Zülfü DİCLELİ



Bookmark and Share

Siyasette Platformlar Çağı


29.6.2015 - Bu Yazı 6567 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Modern kesimlerde karamsarlığın giderek derinleştiği, çaresizlik duygusunun yoğunlaştığı, geleneksel muhalefetin hiçbir şekilde varlık gösteremediği koşullarda 7 Haziran seçimlerinde %13 oy alarak 12 Eylül barajını yıkan HDP bir şimşek gibi çaktı ve bir an için ufku aydınlatıverdi.

HDP’nin 80 milletvekiliyle meclise girmesi aynı zamanda Türkiye tarihinde çok önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Kemalist ve sol muhalefet potansiyellerinin iyiden iyiye tükendiği bir ortamda birden boy atıveren bu seçim başarısı, muhafazakâr iktidarın modern kültüre ve modern yaşam kültürüne yönelik bastırma ve tasfiye girişimlerine, yeni bir “muhafazakâr” hegemonya inşa etme çabalarına dur dedi. Sınır tanımayanlar her şeyi sınırlamaya çalışanlara sınırlarını işaret etti.

Bu topraklarda İttihat ve Terakki’den bu yana başka bir alternatifinin yeşermesine izin verilmeyen ve şimdi AKP tarafından sadece farklı bir kozmetikle neredeyse aynen savunulan “tek tipleştirici, dayanışmacı, tarihçi, korporatist ve devlet kontrolünde, hakların değil vazifelerin vurgulandığı” toplum tasavvuru karşısında 7 Haziran zaferi , “farklılıkların tehdit olarak görülmediği, geçmişle gelecek arasında organik bir belirleyicilik ilişkisinin varsayılmadığı, bireyin ön plana çıktığı, hak ve özgürlüklerin vurgulandığı” yeni bir toplum tasavvurunun uygulamalı bir sunumunu yaptı.

HDP’nin seçim kampanyasına destek verenler ve HDP’ye oy verenler arasında ulusal bayramları bile kutlatılmayan ulusalcılar, yaşam tarzları saldırılara hedef olan modernler, özel yaşamlarına kabaca müdahale edilmek istenen kadınlar, betonlaşmanın altında boğulan kentliler, özgürlükleri kısıtlanan demokratlar, yiten doğaya yanan çevreciler, haysiyetleri çiğnenen insanlar vardı.

HDP’nin aldığı oylarda elbette yeni orta sınıfların katkı ve katılım taleplerini, plazalarda beyinleri limon gibi sıkılmak istenen beyaz yakalıların tepkilerini ve anlam arayışlarını, AVM kapitalizminin azdırdığı tüketimciliğe ve Beş Yıldızlı Otel Müslümanlığına karşı isyanları görmek mümkün. Ama bu destek alışılmış sınıf hareketlerinin çok ötesine geçip, aynı değerleri paylaşan tüm sınıflardan insanları kendine çekti ve çekiyor.

7 Haziran seçim kampanyasında bir araya geldiklerinde, sosyal etkileşime ve karşılıklı dayanışmaya girdiklerinde, birbirlerini tanıdıklarında ve direndiklerinde mağduriyet duygusu muazzam bir yapıcı enerjiye, çaresizlik duygusu sevinç ve neşeye dönüştü.

Aynı şekilde bu seçim kampanyası herkesi şaşırtıcı bir biçimde çok farklı kimliklerden insanların buluşma, karşılaşma ve ortak eylem alanı oldu. HDP’yi desteklemek için kendi kimliğini kapıda bırakmak, belli bir kimliği benimsemek gerekmiyordu, insanlar kendi kimliklerini koruyarak yeni bir varoluşa erişebiliyorlardı.

Gene de 7 Haziran’da HDP’nin aldığı sonucu geleneksel muhalefet-iktidar ilişkisi içinde muhalefet saflarında olmasına bakıp anlamak mümkün değildir. HDP’nin yeni siyaset tarzı karşısında geleneksel muhalefet ile iktidar aynı eski hegemonyacı siyaset tarzının temsilcileridir. HDP bunların dışında ve ötesinde, kendini sadece yaparak ifade eden üçüncü bir odaktır artık. Ve giderek her ikisini de etkileyecek ve her ikisinin de dönüşümüne katkıda bulunacaktır.

 Gezi Olmadan 7 Haziran Anlaşılamaz ve Anlamlandırılamaz

Yukarıdaki 8 paragrafı Milliyet gazetesinde 6 Temmuz 2013 ve 24 Temmuz 2013 tarihlerinde yayınlanan “Siyasette Yeni Bir Dil: Gezi” http://kuyerel.org/yazarlarimizYaziGoster.aspx?id=1400&yazarId=50 ve “Geziden Beslenmek Herkese İyi Gelecektir”  http://kuyerel.org/yazarlarimizYaziGoster.aspx?id=1403&yazarId=50 başlıklı yazılarımdan aynen aldım, sadece o yazılarda yukarıda italikle dizili içinde HDP geçen kelimelerin yerinde her seferinde gezi yazıyordu ve paragrafların sıralanışı farklıydı.

Kuşkusuz 7 Haziran’daki HDP, Gezi’nin aynısı ya da basit bir tekrarı değildi, ama Gezi’siz 7 Haziranı anlamak ve anlamlandırmak gerçekten mümkün değildir. 

Bugün HDP, başlangıç döneminden oldukça farklı olarak, geleneksel bir partiden çok bir platforma benziyor. Elbette ağırlıklı olarak Kürt hareketinden gelenler olmakla birlikte, farklı sosyal, etnik, kültürel ve ideolojik konumlarda olan insanların kendilerini ifade edebilmek için aktif olarak destekledikleri bir platform bu. Bunu yaparken hem her biri kendi doğrultusu için yarar sağlıyor hem de hep birlikte o platformu daha da güçlendiriyorlar.  7 Haziran’da oylarını HDP’de buluşturanlar bu partiyi desteklemeyi sürdürürken kendi fikir ve davaları için uğraşlarını bağımsızca devam ettiriyorlar. Platformla aralarında tam bir karşılıklı bağımlılık ve ortak yarar var. 

On binlerce kişiyi seferber eden ve sandık güvenliğinin sağlanmasına büyük bir katkıda bulunarak insanlara cesaret ve özgüven aşılayan Oy ve Ötesi Hareketi de Gezi deneyimini yaşamış gençlerin bir eseriydi. 

Seçimleri kazanan ve birkaç gün önce yemin ederek milletvekili olan HDP adayları arasında Kürt demokrat ve yurtseverleri kadar, Türk solcu ve demokratları, dindarlar kadar ateistler, Alevi ve Romanlar kadar, Ermeni ve Ezidilerin de temsilcileri vardı ve Yeşiller ve en çok da Kadınlar vardı! 

Bu açıdan bakıldığında HDP’nin aldığı bütün oylar aslında “emanet” oylardır. Tıpkı HDP’yi destekleyen PKK ve KCK kadar, feministler, sol kökenli gruplar ya da LGBT’ler veya Ezidiler de siyasi davalarını tümüyle HDP’ye emanet etmiş falan değildir. Otoriter muhafazakâr gidişe dur demek için barajı geçebilsin diye HDP’ye oy veren kesimler için de aynı şey geçerlidir. 

Bu meclisteki HDP grubu ve HDP’nin seçim kampanyasında izlediği politik çizgi ile geçen dönem arasındaki derin farkları görmek gerekiyor.  Ve de bu farkın ortaya çıkmasında Gezinin büyük bir rolü olduğunu. 

Hareketin daha da gelişmesi ve ilerlemesi için bu zorunlu.

 Çünkü Gezi oyunu değiştirdi. 

Oyunun yeni kuralları

Geziden sonra artık sadece hiyerarşik dikey yapıların değil, yatay eşdüzey ağların ve sadece merkezi medyanın değil, sosyal medyanın da politikada etkili olduğu görüldü. Gezi yumuşak gücün sert güç karşısında boyun eğmek zorunda olmadığını, şiddetin politik araç olarak zamanını doldurduğunu bize kanıtlamıştı. 

Gezi yatay bir küresel ağ. Zamanda ve mekânda mobil bir ağ. Yatay iletişim, açık kaynak ve eşit haklı katılım üzerinde yükseliyor. Gezi, merkezsiz, emir-komutasız, kendi kendine örgütlenen karmaşık sosyal ağların sayısız düğüm noktasında çok kesimli, çok fikirli, çok renkli eylemler, değişimler, sosyal inovasyonlar olarak boy atıyor. Gezi, küreselleşen dünyada hayatı değiştirmenin yeni tarzı” diye yazmıştım aynı yerde.

(Benzer bir gelişmeye 24 Mayıs 2015’te İspanya’da yapılan yerel seçimlerde tanık olduk. Bu seçimlerde başta Barcelona ve Madrid olmak üzere birçok önemli şehirde belediye başkanlıklarını, yeni sol parti Podemos’un da desteğiyle, 2011 baharında on binlerce kişinin “gerçek demokrasi” talebiyle meydanları doldurmasıyla ortaya çıkan 15M Hareketinden türeyen ilerici platformlar kazandı.)

7 Haziran seçimlerinde oylarını HDP’de birleştirenler yarın emanetlerini geri alabilecekleri gibi, bir sonraki seçimlerde çok daha büyük bir güç ortaya çıkacak şekilde genişleyebilirler de. Çünkü demokrasi, katılım, özgürlük, adalet ve sosyal gelişim için, doğa için, daha iyi bir dünya için uğraş verenler bu sefer olduğu gibi ileride de kendi başına partilere değil, politikalara oy verecek veya vermeyecektir.

Seçim platformları onların seçimlere katılan partilerle müzakere yürütme platformu olacaktır. Bu süreçte kendileri de öğrenecek ve değişecek ve savundukları değerler doğrultusunda etkileyebildikleri parti ya da partileri destekleyecek ya da desteklemeyeceklerdir.

Çünkü Gezi’den sonra artık siyaset değer odaklı olmak zorundadır. Özgürlükçü, katılımcı, doğa ve insan merkezli olmak zorundadır.

O nedenle bir platform olarak HDP’nin gelecek seçimlerde ne kadar başarılı olacağı, bu seçim kampanyasında Selahattin Demirtaş’ın konuşmalarında ve etkinliklerinde ifadesini bulan demokratik açılımın ne yönde ve nasıl ve ne kadar geliştirileceğine bağlı olacaktır. 

Politik çizgi: 

1) platformun mevcut ve gelecekteki bileşenlerinin gelişen görüş ve özlemlerini ne ölçüde kucaklayacak, 

2) küresel ilerici politik düşüncenin en yeni ne ölçüde tartışıp yansıtabilecek ve 

3) ne ölçüde tüm bileşenlerin eşit haklı katkısıyla ortaya çıkabilecektir?  

Aynı şekilde; yeni yatay oluşumlarla gelenekselin izini taşıyan dikey yapılar arasındaki diyalog ve işbirliği ne kadar mümkün olabilecektir? Yatay yapılar bağımsız uğraşlarına sürdürmeye ne kadar kararlı olacaktır? 

Platform ve bileşenler her gün yaptıkları faa­liyetlerle dünyayı bugünden değiştiren, daha yaşanılabilir kılmaya çalışan tüm insanlara, mikro-kredi girişimlerinden, perma kültür denemelerine, yeşil enerjiden katılımcı kentleşme projelerine, yeni tür koope­ratiflerden sosyal şirketlere, yeni tür bağışçılıktan sosyal fayda üreten girişimlere, Vikicilerden tasarım odaklı girişimlere ve yapıcılar (Makers) hareketine ne kadar açılabilecektir? (Uç bir örnekte, bugün birçok ülkede gündeme gelen, doğrudan demokrasiye katkı amacıyla dijital sosyal para tasarlama denemeleri gibi yeni yaklaşımlara ne ölçüde sıcak bakabilecektir?)

Platform ve bileşenler harekete karşı hesap verme kültürünü ne kadar benimseyecektir? Bütün politik ve sosyal aktörlere karşı açık olunabilecek mi, onlarla diyalog ve işbirliği ısrarla aranacak mı?

Yerel düzeyde farklı kesimlerin katkısına açık, değişik projelerin sunulduğu, insanların buluşabileceği, fikirlerini paylaşabildiği ve yeni politik yaklaşımlara ulaşabildiği, birlikte yapıcı roller üstlendiği sosyal merkezler, yeni tür forumlar tüm ülke çapında yaygınlaşabilecek mi? Kamusal alanları – siyasi tartışmanın siyasi, ekonomik, ideolojik iktidar güçlerinin kontrolü dışında gerçekleşebildiği alanları – genişletebilecek miyiz?

Sonuçta, tüm ülke çapında ilerici demokratik dönüşümün çok değişik kuvvetlerinin “bağlantılı bir ekosistemi”, küresel ekosistemlerle de ilişkili olarak ne kadar ortaya çıkabilecek? 

Ve en önemlisi de kadınların rolü ne kadar artacak ve her şeyi bilen, yapılması gerekenleri yüksek sesle tebliğ eden, mutlak hakikatlerin sözcüsü geleneksel erkek liderlik tarzından hep birlikte yapıcı, dinleyen ve anlayan, işbirlikçi siyaset yapma tarzına ne kadar geçebileceğiz?      

Önce Gezi, sonra da 7 Haziran deneyimiyle solda hep etkili olagelmiş  “iktidara gelmeden bir şeyi değiştiremeyiz” anlayışı ne güzel ki yıkılmaya başladı. Gene de Türkiye’nin alışılmış devrimci, sol, “sınıfsal” anlayışlarının ciddi bir şekilde gözden geçirilmesi gerektiğini unutmamak gerekir. Gezi’ye de bulaştırılmaya çalışılan bu anlayışlarla çoktan yapılması gereken hesaplaşmanın ertelenmesinin güçten düşürücü etkisini şimdi daha iyi görebiliriz belki. Hele sol adına, olası bir CHP-MHP koalisyonunu HDP’nin dışarıdan desteklemesinin öğütlenebildiği koşullarda. Müzmin muhalefet rolünden kurtulup, kamplaşmacı ve çatışmacı uzlaşmazlığı bir tarafa bırakıp yapıcı işbirliğini öne çıkarmak, eşit, haklı katılım temelinde diğer güçleri etkilemeye çalışmayı ve etkilenmeye açık olmayı arık öğrenmeliyiz. 

Şimdilerde ufukta bir AKP-CHP ya da bir AKP-MHP koalisyonu görünüyor. Bu her durumda eski siyaseti temsil eden bir koalisyon olacaktır. Karşı tarafta HDP platformunun ve bileşenlerinin önüne giderek Yeni Türkiye’nin bir koalisyonunu oluşturma olanağı çıkacaktır. Öyleyse sadece “Türkiye partisi” değil aynı zamanda “dünya partisi” olmaya yönelmek de gerekiyor.Bütün bu sayılanları gerçekleştirme sorumluluğu elbette tek başına HDP yönetici kadrolarında ya da üyelerinde olamaz, herkes taşın altına eline sokmak zorundadır. 

24 Temmuz 2013 tarihli yazım şöyle son buluyordu: “Türkiye’nin çıkış yolu, gerek iktidar gerek muhalefet, her ikisinin de Gezi’ye açılmasındadır. Gezi’den beslenmek herkese iyi gelecektir.”

7 Haziran’da bunun ilk işaretlerini gördük…

http://kuyerel.org/yazarlarimizYaziGoster.aspx?id=2296&yazarId=50

Facebook Yorumları

reklam
19.2.2017
Akıldışının popülizmine karşı – 2
9.2.2017
Akıldışının Popülizmine Karşı
29.6.2015
Siyasette Platformlar Çağı
18.4.2015
Nereden geliyoruz, biz kimiz ve nereye gidiyoruz
24.07.2013
Siyasette Yeni Bir Dil: Gezi
02.07.2013
GEZİ: Muazzam bir sosyal inovasyon
07.06.2013
Asıl muhalefet şimdi oluşacak*
21.03.2013
İmralı süreci
14.05.2012
Muhafazakâr hegemonya: Nereye kadar
09.05.2012
Muhafazakâr hegemonya – Nereye kadar?
30.03.2012
Yeni bir işletme zihniyeti
27.03.2012
Bir başlangıç denemesi
13.01.2012
Şirketler kendilerini nasıl yenileyebilir?
24.12.2011
Yeni solun burjuvalara, kapitalistlere ve şirketlere de açık olması gerektiğini içimize sindirebilecek miyiz?
18.12.2011
Sol, Tarihinin 3. Aşamasına Adım Atıyor
02.12.2011
Niçin artık sosyalist olunmaz ya da kapitalizmin alternatifi kendi bağrında yeşeriyor
26.10.2011
SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMAKTAN ÇIKMIŞ OLAN MEVCUT HALİYLE KAPİTALİZMDİR
13.10.2011
Birbirlerinin Tamamlayıcısı Olarak Karşıtlıklar
20.09.2011
Bir Başlangıç Denemesi
06.09.2011
21. yüzyıl: melezler, melezleşmeler ve melezlikler yüzyılı (2)
27.07.2011
Birbirlerinin Tamamlayıcısı Olarak Karşıtlıklar
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.