Yıldız Ramazanoğlu

Karar gazetesi



Bookmark and Share

Fani dünya...


15.07.2020 - Bu Yazı 327 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Virüs gündemimize almadığımız ne çok şeyi getirip yaşamın ortasına bıraktı.

Hep başkasına olacakmış gibi ötelediğimiz ölüm üzerine konuşan gençlerle karşılaştım geçenlerde. Korona yaz günlerinde de terk etmedi bizi ve birçok mesele üzerine düşündürmeye, öğretmenlik yapmaya devam ediyor. Ölünce mühlet bitiyor ve kendi küçük kıyametimiz kopmuş oluyor, bunu genç yaşta fark etmek hayatı daha bütüncül yaşamak için ne kıymetli bir bilinç.    

Ölüm yaşamın en büyük sırrı. Mahiyeti akılla bilinemeyen bu gerçekliği, kimi ölümsüzlük çabalarına fazla bel bağlamadan sessizce kabullenmekten başka çare yok. Ölümden önce dirimi bilmek, ruhu konuşmak lazım belki de. İslam felsefesinde ruh, hayat, dirilik, canlılık, nefes, hareket, rüzgar, hava anlamlarına gelen bir kelime olarak kullanılıyor. Nefs kelimesi de ruhun yerine kullanılır ama fazladan öz varlığa, zâta ve esasa işaret eder. Nefs insan ruhuyla beraber, onun zihnini ve kötü benliğini de içeriyor.

Ölüm o kadar büyük bir bilinemezlik ki İslam filozofları felsefenin gayesini ‘ölüme hazırlık’ olarak tanımladılar. Hatta bir son değil bilakis yeni bir başlangıç daha güzel bir hayatın varoluşun imkanı, dünya esaretinin sona erişi olarak tarif ettiler. Ölümün sırrının yanı sıra bir de korkusu var. Bu korku sonsuzluk duygusuyla ikame ediliyor ve iyi insanlar için Kur’an’da ve birçok dinde cennet vaat edilmesi boşuna değil.

Zygmunt Bauman’a göre ölümün ne olduğunu hepimiz biliriz, bizden ne bildiğimizi kısaca açıklamamız daha doğrusu ölümü anladığımız gibi tanımlamamız isteninceye dek. Bu istendiği anda sorun çıkar. Ölümü tanımlamanın olanaksız olduğu eninde sonunda belli olur çünkü varlığın mutlak ötekisi olan ölüm, bütün varlıkları vareden o nihai boşluğu temsil ediyor.  

Bauman’ın Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejiler’nde dediği gibi ölüm etkin öznenin sona ermesi ve onunla birlikte bütün algının sonuysa, mutlak bir hiçlikse özne neden kendisini algıdan kurtaramıyor da algının hala var olmasını istiyor?

Nereden geliyor bu güçlü arzu? Ali Şeriati’nin çocukken takılıp hayatı boyunca peşinden sürüklendiği soru geliyor aklıma; bir mum sönünce ışığı nereye gider? Peki bir beden sönünce ışığı nereye gider diye de sormalı değil mi?

Kendi ölümümü zihnimde canlandıramam ve ancak başkalarının ölümünü gözlerim düşüncesi kısmen doğru, ama kendimizi gözlemek de büsbütün imkansız değil. Başkasının ölümüyle ölüm hakkında bir temsilci vasıtasıyla fikir ediniriz. Ölümün kaçınılmazlığı, bundan kaçışın olmadığı bir varoluş içinde oluşumuz zihnimizde kazılıdır ama yine de nesneler dünyasında başkasının ölümüyle idrak ettiğimiz ölüm bize hiçbir zaman yeterince yakın olmaz. Zincirlikuyu Mezarlığının cümle kapısında yazan ‘her nefis ölümü tadacaktır’ ayetinin kaldırılması istenmişti bir ara, ölümü hatırlatıp rahatsız ettiği gerekçesiyle. Avrupa’da ise tersine ölümü ötelendiği yerden getirip gündeme almak için Ölüm Kafeleri açılıyor ve burada korkmadan ölümün irkiltici yüzüne bakmaya çalışıyor insanlar. Tasavvuf erbabı ise ‘ölüm rabıtası’ yoluyla bu gerçeklikle iç içe yaşamayı dener. Gün batarken akşamın zeval vakti gözlerini kapatıp ölümünden definine, toprağın atılışından hazirûnun acelesine, yakınlarının tutumlarına kadar her şeyi ayrıntılarıyla hayal eder ve yaşamını hak ve adalet çerçevesinde, değeri kalıcı olana atfederek düzenlemeye çalışır. Gözlerini kapatınca hızlıca ölümü, yası, dünyadaki unutuluşu, daha sonra gelecek kavimleri milletleri, baki olanın ne olduğunu gören adam görmeyen gibi olmaz. Bauman’ın  “Evet benim ölümüm yazıya geçirilemeyecek, söz edilemeden kalacak, onu bir kez yaşadığımda öyküyü anlatmak için buralarda olmayacağız” demesi doğru ama içimizdeki sonsuzluk duygusu, beş duyuyu aşan nice duyular da yabana atılamaz.

Ölüm korkusu bütün düşünürlerin temel konularından biri. Süregiden ve hep sürecekmiş hissiyle aklımızı çelen yaşamın birden bir bahaneyle sonlanmasını kabullenmek insan nefsine en ağır gelen dünya hali. 

Aslında insanların bir kısmı ölümün bir son ve yok oluş olduğuna inanır, yoklukta elem ve ızdırap olmayacağından belki bu korku daha kolay atlatılabilir. Nefis(ruh) bedenle birlikte yok olup gidecekse dünyadaki nesnelerden, nesnel hayattan ayrılmanın acısı dışında bir travma olmayacağı varsayılıyor. Bu yapılan her şeyin insanın yanına kâr kalacağı sonucunu mu doğurur tartışmak lazım. Ebediyete olan inanç ise daha karmaşık görünüyor, hesap günü, bütün eylemlerin en ince ayrıntılarına kadar karşımıza çıkarılacağının bildirilmesi korkuyu besliyor. Öte yandan hesap gününün bu dünyadaki erdemli insanların sayısını çoğalttığına inanıyoruz, eğer iyi biri olduğunuzu düşünüyorsanız ki böyle düşünmek de insanın doğası, gelecek hayatın daha da iyi olacağı düşüncesi ölüm korkusunu hafifletir. İnsanın, içinde kendi ölümüne dair büyük sırrı taşıyarak yaşamayla baş etmesine yardım etmek, korkuları akıl yoluyla ortadan kaldırmak için filozoflar harekete geçmiştir. Kindî’ye göre ölüm doğamızın tamamlanmasından ibaret. Ölüm bizi gerçek vatanımıza götürecek bir gemi. Ölüm yoksa insan da yoktur, problem edilmesi gereken, olması gereken bir şeyin olmamasını istemek, asıl normal olmayan ölümsüzlük talebi. 

Ölümler olmasın, salgınlar hastalıklar afetler için her türlü önlemi alalım elimizden geleni yapalım elbette. Fakat ölümlü, fani, vadesi olan  varolma bilinci, insanı yeryüzüne zulmetmekten, ele geçirme duygusuyla üstünlük taslamaktan alıkoymada işe yarıyor. Gelip geçme duygusunu kaybetmemek iyidir.

Facebook Yorumları

reklam
29.07.2020
Asım
22.07.2020
Nereye sığınmalı?
15.07.2020
Fani dünya...
8.07.2020
Herkes herkesle ilintili
1.07.2020
T işaretliler
24.06.2020
İnsan/human nedir?
17.06.2020
Deli ve Dahi
10.06.2020
Ertelenen eşitlik rüyası
3.06.2020
Evsizlerle dayanışma
27.05.2020
Antonioni: Duyguların Macerası
13.05.2020
Fatma hanım
6.05.2020
Omar ve Biz
29.04.2020
Newyork Newyork
22.04.2020
Tecrit boşluk ve Ramazan
15.04.2020
10 Nisan tecrübesi
8.04.2020
Normale dönmesin dünya
1.04.2020
Bal Ülkesi
18.03.2020
Kovid- 19 günlüğü
11.03.2020
Avrupa’da kaybolan mülteci çocuklar
4.03.2020
‘Böyle Daha Güzelsin’
26.02.2020
Kendini hiçe sayan karınca
19.02.2020
Kadınların saklı derdi
12.02.2020
Kısa film ve fotoğrafla göç
5.02.2020
Filistin Enstitüsü
29.01.2020
Deprem Bakanlığı
22.01.2020
‘Bahçesiz okullar kapatılsın’
16.01.2020
Ekolojik olan etiktir
8.01.2020
Samatya’da bir çanta
1.01.2020
2019 neymiş meğer
25.12.2019
Geleceği öngörme sanatı
18.12.2019
Kadınlar güzeldir
11.12.2019
‘Zannettiğin kişi değilim’
4.12.2019
Tokat’ta ‘mülteciler ve edebiyat’
27.11.2019
2050’de ne olacak?
20.11.2019
Yaşamak hastalığı
13.11.2019
Keçeciler Caddesi
6.11.2019
Şehir sakinleri ne istiyor?
30.10.2019
Kartepe Mutlu Şehir Zirvesi
16.10.2019
Muazzez hanım
9.10.2019
Çocukların kıyameti
2.10.2019
Deprem ve şehir etiği
26.09.2019
Kısa film büyük imkan
11.09.2019
İrlanda’da din adamları
28.08.2019
Halepli çocuk
21.08.2019
Kütüphaneye sığınmak
14.08.2019
İstanbul boşaldı mı gerçekten
7.08.2019
Marx’ı sakince ele almak
24.07.2019
Anarşist Müslüman kadın
17.07.2019
Bizi vurmazlar!
10.07.2019
‘Paylaşılan Kutsal Mekanlar’
3.07.2019
Uğruna can verilen değerler
25.03.2020
Korona tarihi hızlandırdı
17.07.2019
Bizi vurmazlar!
10.07.2019
‘Paylaşılan Kutsal Mekanlar’
3.07.2019
Uğruna can verilen değerler
28.06.2019
Güney Afrika'nın bitmeyen rüyası
19.06.2019
Muhammed Mursi aynası
12.06.2019
Suriyeliler, Kürtler ve oy hesapları
5.06.2019
Son Peygamber
29.05.2019
Eşref Kolçak anısına
22.05.2019
Melek Kayıtları
15.05.2019
Yeni insanın inancı
8.05.2019
Sûfi sinema mümkün mü?
1.05.2019
Güvercin Hırsızları
24.4.2019
Özgürlük mümkün mü?
17.4.2019
Adalet, ekmekten önce…
10.4.2019
‘Dünyaya neden geldim?’
3.4.2019
Aşk var mı?
27.3.2019
Mülteci meselesinde Gaziantep ışığı
20.3.2019
Beyaz bulutlar ülkesi Zelanda
6.3.2019
‘Çünkü insanız’
20.2.2019
Zeytin ağaçlarının arasında
6.2.2019
‘Çocukluğunu Yaşamamış İnsanlar Konfederasyonu’
30.1.2019
Godard: İnsan neden Faust değil de kral olmak ister?
23.1.2019
Rüzgarla savrulmayan Mert bir yazar
16.1.2019
Vize başvurusu
9.1.2019
Çok tartışılan bir film Roma
2.1.2019
Kadınların iç bahçesinden işaretler
26.12.2018
Dedem Akif’in başı yalnızca secdede eğilmişti
19.12.2018
Edebiyatın işlevi
12.12.2018
Yerel yönetici adaylarına mektuplar…
28.11.2018
Geçim derdiniz olmasaydı ne yapmak isterdiniz..
21.11.2018
Sevincimizi bulmak mümkün mü?
14.11.2018
Karamsar K kuşağı
7.11.2018
Kadınların yazarak müdahil olması
31.10.2018
Ruhun sevinci
24.10.2018
Atın kulağına fısıldayan şair
17.10.2018
Sinema ve dizilerde değişen aile
10.10.2018
Parça parça inşa edilen barış
3.10.2018
‘İnsan hep derine gitmek ister kızım, kıyı çöplerle doludur
26.9.2018
Bırakma Beni ‘yandı toprağım çalındı özgürlüğüm’
19.9.2018
Meczuplar deliler ve dahiler
12.9.2018
Genç yazarlar için bir hikaye
5.9.2018
Avrupa'nın iyi insanları
29.8.2018
Çağla uyumsuzluğun derin sularında
22.8.2018
Kurban: Tevessülle teslimiyet arasında
15.8.2018
İnsan olamadıktan sonra yazarlık nafile
8.8.2018
Bizi birleştiren nehirler, köprüler otlu peynirler
1.8.2018
Yaşayan edebiyat
25.7.2018
Iraklı sanatçılar
18.7.2018
O Suriyeli bir çocuk
11.7.2018
Gülzar Haydar İstanbul’da
5.7.2018
‘George Orwell Arkadaşımdı’
27.6.2018
Seçim izlenimleri
20.6.2018
Elektriksiz şehirde film çekmek
13.6.2018
Viyana İstanbul hattında bir ressam Betül Burnaz
6.6.2018
Tarlabaşı, Şehzadebaşı ve Üsküdar’da kalbe değen iftarlar
30.5.2018
İslam’ın kızı İslam’ın erkeği
23.5.2018
Tahayyül ve tefekkür arasında İslamcı dergiler
16.5.2018
Filistin kurtulur mu?
9.5.2018
Naci el Ali, Rachel Benjamin, Noor…
2.5.2018
Kolombiyalı kadınlar: Siriri ve Anka kuşları
25.4.2018
Ahde vefa toplantısı
18.4.2018
Nasıl bir dünyada yazıyoruz
11.4.2018
Dindar nesil meselesi
4.4.2018
Arakan sızısına diriltici ağıt festivali
21.3.2018
Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?
14.3.2018
Irmak şehri Tokat sakin ve derin
7.3.2018
Vicdan konvoyu sessizlerin sesi
1.3.2018
28 Şubat: Masum değiliz hiçbirimiz
14.2.2018
Depresyona girmiş hayvanlar
7.2.2018
Konuşma zemini
31.1.2018
Evsizler tinerciler kimsesizler ve aşhane
24.1.2018
Vincent’ı ya da tek bir insanı sevmek
10.1.2018
Füreya’nın topraktan gelen sanatı
3.1.2018
Nefretleşmek şiddettir, suçtur
27.12.2017
İşgal Mimarisi: Oyuk Topraklar
20.12.2017
Filistinli kadınlar
13.12.2017
Filistin Akademisi
6.12.2017
Kudüs hakkında söz söylemek
29.11.2017
Türkan Şoray
22.11.2017
Aşk mucize mi hormon mu
15.11.2017
Karanlıkta seni görmek o kadar kolay ki
8.11.2017
Eğitim kanat taksın çocuklara
1.11.2017
İstanbul kurtulur mu?
27.10.2017
Beton canavarı
18.10.2017
Mardin’de gündelik hayat
11.10.2017
Kutucuklar içinde özgürlük çağı
4.10.2017
Bienalde İslam dünyasından sanatçılar
27.9.2017
Orouba Berakat ve Hulla’nın cenaze namazı
20.9.2017
Müslüman dünyanın Aida Begiç’i
13.9.2017
İnsan hakları savunucuları
6.9.2017
Arakan: Kendini tanımlamak güç istiyor
30.8.2017
Mecidiyeköy’de fal bakmalı
23.8.2017
Afette nerede toplanacak şehir halkı
16.8.2017
Ele geçirilen çocuklar
9.8.2017
Işık Doğubeyazıt’tan yükseldi
2.8.2017
‘Bir ulus ikinci bir ulusa üçüncü bir ulusun toprağını vaat etti’
26.7.2017
Yeni dünyanın Müslüman kadınları
19.7.2017
Köprüde yeni yurttaşlık bilinci
5.7.2017
Ölüm, bayram ve hakkaniyet
29.6.2017
Ölüm orucu ve etrafındaki hale
21.6.2017
‘Aradığınız ev kadını artık burada oturmuyor’
14.6.2017
Kudüs’ün yaralarına dokunmak
7.6.2017
Kültür Aynası: Mekan Hikayeleri
31.5.2017
Akif Emre: Kıymeti bilindi aslında
24.5.2017
Savaş dansına karşı sağlam hikayemiz
11.5.2017
Sürekli dijital devrim ve mültecilerin temsili
3.5.2017
Müslüman yazarlar buluşması
26.4.2017
Sanat tapınaklarından MoMA
19.4.2017
Siyaset sınırlarına dayandı
5.4.2017
Öteki Avrupa: Casa nostra casa vostra
29.3.2017
Hüseyin Su’dan Gülşefdeli Yemeni
22.3.2017
Avrupa sıkıntısı
15.3.2017
Melâmet hırkası
9.3.2017
Hüsrev ile Şirin kavuşsa bir türlü kavuşmasa bir türlü
2.3.2017
Taksim'e cami dilemması
16.2.2017
Tünel
8.2.2017
Dijital ortamda mimarlık
2.2.2017
Şehircilik Şurası
25.1.2017
Kadınlara reva görülen programlar
19.1.2017
Muhammed Esed’in yola çıkışı
12.1.2017
İrlanda kadın koalisyonu izlenimleri
5.1.2017
Gerçekten sonrası barış mı tufan mı?
29.12.2016
Şiirin birleştiren ipliği
22.12.2016
Semra Çekmegil tefsiri
15.12.2016
Ülkesini yazarak müdafaa eden adam
8.12.2016
Halep ve Şam yeşerecek yeniden
1.12.2016
Bana git de
23.11.2016
Cebir olmayan istismar
17.11.2016
Bizim klasiklerimiz var mı, yok mu?
3.11.2016
Kayda değer bir hikayemiz var
27.10.2016
Birbirimizi yeterince tanımıyoruz
19.10.2016
Müslümanların meselelerinde çare mümkün
13.10.2016
Vesayet ve insaniyet arasında Suriye
6.10.2016
Şehitlerin kıymetini bilme muamması
29.9.2016
Kadınlara vahşetle medeniyet kuranlar
22.9.2016
Birlikte varoluş tasavvuru yitirilirse…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive