• 30.12.2015 00:00
  • (1976)

 HDP’nin de bileşenlerinden biri olduğu Demokratik Toplum Kongresi (DTK) toplantısı sonuç bildirgesinde, Kürt sorununda kalıcı barış için ‘öz yönetim’ modeli önerildi. Bunun Türkiye’nin demokratik yeniden yapılanması ihtiyacı için de bir ‘model’ olduğu savunuldu. Bildirgede, bu görüşün ‘tartışmaya açık’ ve bir ‘siyasi mücadele’ konusu olduğu özellikle belirtiliyor. Belli ki HDP’nin yeni dönem siyasi çizgisini belirleyen argüman bu olacak.

‘Öz yönetim’, meşru bir talep. Yeniden yapılanma tartışmalarında üzerinde ciddiyetle durmaya değer bir öneri. Aslında, ısrarla kapalı kapılar arkasında yürütülüyormuş gibi yapılan çözüm süreci günlerinde gündeme gelmesi ve tartışılması gerekirdi. Olmadı. Yanılmayı çok isterdim ama gördük ki ‘süreç’ dedikleri, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘başkan’ olmak hırsına Kürtleri ‘figüran’ yapmak imiş. Mevzunun aslına bir türlü gelemediğimiz için konuşamadık, tartışamadık, sorunu Türkiye’nin sorunu olarak gündemleştiremedik, istihbaratçıların elinden çıkartıp Meclis’in gündemi haline getiremedik…
Ve şimdi hendekler, barikatlar, ‘sokağa çıkma yasağı’ adı altında eskisinden daha kapsamlı bir OHAL uygulamasıyla karşı karşıyayız. AKP ‘çözümü’ sorunu ‘yok etmekte’ arıyor. Bu ortamda DTK’nın ‘tartışmaya açık’ bildirgesi üzerinde maalesef sağlıklı bir tartışma yürütme olanağı yok.
Başa sardık yani. Yine ve bir kez daha öncelikle silahların susması, diyalog, müzakere, siyaset imkanlarının değerlendirilmesi gerektiğini söylemek, savunmak durumundayız.
Meclis’te milletvekili sayısı itibarıyla üçüncü parti durumundaki HDP bunun için önemli. Ama AKP, bu partiyi ve liderini ‘ihanetle’ suçlayarak siyaset araç ve imkanlarının oynayacağı rolün anlamını ve değerini her gün darbeliyor. Aklı başında herkesin kaygıyla teşhis ettiği ‘duygusal kopuş’u derinleştiren bir tutumla bütün Türkiye’nin geleceğini kanlı bir belirsizliğe sürüklüyor…
Bu tehlikeli gidişatın siyasetini ise ‘başkanlık sistemi olmazsa…’ diyerek yapıyor. Malum, bunu, 7 Haziran’dan sonra devreye soktuğu ‘tek başına iktidar olmazsam…’ şantajıyla da yapmış ve sonuç da almıştı. Ama bu kez durum farklı. Kaos, ‘kontrol edilebilir’ olmaktan çıkıyor. Çok da Türkiye’nin lehine bir görünüm arz etmeyen bölgesel konjonktür ve dengeler, Türkiye’nin inisiyatifini daraltan bir önem kazanıyor. Birileri ‘Biz de kendi haritamızla bölgeye girelim’ hayalleri kurarken Türkiye göz göre göre ‘başkalarının’ senaryolarına açık bir yola sürükleniyor. İronik olan, bir de bu gidişatın ‘yerli ve milli’ ölçüsüyle izah edilmeye kalkılması.
Herkesin şapkasını önüne koyup derin derin düşünmesi gereken bir dönemden geçiyoruz.
Barış içerisinde bir arada yaşamak, Türkiye şartlarında demokrasi demektir. Ve tarihi, toplumsal kökleri bulunan hiçbir sorun devlet zoruyla yok edilemez; bastırılabilir, sindirilebilir, ama yok edilemez. Bastırılan, sindirilen sorunlar ise er veya geç daha da ağırlaşmış olarak yeniden başkaldırır, gerçeğimiz haline gelir.
Acılı süreçlerden geçerek nihayet öğrendiğimizi sandığımız gerçeklerimiz bunlar. Eğer bir karşılığı olacaksa tekrarlamaktan bıkmayalım, usanmayalım, yorulmayalım.
Ama… Cizre’de buzdolaplarında bebek ölüleri, sokaklarda çürümeye terk edilen cesetler var. Ve Dersim’den Roboski’ye uzanan bir tarih, için için kanıyor…