
Özbekistan (Samkoçauto): Otobüs ve kamyon, Özbekistan: (Tashkochavto): Yedek parça

ŞAHİNLER HOLDİNG (7)

Bulgaristan: Konfeksiyon, Ürdün: Kadın konfeksiyon, Mısır: Konfeksiyon, Fransa: Konfeksiyon, ABD: Konfeksiyon, Almanya (2): Konfeksiyon

ÇALIK (5)

TürkmenistanTekstil kompleksi (4 fabrika), Mısır: Çalık İskenderiye”..

ŞİMDİ SİZE SORUYORUM: YUKARDAKİ BU FİRMALAR  TÜSİAD ÜYESİ-İSTANBUL BURJUVALARINA MI AİTTİR, YOKSA BUNLAR  ANADOLU BURJUVALARININ MI ESERİDİR? BÖYLE BİR AYIRIM YAPABİLİR MİSİNİZ ARTIK? SİZ  YAPSANIZ BİLE HAYATIN İÇİNDE BUNUN  BİR ANLAMI VAR MIDIR?   YANİ, DEMEK İSTİYORUM Kİ: O “ESKİ ÇAMLAR NASIL BARDAK OLDULARSA”(!),  ESKİNİN O DEVLETÇİ-darbeci-BURJUVALARI DA ARTIK KÜRESELLEŞME SÜRECİNE ENTEGRE OLARAK YENİ TÜRKİYE’NİN BİR PARÇASI HALİNE GELMİŞLERDİR. İSTANBUL BURJUVALARI KÖTÜ, ANADOLU BURJUVALARI İYİ DİYE BİRŞEY YOKTUR ARTIK! BUGÜN ARTIK  BURJUVAYA BURJUVA GÖZÜYLE BAKMAK ZORUNDASINIZ. DEMOKRATİK PARLAMENTER SİSTEMİ ESAS ALDIKLARI ÖLÇÜDE BUNLARIN ARASINDA HİÇBİR FARK KALMAMIŞTIR. HA, BİR KISIM BURJUVALAR (A) PARTİSİNİ DESTEKLERKEN DİĞER BİR KISIM DA (B) PARTİSİNİ DESTEKLİYORMUŞ, BU AYRIDIR. SİZ SANIYOR MUSUNUZ Kİ, ÖRNEĞİN BİR ALMANYA’DA BÜTÜN BURJUVALAR HEP AYNI PARTİYİ DESTEKLİYORLAR!.O GEÇİŞ DÖNEMİ BİTTİ ARTIK TÜRKİYE’DE DE! ESKİNİN DEVLETÇİ BURJUVALARI DA ARTIK KÜRESEL SİSTEME ENTEGRE NORMAL BURJUVALAR HALİNE GELDİLER..ONLARA HALA ESKİNİN DARBE DESTEKÇİSİ DEVLETÇİ BURJUVALARI GÖZÜYLE BAKMAK HAKSIZLIKTIR,  ONLARI  İLLAKİ ESKİ TÜRKİYE’NİN YANINA İTMEYE ÇALIŞMANIN BİR ANLAMI YOKTUR. BUNDAN TÜRKİYE’NİN BİR KAZANCI OLAMAZ, SADECE RAKİP BURJUVA GRUPLARININ İŞİNE GELİR OLAYI BÖYLE GÖSTERMEK!!.

21.yy da hayat çok hızlı akıyor. Daha önceki süreçler için geçerli olan birşey  bugün de aynı şekilde doğru olmayabiliyor; bu nedenle, dünün doğrularının bugün de aynı şekilde doğru olup olmadıklarını  kontrol etmek zorundasınız; hayatı, her zaman, her koşulda  geçerli olan kalıplara sığdırarak açıklamaya kalktığınız an bitersiniz!. Dünün gerçekleri  dünü vareden koşullarla birlikte ele alınarak değerlendirilmelidir. Bugün ise, dünün içinden çıkıp gelen, diyalektik anlamda ondan farklı bir Türkiye ve dünya var artık!..

Bakın, hep deniyor  ki, “2013 Mayıs’ında patlak veren GEZİ olayları İstanbul burjuvalarının organize ettiği bir komplodur”!  Hani o  Boyner’in “çapulcuyum çapulcu” pankartı, Koçların Divan Oteli’ni eylemcilere açması falan vardı ya, bunlar da bunun kanıtı olarak gösteriliyor. Tamam, şurası açık, GEZİ olaylarıyla birlikte büyük bir provokasyon sergilendi ve  İstanbul burjuvaları da o  GEZİ’yi desteklediler.  Zaten bunu saklamıyorlar da. Ama bu farklı bir şeydir!. Onlar da diyorlar ki, sen benim ömüğümü sıkmaya, beni “intihara sürüklemeye” çalışırsan, ben de elbette ki sana karşı eli kolu bağlı durmam, fırsat düşmüşken kendimi savunurum! Bu durumda, “düşmanımın düşmanı dostumdur” kuralı işlemeye başlar!..

2013 BAŞLARINDA KOÇ NE DİYORDU

Oturdum-sağolsun internet- 2013 de hükümeti düşürmek için Türkiye’yi bir kaosa sürüklemeyi bile göze aldığı söylenilen  Koç’un  daha önce  kamu oyuna açıklanmış olan 2013 için öngörülerini  bulup çıkardım.  Bakın nasıl bir tablo çıktı ortaya; bakın  2013 için neler düşünüyormuş Koç:

Aşağıdaki satırlar  2 Ocak 2013  tarihli Hürriyet Gazetesinden[7]

“Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç,”Faaliyet gösterdiğimiz tüm alanlarda yatırımlarımız 2013'te de devam edecek. 2013'te toplam yatırım harcamamızın 3,7 milyar dolar seviyesinde olmasını planlıyoruz”.

“Mustafa Koç, Koç Holding olarak mevcut yurtdışı faaliyetlerini genişletmenin, halen sadece Türkiye'de faaliyet gösterdikleri alanlarda da yurtdışına açılma fırsatlarını değerlendirmenin, stratejileri arasında yer aldığını kaydetti.

“Koç, bu açılımları yaparken gelişmiş Avrupa pazarları coğrafi yakınlık, gümrük birliği, yüksek tüketim seviyeleri, gelişmiş alt yapı gibi avantajlar sunarken, gelişmekte olan pazarlar ise yüksek büyüme hızları ve rekabetçi yapıları ile ön plana çıktığını anlattı.

“Koç Holding olarak dengeli bir pazar çeşitlendirmesi ile, farklı pazarların güçlü ve zayıf yönlerini dengelemeye çalıştıklarını, bu kapsamda, krizde olanlar dahil, tüm Avrupa ülkelerinin hedef pazarlarının içerisinde yer aldığını, iştiraklerini kendi alanlarındaki fırsatların izlediğini, genel yatırım prensiplerine ve getiri beklentilerine uygun olduğu taktirde bu tür yatırımları gerçekleştirebileceklerini dile getiren Koç, ancak özellikle krizdeki Avrupa ülkelerinde rekabetçi şekilde üretim yapmanın zorluğunun, kendilerinin ilgi duyabileceği yatırımları kısıtlayan bir faktör olduğunu kaydetti.

Neymiş efendim, “Tüsiad ve Koç  içe kapalı-Devletçi bir Türkiye istiyorlarmış”!!.Allah akıl fikir versin!! Adamlar atı alıp-Üsküdarı falan da değil-dünya pazarlarını işgal etmişler de kimsenin haberi yok!! Ama tabi kavganın kaynağı başka! Büyümek, büyümek daha da büyümek için ellerindeki sermayelerinin yetersiz kaldığını gören bazı Anadolu burjuvası çevreleri iktidar gücünü kullanarak  eskinin Devletçi burjuvalarını mülksüzleştirmeye, onların sahip oldukları banka ve finans olanaklarına kendileri sahip olmaya çalışıyorlar, olay budur..Burjuva devrimini falan unuttu bizim jakobenler de, olayı, burjuvazinin kendi içindeki sınıf mücadelesi boyutlarına indirgemeye başladılar!..kavganın kaynağı budur!..Baksanıza, onlar da Anadolu burjuvaları oldukları halde bir TUSKON’la bile kapışıldı, niye?..

„Mustafa Koç, Koç Holding'in yurt dışı yatırımlarına da değinerek, yurtdışı yatırımları en yaygın boyuta ulaşmış olan şirketlerinin Arçelik olduğunu anımsattı.

„Satışlarının yarıdan fazlasını yurtdışında gerçekleştirdiği bu sektörde şirketlerinin, dünyanın hemen her coğrafyasındaki fırsatları sürekli izlediklerini ve değerlendirdiklerini dile getiren Koç, özellikle gelişmekte olan pazarlarda üretim, gelişmiş pazarlarda ise marka ve dağıtım yatırımlarını hedeflediklerini kaydetti.

“Kuzey Irak'ta yatırım potansiyellerine de değinen Koç, şunları söyledi:

Kuzey Irak 5 milyonu aşan nüfusu, doğal kaynakları, bize olan coğrafi ve kültürel yakınlığı ile potansiyel vadeden bir pazar. Henüz fiziksel ve yasal altyapı açılarından önemli eksikleri var. Bölenin gelişme potansiyelini hayata geçirmesinde hem Türkiye, hem de Türk özel sektörünün çok önemli rol oynayacağına inanıyorum. Koç Grubu olarak bölgeye yönelik ihracatımızın yanı sıra, Erbil'de Divan Oteli ve Setur Mağazası bu sene içerisinde faaliyete geçti. Koçtaş bölgede bir işbirliğine imza attı.

„Tabi Kuzey Irak deyince ilk akla gelen konu enerji. Enerjide bizim faaliyet gösterdiğimiz petrol, LPG, doğalgaz ve elektrik alanlarının her birinde işbirliği ve yatırım imkanları olabilir. Şirketlerimiz bu konuda çalışmalar yürütüyorlar. Fakat bu tür projeler devletlerarası ilişkilerin de devreye girdiği, uzun vadede hayata geçirilebilecek konular.”

E, Kürtlerle bile bu kadar yakından ilgilenen-oralarda iş yapan-ikide bir Doğu ve Güneydoğu’ya çıkartma yapan bir  bir Koç-ve Tüsiad- nasıl olur da artık „Barış Sürecine“ karşı olan o  ulusalcılarla-Cemaatçilerle bir tutulabilir! Diyeceksiniz ki, „e baksana, görmüyor musun, adamlar Pensilvanya’de el öpme kuyruğuna girmişler“!. İyi güzel de, sen adamlara sahip çıkmazsan, üstelikte onları denize iterek boğmaya kalkarsan, onlar da tutarlar „denize düşenin yılana“ sarılacağı gibi gider Pensilvanya yollarında  kendilerine koruyucu başka „paralel devletler“ ararlar!!.Yani önce o koordinat sistemi nerede duruyor ona bir bakalım. Kemalist vesayete-Eski Türkiye’ye karşı mücadele süreci içinde oluşan bakış açılarını hiç değiştirmeden  Yeni Türkiye’yi anlayamazsınız. Ne olacaktı yani, TÜSİAD’ın da içinde bulunduğu Eski Türkiye’nin bütün o batıcı-Kemalist beyaz Türkleri bir anda  yok mu edileceklerdi!!

Şunu unutmayalım, Yeni Türkiye sadece „siyahların“ Türkiyesi olmayacaktır. O, bir sentez olarak anlaşılmalıdır. Buradaki ölçü darbeciliğe-Devlet sınıfı vesayetine karşı olup olmamaktır; parlamenter sistemi esas alıp almamaktır. Yoksa herkes illa ki sizin gibi olmayacak!!..Tamam, gene sana muhalif olsun-olabilir de-bu muhalefet demokratik parlamenter sistemin içinde kalıyor mu kalmıyor mu sen ona bakacaksın! Bırakın artık şu „siyah-beyaz“ ayrımını mutlaklaştırmayı!!.O elit “Beyaz Türkler“, Devlet sınıfının kanatları altında oldukları sürece-hatta onların iktidarlarının bir parçası oldukları sürece- ayrı bir nitelik olarak  „beyazdılar“!!.Aradan o vesayet çıktığı an, onları artık normal bir beyaz renk  olarak görmek zorundasınız!!. Şunu unutmayın ki, aynı şey „siyahlar“ için de geçerlidir!!. O „Siyah Türkler“ de normal koşullar altında artık beyazdan  hiçbir farklılığı olmayan  normal bir siyahtırlar!!..Anlaşılıyor sanırım!!..Kimse kendisine „ben siyahım“ diye paye çıkarmamalıdır!!.

Koç’un 2013 öncesinde açıklanan 2013 projeksiyonlarına devam ediyoruz:  

“2013'te toplam yatırım harcamamızın 3.7 milyar dolar seviyesinde olmasını planlıyoruz diyen Koç, mevcut iş alanlarımızdaki bu organik yatırımların yanı sıra, bildiğiniz gibi Köprü ve Otoyollar özelleştirme ihalesini, bizim yer aldığımız konsorsiyum kazandı. İhale bedelinden bizim payımıza düşen pay, yaklaşık 2,3 milyar dolar. İhale onay mekanizması ve kapanış işlemleri ile ilgili sürecin gerçekleşme süratine bağlı olarak, 2013 yılı yatırımlarımıza bu tutarı da dahil etmemiz söz konusu olabilir” dedi.

„Mustafa Koç, 2013 yılında, büyümenin 2012'ye göre bir miktar hızlanarak yüzde 4,5 civarında olmasını beklediğini belirterek, “Geçen yıla kıyasla 2013'te yurtiçi yatırım ve tüketim harcamalarında belirgin bir canlanma olabileceğini tahmin ediyorum” dedi“.

Yahu kardeşim adam tutuyor 2013’ün Ocak ayında bu açıklamaları yapıyor, bu yatırım rakamlarını veriyor, sonra da tutuyor bundan altı ay sonra hükümeti devirmek için komplo düzenliyor ve bütün yatırım ortamının altına dinamit koyuyor öyle mi!!.İnsaf!!..Sen önce kendine bir bakacaksın, 2013 başlarından itibaren senin kendinde neler değişti de-o „danışmanlar“ falan nereden ne için ortaya çıktılar da-  adamlar  da nefes alamaz hale geldikleri için tuttular bir avuç „ÇAPULCUNUN“  peşine takılacak duruma düştüler!!..

Bakın, 03.01.2013 tarihli Milliyet Gazetesinde de neler yazıyor[8]: Koç’tan 2013’e dev yatırım bütçesi: 6 milyar dolar

„Mustafa Koç, Türkiye’nin 2013’te iç talep ağırlıklı olarak yüzde 4.5 büyümesini bekliyor. Bu yıl 3.7 milyar dolarlık yatırım yapacaklarını belirten Koç, “Köprü ve otoyol özelleştirmesinde payımız 2.3 milyar dolar. İhale onayına bağlı olarak, 2013 yatırımlarımıza bu tutarı da dahil etmemiz söz konusu olabilir” dedi. Bu durumda holdingin yatırımı toplam 6 milyar doları bulacak..

„Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, 2013 yılında, büyümenin 2012’ye göre bir miktar hızlanarak yüzde 4.5 civarında olmasını beklediğini söyledi. Koç, ”Her ne kadar büyüme oranında geçen yıla göre çok büyük bir sıçrama öngörmesem de, büyümenin bileşenlerine baktığımızda, bu yıl daha çok iç talep ağırlıklı bir büyüme göreceğimizi düşünüyorum. Bir başka ifadeyle, 2012’ye kıyasla 2013’te yurtiçi yatırım ve tüketim harcamalarında belirgin bir canlanma olabileceğini tahmin ediyorum. Bu düşüncemin arkasındaki en önemli nedenlerin başında, faizlerin 2013’te daha düşük düzeylerde kalacağı beklentisi geliyor” dedi.

„Mustafa Koç, Türkiye’de yurtiçi tasarrufların artmasının, yatırımların ve büyümenin finansmanda sürdürülebilirlik açıcından çok önemli bir konu olduğunu dile getirerek, Türkiye’deki tasarrufların yatırımlara yeterli kaynak sağlayamamasının yabancı tasarruflara yönelme eğilimi sonucunu doğurduğunu kaydetti.

„2012’nin ilk yarısındaki sıkı para politikasını yılın ikinci yarısında gevşetmeye başlayan Merkez Bankası’nın, 2013’te de genel olarak ekonomiyi destekleyici bir para politikası uygulayacağı tahmininde bulunan Koç, 2012’de iç talepteki yavaşlama neticesinde cari açıkta sağlanan hızlı düşüşün, enflasyonun son aylarda mutedil bir seyir izlemesi ve finansal piyasalardaki istikrarlı görünümün, Merkez Bankası’nın FAİZLERİ DÜŞÜK TUTMASINA OLANAK SAĞLADIĞINI  anlattı..

İnsan kafayı yer yahu!!  „Faiz lobisi“ diye suçlanarak faizleri yükseltmeye çalıştıkları, bunun için de GEZİ olaylarını falan planladıkları iddia edilen  o Koç, Merkez Bankası’nın faizleri düşük tutmasından  memnun!.Hadi bakalım kolay gelsin!!..

 „Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, grup CEO’su Turgay Durak ile Dış İlişkiler ve Kurumsal İletişim Direktörü Oya Ünlü Kızıl’ı yanına alarak önceki gün Elmadağ’daki Divan otelinde ekonomi gazetecileriyle öğle yemeğinde bir araya geldi[9].. Koç’un 2012 hedefleri, Avrupa’daki kriz, yerli oto, yeni projeler, yurtdışı yatırımlar ve grubun marka alım planları 1.5 saatlik sohbete damgasını vurdu. Mustafa Koç’un Türkiye ekonomisinin durumu ve holdingin performansı konuşulduğunda, masaya (tahtaya) üç kez vurması dikkat çekti. Koç, “Bu kadar karmaşık bir coğrafyanın içerisinde ülkemiz maşallah çok iyi durumda, şükretmemiz lazım” dedi.

Bunu diyor, sonra da aynı Koç  tutuyor 2013’ün içine ediyor, öyle mi, insaf!!.

Bu saatten sonra Koç’un avukatlığını da yaptırıyorlar bana ya  helal olsun bu Türkiye’ye!.Ben de galiba böyle „doğrucu davut“ olmaya devam etmekle kimseye yaranamayacağım!!.Nereye elimizi dokunsak  elimiz havada kalıyor yahu, nedir bu hikmet, yoksa bende mi birşey var!!..

„..Grubun ihracatının yüzde 70’ini Batı pazarlarına yaptığının altını çizen Koç, yurtdışıyla iş yapan şirketlerin diğer bölgelerde yeni pazarlar bulması adına çağrıda bulunduklarını belirterek, “Pazar çeşitlendirmesi yapmak mecburiyetindeyiz. Arçelik, Güney Afrika’nın beyaz eşya devi Defy’yi aldı. Dolayısıyla bu pazar çeşitlendirmesini tüm ihracat konumunda olan şirketlerimize hedef olarak veriyoruz. Başka çaresi de yok. Avrupa’nın içinde bulunduğu durumdan çıkması zaman alacak” diye konuştu.

„2012’ye 6.5 milyar liralık rekor yatırım bütçesiyle giren Koç Holding, Avrupa bölgesinde yaşanan gelişmeler ve içerideki gidişata bakıldığında planlarında değişikliğe gitmiyor. “Dünyadaki kriz ve Avrupa’nın durumu yatırım planlarınızda bir ertelemeye neden olacak mı?” sorusuna Mustafa Koç şu yanıtı verdi: “Hayır, her şeye olduğu gibi devam ediyoruz. Daha önce de belirttiğimiz Ford Otosan, Tofaş, Tüpraş, Arçelik’teki yatırımlarımızda hiçbir değişiklik yok.”

„Mısır’a fabrikada geri adım yok! Koç grubu olarak marka alımı adına her an fırsat peşinde oldukları bilgisini aktaran Mustafa Koç, “Tabii ki alım için ilginç bir gelişme olursa çok ciddi şekilde değerlendirmeye alacağımız aşikar” dedi. Koç yurtdışında büyüme adına Avrupalı markaların alımının olabileceğini belirterek şunları söyledi: “Avrupa’dan da olabilir tabii. Güney Afrika bizim için önemli. Kara Afrika da buna dahil. Mısır’da sıfırdan yatırım yapmak için tam el sıkışıyorduk, Arap Baharı başlayınca askıya aldık. Arçelik fabrikası... Tabii Mısır da onun hinterlandı Libya, Cezayir, Tunus, Fas hiç küçümsenmeyecek bir pazar. Bu bölgelerle ciddi ilgiliyiz.”

“Yerli otomobil üretilmesi fikrini yabancı ortağımız Fiat ile ciddi olarak düşünüyoruz. Fiat Türkiye’ye olan güvenini sıkça dile getiriyor” diyen Koç, şunları kaydetti: “Bir Türk markası olması konuşuluyor, bunun üzerine çalışıyoruz. Ancak derseniz ki her parçası Türkiye’de üretilecek mi, böyle bir şey dünyada yok. Bugün en iyi şartlarda, en iyi yedek parça ile en iyi otomobili üretmeye çalışıyoruz. Kaldı ki tüm dünyada otomotiv şirketleri birbirlerinin platformlarını kullanıyorlar. Örneğin Tofaş’ın otomobil platformunu birçok şirket kullanıyor. Apple neden iPad üretimini Çin’de yaptırıyor? Fiat “Biz desteğe hazırız” diyor. Daha ne olsun

„İran’a yaptırım senaryosunun Tüpraş’a olası etkisi sorulduğunda Koç Holding CEO’su Turgay Durak, şunları söyledi: “Bizim Koç Topluluğu olarak bu konuda bir duruşumuz var. Uluslararası bir konu ve hükümetimiz nasıl bir hareket tarzı öngörecek ise biz de ona uyacağız!.

Bu sözleri söyledikten sonra da tutuyor o Koç „paralel devletle“ birlikte iktidara karşı komplo hazırlıyor öyle mi!!.

Peki, 2013 için yatırım planları hazırlayan, 2013’e olumlu bir gözle bakan  sadece Koç mu; diğer Tüsiad’cı „büyükler“ neler düşünmüşler bir de ona bakalım:

BÜYÜK FİRMALARIN 2013 YATIRIM PLANLARI[10]

„Bu yıl hem ülke ekonomisinin hem de şirket büyümelerinin hız kazanması beklenirken, Türkiye'nin önde gelen grupları, yatırımlarını artırıp büyümeyi planlıyor. 12 büyük holdingin yatırım tutarı 2013'de 11 milyar doları aşacak. 

„2013 yılı için çok yüksek büyüme öngörüleri yok. Bu yıl küresel ekonomi için zor geçecek gibi görünüyor. Türkiye ekonomisi için büyüme tahminleri yüzde 3-4'te yoğunlaşıyor. Daha çok iç talep kaynaklı bir büyüme beklentisi hakim. Yatırımların görece hız keseceği tahmin ediliyor. Merkez Bankası'nın dün gazetemizin manşetinde yayımlanan 'İktisadi Yönelim Anketi' de yatırım iştahı hakkında önemli ipuçları içeriyor. Sanayiciler, 2013 için çok iyimser görünmüyor. 4'te 3'ü yatırımları kısma eğiliminde. Ancak büyük holdingler tarafında durum biraz farklı seyrediyor. Büyük grupların, holdinglerin yatırım programlarında aksama, erteleme yok. 12 büyük holding 2013 yılında 11 milyar dolar yatırım yapacak. Bu yatırımın 3.7 milyar doları Koç'tan, 2 milyar doları Sabancı'dan gelecek (lütfen bu cümleyi bir kere daha okuyun!! Ma).

„Bu yıl Koç Holding 3.7 milyar dolar seviyesinde, Sabancı Holding yaklaşık 2 milyar dolar, Anadolu Grubu yaklaşık 1 milyar dolar, Zorlu Holding 2012'deki 900 milyon dolar tutara benzer oranda, Akkök Grubu 552 milyon dolar, Eren Holding yaklaşık 500 milyon dolar, Borusan Holding 300 milyon doların üzerinde, Sanko Holding 300-350 milyon dolar aralığında ve Boyner Holding yaklaşık 100 milyon lira tutarında yatırım yapmayı planlıyor. Doğuş, Doğan ve Kibar Holding de eklendiğinde Türkiye'nin önde gelen 12 büyük grubunun 2013'de yapacağı yatırım tutarı yaklaşık 11 milyar doları aşacak“..

Altını çiziyorum bunların hepsi bugün artık İstanbul burjuvaları denilen   eskinin o Devletçi burjuvaları!..Ve de bunlar 2013’ün iyi geçmesi için yatırımlar planlarken sonra birden fikir değiştirerek GEZİ olaylarında „ÇAPULCU“ olup çıkıyorlar!!..

Şimdi de, Haziran 2013 Sayı 402-KOÇ TOPLULUĞU YAYININA BİR GÖZ ATIYORUZ[11]

„ Ülkemize Fitch’in ardından Moody’s, Japon kredi kuruluşu JCR ve Kanadalı kredi derecelendirme kuruluşu Dominion Bond Rating Services’dan da not artırımı geldi. Bu kuruluşlardan Moody’s, kilit ekonomi ve kamu maliyesi göstergelerindeki iyileşme ve ülkeyi uluslararası şoklara karşı daha dayanıklı yapması beklenen yapısal ve kurumsal reformları gerekçe göstererek Türkiye’nin uzun vadeli yabancı para birimi cinsinden kredi notunu ‘Ba1’den ‘Baa3’e yükseltti. Başbakanlık Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanı M. İlker Aycı da Bizden Haberler Dergisi’ne verdiği röportajda ülkemizin bu performansına dikkat çekerken, özellikle enerji, altyapı, finans ve gayrimenkul sektörlerinde yabancı yatırımcılar için önemli fırsatlar sunduğunu dile getirdi..

Dikkat edin Türkiye’nin kredi notu niye yükseltildi diye ağlamıyor adamlar, tam tersine, daha çok küresel sermaye gelecek diye seviniyorlar!..Niye mi seviniyorlar; o gelen küresel sermayenin bir kısmı da kendileriyle işbirliği yaparak yatırıma yönelecekler de ondan! Sen bunları yaz, söyle, sonra da „bunlar ülkeye küresel sermayenin gelmesini istemiyorlar-engelliyorlar, bunlar vatan haini“ diye suçlan!!.

AFRİKA KONUSU

„Yüksek büyüme potansiyeli ile dikkatleri üzerine çeken ve yatırımcıları etkileyen Afrika 23’üncü Dünya Ekonomik Forumu’nun eş başkanlarından biri olan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Mustafa V. Koç, „Afrika ile Türkiye arasında gelişen ticari bağlar ve bölgede yürütülen aktif dış politika ile yeni Afrika’ya hem Türkiye hem de Koç Holding’in inandığını dile getiriyor..“

SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME STRATEJİSİ BAŞARIYLA DEVAM EDİYOR

„Koç Holding’in 2013 yılı ilk çeyrek finansal sonuçları açıklandı. Yılın ilk çeyreğinde 13.6 milyar TL ciroya ulaşan Koç Holding, 452 milyon TL kâr elde etti.  Koç Holding, 2013 yılının ilk çeyreğinde konsolide bazda toplam 13,6 milyar TL satış geliri elde etti, 619 milyon TL vergi öncesi kâr ve 452 milyon TL azınlık payı sonrası net kâr gerçekleştirdi. Avrupa’da politik ve ekonomik sıkıntıların sürdüğü; yakın coğrafyamızda karışıklıkların devam ettiği son dönemde Koç Topluluğu’nun risk yönetimine ve tasarruf tedbirlerine ağırlık verdiğini dile getiren ve sonuçları değerlendiren Koç Holding CEO’su Turgay Durak, yılın geri kalanında sürdürülebilir büyüme stratejisinin uygulanmaya devam edileceğini söyledi..

Yahu adamlar 2013’e öylesine hızlı ve hırslı başlamışlar ki hayatlarından çok memnun görünüyorlar!..Manyak mı bunlar ki sonra da tutup kaos ortamının fitilini ateşlesinler!!.

„2013 yılında Koç Topluluğu olarak Türkiye ekonomisindeki büyümenin büyük oranda iç talep kaynaklı olmasının beklendiğini dile getiren Turgay Durak, “İç talepteki bu artış, ithalatı da artıracağından, ihracatta ise dış pazarlarımızın hâlâ tam olarak toparlanamamış olmasından ötürü net ihracatın büyümeye katkısının sınırlı olmasını bekliyoruz” dedi. 2013’ün ilk çeyreğinde ülke ekonomisinde ekonomiye duyulan güvendeki toparlanma ve FAİZLERİN DÜŞÜK SEVİYESİNİN KREDİ TALEBİNİ CANLANDIRDIĞINI, BUNUN DA ÖZELLİKLE DAYANIKLI VE YARI DAYANIKLI TÜKETİM MALLARINA YÖNELİK TALEBİ TETİKLEDİĞİNİ SÖYLEDİ..

Hani bunların tek amacı  faizleri yükseltmekti, hani bunlar „faiz lobisi idi!!.

YATIRIMLARA DEVAM

„Kaynakları en iyi şekilde kullanarak Türkiye ve tüm paydaşlar için sürekli ve yüksek getirili yatırımlara dönüştürmeyi hedeflediklerini belirten CEO Turgay Durak, 2013 yılı için hedeflenen 6,8 milyar TL kombine yatırım planına hız kesmeden devam edildiğini aktardı. 2013’ün ürün ve yatırımlar açısından Koç Topluluğu şirketleri için çok önemli olduğuna da vurgu yapan CEO Durak, Tüpraş ve Ford Otosan’ın önemli bir yatırım döneminden geçtiğini sözlerine ekledi. Durak’ın açıklamalarına göre Tüpraş 2,4 milyar dolarlık fueloil dönüşüm projesi kapsamında 2013 ilk çeyrek itibariyle 1,55 milyar dolarlık yatırımla projede yüzde 65’lik ilerleme sağ