Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Devlet arşivlerinde neler oluyor?


16.8.2018 - Bu Yazı 162 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yeni Hükümet Sistemi’ni tanıtırken o zaman Başbakan olan şimdiki Meclis Başkanımız esprili bir dil ile “dükkanı kapatıyoruz” demişti. Yeni Hükümet Sistemi’nde Başbakanlığın ilgası, halk diliyle ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Nihayet beklendiği gibi yeni sisteme geçildi ve Başbakanlık da kapılarını kapattı. Tabii olarak Başbakanlık ve ona bağlı kurumlar da bundan nasibini aldı. Kimi kaldırıldı, kimi diğer bakanlıklara kimi de ad değişikliğiyle doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı. Bu yapılanmadan kimi memnun oldu, kimi de statü kaybına uğradığı için üzüldü. Bu zorunlu dönüşümden, Başbakanlığa bağlı çalışan bürokrat, uzman ve memurlar da etkilendi. Henüz tamamlanmamış olsa da bir çoğunun kurum adı, bürosu ve tabi ki kurum kimliği de değişti.

Bildiğiniz bu hususları niye mi anlatıyorum?

OSMANLI ARŞİVİ TARİH OLDU

Hafta sonundan beri önce kulislerde sonra sosyal medyada ve kimi haber sitelerine düşen bir haber yüzünden. Elbette söz konusu mecralarda binlerce haber dolaşır her gün ve çoğu ile ilgilenmem. Ama haber, otuz üç yıldır sürekli gidip araştırmalarımı yaptığım kurum olan Başbakanlık Osmanlı Arşivi (şimdi Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı) olunca iş değişiyor tabii.

Önce haberi anlamakta zorluk çektim ama görüştüğüm arşivciler, tarihçiler ve kimi kurum yöneticileri anlatıca anlar gibi oldum. Gerçi anlatanların hiçbiri de doğru-dürüst anlamamıştı ya meseleyi.

Ben bir daha anlatayım: Yeni sisteme göre Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı kurulunca, Başbakanlık Osmanlı Arşivi ilga edildi. Bu kurumda çalışan uzmanlar da diğer Başbakanlık çalışanları gibi personel havuzuna düşmüşler. Son bir aydır sonuçlarının ne olacağını merakla bekliyorlarmış. Doğrusu ortaya çıkan sonucu da tahmin eden olmamış. Zira beş yüz küsur çalışanın; daha doğrusu nadir yetişen uzmanların yarısı (ki sayı kesin değil), kendilerini ilgilendirmeyen başka kurumlara tayin edilmiş. Üstelik tercihleri de sorulmadan. Haklı olarak, “bu ilk mi, ne bu heyecan? Binlerce tarihçi, arşivci vs. iş ararken, bunlar işlerini koruyabildiler ise neden şükretmiyorlar”, diyebilirsiniz. Ben de söyledim, ama işin aslı öyle değil.

Arşivler “milletlerin hafızası” olarak tanımlanır. Dünyada tarihi devlet arşivlerine sahip olan ülkeler bununla övünür ve esasında dünya mirasına verdikleri katkı da arşivleri ile ölçülür. Nitekim Türkiye’nin tartışmasız en büyük zenginliği de arşivleridir. Saygın tarihçilerin kanaatine göre; milyonlarca belgeyi içinde barındıran (eski) Başbakanlık Osmanlı Arşivi tamamıyla çözümlenmeden dünya tarihi asla yazılamayacaktır.

ARŞİVİN SERÜVENİ

Bu arşivler bugüne kolay gelmedi. Pek çok badire atlattı ama bunun yanında büyük gelişmelere de sahne oldu. Osmanlı Arşivleri atıl bir durumda iken merhum Turgut Özal ve Hasan Celal Güzel’in inisiyatifleri ile yeniden canlandı. Genel müdürlük ve yardımcılık yapan Atilla Çetin, İsmet Binark, İsmet Miroğlu, Yusuf Halaçoğlu, Yusuf Sarınay, Necati Gültepe, Mustafa Budak ve şimdi Devlet Arşivleri Başkanı Uğur Ünal’in gayretleriyle de önemli bir seviyeye taşındı. Belgelerin bir bölümü tasnif edildi, manuel ve dijital kataloglar yapıldı, araştırma hizmetleri alanında yüzümüzü ağartan sonuçlar alındı. Hizmetler arttıkça, hem Türkiye’de hem de dünyada bu arşivlere dayalı yüzlerce kitap, binlerce makale yazıldı. 1986’dan önce pek çok yabancı ve yerli araştırmacı çalışmalarının önsözlerinde, Türk arşivlerinde çektikleri çilelerden bahsederken, bu dönüşümden sonra Osmanlı Arşivlerinin hizmet şekli, dünya arşivlerine örnek gösterilmeye başlandı.

Bunlar nasıl mı oldu? Arşivlerin önemi kavranarak alınan inisiyatif ve arşivci yetiştirmek üzere istihdam edilen kaliteli elemanlar sayesinde oldu. Kısacası bu başarı, şimdi başka kurumlara tayin edilen arşiv uzmanları eliyle sağlandı. Özel bir alan olduğu için de bu başarı hikâyesi hiç dile getirilmedi. Ancak arşivden istifade eden yerli ve yabancı araştırmacıların dillerine pelesenk oldu, kitaplarına girdi.

KURUM HAFIZASINI YİTİRDİ

İnsan, “Böyle bir yapıya nazar mı değdi” diye sormadan edemiyor. Elbette bu akıl almaz tasarrufta bulunanlar, bir şeyler düşünmüşler ve bir açıklamaları vardır. Ama unutmayalım ki, arşiv milletin hafızası ise arşivin hafızası da uzun zamanda yetişen bu tecrübeli uzmanlarıdır. Maazallah, “hafıza” da hafızasını kaybederse, varın gerisini siz düşünün.

Heyecanını yitirmiş, hizmet kalitesi düşmüş kurumu yenilemek; gençlere istihdam alanı açmak; Devlet Arşivleri’nin yeni hükümet sistemine adapte edilmesinde, -belki iyi niyetle bütün arşivleri bir araya toplamak için- daha güçlü merkezi bir idare kurmak hedeflenmiş olabilir. Ancak bunlar için çeyrek asırda yetişebilen uzmanların göz ardı edilmesi, bir çırpıda onlardan vazgeçilmesi nasıl izah edilebilir?

Uzatmadan bir örnek vereyim. Osmanlı arşivlerinde pek çok dilde belge vardır. Ama ağırlıklı olarak hâlâ okunmayı ve tanınmayı bekleyen milyonlarca belge Osmanlıca’dır. Osmanlıca ise çeşitli yazı usulleri ile kaleme alınır. Meselâ saraydan çıkan yazılar divanî, maliye kayıtları siyakat, meşihat yazıları ta’lik, bürokrasinin evrakı da rik’a ile yazılır. Makul zekâda bir kişi, matbu Osmanlıca’yı üç ayda, rık’a yazı çeşidini iki-üç yılda, divanî yazıyı çalışmasına bağlı olarak 4-5 yılda, siyakati ise ömrü boyunca sürekli öğrenir. Yaklaşık on yıl süren bu öğrenme süreci mutlaka bir usta nezaretinde olur.

Meseleyi siz anladınız. Kimse Hüdâ-yi nâbit uzman olmuyor. Çeyrek asırdan fazla yatırım yaparak bilgi ve tecrübe kazandırdığımız bu ustaları iş göremez hale getirirken; yenilerini nasıl yetiştireceğimizi soruyorsunuz.

Dünya literatürüne giren “Osmanlı Arşivleri” isminin tarih olması bir yana, bu soruyu ben de soruyorum.

Umarım cevap veren biri olur.

Facebook Yorumları

reklam
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.