• 23.04.2016 00:00
  • (1586)

Cuma notları

 

Anayasasız, yasamasız, yasasız yürütme

 

2 Nisan’da TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya “AKP Daraltılmış İl Danışma Meclisi” toplantısında şunu dedi: “Demokratik anayasanın olmazsa olmaz en önemli şartı, mimarının millet olmasıdır. 1982 Anayasasının yürürlükten kaldırılması yeni anayasanın yapılmasından, yapılmış olmasından daha önemlidir.Giderek parti görüşü olmaksızın ifade etmeye mecburum ki, yeni anayasa yapmasak dahi bu parlamentonun kurucu iktidar yetkisi içerisinde yürürlükteki anayasayı yürürlükten kaldırması gerçek bir demokratik kazanım olacaktır. Çok önemli, 5 yıl, 2 yıl, 3 yıl anayasasız kalabiliriz…”

 

Ahmet İyimaya’nın öngörüsü irticalen söylenmiş bir lakırdı değil. Anayasasızlığı AKP’nin dokunulmazlıkların kaldırılması yoluyla meclisi boşaltma, diğer taraftan içtüzüğü değiştirerek yasamayı şimdikinden beter bir “el kaldır-el indir” merasimine dönüştürme girişimiyle okumak lâzım. Türk Tipi Başkanlık Sistemi teklifinde zaten varolan göstermelik yasama bu yollarla başkanlıktan önce hayata geçecek.

 

AKP’nin hele AYM’ye olan alerjisi ile birlikte okuyunca içinde “yasa” geçen her fiil artık siyasî hayattan tard ediliyor. Yerine hâlihazırda yürürlükte olan “torba”, “başkanlık kararnamesi”, “talimat” geliyor.

 

Pazar ana travmamızın 101. yıldönümü

 

Soykırım gibi devasa bir cürümle yüzleşmedikçe, kurbanların torunlarına azamî adalet sağlanmadıkça bunun arkası gelir, bedeli artçı kötülüklerle ödenir. Ödeniyor da!

 

Bu, muazzam ve derin bir ahlâk sorunsalıdır. Zira soykırım, bugün işlenen kamusal, bireysel veya ortak suçların tümünden, nitelikleri ne olursa olsun, kıyas kaldırmayacak kadar büyük bir suçtur. Ermeni ve diğer Gayrimüslim unsurlara reva görülen ve kısa zamanda gerçekleştirilen toplu imha boyutundaki şiddet bu coğrafyanın tarihinde benzersizdir.

 

Soykırımı “sindirebilen” bir bünye için bugünkü suçlar haydi haydi sindirilebilir. Ve böylece kötülükle yatıp kötülükle kalkmaya devam ederiz. Ediyoruz da!

 

1915, 2015 boyunca çekilen zulmün yoğunluğundan ve toplumdaki yaygın bilgi eksikliğinden – ki bunların yüz yıllık adaletsizlik ve cezasızlık kültürüyle yakın ilişkisi var – ötürü gündeme lâyıkıyla oturmadı. 2016 için de aynı durum söz konusu. Ve gördüğümüz yaşadığımız gibi şiddeti artıyor melânetin ve bedelin.

 

Şiddetimizin milâdı 1915’e dayanıyor olmasın? Artık her yanımızı kuşatmış olan hukuksuzluğun, cezasızlığın ve hesapvermezliğin milâdı da…

 

Yüzyıldır çürüyen Türkiye yüzyıllık ama dapdar bir alana sıkışmış vaziyette debeleniyor 21. yüzyılın başında… Faşizme doğru…

 

Alman-Türk dostluğu

 

Almanya-Türkiye ilişkilerinin önümüzdeki günlerde iki randevusu var. İlkinde yarın Merkel AB’li Timmermans ve Tusk ile Antep’te ziyaret için pırıl pırıl yapılmış bir mülteci kampında Suriyeli çocuk kafası okşayıp fotoğraf çektirecek. Alman kamuoyuna “verdiğimiz paralarla oluyor” mesajı verecek, bizim verdiğimiz vergilerin parasıyla olsa da… Bugün dört akademisyenin davası var, 24 Nisan da Ermeni Soykırımı’nın 101. yıldönümü. Bu iki “sıkıntılı mevzua” gireceğini hiç düşünmüyorum.

 

Diğer randevu 2 Haziran’da. Ermeni Soykırımı’nda Almanya’nın rolünü ele alan ve epeyidir ertelenen deklarasyon Bundestag’da görüşülecek. Resmî Almanya’yı tarihî bir test bekliyor. Nazi geçmişiyle yüzleşmiş olmakla övünen ülke bakalım nasıl çıkacak bu işin altından. Merkel’in Erdoğan medyunluğunun, deklarasyonu boşa düşürme olasılığı çok yüksek.

 

İslâm İşbirliği Teşkilâtı zirvesinden notlar

 

Türkiye’nin dönem başkanlığını devraldığı toplantıdan geriye ne kaldı?

 

Erdoğan Medyası bir ara “Sisi geliyor” haberleri yapardı. Hatta diğerleri de bu sazana gelirdi. Sisi gelmediği gibi Mısır Dışişleri Bakanı devir teslimi yapıp toplantıya dahî katılmadan ayrıldı.

 

Toplantıya Ankara’nın yakın dostları Azerbaycan, Katar ve Suudî Arabistan en üst düzeyde katıldılar. Bu üçlünün yanında Bosna, Filistin, Kazakistan ve İran da en üst düzeyde temsil edildi. Geriye kalan 48 ülke bakan veya sefir seviyesinde temsil edildi. Mısır ve Suriye temsil edilmedi.

 

İran’ın katılımı, ardından Ruhani’nin Ankara’da ağırlanması Erdoğan Medyasını coştursa da bilmek gerekir ki İran bu çeşit toplantılarda, hele Suud varsa muhakkak en üst düzeyde temsil edilir. Ankara ikili görüşmeleri da ilişkilerin sütliman olduğu anlamına gelmez. Şu sırada Suriye’de Ankara’nın beslediği cihatçılarla İran ordusu savaşıyor.

 

Sünnî ve Suudî ağırlıklı toplantıda sadece İran kınandı, ne Suud, ne Bahreyn, ne İsrail’e bir çift söz edilebildi. Doğal olarak. Ruhani’nin Ankara ziyareti ise önceden öngörülmüş iktidarın bir nevî günah çıkartma operasyonundan başka bir şey değildi.

 

Toplantıda uygulanması imkânsız bir takım temenniler tekrar edildi. Bilmek gerekir ki İİT tamamen konsensüse dayalı asgarî kararların alındığı hükümetlerarası tıkanmış Sünnî bir yapıdır. AB gibi kısmen federal bir yapı olmaktan çook uzaktır.

 

Sonuçta toplantı epeydir olduğu gibi Erdoğan’ın şovuna fırsat verdi, İstanbul trafiği felç, vatandaş da mağdur oldu. Sırada 23-24 Mayıs’taki Dünya İnsanî Yardım Zirvesi var!

 

CENGİZ AKTAR / HABERDAR