Yıldız Ramazanoğlu

Karar gazetesi



Bookmark and Share

Toz bezi


12.08.2020 - Bu Yazı 1707 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Geçen hafta bir sığınma evi deneyiminden azıcık da olsa söz etmiştim.

İstanbul Sözleşmesi tartışmaları hakkında söylemek istediklerimin etrafında dolaşmaya devam edeceğim bu yazıda da. Kendi deneyimleri dışındaki yaşamlardan habersiz, kadınların farklı hayatlarına duyarsız ve ilgisiz insanların verdikleri afaki roller ne yazık ki sert bir duvara çarpıp dağılıyor. Aklımızdan çıkmayan bir öğüt vardı: “Hamile kadınlar çirkin oluyor, evlerinden çıkmasınlar, akşam kocaları gelip onları otomobilleriyle gezdirsinler.” Çirkinlik yargısı bir tarafa Emel Çelebi’nin Gündelikçi belgeselindeki (2006) kadınları unutmak ne mümkün. Yaşlı bir kadın geçmişte nasıl hamileyken sonra da bebeği kucağında temizliğe gittiğini anlatıyordu gözleri dolarak. On binlerce kadın ağır ev işinde sigortasız çalışıyor. Bir erkeğin çekemeyeceği gardıropları çekmek, ağır kanepeleri kaldırmak, halıları silkelemek, düşme tehlikesi içinde camları silmek zorunda kalıyorlar, neden acaba? Ev sahiplerinin davranışları ise acımakla incitmek, toz bezi olarak görmekle, dertlerini dinlemek arasında değişiyor. İşin iki yanında kurulan güç ve öznellik ilişkilerini Aksu Bora’nın ‘Kadınların Sınıfı: Ücretli Ev Emeği ve Kadın Öznelliğinin İnşası’ kitabından okumak mümkün. Bugün Ahu Öztürk’ün Toz Bezi filminde(2015) ele aldığı büyük şehirde tutunmaya çalışan iki Kürt kadının hikayesinden söz edeceğim. Gecekondu mahallesinde komşu olan kadınlardan Hatun’un kocası bir kahvehanede çaycılık yapmakta, evde her türlü hizmeti hak etmektedir. Kazandığı para aileyi geçindiremediğinden Hatun ev işlerine giderek destek olmak zorundadır. Onu ayakta tutan ise günün birinde ev alıp şehre sağlam tutunma hayalidir. Sürekli satılık ilanlarına bakarak kendine kuvvet verir. Çoğu evde olduğu gibi çocuğun okul işleriyle ilgilenme, aileyi ayakta tutmak için öfkeleri yatıştırma rolünü üstlenmiştir. Kocası Şero aslında görece iyi adamdır, kabalığı, tembelliği, iğnelemesi vardır ama fiziksel şiddeti yoktur mesela. 

Nesrin ise işsiz kocasına bir kez “iş bulmadan gelme” serzenişinde bulundu diye nazlı, onurlu kocası küçük kızıyla karısını tümüyle terk etmiştir ve film boyunca bir daha haber alamaz Nesrin. Fakat temizliğine gittiği Aslı hanımdan bol bol öğüt alır. Ağlayıp sızlamak yerine kendi hayatını kurması, sigortalı bir iş bulması gerekmektedir. İnsancıl, ilgili ve hassas bir tutum içinden ast üst ilişkisinin kralını kurar. Eğitimli çalışan bir kadın olarak ev işçiliği statüsünü teslim edip sigortasını sağlamak yerine “Aslı abla” konumuyla emeği keyfekeder aile işine dönüştürür. Öte yandan ne olmuşsa olmuş, kaba örüntülerle her zamanki gibi ailede hasta babasıyla ilgilenme işi yalnız yaşayan Aslı’ya kalmıştır. 

Hatun’un burjuva bir kadın olan yaşlı işvereni “Ayten abla”sına gelince. İnce işleri kendisi yapıp kaba işleri yaptırma düşüncesine bile yakın değildir. Kadınlığını kanıtlayacağı bir merci olmadığından, dolapların ve mutfağın ayrıntılı temizlik ve düzenine kadar Hatun’a bırakır. Misafir gelen kibirli ahbabına yukarı yeni taşınan komşusundan söz ederken ‘Diyarbakırlılar ama iyi insanlar’ sözü etnik ayrıma göndermedir. Misafiri de Hatun’a “kumralsın bizim gibi Çerkezsin galiba” der. Bir suçu örtbas eder gibi susar hatun. Hatta bazı kurumlarda iş başvurusu yaparken Çerkez olduğunu söyler kendisiyle dalga geçerek. Ülkede koşulların değişmesi nedeniyle birazcık zam istediğinde ise “abla” kabul etmez, “bu yeterli, sen bilirsin” deyip ailevi gibi görünen emek yapısını bozuverir. 

En can alıcı sahnelerden biri çekip giden kocası Cafer için Hatun’un Nesrin’i suçlaması. Kadınların yuvayı dişi kuş yapar fikrini ruhlarına ne kadar kazıdıklarının göstergesi. Onu kabalık etmekle, kocasını elde tutamamakla, yuvaya emek vermemekle suçlar. Kocası iş aramaya yanaşmasa bile onun gururunu, onurunu yüksekte tutmalı ve bu işi de üstlenmelidir. Aynı sınıftan iki kadın arasında da kadınlık tartışması baş gösterir. Şimdi kökten kocasız kalmış, gölgesi bile yetecekken, kocası bütünüyle kayıplara karışmıştır. Nesrinin çalmadığı kapı, sormadığı kişi kalmaz, çok kırılan adam yer yarılıp içine girmiştir sanki. Kadın kötüyse çocuğunu neden aramadığı da kimsenin aklına gelmez. Gereken duygusal emeği veremeyen kadın, aileyi bir arada tutamamıştır. Kadınlık elde olanı kaybetmemek mevcudu sürdürmektir çünkü. Kendini asla savunamaz Nesrin, küçük kızına “kaybolduk biz” der. Velev ki ev iş sigorta olsa bile bunlar bir Cafer’in yerini tutmaz. 

Nesrin’in altı yaşlarındaki kızı Asmin de duyguların, toplumsal statünün, sınıfın aktarıldığı biri olarak öne çıkıyor filmde. Oyununu kurarken elinde toz beziyle temizlik yapıyor sürekli. Annesinin de meçhul bir akibetle ortadan kaybolmasıyla birlikte onu sahiplenen Hatun’la şehrin ışıkları altında birlikte gezdikleri sahne en güçlü oldukları an belki. Nereye gidiyorsunuz sorusuna “kendimize geziyoruz” der Hatun. Tahsin Yücel’in Kumru ile Kumru romanında “eve buzdolabı alındı” diye sevinçten ağlayan kadın geldi birden aklıma. Akşamüstüleri otomobille gezdirilmeyen, kan kussa çalışmak zorunda olan milyonlarca kadın var. Yukarılardan akıllar verip, acımasızca hükümler biçtiğimiz gibi işlemiyor hayat. 

Facebook Yorumları

reklam
16.09.2020
'Tokyo'nun idolleri'
9.09.2020
Ceviz ağacı
2.09.2020
'Yeni Zelandalı kardeşlerim'
26.08.2020
Vatandaş Daniel Blake
12.08.2020
Toz bezi
29.07.2020
Asım
22.07.2020
Nereye sığınmalı?
15.07.2020
Fani dünya...
8.07.2020
Herkes herkesle ilintili
1.07.2020
T işaretliler
24.06.2020
İnsan/human nedir?
17.06.2020
Deli ve Dahi
10.06.2020
Ertelenen eşitlik rüyası
3.06.2020
Evsizlerle dayanışma
27.05.2020
Antonioni: Duyguların Macerası
13.05.2020
Fatma hanım
6.05.2020
Omar ve Biz
29.04.2020
Newyork Newyork
22.04.2020
Tecrit boşluk ve Ramazan
15.04.2020
10 Nisan tecrübesi
8.04.2020
Normale dönmesin dünya
1.04.2020
Bal Ülkesi
18.03.2020
Kovid- 19 günlüğü
11.03.2020
Avrupa’da kaybolan mülteci çocuklar
4.03.2020
‘Böyle Daha Güzelsin’
26.02.2020
Kendini hiçe sayan karınca
19.02.2020
Kadınların saklı derdi
12.02.2020
Kısa film ve fotoğrafla göç
5.02.2020
Filistin Enstitüsü
29.01.2020
Deprem Bakanlığı
22.01.2020
‘Bahçesiz okullar kapatılsın’
16.01.2020
Ekolojik olan etiktir
8.01.2020
Samatya’da bir çanta
1.01.2020
2019 neymiş meğer
25.12.2019
Geleceği öngörme sanatı
18.12.2019
Kadınlar güzeldir
11.12.2019
‘Zannettiğin kişi değilim’
4.12.2019
Tokat’ta ‘mülteciler ve edebiyat’
27.11.2019
2050’de ne olacak?
20.11.2019
Yaşamak hastalığı
13.11.2019
Keçeciler Caddesi
6.11.2019
Şehir sakinleri ne istiyor?
30.10.2019
Kartepe Mutlu Şehir Zirvesi
16.10.2019
Muazzez hanım
9.10.2019
Çocukların kıyameti
2.10.2019
Deprem ve şehir etiği
26.09.2019
Kısa film büyük imkan
11.09.2019
İrlanda’da din adamları
28.08.2019
Halepli çocuk
21.08.2019
Kütüphaneye sığınmak
14.08.2019
İstanbul boşaldı mı gerçekten
7.08.2019
Marx’ı sakince ele almak
24.07.2019
Anarşist Müslüman kadın
17.07.2019
Bizi vurmazlar!
10.07.2019
‘Paylaşılan Kutsal Mekanlar’
3.07.2019
Uğruna can verilen değerler
25.03.2020
Korona tarihi hızlandırdı
17.07.2019
Bizi vurmazlar!
10.07.2019
‘Paylaşılan Kutsal Mekanlar’
3.07.2019
Uğruna can verilen değerler
28.06.2019
Güney Afrika'nın bitmeyen rüyası
19.06.2019
Muhammed Mursi aynası
12.06.2019
Suriyeliler, Kürtler ve oy hesapları
5.06.2019
Son Peygamber
29.05.2019
Eşref Kolçak anısına
22.05.2019
Melek Kayıtları
15.05.2019
Yeni insanın inancı
8.05.2019
Sûfi sinema mümkün mü?
1.05.2019
Güvercin Hırsızları
24.4.2019
Özgürlük mümkün mü?
17.4.2019
Adalet, ekmekten önce…
10.4.2019
‘Dünyaya neden geldim?’
3.4.2019
Aşk var mı?
27.3.2019
Mülteci meselesinde Gaziantep ışığı
20.3.2019
Beyaz bulutlar ülkesi Zelanda
6.3.2019
‘Çünkü insanız’
20.2.2019
Zeytin ağaçlarının arasında
6.2.2019
‘Çocukluğunu Yaşamamış İnsanlar Konfederasyonu’
30.1.2019
Godard: İnsan neden Faust değil de kral olmak ister?
23.1.2019
Rüzgarla savrulmayan Mert bir yazar
16.1.2019
Vize başvurusu
9.1.2019
Çok tartışılan bir film Roma
2.1.2019
Kadınların iç bahçesinden işaretler
26.12.2018
Dedem Akif’in başı yalnızca secdede eğilmişti
19.12.2018
Edebiyatın işlevi
12.12.2018
Yerel yönetici adaylarına mektuplar…
28.11.2018
Geçim derdiniz olmasaydı ne yapmak isterdiniz..
21.11.2018
Sevincimizi bulmak mümkün mü?
14.11.2018
Karamsar K kuşağı
7.11.2018
Kadınların yazarak müdahil olması
31.10.2018
Ruhun sevinci
24.10.2018
Atın kulağına fısıldayan şair
17.10.2018
Sinema ve dizilerde değişen aile
10.10.2018
Parça parça inşa edilen barış
3.10.2018
‘İnsan hep derine gitmek ister kızım, kıyı çöplerle doludur
26.9.2018
Bırakma Beni ‘yandı toprağım çalındı özgürlüğüm’
19.9.2018
Meczuplar deliler ve dahiler
12.9.2018
Genç yazarlar için bir hikaye
5.9.2018
Avrupa'nın iyi insanları
29.8.2018
Çağla uyumsuzluğun derin sularında
22.8.2018
Kurban: Tevessülle teslimiyet arasında
15.8.2018
İnsan olamadıktan sonra yazarlık nafile
8.8.2018
Bizi birleştiren nehirler, köprüler otlu peynirler
1.8.2018
Yaşayan edebiyat
25.7.2018
Iraklı sanatçılar
18.7.2018
O Suriyeli bir çocuk
11.7.2018
Gülzar Haydar İstanbul’da
5.7.2018
‘George Orwell Arkadaşımdı’
27.6.2018
Seçim izlenimleri
20.6.2018
Elektriksiz şehirde film çekmek
13.6.2018
Viyana İstanbul hattında bir ressam Betül Burnaz
6.6.2018
Tarlabaşı, Şehzadebaşı ve Üsküdar’da kalbe değen iftarlar
30.5.2018
İslam’ın kızı İslam’ın erkeği
23.5.2018
Tahayyül ve tefekkür arasında İslamcı dergiler
16.5.2018
Filistin kurtulur mu?
9.5.2018
Naci el Ali, Rachel Benjamin, Noor…
2.5.2018
Kolombiyalı kadınlar: Siriri ve Anka kuşları
25.4.2018
Ahde vefa toplantısı
18.4.2018
Nasıl bir dünyada yazıyoruz
11.4.2018
Dindar nesil meselesi
4.4.2018
Arakan sızısına diriltici ağıt festivali
21.3.2018
Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?
14.3.2018
Irmak şehri Tokat sakin ve derin
7.3.2018
Vicdan konvoyu sessizlerin sesi
1.3.2018
28 Şubat: Masum değiliz hiçbirimiz
14.2.2018
Depresyona girmiş hayvanlar
7.2.2018
Konuşma zemini
31.1.2018
Evsizler tinerciler kimsesizler ve aşhane
24.1.2018
Vincent’ı ya da tek bir insanı sevmek
10.1.2018
Füreya’nın topraktan gelen sanatı
3.1.2018
Nefretleşmek şiddettir, suçtur
27.12.2017
İşgal Mimarisi: Oyuk Topraklar
20.12.2017
Filistinli kadınlar
13.12.2017
Filistin Akademisi
6.12.2017
Kudüs hakkında söz söylemek
29.11.2017
Türkan Şoray
22.11.2017
Aşk mucize mi hormon mu
15.11.2017
Karanlıkta seni görmek o kadar kolay ki
8.11.2017
Eğitim kanat taksın çocuklara
1.11.2017
İstanbul kurtulur mu?
27.10.2017
Beton canavarı
18.10.2017
Mardin’de gündelik hayat
11.10.2017
Kutucuklar içinde özgürlük çağı
4.10.2017
Bienalde İslam dünyasından sanatçılar
27.9.2017
Orouba Berakat ve Hulla’nın cenaze namazı
20.9.2017
Müslüman dünyanın Aida Begiç’i
13.9.2017
İnsan hakları savunucuları
6.9.2017
Arakan: Kendini tanımlamak güç istiyor
30.8.2017
Mecidiyeköy’de fal bakmalı
23.8.2017
Afette nerede toplanacak şehir halkı
16.8.2017
Ele geçirilen çocuklar
9.8.2017
Işık Doğubeyazıt’tan yükseldi
2.8.2017
‘Bir ulus ikinci bir ulusa üçüncü bir ulusun toprağını vaat etti’
26.7.2017
Yeni dünyanın Müslüman kadınları
19.7.2017
Köprüde yeni yurttaşlık bilinci
5.7.2017
Ölüm, bayram ve hakkaniyet
29.6.2017
Ölüm orucu ve etrafındaki hale
21.6.2017
‘Aradığınız ev kadını artık burada oturmuyor’
14.6.2017
Kudüs’ün yaralarına dokunmak
7.6.2017
Kültür Aynası: Mekan Hikayeleri
31.5.2017
Akif Emre: Kıymeti bilindi aslında
24.5.2017
Savaş dansına karşı sağlam hikayemiz
11.5.2017
Sürekli dijital devrim ve mültecilerin temsili
3.5.2017
Müslüman yazarlar buluşması
26.4.2017
Sanat tapınaklarından MoMA
19.4.2017
Siyaset sınırlarına dayandı
5.4.2017
Öteki Avrupa: Casa nostra casa vostra
29.3.2017
Hüseyin Su’dan Gülşefdeli Yemeni
22.3.2017
Avrupa sıkıntısı
15.3.2017
Melâmet hırkası
9.3.2017
Hüsrev ile Şirin kavuşsa bir türlü kavuşmasa bir türlü
2.3.2017
Taksim'e cami dilemması
16.2.2017
Tünel
8.2.2017
Dijital ortamda mimarlık
2.2.2017
Şehircilik Şurası
25.1.2017
Kadınlara reva görülen programlar
19.1.2017
Muhammed Esed’in yola çıkışı
12.1.2017
İrlanda kadın koalisyonu izlenimleri
5.1.2017
Gerçekten sonrası barış mı tufan mı?
29.12.2016
Şiirin birleştiren ipliği
22.12.2016
Semra Çekmegil tefsiri
15.12.2016
Ülkesini yazarak müdafaa eden adam
8.12.2016
Halep ve Şam yeşerecek yeniden
1.12.2016
Bana git de
23.11.2016
Cebir olmayan istismar
17.11.2016
Bizim klasiklerimiz var mı, yok mu?
3.11.2016
Kayda değer bir hikayemiz var
27.10.2016
Birbirimizi yeterince tanımıyoruz
19.10.2016
Müslümanların meselelerinde çare mümkün
13.10.2016
Vesayet ve insaniyet arasında Suriye
6.10.2016
Şehitlerin kıymetini bilme muamması
29.9.2016
Kadınlara vahşetle medeniyet kuranlar
22.9.2016
Birlikte varoluş tasavvuru yitirilirse…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive