Yıldız Ramazanoğlu

Karar gazetesi



Bookmark and Share

Çok tartışılan bir film Roma


9.1.2019 - Bu Yazı 173 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 2018’in en çok konuşulan filmlerinden biri olan Roma hakkında izleyici ve eleştirmenler ikiye bölünmüştü. Başyapıt olarak görenlerle iki saat onbeş dakikam boşa gitti diyenler arasında bir yerde. serinkanlılıkla bir şeyler söyleyebilmek için sinemadan ne beklediğimizi bilmemiz lazım. Benim sinemadan beklentim bize büyük şeyler göstermesi, yüce bir duruş sergilemek için koşulları zorlaması, yaşananları analiz edip hükümler vermesi değil. Elbette sinema da sanatın bütün dalları gibi ortak beğenilerden söz edilemeyecek sübjektif bir alan ve kişisel beklentimiz bile her filmde farklı tezahür ediyor. Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un Gravity(2013) gibi son derece fantastik ve bilimkurgu bir uzay filminin ardından bizi 1970’teki çocukluğuna götüren siyah beyaz Roma’ya imza atması hayal gücünün gezindiği geniş sinema bahçesi hakkında fikir veriyor. Cuaron, Alejandro Gonzalez İnarritu’dan sonra merakla takip ettiğim ikinci Meksikalı yönetmen.

***

Senaryosunu bizzat kaleme aldığı filme verdiği isim Roma, Cuaron’un çocukluğunun geçtiği Mexico City’de ailesiyle birlikte yaşadığı mahallenin adı. Orta sınıfın yaşadığı semte ironi olsun diye bu adı verenlerin yoksul bölgelerde yaşayan Meksikalılar olması da önemli bir ayrıntı. Filmin zenginleri yoksullarla mutsuzlukta eşitleyen bir alt metni de var sanki. Akıl değil duygu filmi, büyük anlamları ve felsefesi yok eleştirilerine karşı, sezdirme ve kalbe dokundurma filmi demek doğru olur. Filmin fonunda ülkesinin başından geçen, bütün dünyanın bildiği önemli olaylar akıp gidiyor; büyük Meksika depremi, şehirde düzenlenen 1970 Dünya Kupası, öğrenci protestoları, Corpus Crispi katliamı olarak bilinen olayda öğrencilerin katledilmesi, ilk uzay filmleri ve dönemin sineması. Fakat toplumsal olayların sahasına daha içeriden girilmeden, yorum yapılmadan geçilmesi, dönemin tartışmalarının yarattığı atmosfere eğilen planların sahnelerin bulunmaması filmin değerini azaltmıyor. Yönetmen  ve kameranın takip ettiği biri var, dört çocuklu evde hizmetçilik yapan genç bir kadın olan Cleo. Ev dışındaki hayatında birine aşık ve bebek beklediği için hakaretler eşliğinde terk ediliyor. Evin hanımı Sofi de doktor eşi tarafından bir metres uğruna terk edilince, kadın dayanışmasının destansı havası esmeye başlıyor. Sonra unutulmaz sahneler geliyor; ölü olduğunu bilmediği bebeğini doğurmaya çalışırken Cleo’nun yaşadıklarının hayatla aynı anda, arada kamera hiç yokmuşçasına verilebilmesi. Bu olayın hemen akabinde yüzme bilmeyen, her yönüyle yaralı Cleo’nun denizde boğulmak üzere olan çocukları dalgaların arasından kurtarma sahnesi gerçekten yalınlığın sadeliğin gösterisi. 

Büyük hükümler çıkarma gereği şöyle dursun, kadınlar anneanne ve çocuklar hep bir araya geldiklerinde sarfedilen, biz kadınlar her zaman yalnızdık şimdi yine yalnızız cümlesinin telaffuz edilmesi bile büyük yanlış. Sanki bütün sahneler bu cümleyi kurmak ve izleyiciyi sabit bir yere sürüklemek içinmiş gibi hüküm ve sonuç cümleleri kullanmak filmi zayıflatıp indirgiyor. Bu kadar deneyimden sonra Cuaron bunu öngörebilirdi. Çünkü sinemadan beklenen sözler ve cümlelerle değil görüntünün gücü ve etkisiyle akışı sağlamak, çoklu anlamlara açık olmak.   

***

Filmin başından itibaren her şey doğal, sıradan ve yaşamın gerçekliği içinde akıyor, öyle ki, yeni bir şey söylemeyen, şaşırtmayan, içinde bilinmedik bir şey olmayan bu filmi neden yaptı o zaman dedirtecek boyutta. Oysa geniş ve uzaktan çekimlerin tercih edildiği sinema diliyle o sıradan olanı seyretmenin içimizde yarattığı özdeşim gerçekten büyüleyici. Baba evdeki eşyalarını toplamaya geleceği gün, duruma şahit olmasınlar diye çocukları kısa bir tatile çıkaran Sofi’nin boşanmayı açıklama anı da draması çok güçlü ve yalın bir an.  Çocukların durumu algılamaya çalıştıkları, ağlayarak dondurmalarını yedikleri sahneyi unutmak onlarla birlikte ağlamamak ne mümkün. Gizemli hiçbir şey yok ta denemez. Açılış sahnesinde avlunun yıkanışının deterjanlı suları bize doğru akarken bir uçağın aksinin suya düşmesi, uçağın belli zamanlarda hayal meyal görünmesi, son sahnede de bir uçağın havalanışı, umuda, yaşamın mümkün dayanışmalarına, yeniden kurulumlarına işaret ediyor belki.

Facebook Yorumları

reklam
20.3.2019
Beyaz bulutlar ülkesi Zelanda
6.3.2019
‘Çünkü insanız’
20.2.2019
Zeytin ağaçlarının arasında
6.2.2019
‘Çocukluğunu Yaşamamış İnsanlar Konfederasyonu’
30.1.2019
Godard: İnsan neden Faust değil de kral olmak ister?
23.1.2019
Rüzgarla savrulmayan Mert bir yazar
16.1.2019
Vize başvurusu
9.1.2019
Çok tartışılan bir film Roma
2.1.2019
Kadınların iç bahçesinden işaretler
26.12.2018
Dedem Akif’in başı yalnızca secdede eğilmişti
19.12.2018
Edebiyatın işlevi
12.12.2018
Yerel yönetici adaylarına mektuplar…
28.11.2018
Geçim derdiniz olmasaydı ne yapmak isterdiniz..
21.11.2018
Sevincimizi bulmak mümkün mü?
14.11.2018
Karamsar K kuşağı
7.11.2018
Kadınların yazarak müdahil olması
31.10.2018
Ruhun sevinci
24.10.2018
Atın kulağına fısıldayan şair
17.10.2018
Sinema ve dizilerde değişen aile
10.10.2018
Parça parça inşa edilen barış
3.10.2018
‘İnsan hep derine gitmek ister kızım, kıyı çöplerle doludur
26.9.2018
Bırakma Beni ‘yandı toprağım çalındı özgürlüğüm’
19.9.2018
Meczuplar deliler ve dahiler
12.9.2018
Genç yazarlar için bir hikaye
5.9.2018
Avrupa'nın iyi insanları
29.8.2018
Çağla uyumsuzluğun derin sularında
22.8.2018
Kurban: Tevessülle teslimiyet arasında
15.8.2018
İnsan olamadıktan sonra yazarlık nafile
8.8.2018
Bizi birleştiren nehirler, köprüler otlu peynirler
1.8.2018
Yaşayan edebiyat
25.7.2018
Iraklı sanatçılar
18.7.2018
O Suriyeli bir çocuk
11.7.2018
Gülzar Haydar İstanbul’da
5.7.2018
‘George Orwell Arkadaşımdı’
27.6.2018
Seçim izlenimleri
20.6.2018
Elektriksiz şehirde film çekmek
13.6.2018
Viyana İstanbul hattında bir ressam Betül Burnaz
6.6.2018
Tarlabaşı, Şehzadebaşı ve Üsküdar’da kalbe değen iftarlar
30.5.2018
İslam’ın kızı İslam’ın erkeği
23.5.2018
Tahayyül ve tefekkür arasında İslamcı dergiler
16.5.2018
Filistin kurtulur mu?
9.5.2018
Naci el Ali, Rachel Benjamin, Noor…
2.5.2018
Kolombiyalı kadınlar: Siriri ve Anka kuşları
25.4.2018
Ahde vefa toplantısı
18.4.2018
Nasıl bir dünyada yazıyoruz
11.4.2018
Dindar nesil meselesi
4.4.2018
Arakan sızısına diriltici ağıt festivali
21.3.2018
Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?
14.3.2018
Irmak şehri Tokat sakin ve derin
7.3.2018
Vicdan konvoyu sessizlerin sesi
1.3.2018
28 Şubat: Masum değiliz hiçbirimiz
14.2.2018
Depresyona girmiş hayvanlar
7.2.2018
Konuşma zemini
31.1.2018
Evsizler tinerciler kimsesizler ve aşhane
24.1.2018
Vincent’ı ya da tek bir insanı sevmek
10.1.2018
Füreya’nın topraktan gelen sanatı
3.1.2018
Nefretleşmek şiddettir, suçtur
27.12.2017
İşgal Mimarisi: Oyuk Topraklar
20.12.2017
Filistinli kadınlar
13.12.2017
Filistin Akademisi
6.12.2017
Kudüs hakkında söz söylemek
29.11.2017
Türkan Şoray
22.11.2017
Aşk mucize mi hormon mu
15.11.2017
Karanlıkta seni görmek o kadar kolay ki
8.11.2017
Eğitim kanat taksın çocuklara
1.11.2017
İstanbul kurtulur mu?
27.10.2017
Beton canavarı
18.10.2017
Mardin’de gündelik hayat
11.10.2017
Kutucuklar içinde özgürlük çağı
4.10.2017
Bienalde İslam dünyasından sanatçılar
27.9.2017
Orouba Berakat ve Hulla’nın cenaze namazı
20.9.2017
Müslüman dünyanın Aida Begiç’i
13.9.2017
İnsan hakları savunucuları
6.9.2017
Arakan: Kendini tanımlamak güç istiyor
30.8.2017
Mecidiyeköy’de fal bakmalı
23.8.2017
Afette nerede toplanacak şehir halkı
16.8.2017
Ele geçirilen çocuklar
9.8.2017
Işık Doğubeyazıt’tan yükseldi
2.8.2017
‘Bir ulus ikinci bir ulusa üçüncü bir ulusun toprağını vaat etti’
26.7.2017
Yeni dünyanın Müslüman kadınları
19.7.2017
Köprüde yeni yurttaşlık bilinci
5.7.2017
Ölüm, bayram ve hakkaniyet
29.6.2017
Ölüm orucu ve etrafındaki hale
21.6.2017
‘Aradığınız ev kadını artık burada oturmuyor’
14.6.2017
Kudüs’ün yaralarına dokunmak
7.6.2017
Kültür Aynası: Mekan Hikayeleri
31.5.2017
Akif Emre: Kıymeti bilindi aslında
24.5.2017
Savaş dansına karşı sağlam hikayemiz
11.5.2017
Sürekli dijital devrim ve mültecilerin temsili
3.5.2017
Müslüman yazarlar buluşması
26.4.2017
Sanat tapınaklarından MoMA
19.4.2017
Siyaset sınırlarına dayandı
5.4.2017
Öteki Avrupa: Casa nostra casa vostra
29.3.2017
Hüseyin Su’dan Gülşefdeli Yemeni
22.3.2017
Avrupa sıkıntısı
15.3.2017
Melâmet hırkası
9.3.2017
Hüsrev ile Şirin kavuşsa bir türlü kavuşmasa bir türlü
2.3.2017
Taksim'e cami dilemması
16.2.2017
Tünel
8.2.2017
Dijital ortamda mimarlık
2.2.2017
Şehircilik Şurası
25.1.2017
Kadınlara reva görülen programlar
19.1.2017
Muhammed Esed’in yola çıkışı
12.1.2017
İrlanda kadın koalisyonu izlenimleri
5.1.2017
Gerçekten sonrası barış mı tufan mı?
29.12.2016
Şiirin birleştiren ipliği
22.12.2016
Semra Çekmegil tefsiri
15.12.2016
Ülkesini yazarak müdafaa eden adam
8.12.2016
Halep ve Şam yeşerecek yeniden
1.12.2016
Bana git de
23.11.2016
Cebir olmayan istismar
17.11.2016
Bizim klasiklerimiz var mı, yok mu?
3.11.2016
Kayda değer bir hikayemiz var
27.10.2016
Birbirimizi yeterince tanımıyoruz
19.10.2016
Müslümanların meselelerinde çare mümkün
13.10.2016
Vesayet ve insaniyet arasında Suriye
6.10.2016
Şehitlerin kıymetini bilme muamması
29.9.2016
Kadınlara vahşetle medeniyet kuranlar
22.9.2016
Birlikte varoluş tasavvuru yitirilirse…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net