Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar


12.11.2018 - Bu Yazı 77 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Birinci Dünya Savaşı Osmanlı Devleti için 30 Ekim’de, savaşan diğer taraflar için de 11 Kasım 1918 tarihinde fiilen sona erdi. Aradan yüzyıl geçmesine rağmen savaşın müsebbibi Avrupa, kendi sorunlarını çözmüş görünüyor olsa da etkisinden kurtulamadı.

Birinci Dünya Savaşı’nın tasfiye ettiği Alman İmparatorluğu’nun yerine Almanya’nın Avrupa Birliği üzerindeki baskın etkisi; Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılmasının Avrupa’yı daha güvensiz hale getirmesi ve Rus Çarlığı’nın ortadan kalkmasına rağmen Rusya’nın bugün dünya siyasetine güçlü bir şekilde dönmesi, savaşın bitmediğini gösteriyor. Savaşın bitişinin yüzüncü yılında Fransa Devlet Başkanı Macron ile Almanya Şansölyesi Markel’in kol kola poz vermesi boşuna değildir. Bu görüntü saklayamadıkları ezeli rekabetin bastırılmış halidir.

ORTADOĞU’DA SINIRLAR

Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasında dahli olmamasına rağmen en çok zarar gören Osmanlı Devleti’dir. Toprakları bölünmüş, paylaşılmış ve bugünkü Ortadoğu ve Kuzey Afrika meydana getirilmiştir. Onlarca devletin yaratıldığı eski Osmanlı coğrafyasında yüz yıl sonra kendi ayakları üstünde durabilen, yeniden kendini inşa ederek dünya siyasetine bir aktör olarak katılan tek ülke Türkiye olmuştur.

Tarihi medeniyet merkezleri olan Dicle-Fırat ve Nil havzasında o meş’um savaşın sadece gölgesi değil, hâlâ bizzat kendisi dolaşmaktadır. Kaderlerini birbirine bağlayan coğrafyalarına, müşterek medeniyet miraslarına, çoğunluğu Müslüman olmalarına rağmen Ortadoğu ve Kuzey Afrika, dünyanın en sancılı bölgeleri de olma özelliğini korumaktadır. Yüzyıl sonra bile bu coğrafya hâlâ dünya düzenine katılmamış, katılamamıştır. Kendilerine ait olmayan Birinci Dünya Savaşı’nın bıraktığı ihtilâflar ve çekişmeler ile dünya düzeninin derkenarı olmaya mahkûm edilmiştir.

Bunun nedeni, çoğunlukla sınırlarının yapaylığına, özellikle de Sykes-Picot Anlaşması’nda çizilen sınırlara bağlanır. Bu emperyalist proje tartışılırken asıl amacının bölgedeki sınırları çizmekten ziyade Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi Devleti’nin yaratılması olduğu unutulur. O emperyalist projenin çizimlerine bakıldığında, Filistin bölgesi hariç, aslında bölgenin tarihi dokusunun kısmen dikkate alındığı görülür. Ancak coğrafyanın merkezinde olan Filistin’in paylaşıma doğrudan konu edilmemesi asıl maksadı gösterir. Nitekim Sykes-Picot’un mimarlarından olan Mark Sykes’in gayretiyle, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın 101 yıl önce yayımladığı Balfour Deklarasyonu ile İsrail’in kuruluşuna giden yol da açılmış olur.

ORTADOĞUNUN BAYRAKLARI

Coğrafya ve tarihi miraslarıyla birbirine bağlı olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika halklarının elinde yüz yıl sonra, sadece bugün çatışma konusu sınırları ve savaş sonrası çizilen bayrakları kalır.

Osmanlı asırlarında şanlı hilâl–yıldız altında özgürce yaşayan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da bugün kullanılan bayrakların nasıl veya kimlerin çizdiğini hiç düşündünüz mü?

Önce hatırlatalım, Suudi Arabistan dışında, Doğu Arap dünyası ve Mısır bayrakları genellikle siyah, beyaz ve yeşil şeritler, buna ilave edilen kırmızı köşe (bazen kırmızı şerit) ile genellikle şeritlerin arasına yerleştirilmiş yıldız, kartal gibi sembollerden oluşur. Buna karşılık, Kuzey Afrika’nın bazı ülkelerinde renklerin bazıları muhafaza edilirken, Türk bayrağını andıran ay ve yıldız da bulunur.

Bu bayrakların tamamı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmıştır. Suriye, Irak gibi merkezi ülkelerin hatta Lübnan ve Mısır’ın bayrakları defalarca değişmiş olmasına rağmen ilk karakterlerini muhafaza etmişlerdir.

Nasıl çizildikleri, renk ve sembollerinin nasıl belirlendiğine dair pek çok rivayetler bulunmaktadır. Hilâl ve yıldızdan uzaklaşıp ortaya çıkan ilk Arap bayrağı, 1916 yılında İngilizlerin teşviki ile Osmanlı Devleti’ne isyan etmiş olan Şerif Hüseyin’in Hicaz Krallığı’nın bayrağıdır. Zaman içinde diğer ülkelerin bayraklarının da bundan türetildiği varsayılır.

Bayraktaki yeşil renk Hz. Peygamber’i ve ehli beytini; siyah renk Abbasi dönemini, beyaz renkler ise Arap liderliğini temsil ederken; köşedeki kırmız rengin de Arap kabilelerini veya Arapların mücadelesini temsil ettiği genel bir kanıdır. Şeritlerin yeri, üçgen veya yamuk olarak çizilen kırmızı köşe ile krallık, cumhuriyet veya devrimleri niteleyen yıldızlar; Saddam’ın Irak bayrağına ilave ettiği “Allahu Ekber” lafzı defalarca değişmiş olsa da bu fikrin kaynağının emperyalizm olduğu gün gibi âşikârdır.

Peki bu fikir nereden doğmuştur? Bu konuda araştırma yapanlar iki rivayet öne çıkarırlar. Renklerin seçiminin daha Osmanlılar zamanında Arap milliyetçiliği için çalışan el Fetat gibi cemiyetlerin benimsediği renkler olduğu iddia edilir. Nitekim daha sonra Irak Kralı olan Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ın bu cemiyetin aktif üyesi olması ileri sürülerek bu iddia desteklenir. Bu cemiyetin bir devlet ve bayrak fikrinin olduğuna dair elde hiçbir kanıtın olmaması ise bu rivayeti çürütür.

Güçlü ikinci rivayeti bir hayli ilginç bulacaksınız.

Bugün Arap birliğindeki yirmi iki üyenin on tanesinin bayrağında kullanılan renk ve şeritlerin fikir babası Mark Sykes’dır. O, Picot ile birlikte sadece sınırları çizmemiş aynı zamanda o sınırlarda kullanılacak bayrakların ilk şeklini de çizmiştir. Sykes-Picot’ya konu olmayan bölgelerdeki bayraklarda ay- yıldızın muhafaza edilmesi bu rivayeti güçlü kılmaktadır. Nitekim Mısır bayrağında bile 1958 yılına kadar hilâl ve yıldız varlığını sürdürmüştür. Daha sonra bayraklarda yapılan kısmî değişikliklerin ilham kaynağı yerli olsa da orijinal fikrin Sykes’e ait olduğu rivayetini değiştirmemektedir.

Bu konuda birçok araştırma vardır. Meraklıları için Kudüs İbrani Üniversitesi öğretim üyelerinden Elie Podeh’in Nation and Nationalism dergisinde 2011 yılında yayımladığı araştırmayı öneririm.

Bu kıssa kulağımıza küpe olsun. Bütün Müslümanları temsil eden Osmanlı mirası ay-yıldızlı bayrağımızı emperyalizme karşı koruyan ve Türkiye’ye devreden Milli Mücadele önderlerimizi daima hayırla ve rahmetle analım.

Facebook Yorumları

reklam
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları