• 13.01.2016 00:00
  • (1640)

 Herhalde memlekete epeydir en aykırı, en sırıtan kavram bu! İnsanlığımızın yerlerde süründüğü, hızla savaş halet-i ruhiyesine doğru savrulduğumuz, ölümü kanıksadığımız, yok etmek üstüne yoğunlaştığımız bir dönemdeyiz.

“Ölümler dursun” demeye cesaret edene küfreden, ardından soruşturma açan zihniyet bunu yaparken “ölümler durmayacak, öldürmeye devam edilecek” diyor açıkça. Böyle bir cinnet ortamında insaniyetten, beşeriyetten ne kadar bahsedilebilir?  Buradan bir medeniyet neşet edebilir mi?

Türkiye sadece insaniyetin ahlakî boyutunda nal toplamıyor, uluslararası insanî gelişme sıralamalarının tümünde nal topluyor. Özgürlüklerle ve eğitimle ilgili sıralamaların daima sonlarında; yolsuzluk, şiddet, silâhlanma ile ilgili sıralamaların daima başlarında. Bakmayın siz “dünyanın ilk 20 ekonomisi” lakırdılarına, parayla insanlık olmaz, olsa iktidarın stratejik ortakları gaz/petrol zengini ama biteviye kelle alan Suud insan olurdu.

Bir memlekette yaşayan insanların gelişmişliğini ve esenliğini, toplumun ruh ve beden sağlığını değerlendirmek için para saymak yetmiyor. İktisatçı ve istatistikçi Simon Kuznets’in icadı, 1930’lardan bu yana hüküm süren gayrisafi millî hâsıla denilen ölçümün yetersizliğinden hareketle son yıllarda yirmi kadar yeni kıstas çalışması geliştirildi. En eskisi, BM Kalkınma Teşkilâtı’nın (UNDP) Pakistanlı iktisatçı Mahbub-ul Haq tarafından icadedilen İnsani Gelişme Endeksi’dir.

Arayışların nedeni ekonomik büyüme hırsı ve art arda yaşanan ekonomik krizleri müstakbel krizleri hazırlayarak bertaraf etme alışkanlığının eninde sonunda insan ve doğanın canına okuyacak olması. Ne var ki Türkiye gibi ülkeler daha bu derse gelemedi, pek de gelecek gibi durmuyorlar.

1990’dan bu yana her Aralık ayında olduğu gibi UNDP İnsanî Gelişme Raporu’nu açıkladı. Gündemimiz ölümlerle yoğrulduğu için başka bir şeye bakmaya mecalimiz yok. Yine de bir gün savaşmaktan yorulunca bu sorunlar birikmiş şekilde önümüze çıkacak.

Türkiye 2015’te 188 ülke arasında 72. oldu. 2014’te 69’uncu sıradaydı. Sıralama için dikkate alınan üç temel boyut, uzun ve sağlıklı bir hayat, bilgiye erişim ve insana yakışır bir hayat standardı. Tutturduğu skorla Türkiye “yüksek insani gelişme” kategorisinde yer alsa da bu kategorinin üstünde bir de “çok yüksek insani gelişme” kategorisi var. Nitekim önümüz ve arkamızdaki ülkelere bakınca durum ortaya çıkıyor.

AB üyesi olan veya AB ile müzakere eden ülkelerin tümü bizim önümüzde ve çoğu “çok yüksek gelişme” kategorisinde. Malezya, Lübnan ve İran dahî önümüzde.

Esasen AKP döneminde gerçekleşen tüketim patlamasıyla Türkiye’nin sırası kişi başına düşen gelir seviyesindeki artış sayesinde yükseldi. Ne var ki diğer kriterlerde ve özellikle okullaşma ve cinsiyet eşitliğinde aynı oranda insani gelişme kaydedilmedi.

Gelişme dendiğinde Türkiye, pekçok zengin Arap ülkesinin içinde bulunduğu çarpık konumda. Millî gelir ile okuma-yazma, okullaşma, kızların eğitimi, kadınların aktif hayata katılımı arasında uçurumlar var. Keza gelir dağılımdaki eşitsizlikte AB ülkeleri değil eşitsizlik şampiyonları ABD, Brezilya gibi ülkelere benziyor. Yani “dünyanın ilk 20 ekonomisi” diye böbürlenmek yetmiyor.   

Raporda Türkiye açısından en önemli veri GDI (Gender Development Index) yaniCinsiyet Gelişim Endeksi. Bu sıralamada Türkiye en gelişmiş birden en az gelişmiş beşe kadar olan gelişmişlik gruplarının Arap ülkeleriyle birlikte dördüncüsünde.  

Sıralama şaşırıcı değil. Türkiye her bakımdan giderek daha fazla Arap ülkelerine benziyor. Fıtratına uygun bir şekilde kolay olanı, yani Ortadoğululaşmayı seçtiği,zor olan Avrupalılaşarak demokratikleşmeyi ciddiye almadığı açıkça görülüyor.

Tıpkı petrol zengini Arap ülkeleri gibi kadın düşmanı, üretmeksizin aşırı tüketen, doğaya tamamen saygısız, büyüklük ve fiyaka takıntılı, kibirli, paraya tapan, demokrasiden uzak, ceberut bir ülke.  

Bir zamanların “Böyyük Türkiye” sloganıyla bugünkü büyüklüğün farkı, iriliğinde ve tükettiğinin miktarında.  Memleket büyüyor da büyüyor, her bakımdan… Ama gelişmiyor!

Buna karşılık küçük olan, doğal olan, insana yakın olan her şey yok oluyor.

Köyler şehirleşiyor, şehirler gökdelenleşiyor, küçük esnaf avmelerce yutuluyor. İki havaalanı yetmiyor, üçüncüsü yapılıyor.

Bedava oldukları farzedilen hava, su, toprak, deniz, kent ve kültürün tahribatı büyümenin bedeli olarak burada ve her yerde er veya geç karşımıza çıkıyor. Bu eril hoyratlığın sonucu, memleketteki dev ama yanlış, lüzumsuz, kiç “eserler”.

Alman asıllı İngiliz iktisatçı Fritz Schumacher’in 1973 tarihli ünlü Small is Beautiful, Küçük Güzeldir denemesinden bir alıntıyla bitireyim: “bir modern iktisatçı için hayat standardı yıllık tüketimle ölçülür, zira her durumda daha fazla tüketenin daha az tüketenden evlâ olduğu farzedilir. Bir Budist iktisatçı bu yaklaşımı tamamen akıldışı bulacaktır zira tüketim, insanın esenliği için basit bir araçtır; amaç asgarî bir tüketim ile azamî bir esenlik olmalıdır. Modern iktisatçı içinse bunu anlamak çok güçtür. O yaşam düzeyini yıllık tüketim miktarlarıyla ölçmeye alışkındır; daha çok tüketen insanın daha az tüketenden daha iyi durumda olduğunu varsayar”.

CENGİZ AKTAR / HABERDAR