Yusuf Kaplan

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Şizofreni’nin resmi: Bayram telâşı ve tatil kaçışı


20.8.2018 - Bu Yazı 92 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir yanda, bayram arefesinin tatlı telâşı, bayram günlerinin heyecanlı hazırlıkları...

Öte yanda, insanın şehirden, insanlardan, bayramdan tatile kaçışı, dekadansla dans’ı: İşte bizim yaşadığımız şizofrenin hikâyesi, resmi, en iyi göstergesi.

İstanbul boşaldı... Kimse kalmadı...

Kimileri sıla-i rahim için memleketlerine gitti; kimileri de şehri terketti, plajlara akın etti.

Ege ve Akdeniz sahillerindeki otellerin günler öncesinden dolduğunu söylüyor televizyonlar...

Bayrama da, dinlenmeye de ihtiyacımız var; yorulduk.

Bayramı bayram gibi yaşayarak da dinlenebiliriz; fakat kimilerinin bayram filan umurunda değil. Bayram gibi insanları birbirine kenetleyen; dostluğu, kardeşliği yeşerten; birliğimizi, dirliğimizi pekiştiren muazzam bir imkânın değerini, kıymetini bilememek üzücü gerçekten; üzücü ve gelecek adına düşündürücü.

Bu sütunda tam da bayram ve tatilde kristalize olan şizofreni hâlimizin iki zıt tablosunu resmettiğim bir yazımı güncelleyerek, yenileyerek sizlerle bir kez daha paylaşmak istedim.

ÖLÜMÜ HATIRLADIKÇA HAYATI YAŞAR İNSAN

Ölümü unutan insanlar, yaşadıklarını nasıl hatırlayabilirler ki?

Bayramı tatile dönüştüren kişiler, aslında bize ne söyler?

Ölümü hatırladıkça yaşar insan. Ölümü hatırladıkça, hayatı unutmaz, kendini unutmaz, hakikati unutmaz.

Ölümü hatırladıkça hayatı tadar; ölümü unuttukça hayattan kaçar.

İKİ ZIT ŞİİR TABLOSU: ÖLÜMÜN VE HAYATIN ŞİİRİ

İki tablo var karşımızda:

İlki, insanın kendinden kaçış tablosu. Tatile kaçışı... Ruhsuz insanlardan, bunaltıcı hayattan uzaklaşma arzusu bu, belki de.

İkinci tablo: Arefe gününün bayrama göz kırpan, hazırlık yapan tablosu: İnsanın insandan kaçışı değil, insanın insana, hayata ve hakikate koşuşu...

Biri ölümün, diğeri dirilişin tablosu.

Biri trajik, hatta traji-komik; diğeri epik, destansı.

İkisi de şiirsel: Biri yokoluşun şiiri...

Diğeri dirilişin, gelişin, hayatın; kurbanla yaşanan ilâhî, tabiî ve beşerî yakınlaşmanın şuurunun Bayram’ını yapma telâşının, neşesinin ve heyecanının şiiri.

TATİL TABLOSU: İNSANIN DEKADANSLA ÖLÜM DANSI

Kafkaesk bir tablo bu aslında. Işıltılı ama ölümcül.

Picasso’nun ya da Dali’nin zevkle çizecekleri çılgın bir ölüm senfonisi!

Veya en iyi Bergman’ın çekeceği bir ölüm dansı vakitleri filmi...

İnsanın kayboluş serüveni, sonra da cenazesinin kaldırılış seremonisi!

Picassovârî ya da Dalivârî sert imgeler, yaşanan trajediyi resmeder: Dilin bir tarafa savrulduğu... Kalbin kan olup aktığı, idam sonrasını andıran bir sahnenin gerisinden bir gözün hortlamışçasına baktığı bir Picasso, Dali tablosu veya böceğe dönüşen Kafka hikâyesi...

İnsan kayboldu, kayboluyor hızla, hazla ve tamgaz...

Ölümüne kaçıyor... Metafizik ölümüne...

Şehirden kaçıyor... Tatil köylerine... Otel odalarına, sığıntı gibi yaşanılan, hapishaneden farksız ruhsuz mekânlara...

Plajlara kaçıyor...

Evet, sert bir Picasso veya Dali darbesiyle çizilen, yığının, kumun, insan yığınlarının içinde, arasında, ortasında; kum tanelerinden daha da “kişiliksizleşmiş”, silikleşmiş, denizin kıyısına vurduğu ölüleri, canlı cenazeleri andıran yokoluş seremonilerine uçuyor...

Plajlarda, kum tanelerinden bir tane olarak çakılıp kalıyor... Gömülüyor plaja.

İnsanlığı, duyarlığı gömüyor kuma: İnsanlığın yaşadığı büyük sorunları, trajedileri unutuyor; gömüyor plaja... Mezara... İnsanlığın gömüldüğü mezar, plaj burada. İnsanın ve insanlığın.

Şarapla kirlenen, denizle yıkanan... şarapla kirlendikçe denizin dalgalarını vurarak kıyıya, yıkadığı, denizin insandan öç aldığı bir yer plaj.

Gök ve yer, ne der bize?

Gök’le yer nasıl danseder, semâ eder birbirlerine?

Güneş’in ışığı niçin var?

İnsan, plajda göğe bakar ama göğün bize ne dediğini anlayamaz. Güneşle konuşamaz. Işığını öldürür Güneş’in. Eritir plajın kumunda. Kuma gömer Güneş’in ışığını da, kafasını da.

AREFE GÜNÜNÜN UMUT DOLU, HEYECANLI TELÂŞI

Oysa arefe gününün bayram telâşı ne güzeldir. Ne kadar umut dolu, sevgi dolu, insan dolu, hayat doludur.

Anneler, arefe günü çarşıda pazarda dolaşırlar telâşla, heyecanla, coşkuyla: Yüzleri güler. Çocuklarının yüzlerini güldürecek, bayramın neşesini, coşkusunu, heyecanını daha bayram gelmeden bizzat kendileri hissedecek ve herkese hissettirecektir.

Arefe günleri, annelerin günleridir. Sadece annelere özeldir. Bayram günleri bütün ailenin, özellikle de çocukların, elbette ki.

Arefe günü, bir ışık dolar eve, her tarafa, her yere: Anneden yansıyan ışıktır bu.

Plajın Güneş’in ışığını bile kuma gömen mezarına inat, arefe günü, annenin ışığı Güneş’e bile ışık verir, enerji verir adeta. Mevsim yazsa güneş yakmaz. Kışsa, anneden aldığı ışıkla, enerjiyle en küçük bir ışık huzmesi bile insanın içini ışıtmaya, ruhunu kanatlandırmaya, bütün aile fertlerinin bir cennet bahçesinde yaşıyormuş hâlet-i rûhiyesiyle dolmalarına yeter.

Arefe telaşında insanların, özellikle de annelerin yüzü gülmez sadece; ruhu da güler ve ruh üfler herkese...

Bayram’ı herkes yaşar ama arefe günlerini yalnızca anneler yaşar iliklerine kadar ve bize de yaşatır bütün sıcaklığıyla, sarıp sarmalayıcılığıyla.

O yüzden arefe günleri bir başka güzeldir, bayram günleri başka.

Annelerimizin arefeleri heyecanlı, hepimizin bayramı canlı, capcanlı olsun, ülkemizin ve mazlum Müslümanların kardeşliğine, huzuruna vesile olsun, diliyorum Rabbimden.

Arefeniz ve Bayramınız mübarek olsun, tatilleriniz bayram olsun, sıla-i rahim ruhuyla yaşansın.

Unutmayalım: Tatil, bayramda en yakınlardan kaçıştır; sıla-i rahim ise en yakınlara koşuş. Allah, sıla-i rahim yapanlardan eylesin hepimizi. Vesselâm.

Facebook Yorumları

reklam
21.9.2018
Yayıncılık can çekişiyor; âcil önlem alınmalı!
17.9.2018
Üniversitenin krizi
16.9.2018
Bir umut ve ufuk yürüyüşü: Beytülmakdis Sempozyumu
14.9.2018
Eğitim ve kültür meselesi, terörden de, ekonomik krizlerden de önemli!
10.9.2018
Suriye sorununda kör noktalara dikkat!
9.9.2018
İnsan araçları kullanacağına, araçlar insanı kullandığı için dünyanın çivisi çıktı!
7.9.2018
Mesele İdlib değil, Türkiye’nin kuşatılması!
3.9.2018
Asıl hedef Türkiye’dir! Peki, Türkiye ne yapmalı?
2.9.2018
Tarık Buğra diye bir usta yaşamadı değil mi? Biz yaşıyor muyuz peki?
31.8.2018
Macron’un “laiklik uyarısı” ne demek oluyor şimdi?
27.8.2018
Malazgirt ruhu: Selçuklu ufku ve insanlığın umudu
26.8.2018
Dünyayı cehenneme çeviren vahşî Leviathan düzeni bizden korksun!
24.8.2018
Osmanlı Arşivleri kapatılmamalı, aksine büyütülmeli!
20.8.2018
Şizofreni’nin resmi: Bayram telâşı ve tatil kaçışı
19.8.2018
Türkiye’yi bize vermek istemiyorlar! Alabilecek miyiz, peki?
13.8.2018
Dalga-kuramazsak yok oluruz!
12.8.2018
Hiç kimse Türkiye’nin haydutlara boyun eğmesini beklemesin!
10.8.2018
Akılla bilirsin, kalple bulursun, ruhla olursun
5.8.2018
Emperyalist her yerde: İstikametin üzerinde titre! (1)
3.8.2018
Amerikan jeo-politiğinin İslâm’ın teo-politiğiyle savaşı
30.7.2018
Eğitimde devrim yapabilirsek tarihi biz yapmaya başlayabiliriz yeniden...
29.7.2018
Asya çağı’na doğru: Batı ekseni için sonun başlangıcı
23.7.2018
Cemaatler, Ehl-i Sünnet omurga ve geleceğimiz
22.7.2018
Batılıların yüzyıllık stratejisi:
20.7.2018
Tekvînî ve tenzîlî âyetler, dînî ve din-dışı “cemaatler”
16.7.2018
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ!
15.7.2018
15 Temmuz direnişi, diriliş ruhuna dönüştürülmeli
14.7.2018
Socrates’i öldürmeliyiz; yoksa metafiziksiz bilim, yok oluşa sürükleyecek hepimizi...
9.7.2018
Topçu’nun düşüncesi: İrade metafiziği ve postmodern krizi öngörmesi
6.7.2018
Eğitim, kültür ve medyada büyük atılımın beş şartı
24.6.2018
Tarihin nasıl yapılacağına karar vereceğiz...
18.6.2018
Çağ körleşmesi ve ruh üşümesi: Sûr’a üfleme vakti şimdi... (2)
17.6.2018
Çağ körleşmesi, ruh üşümesi ve ruh’un diriltici “sûr” üflemesi... (1)
15.6.2018
Ramazan, ümmîleşme seyrüseferi; bayram, ümmetleşme zaferi
11.6.2018
Hakikat neresi, siyaset nereye düşer?
8.6.2018
TİKA’ya ve Arifan’a saldırmanın dayanılmaz hafifliği!
4.6.2018
Süleymaniye, Sinan’ın ibadeti; senin ibadetin ne, peki?
3.6.2018
Şehir, oruç tutar mı? Hem de nasıl!
1.6.2018
Bin yıllık omurga: Ortak tarih şuuru ve medeniyet tasavvuru
28.5.2018
Ruh atılımı olmadan aslâ!
25.5.2018
Askerî darbe girişiminden sonra şimdi de ekonomik darbe...
21.5.2018
İngilizlerle Yahudileri çözmeden bir mesafe katedemeyiz!
18.5.2018
Yahudiler dünyayı esir aldılar: Dünyanın bir Yahudi Sorunu var
14.5.2018
Köklü sorunlara köklü çözümler gerekir...
11.5.2018
Batılılar, yüzyıllık hesaplarını Türkiye üzerinden yapıyorlar!
6.5.2018
Anadolu’da fırtınaya direnen ve yeşeren tohumlar...
4.5.2018
Bir medeniyet meselesi olarak sinema
30.4.2018
Osmanlı ruhu ve modeli: İnsanlığın geleceği
29.4.2018
Hakikat şarkısı bitmesin diye uykuyu kendilerine haram edenler var olduğu sürece...
27.4.2018
Neden kader seçimi?
23.4.2018
Suud ve İran: İki püsküllü belâ!
20.4.2018
Kader seçimi
16.4.2018
Asıl hedef Türkiye!
15.4.2018
Suriye vuruluyor ama hedef Türkiye kuşatılmasıdır!
13.4.2018
İsrâ ve Mirac: “Lâ”dan “illâ”ya... İki “gece yolculuğu”…
9.4.2018
Deizmin kökleri ve nasıl önlenebileceği...
9.4.2018
İki büyük tehlike: Deizm ve ateizm dalgası
6.4.2018
Türkiye, yeni bir eksen oluşturamadığı sürece...
2.4.2018
Maddî bakımdan büyürken, İslâmî bakımdan kan kaybetmemizin önüne nasıl geçebiliriz?
1.4.2018
Yürüdüğün yol kadar değil, aldığın mesafe kadarsın...
30.3.2018
Hedef Mısır değil, İhvan!
26.3.2018
Gençlerini ihmal edenler, geleceklerini imha ederler!
25.3.2018
İşte bir maarif inkılabı taslağı...
23.3.2018
Üç Aylar’da bütün yollar yürek ülkesi’ne çıkar...
19.3.2018
Kur’ân’ın kuşatıcılığını, aklın sınırlayıcılığına hapsetmek!
16.3.2018
Hem çağ’ı tanıma! Hem de tefessüh etmiş bir çağa göre Kur’ân’ı yorumla! Felâket, bu!
12.3.2018
Müslümanların direniş, diriliş ve varoluş yolculuğu...
9.3.2018
İnsan yetiştirmeden ve dünyasını inşa etmeden aslâ (1)
5.3.2018
Arapça Kitap ve Kültür Günleri: Sessiz bir devrimin ayak sesleri...
2.3.2018
Bütün darbeler İslâm’a karşı yapılmıştır
26.2.2018
Türkiye’nin ve coğrafyamızın istiklâl ve istikbal mücadelesi...
25.2.2018
Yaşadıklarımız, büyük doğum’un sancılardır...
23.2.2018
Üç Turgut Cansever: Düşünür, Mimar, Bilge
19.2.2018
Direniş ve diriliş ruhuyla donanmadan aslâ!
16.2.2018
Afrin Harekâtı: Türkiye’nin kendini bulma ve tarih yapma yolculuğu...
12.2.2018
Suriye’de kurtlarla dansımız başladı...
11.2.2018
Üç Abdülhamid: Mü’min, Mürîd, Sultan
9.2.2018
Suriye ve Mısır’la ilişkiler gözden geçirilmeli vakit geç olmadan...
5.2.2018
Türkiye’nin yanında mısın, karşısında mı?
4.2.2018
Bu ülkeyi herkes için güven adası yapmak zorundayız...
2.2.2018
Çanlar, Amerika için çalıyor...
29.1.2018
Amerikan hegemonyasının yani Yahudi gücü’nün sonuna doğru...
28.1.2018
“Türk askeri İslâmlaşıyor!” diye şikâyet eden celladına âşık tasmalı çekirgeler var bu ülkede!
22.1.2018
Afrin operasyonu: Dönüm noktası...
15.1.2018
Sorun üreten değil sorun çözen âdil bir hukuk sistemi şart!
8.1.2018
Durduğunuz yer, bakışınızı da, akışınızı da belirler...
5.1.2018
İran’la ortaklaşa oynanan asırlık tehlikeli oyun!
25.12.2017
Tarih fânîdir, hafıza bâkî...
24.12.2017
Dünyanın, “Tanrı’yı kıyamete zorlayan” bir 'Yahudi sorunu' var
22.12.2017
28 Şubat darbesi ve yıkımı...
18.12.2017
Hakikatin şifreleri: Hayatı okuma ve dokuma hamleleri...
15.12.2017
Tarihî kriz ve krizi aşmanın yolları...
8.12.2017
Küresel bir İntifada başlatılmalı!
3.12.2017
Türkiye’ye diz çöktürmek için “engizisyon mahkemesi” kurdular!
27.11.2017
Diyanet için üç büyük atılım önerisi
26.11.2017
Balkanlar’ın umudu: Köklü bir gelecek tasavvuru
24.11.2017
Suudlar ateşle oynuyor!
20.11.2017
Önümüzü açacak bir eğitim sistemi önerisi
17.11.2017
Sistemi dönüştürmek mi, sistem tarafından dönüştürülmek mi?
13.11.2017
Gazâlî yıkıcı mı, kurucu mu?
12.11.2017
İslâm, tek vazgeçilemezimiz olmadığı sürece...
10.11.2017
Suudlara biçilen tehlikeli roller!
3.11.2017
“Şoför” müyüz, “taşıt” mı?
30.10.2017
Diyanet büyük düşünmeli, kendisini yıpratmamalı ve yıpratılmamalı
27.10.2017
Medine’den Medeniyet’e, İstiklâl’den İstikbal’e...
23.10.2017
İlerleme putu ve zihnî felçleşme
16.10.2017
Kervan’ın yolu niçin kesildi?
15.10.2017
Erdoğan’dan Saddam icat etmek istiyorlar!
13.10.2017
Türkiye’nin tam bağımsızlık yürüyüşü engellenemeyecek...
9.10.2017
İslâm, nasıl yeniden geleceğimiz olabilir?
2.10.2017
Eğitim, kültür ve medyada devrim yapmadan aslâ!
29.9.2017
Dünyanın üzerinde bir Avrupa hayaleti dolaşıyor...
22.9.2017
Hicret Ruhu: Diriliş umudu ve ufku
18.9.2017
Tarih, gücün değil, hakikatin kanatlarında yükselir…
17.9.2017
Çember daralıyor ama Türkiye herkesi şaşırtacak..
15.9.2017
Dünyayı çölleştiren, insanı tehdit eden tekno-paganizm çağına hoşgeldiniz!
11.9.2017
İnsansız şehir, şehirsiz insan…
8.9.2017
Gönül coğrafyamız, fokur fokur kaynıyor, bizi bekliyor…
3.9.2017
Kurban’ın öğrettiği hakikat: Ölüm gerçeği’nden ölümsüzlük fikri’ne ulaşmak…
1.9.2017
Kevser ve ebter: Nahr günleri ve “intihar” günleri
28.8.2017
Dünya bizi bekliyor… İyi hazırlanmalıyız…
25.8.2017
Yarın, çok geç olabilir…
21.8.2017
Laiklik dogması ve sopası…
14.8.2017
Dikkat! ABD, Türkiye’nin altını oyuyor adım adım…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.