• 15.08.2018 00:00
  • (873)

 Kavramlar, kurumlar, gelenek görenekler, yol yordamlar istisnasız her şey anlamsızlaşmadı mı?

Duyduğumuz, gördüğümüz, okuduğumuz her şey gerçekdışılık algısı yaratmıyor mu?

Daha düz soracak olursak, devasa bir açıkhava tımarhanesinde her konuda sabahtan akşama deli saçmalarına maruz kaldığımız hissi ne kadar da yaygın değil mi?

Türkiye, belki Venezuela dışında dünyanın geri kalanıyla hemen her konuda çatışarak hayatını sürdürmeye çalışan bir ülke görünümü vermiyor mu?

Yatıp kalktıklarımızla başlayalım.

Dolar, avro, döviz ve genelde ekonomi, kabul görmüş ortodoks veya heterodoks, neoklasik, Keynesçi veya Çin tipi planlı ekonominin hiçbir kural, teori ve denkleminden haberdar olmayan bir karar verici güruhun idaresinde uçurumun içinde yuvarlanıyor.

Gidişata anlam vermeye çalışmanın bir faydası olmadığını ekonomistler itiraf ediyor. Eldeki veriler gayrişeffaf, karar alma mekanizmaları hakeza. Rejimden beslenen sermaye bir yandan “devletin malı deniz yemeyen domuz” şiarıyla zenginliğine zenginlik katarken ve rejimin açıkladığı dandik plana övgüler düzerken diğer yandan mal güvenliği endişesiyle parasını yurtdışına kaçırıyor.

AB ve diğer uluslararası normlarda “piyasa ekonomisi” olarak adlandırılmak için yıllarca çabalamış Türk kapitalizmi de mal ve sermaye güvenliğinin tehlikeye girmesiyle anlam kaybına uğramış durumda.

Gayrişeffaflık, denetimsizlik, hesapvermezlik, sorumsuzluk ve cezasızlık ekonomik anlam kaybının değirmenine devamlı su taşımakta.

Hazine’nin, Merkez Bankası’nın ve diğer düzenleyici kurumların düzenleyici olmaktan çok rejimin emrinde düzen bozucu kurumlar olarak anlamsızlaştığını görüyoruz.

Çalışma hayatı standartlarının çoktandır herhangi bir anlamı kalmamıştı. Çalışma güvenliği, sendikal haklar, çocuk işçiliği sorunlarında kabul görmüş uluslararası kuralların artık hiçbir bir anlamı yok.

İşi Allah’a yani maneviyata bırakılmış bir ekonomide maddiyatın anlamı kalır mı?

Peki, yatıp kalktıkları dinin bir anlamı kaldı mı?

Siyasî İslâm hiçbir yeni siyasî söylem üretemediği gibi İttihatçı siyasî kültür ile güdük Selefî İslâm tarafından şekillendirildi ve nefesi tükendi. Din yorumu ve mütedeyyinler bu sapkınlıktan ziyadesiyle paylarını aldılar. Erdoğancı İslâm her türlü ahlâksızlığın dinen meşrulaştırıldığı bir anlamsızlık bataklığına dönüştü.

Siyaset kurumuna bakalım. AKP dâhil partiler külliyen anlamsızlaştı. Bunda iktidarın tek elde toplanması ile muhalefetin ataleti ve siyasetsizliği kadar yasama erkinin işlevsizleştirilmesi de etkili.

600 vekil el kaldırıp el indiriyor ve maaşlarını alıyor, o kadar. Daha genel düzlemde siyaset alanı, ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı mevzuat ve son derece geniş terör tanımı sayesinde tamamen daralmış ve anlamsızlaşmış durumda.

Klasik erklerin ayrılığı ortadan kalktığı gibi erkler içleri boşaltılarak anlamsızlaştırıldılar. Yasamayı gördük; yargı hukukdışılık temelinde yükselen, pek iddialı olsa da normdışı bir anlamsızlık manzumesi olarak tecelli ediyor. Memleketin ikili veya çoktaraflı anlaşmazlık çözümlerinde diğer hukuk sistemleriyle nasıl ters düştüğünü hatırlayalım, yeter.

Çevre, doğa ve tüm canlıların asgarî koruma standartlarının hiçbir geçerliliği ve dolayısıyla anlamı yok. Bir iki istisna dışında -ki onlar da geçici, çevre davalarında çıkan lehte kararların uygulandığı vaki değil. Sonuçta bu coğrafyanın ve dolayısıyla komşu coğrafyaların çevresi, doğası ve tüm canlılarının, mal ve kullanım değeri dışında bir anlamları yok.

Buna mukabil yapılan istisnasız tüm altyapı inşaatı ve enerji üretim birimleri, dünyanın ve memleketin verili koşulları bağlamında yanlış, lüzumsuz, zararlı ve dolayısıyla anlamsız. Güncel örnek Hasankeyf’te 60 yıllık ömrüne 12.000 yıllık tarih kurban edilen, yöre insanını toki betonlarına mahkûm eden ve Basra Körfezine dökülene kadar ırmaklardan yararlanan komşuları ilelebet mağdur edecek olan Ilısu hidroelektrik barajı!

Haber alma özgürlüğü yüzde doksanlar mertebesinde rejimce kontrol edilen medya, sansür, otosansür, sosyal medya çöplüğü, Aktrol gezegeni ve yaygın yalan haber sonucunda tamamen anlamsızlaşmış durumda. Zaten kimsenin pek bir şey okuduğu, dinlediği yok.

Akademi ayakta kalmaya çalışsa da rejimin YÖK vasıtasıyla uyguladığı sıkı kontrol, müspet bilim düşmanı politikası ve totaliter ortamda sosyal bilimin işlev ve faydasının tamamen yok olması dolayısıyla verimsiz ve anlamsız bir kurum hâline geldi. KHK’lar ve cadıavı sonucunda büyük kan kaybına uğradı. Akademinin temsil ettiği özgür düşünce ve bilim anlamsızlaştıkça cehalet ve ümmilik anlamlı oldu.  

Dış politika ne içeride ne dışarıda herhangi bir anlam ifade etmiyor epeydir. İşin ehli hariciyeciler işlevsizleştirildikçe, buna mukabil kararlar çapsız bir danışman heyeti tarafından alındıkça geriye, her önüne gelene ayar vermekten ve boş tehdit savurmaktan başka bir işe yaramayan anlamsız bir diplomasi kaldı.

Askeriyenin durumu daha parlak değil. TSK, başta NATO olmak üzere ve yeni müttefik Rusya dâhil olmak üzere kimsenin akıl erdiremediği bir anlam kaybına maruz. Göbekten bağlı olduğu ve net müşterisi olduğu Batı güvenlik sistemiyle senelerdir ters düşmenin bir anlamı olabilir mi hiç?

Bir toplumu toplum yapan âdetler, akideler ve kabullerin uğradığı anlam kaybı da muazzam. Kedi, köpek, kadın, çocuk önüne gelen herhangi bir canlının iğfal edilmesi, öldürülmesi karşısında olumsuz hiçbir şey hissetmeyen dev bir kara kalabalık yaşıyor Türkiye’de. Vicdan, haysiyet, mahcubiyet, saygı, günah, ayıp, özür gibi temel kabullerin anlamlarını yitirdikleri bir memleket burası…

Anlamsızlaşma öyle bir raddede ki insan “Türkiye’nin bir anlamı kaldı mı” diye sormadan edemiyor.