Yüksel TAŞKIN



Bookmark and Share

31 Mart-23 Haziran Seçimleri Türkiye Sağı Açısından Ne Anlama Geliyor?


26.07.2019 - Bu Yazı 126 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçları ve 23 Haziran’da sadece İstanbul Büyükşehir seçiminin tekrarlanması ve Cumhur ittifakının büyük bir yenilgi alması çok önemli dersler barındırıyor. Bu sürecin özellikle siyasal aktörlerce doğru analizi, yakın ve orta vadede yaşanabilecek gelişmelere hazırlıklı olunması bakımından önemli. Bu yazıda seçim sürecini ve sonuçlarını Türkiye sağına muhtemel etkileri üzerinden ele almaya çalışacağım.

Son yerel seçimler, 7 Haziran-1 Kasım Genel Seçimleri'nden başlayarak 16 Nisan Referandumuna ve 24 Haziran Genel Seçimlerine kadar yaşanan iktidar ve muhalefet mücadelesinin bir devamı olarak görülmeli. Bu seçimlerin rakamsal sonucu genellikle Cumhur İttifakı’nın lehine görünse de muhalefet güçlerinin her seçim yenilgisinin ardından hızla toparlanmaları ve daha yaratıcı ve diri bir biçimde mücadeleye devam etmeleri çok önemliydi.

Muhalefetin söz konusu yaratıcılığı ve inadı, küresel ölçekte sağ popülizme karşı verilen mücadeleler bakımından da dersler barındırıyor. Sağ popülizmin hangi koşullarda gerileteceği ve inandırıcılık kaybı yaşayacağı meselesi elbette kolayca halledilebilecek bir mesele değil. Daha alınacak çok yol var. Öte yandan Türkiye muhalefet güçleri, bu yönde ciddi başarılar elde ettiler.

Bu başarının en dikkate değer boyutu mücadele azminin ve umudunun korunmasıdır. Otoriter rejimlerin kendini güvende hissettiği ve mağdurları ve kazananları tarafından kalıcı kabul edildiği an, tam da muhalefetin yenildiği hissinin oluştuğu andır. Muhalefetin fiziksel ve özellikle de psikolojik olarak yenildiği hissinin oluşması, tüm hesapların otoriter rejimin kalıcı olduğu üzerinden yapılmasına yol açar ve tam da bu hesaplar yüzünden rejim daha da kalıcılaşabilir.

Bu ruh hali Türkiye’de ortaya çıkmadı. Tam tersine, kaplanın kuyruğunu yakalayan muhalefet, 31 Mart yerel seçimlerinde iktidar blokunu çok ciddi bir demoralizasyon içerisine itmeyi başardı. Bu demoralizasyon da sadece rakamlarla anlaşılamayacak kadar büyüktür. 

Öncelikle iktidarın yenilmezlik algısı çökmüştür. Devlet ve parti özdeşliğiyle devletin tüm imkanlarını hoyratça kullanan, medyanın neredeyse tamamını denetim altına alan, sermaye güçlerini havuç ve sopa siyasetleriyle sindiren bir iktidar, tüm gücünü yığdığı bir seçimi kaybetmiştir. İstanbul seçimlerini tekrar ettirme kararı, bu seçimi Erdoğan ve Cumhur İttifakı için bir tür referanduma çevirmiş ve iktidar bloku net bir yenilgi yaşamıştır. Bu durum kumar masasında gereksizce el arttıran bir oyuncunun kaybedeceklerini kendi elleriyle arttırmasına benzetilebilir.

31 Mart-23 Haziran seçim sürecinde siyasi iktidar iletişim ve inandırıcılık bakımından çok büyük bir başarısızlık yaşamıştır. Bu bir yerel seçim olduğu halde 1 Kasım’da büyük başarı getiren tarzda devam etme tercihinde bulunuldu. 7 Haziran-1 Kasım arasında yaşanan şiddet kaynaklı travma nedeniyle 1 Kasım’da başarı getiren korkutma ve yaftalama ‘stratejisi’, aynen devralınarak sürdürüldü. Muhalefet aktörleri bu söyleme güç verecek adımlardan ısrarla kaçındıkları ve yerel gündemi merkeze taşıdıkları halde bu kolaycılık sürdürülmüştür. İktidarın korkutma ve yaftalama dili çok hızla aşınmış, hırçın, kavgacı ve samimiyetsiz olarak algılanmaya başlanmıştır. 

Sağ popülizmle verilen küresel mücadele bakımından bu inandırıcılık yitimi, aşınma boyutu son derece önemlidir. Anlaşılan önümüzdeki seçimlerde bu korkutma, sindirme, yaftalama söylemi artık kullanılamayacak veya tek başına kullanılamayacak. Bu ferahlama hiç de azımsanamayacak bir başarıdır. Hiçbir umut barındırmayan bu muktedir kibri karşısında yerele, sıradan insanların hayatlarına, gündelik ve en önemlisi iktisadi ihtiyaçlarına dokunan bir dil başarı getirebiliyor. Buna da zaten gerçek anlamda siyaset diyoruz…

Fakat en ciddi hasarlardan birisi, belki de AKP seçkinlerinin “tarih şuuru eksikliği” denilebilecek hallerinden kaynaklanmaktadır. Etkileri uzun vadeli olabilecek bu sorun, Türkiye sağının tarihsel meşruiyetini dayandırdığı söylemlerin anlamını yitirmesidir. 

Erdoğan’ın şiir okuduğu için görevden alındığını, Ordu valisine ettiği söylenen sözler nedeniyle İmamoğlu’nun da görevden alınabileceğini ima etmesi, tam da bu duruma örnektir. Bir zamanlar Menderes, Özal ve Erdoğan üçlüsünü “Millet’in adamları” ve “müesses nizamın mağdurları” olarak yücelten tavır, şimdi müesses nizam olmuş, “atanmış vali, seçilmiş başkan” geriliminden medet umar hale gelmiştir. Bu durum da muhalefete “Devlet oldular, Millet’i unuttular” popüler temasına yaslanma imkânı tanımaktadır.

Devlet olanaklarıyla muhalefeti engelleme çabalarını Erdoğan’ın popülizminin ana karşıtlığı üzerinden düşünelim: “Sessiz muhafazakâr-mütedeyyin çoğunluk ve aktif Batıcı-seküler azınlık.” AKP kadroları devletleştikçe bu söylemin inandırıcılığı azalmaktaydı. Son seçimde AKP’nin sağ popülizmini besleyen mağduriyet algısının altındaki halı daha da çekilmiştir. Seçmen yukarıdaki karşıtlığa dayandırılan kutuplaştırıcı dili anlamsız kılacak tercihlerde bulunmuştur. Bu durum yukarıda bahsedilen sağ popülizmle mücadele arayışları bakımından son derece değerli bir kazanımdır.

Yukarıda artık AKP müesses nizam adına konuşuyor dedik ama bu kadar hata ancak müesseseleşemeyen nizam tarafından yapılabilir. Müesseseleşememek, mevcut müesseseleri tahrip etmek ve ortak akla dair tüm kanalları yok etmek, sadece bahsettiğimiz duruma yol açsaydı geçer giderdik ama “kazanılamayan seçimin tekrarı” gibi bir hataya yol açan da bu sorundur.

Abdullah Gül, YSK kararıyla seçim tekrarının ne anlama geldiğini dışlandığı partisine anlatmaya çalışmıştı aslında: “Bu 367 kararından daha vahimdir” demişti. Evet bir kez daha atanmışlar, seçilmişlerin önünü kesiyordu. Fakat AKP-MHP bloku, Türkiye sağının pek çok defa atanmışlar tarafından önünün kesildiği iddiası üzerine dayandırdığı tarihsel meşruiyet ve mağduriyet algısını kendi elleriyle dinamitlemiş oldu.

Bu toplumun yaşanan krizlere seçimlerle müdahale etme gücüne, bilincine ve ayrıcalığına saldırıldı. Toplumun seçimler dışındaki siyasal katılım biçimlerine çok fazla teveccüh göstermediği doğrudur ama, dünyada seçimlere bu denli yoğun katılım gösterilen bir ülkede, üstelik sandığı işaret etmenin sağ söylemin en belirgin özelliklerinden olduğu bir ülkede seçimleri itibarsızlaştırmak ters tepebilirdi ve böyle de oldu. 

1950’lerden bu yana Türkiye sağı, kuvvetler ayrılığını ve denge ve fren mekanizmasını atanmışların seçilmişleri denetlediği bir sistem olarak milli irade karşıtlığı üzerinden eleştirmiştir. Sahiden de zaman zaman kuvvetler ayrılığının hukuki zeminin ötesine geçerek siyasi aktörleri sınırlandırmak için keyfice kullanıldığı doğrudur. Fakat sağın eleştirdiği kuvvetler ayrılığı, demokrasilerde gördüğümüz sahici denge ve fren mekanizmasından çok farklıydı. Sağ, müesses nizamın yani devletin denge ve fren görevini kendisine sakladığı bu demokratik olmayan durumu aşmak için, sahici bir denge ve fren mekanizması önermek yerine, bu türden bir mekanizmanın olmadığı bir siyasi “ütopya” hayal etti. Kısacası denetimsiz bir milli irade yüceltimine gitti.

Menderes’te ve Bayar’da gördüğümüz, Demirel’de “demokratik otorite” arzusu olarak öne çıkan, Özal’da yeni sağ iktisadi aklıyla soslanan bu çoğunlukçuluk, Başkanlık ütopyası olarak karşımıza çıktı. Özal’ın hayal ettiği ama beceremediği “ütopyayı” hayata geçirmek Erdoğan’a nasip oldu. Erdoğan nihayet Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle Türkiye sağının 70 yıllık hayalini gerçekleştirdi. Türkiye sağının farklı siyasi aktörlerinin iktidara gelmeden önce demokratikleştirici bir söylem kullandıkları halde her seferinde otoriterleşmelerini başka nasıl izah edebiliriz?

Peki gerçekleştirdi de ne oldu? Yanlış bir hayat doğru yaşanmaz deyişini doğrular biçimde Türkiye sağının siyasi “ütopyasının” aslında bir distopya olduğu kısa sürede anlaşıldı. Asıl mesele müesses nizamın yani devletin kuvvetler ayrılığı ve güçler dengesini kendisi lehine yorumladığı durumdan çıkarak, bu mekanizmayı topluma devretmekti. Halen de asıl mesele budur. Türkiye sağı, mevcut tüm gücü elinde toplayarak sorunu aşacağını hayal etti ve kendisi sorun haline geldi. 

AKP-MHP bloku, devletçi-milliyetçiliğe yaslandıkça giderek sayıları artan toplum kesimlerini yabancılaştırmaya başladı. Bu blok, AKP’nin merkez sağla zaten örtüşmeyen dilini daha da radikalleştirdi. Türkiye sağının özellikle dış politikada sergilediği pragmatizm ortadan kalktı. Türkiye sağı, attığı pragmatik adımlarla büyük kent seçkinlerini en azından ürkütmez, hatta onlara parti içerisinde bir temsiliyet alanı tanırdı. AKP-MHP bloku, İYİ Parti’nin ortaya çıkarak Millet İttifakı’na yönelmesiyle seküler kesimleri ciddi ölçüde öteledi. Seküler dinamiğin büyük kentlerde sadece niceliksel ağırlığı değil, etki alanları da dikkate alındığında bu aslında uyuyan devi uyandırmak anlamına geliyordu. Son yerel seçimlerde büyük kent sonuçlarının AKP-MHP bloku aleyhine gelişmesinin bir nedeni de budur.

Yine AKP’nin de merkez sağdan devraldığı ve yer yer daha ileriye taşıdığı, Kürtlerle kurulan kısmen söylemsel büyük ölçüde de pragmatik bağlar giderek zayıfladı. Bir zamanlar Kürtlerle güçlü bağlar kurmayı başaran AKP, eğer devleti temsil etmeseydi, Kürt illerinde halen görmeye devam ettiği seçmen desteğini de yakalayamazdı. Batı illerine gittikçe Kürtlerden aldığı desteğin azalması hafife alınamaması gereken bir zafiyettir. Nitekim HDP’nin yönlendirmeyi başardığı Kürtlerin büyük kentlerde AKP’ye ders verir nitelikte oy kullanmaları, Türkiye’de yerel iktidarı değiştirmiş oldu.

Ebette bu konuda daha çok şey yazılabilir ama Türkiye sağı açısından baktığınızda sadece kentli seküler kesimlerle değil, Kürtlerle de mesafenin bu denli açılmasının genel iktidar kaybına yol açabilecek nitelikte ciddi sorunlar olduğu aşikardır. Üstelik kopan parçalar, dağınık kalmamayı ve belirli siyasi hedefler için yan yana gelmeyi şaşırtıcı bir hız ve pragmatizmle başarmış görünüyor.

Toplumun çoğunluğu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra oluşan yönetilemezlik durumunun iktisadi krize yol açtığının farkında. Mevcut iktisadi krizin küresel dinamiklerden ziyade, AKP-MHP’nin siyasi tercihleriyle oluştuğu algısı giderek derinleşiyor. Böylece radikal sağa demir atan AKP-MHP bloku, toplum açısından taşınması giderek zorlaşan bir sorun kaynağına dönüyor.

Kendilerini “Milletin hakiki evlatları” olarak bir tür doğal aristokrasi gibi görmeye başlayanların, ciddi meseleleri çözememeleri ve kendilerinin mesele olarak algılanmaları durumunda seçmen tarafından tasfiye edilebilecekleri gerçeğini idrak etmekte zorlandıkları görülüyor. Son seçimde İstanbul kent yoksullarının bir bölümü de İmamoğlu’ndan yana oy kullandı. Üstelik AKP’ye oy vermenin dini bir zaruret olduğu yönündeki telaşlı propagandalara rağmen. Bu durum siyasal İslam’ın sivil dinamizmine dair bir değerlendirmeyi de ayrıca gerektirir. Bu konuyu başka bir yazıda ele almak yerinde olur.

Demek ki orta yerde sandık varsa her politik aktör korkmalıdır. Gelgelelim iktidar blokunda yaşananların tam olarak idrak edildiğini gösterir fazlaca işaret yoktur. Davutoğlu ve Gül-Babacan parti girişimleri, yukarıda ortaya koyduğumuz krizleri aşabilecek söylem ve pratiklerle ortaya çıkabilecekler mi? Özellikle Gül-Babacan ekibi, AKP’den ciddi parça koparacak gibi görünüyor. Şu ana kadar sergilenen ve Türkiye sağının “Şimdi Zamanı Değil” anlayışını gösteren zaman zemin pragmatizmi, zamanında AKP’de de bolca mevcuttu. Babacan ve ekibi, meseleyi sadece daha liyakatli kadroların devreye girmesine indirgerlerse, zaman içerisinde AKP’yi etkisizleştiren sıkıntıları yeniden yaşarlar. 

Toplumda AKP’nin ilk çıkışındaki (halen programında duran) vaatlerle, zamanla yöneldiği otoriterliğe dair bir hayal kırıklığı mevcut. Üstelik Türkiye sağı bunu hep yapıyor. Bunun nedeni de siyaseti yorumlama biçiminin yanlış olması ve sıkıştığında güç biriktirmeyi çözüm olarak görmesi. Kısacası Başkanlık hayalini var eden siyaset anlayışının aşılması gerekiyor. Bunun yolu da güçlü denge ve fren mekanizmaları içeren ve toplumun bunları kullanma araçlarına sahip olduğu ve bunları kullanmayı öğreneceği alanların açık tutulduğu yeni bir sivil anayasadan geçer. Sorunlar sadece iktisadi değildir. Siyasetin krizi çok derindir ve bu tür bir sivil duruşu ıskalayarak sadece iktisadi hayatı toparlama teknokratizmine sıkışacak bir partiyi bekleyen kaderi tahmin etmek güç değildir…

Facebook Yorumları

reklam
26.07.2019
31 Mart-23 Haziran Seçimleri Türkiye Sağı Açısından Ne Anlama Geliyor?
18.12.2017
Kudüs Tartışmasının Gösterdikleri: Benzin Kovalarıyla Medeniyetler Çatışmasına Koşmak
27.9.2017
İki meselede netleşemeyen bir muhalefetin şansı olmaz
19.9.2017
Şerif Mardin: Sosyal Bilimlere Saygınlık Kazandıran Bir Bilim İnsanının Ardından
10.8.2017
Yaşam tarzı siyasetini veya yüzde 50’ye sıkışmayı reddetmek
27.7.2017
Hakikat bükücüleriyle nasıl mücadele etmeli
10.7.2017
Adalet Yürüyüşünün gösterdikleri
26.6.2017
Bir mezuniyet töreni vesilesiyle
18.6.2017
Demokratik muhalefetin ahlaki üstünlüğü: Su akar yatağını bulur
12.6.2017
Ortadoğu’da temel mesele demokrasidir
29.5.2017
Türkiye’de makul bir iktidar olsaydı
27.5.2017
İran’da Ruhani’nin İkinci Dönemi: Artan Beklentiler, Muhtemel Riskler
21.5.2017
Zulmünüzle yüzleşeceksiniz
5.5.2017
Geleneksel muhafazakârları ikna eden Cumhurbaşkanlığı seçimini alır
22.4.2017
16 Nisan Referandumu: Uzun yol koşucusuna iyimser notlar
16.4.2017
“Kuvvet haktır” diyen Eski Türkiye’cilere hayır
7.4.2017
Kaplanın Kuyruğu
28.3.2017
Hayırcıların gösterdiği: Demokrasiyi demokratlar yaşatabilir
17.3.2017
Hayali bir “Evet”çiyle sohbet
9.3.2017
Herkesin korktuğu ülke
7.3.2017
Neden tartışamıyoruz?
9.2.2017
Sevgili öğrencilerim, değerli arkadaşlarım,
1.11.2016
İncinmiş Saldırganlık ve Gerçeklik Algısının Körelmesi
4.8.2016
Devleti Ele Geçirirken Demokrasiyi Öldürmek
19.7.2016
Birlikte Nasıl Yaşayacağız?
24.11.2015
Seküler gençliğin siyasetle imtihanı
17.11.2015
Veda yazısı
7.11.2015
CHP’nin seçmenleri
3.11.2015
Sandıkta koalisyon
31.10.2015
‘Ötekiler’ gelmesin seçimleri
27.10.2015
Yoran siyaset
24.10.2015
Barış Meclisi’nin önerileri
20.10.2015
Yıldırma stratejisi
17.10.2015
Kelle koltukta seçimlere
13.10.2015
Değişmek zorundayız
7.10.2015
Seçimlere doğru HDP
3.10.2015
CHP Seçim Bildirgesi
29.9.2015
AK Parti’nin yanlış teşhisleri
22.9.2015
Devlete ve baraja sığınmak
19.9.2015
İran’ın geleceği
12.9.2015
AK Parti’nin kaybettikleri
8.9.2015
Bitirin bu savaşı!
5.9.2015
Demokratizmin iflası mı
1.9.2015
Neden komplocuyuz
30.8.2015
Tartışamamak
25.8.2015
Post- hümanizm dünyası
18.8.2015
Sistem değişti mi
15.8.2015
Sadece ben yönetmeliyim!
11.8.2015
Tek yol barış
8.8.2015
CHP, koalisyon ve Çözüm Süreci
4.8.2015
Hazmedememek
1.8.2015
Kürtlerin bitmeyen 28 Şubat’ı
28.7.2015
Çıkmaz sokak
26.7.2015
Acımız büyük
18.7.2015
Mısır: Sisi’yle çıkış yok
14.7.2015
IŞİD proje mi
11.7.2015
Seçim sonrası CHP
5.7.2015
Siyasal İslamcı köktenciliğin nedenleri
30.6.2015
Şiddet gerçeğimizle yüzleşmek
27.6.2015
Tansiyon düştü
23.6.2015
Sağ ve demokrasi
16.6.2015
MHP’nin sıkıntıları
14.6.2015
Diyarbakır’a dikkat!
9.6.2015
Stratejik akıl kibri yendi
6.6.2015
Seçimlere bir gün kala
3.6.2015
Rejimin otoriterleşmesi
31.5.2015
İktidarın hikâyesi bitti
19.5.2015
Mısır’da trajedi
16.5.2015
CHP’nin seçimi
12.5.2015
Çözüm Süreci ve seçimler
9.5.2015
Seçim merkezcilik ve demokratlar
7.5.2015
Krizden fırsat çıkar mı
5.5.2015
Kriz nasıl çözülür
2.5.2015
Ceberut ve akılsız
28.4.2015
Millet kılığına girmiş devlet
25.4.2015
HDP Seçim Bildirgesi
21.4.2015
CHP Seçim Bildirgesi
14.4.2015
Gençler kime oy verecek
11.4.2015
Utanç barajıyla son seçim mi
7.4.2015
Tek yol otoriterlik mi
04.04.2015
Acıların ayrıştırdığı ülke
31.03.2015
Önseçimin kazananları: CHP ve Türkiye
28.03.2015
Yemen’de talihsiz tekerrür
24.03.2015
CHP’de önseçim
21.03.2015
İslamcılar ve empati eksikliği
17.03.2015
‘Asli gençlik sizsiniz!’
10.03.2015
Ortadoğu’da ne yapmalı
07.03.2015
Yan yana yürüyememek
28.02.2015
Başkanlık ve İslamcılık
24.02.2015
Güvenlik ve toplumsal barış
21.02.2015
Nuh Köklü’nün ardından
17.02.2015
Yönetim sistemi değişmeli
14.02.2015
CHP risk almalı
10.02.2015
HDP’nin seçim stratejisi
07.02.2015
AK Parti’nin kutuplaştırma stratejisi
03.02.2015
Başkanlık sistemine destek yok
31.01.2015
Özel hayata saldırıları nasıl aşmalı
27.01.2015
Bizim sol yapabilir mi
24.01.2015
Meclis’te ne oylandı
22.01.2015
Yüce Divan oylamasının kaybedenleri: AK Parti ve Davutoğlu
20.01.2015
AK Parti’nin eski Türkiye ittifakı
17.01.2015
Rasyonelleşme ve siyaset
10.01.2015
Yurtta ve dünyada kutuplaşma!
06.01.2015
Mahkeme beğenmemek
03.01.2015
İttifak kültürü olmayınca
30.12.2014
Tribünlerine oynayan aydınlar
27.12.2014
Ortadoğu’da ‘medeniyetler çatışması’
23.12.2014
CHP kendi dışına bakabilmeli
21.12.2014
Mahçupyan’ın görüşlerine dair
16.12.2014
Üstünlerin hukuku mu hukukun üstünlüğü mü
13.12.2014
Tunus’ta seçimler olağanlaşırken
09.12.2014
Tarih ve samimiyet
06.12.2014
Nasıl tartışacağız
02.12.2014
Karaman’ın AKP eleştirisinin eleştirisi
30.11.2014
AKP’yi kim iktidar yaptı
25.11.2014
Artuklu’da bedel mi ödetiliyor
22.11.2014
Sol ve dış politika
18.11.2014
Yorgun Kemalistler
15.11.2014
Kalemi kırılan gazeteciler
11.11.2014
Sarayı tartıştırmamak!
04.11.2014
Siyaset, sınırlarını aşabilecek mi
01.11.2014
Sonbahar ve siyaset
28.10.2014
İslamcı gençlere dair
25.10.2014
CHP ve 2015 genel seçimleri
21.10.2014
Kendi kendini aklamak
18.10.2014
IŞİD ve Batı
14.10.2014
Kobane ve Çözüm Süreci
11.10.2014
Ortadoğu’da artçı depremler
04.10.2014
Komploculuk ve sol
30.09.2014
Evrensellik ihtiyacı
28.09.2014
Dayatmacı rövanşizm
20.09.2014
Sol ve sürekli muhalefet
16.09.2014
CHP ve Ortadoğu
09.09.2014
CHP’li valiler, kaymakamlar...
06.09.2014
CHP’nin tarihî şansı
02.09.2014
AKP yanlılarının tezleri
30.08.2014
Davutoğlu’nun trajik başlangıcı
26.08.2014
Solda liberalizm alerjisi
23.08.2014
İslamcılık tartışmaları
19.08.2014
Yusuf Kaplan’ın yanılgısı
16.08.2014
Ulusalcılık yenilgiye mahkûmdur
12.08.2014
Gelecek sesleniyor
05.08.2014
Deliduman
02.08.2014
Neden korkuyorsunuz
29.07.2014
Bayram ve adalet
26.07.2014
Umumi manzara
22.07.2014
ABD ve İsrail lobisi
12.07.2014
Erdoğan’ın kampanyası neden zayıf
08.07.2014
Başkanlık fayda getirmez
05.07.2014
Gülen Cemaati ve AKP kavgası
01.07.2014
CHP’nin ikilemi ve şansı
28.06.2014
Düşmansız yapamayan siyaset
24.06.2014
CHP’nin İhsanoğlu tercihi
17.06.2014
Irak’ın geleceği
14.06.2014
Türkiye ne yapmalı
07.06.2014
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair
03.06.2014
AKP İslamcılığı devletleşirken
31.05.2014
Gezi’den kalanlar
27.05.2014
Nefret tuzağına düşmeyelim!
20.05.2014
Eski Türkiye’nin üniversiteleri
18.05.2014
Eski Türkiye
13.05.2014
CHP ve Kürtler
10.05.2014
Demokratların gündemi
06.05.2014
Kemalistler değişebilir mi
29.04.2014
Kılıç’a saldırı korosu
26.04.2014
Başkanlık sistemine hayır!
22.04.2014
Gençler ve yerel seçimler
19.04.2014
AKP’nin 1 Mayıs inadı
15.04.2014
Cemaat, AKP ve ‘diğerleri’
12.04.2014
Sallandıracaksın 529’unu!
08.04.2014
Geziciler güç istiyor
05.04.2014
CHP ve İstanbul’un seçimi
29.03.2014
Gülenciler + MHP + CHP < AKP + BDP/HDP + CHP
25.03.2014
CHP ve sosyalist sol
22.03.2014
Muhalefet daha da güçlenir
18.03.2014
Devlet aklı ve Kürt ‘meselesi’
15.03.2014
Seçim sonrası hesapları
11.03.2014
İslam ve sağcılık
08.03.2014
Öfkeli Kemalistler
04.03.2014
Sadece kasetler mi
01.03.2014
Yarın çok geç olacak
25.02.2014
Gençlere dair gözlemler
18.02.2014
Bolluk toplumunda İslamcılık
15.02.2014
Başkan bizi unuttu!
11.02.2014
AKP yıkımını hızlandırıyor
08.02.2014
CHP ve yerel seçimler
04.02.2014
Adalet ve İslamcılık
01.02.2014
Tunus’tan güzel haber
28.01.2014
Eleştirmek ihanet midir
25.01.2014
Muhafazakâr sağ ve İslam
21.01.2014
Yerel seçimleri kazanalım, sonra bakarız
18.01.2014
Kavgaya nasıl yaklaşmalı
14.01.2014
Yanlışa, yanlış diyememek!
11.01.2014
AKP yanlış yolda
07.01.2014
Yeni Mübarek Sisi mi olacak
04.01.2014
Laikliğin vazgeçilmezliği
31.12.2013
Kriz nasıl çözülür
28.12.2013
Popülist masallar
24.12.2013
AKP’lilerin ikilemi
21.12.2013
Yeni anayasa ihtiyacı
17.12.2013
Gençler siyasete ilgisiz mi
14.12.2013
Özgürlük güzel şey!
10.12.2013
Kozmopolitler ve siyaset
07.12.2013
Hükümetçi medyanın işi zor...
03.12.2013
Cemaat ve AKP kavgasını nasıl anlamalı
30.11.2013
CHP ve İstanbul’un seçimi
26.11.2013
Gezi’den sonra
23.11.2013
Kutuplaştırmayın, yeter!
19.11.2013
Yerel seçimlere giderken tartışmamız gerekenler
16.11.2013
Gençliği adam etmek!
12.11.2013
Arınç’ın haysiyet isyanı
09.11.2013
İnancın kırılganlığı ve öfke
05.11.2013
Kuzey Ormanları Savunması
02.11.2013
Yeni Müesses Nizam artık çıplak!
29.10.2013
Sol ve olağan hayat
26.10.2013
Dinsel milliyetçilik veya hangi Osmanlı
22.10.2013
MHP’nin açmazları
19.10.2013
Dışlayıcı siyaset
15.10.2013
Beyhude direniş
12.10.2013
Sol ve Ortadoğu
08.10.2013
Mısır’ın karanlık günleri
05.10.2013
AKP ve CHP’nin demokrasi paketleri
01.10.2013
Yerel seçimler, kutuplaşma ve kararsızlar
28.09.2013
Demokrasiyi sadece ben paketlerim!
24.09.2013
Yerel yönetimler ne işe yarar
21.09.2013
İktidarın bilgisini üretenler
17.09.2013
CHP’yi eleştirmek mi itibarsızlaştırmak mı
14.09.2013
Küresel bir olgu olarak makbul ve sözde vatandaş ayrımı
07.09.2013
Küremizin ABD sorunu
03.09.2013
Tunus başarmalı
31.08.2013
Bu idealizm değil ki!
27.08.2013
Sol’da entelektüel karşıtlığı
24.08.2013
Liberal hümanizm eksikliği...
20.08.2013
Mısır ‘demokratlarının’ tarihî yanlışı
17.08.2013
İnanç ve siyaset
06.08.2013
Suriye: İnsanlığımızdan utanmalıyız
03.08.2013
Kontrol saplantısı istikrarsızlaştırıyor
31.07.2013
Mısır: Darbeciler sonlarını hızlandırırken...
27.07.2013
Seçim barajına neden karşıyım
23.07.2013
Ortadoğu’da iki potansiyel: Demokrasi ve seküler devlet
20.07.2013
Sol’un kültürel mesafe tuzağıyla imtihanı
20.07.2013
Sol’un kültürel mesafe tuzağıyla imtihanı
13.07.2013
YÖK Taslağı yalan mı oldu
10.07.2013
Ulusalcı yanılgı
06.07.2013
Mısır: Yakın geleceğe dair bazı öngörüler...
02.07.2013
Mısır: Bitmeyen devrimden sürekli darbe rejimine
29.06.2013
Medya toplumun gerisine düşerken ‘bize’ düşenler...
25.06.2013
Erdoğan’ın kutuplaştırma kumarı ters tepebilir
22.06.2013
İranlıların seçim mesajı: Sizi istemiyoruz, gidin artık!
18.06.2013
AKP ve Liberal Batıcılar
15.06.2013
İranlı Nida’nın ruhu da Gezi’de...
11.06.2013
Devlet’ten düşmenin hayırları
08.06.2013
Gülen’den Erdoğan’a: Gel beraber ıslah edelim!
04.06.2013
De Gaulle’leşen Erdoğan’a karşı Gezi’ye çıkan gençler...
02.06.2013
Ortadoğu: En kötü senaryoya hazır mıyız
30.05.2013
Kültür savaşlarına hazır mıyız
25.05.2013
Ulusalcılık neden yükseliyor
20.05.2013
Merhaba
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive