Yıldız Ramazanoğlu

Karar gazetesi



Bookmark and Share

Yaşamak hastalığı


20.11.2019 - Bu Yazı 37 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Bir zamanlar Dalga kitaplarını okuyup geleceği anlamaya çalıştığımız futurist yazar Alvin Toffler derdi ki, daha önceki insanların iki üç yüz yılda başlarından geçenler ya da maruz kaldıkları ilerleme, şimdiki zamanda beş on yıl içinde gerçekleşebiliyor. Teknolojik ilerlemelerin, toplumsal alt üst oluşların hızı tahammülfersa. Türkiye’de şimdi kırklı yaşlarında olan bir birey neler görmedi ki. 28 Şubat darbesi, 1999 depremi, Orta Doğuda yaşanan 3. Dünya Savaşı, köylerin boşalması, betonlaşmanın tavan yapması, üçüncü milenyuma adım atılması,  İkiz Kulelere saldırı, Berlin Duvarının yıkılışı, ekonomi iyiye gittiğinde bile yoksulluğu değişmeyen kitleler…Daha ana babalardan devralınan 27 Mayısları, 12 Eylülleri, korkunç boyutlara ulaşan küresel yoksulluğu ve adaletsizliği saymıyoruz bile. Güray Süngü son romanı Az Kalan Gölge’de hiçbir dolayıma büründürmeden bu hızın içinden geçiriyor kahramanı Osman’ı. Onu bu karmaşadan alıp sahili selamete ulaştırma gayretinde. Osman mütedeyyin bir ailenin dine pek yatkın olmayan, politik konulardan hazzetmeyen oğlu.  Baba her vakit namaza gidiyor, okulun insanları zehirlediğini düşünüyor, emeğe inanıyor, mülkiyete inanmıyor ve çiçek besliyor. Oğluna mirası bir Peygamber Kılıcı çiçeği. Aralarında sevgisizlik var gibi dursa da baba oğulun akibetiyle inceden ilgileniyor, oğul da uzak diyarlardayken babanın ölümüyle hercümerc oluyor. 

Osman Martı Jonathan gibi; ağabeylerinin heyecansız, uzayıp kısalmayan korunaklı tekdüze hayatını tekrarlamak istemediğinden gitmekten yapılmış bir hayata atmış kendini. Bilinmeyenin kıymetli oluşu gibi, umudun adı olan Amerika ise aslında yola çıkmak için bir metafordan ibaret. Baudrillard’ın dediği gibi dünyanın gidilecek son ucu. Genç yaşlardan itibaren İngilizcesini ilerletmeye çalışmanın amacı da budur, dünyada ne olup bittiğine dair merak. İlla ki bir ‘tutunamayan’ olunacaksa bile tutunmayı sonuna kadar deneyerek bunu hak etmek. Romanda adeta Necip Fazıl’ın Kaldırımlar şiirinde “gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler” dediği evlerden birinde ışık açılıyor ve bir gencin 21. yüzyılda bu dünyadan geçişine tanık oluyoruz.

Hayattan payına düşenin ne olduğunu, dengelerin kimin ve nelerin lehine bozulabileceğini anlamak üzere zararsız bir kızgınlıkla, akla olan güvenciyle,  etrafı onunla arkadaş olmak isteyen yaşıtlarıyla, kalabalık ailesiyle dolu olmasına rağmen dünyanın ‘ağrılı dönüşüne’ katılmak üzere yapayalnız kendi yoluna çıkan adam.   

İnsanı tornaya sokan, fazlalıklarını yontan, eksiklerini yamayan, herkesi tesviye ederek birbirine benzeten okula lise bitene kadar dayanır. Sonra sayısız iş deneyimi; ecza deposu, ekmek fırını, restoran, fotoğrafçı, derici…Kendini nice gençler gibi kıymetli işler yapmak isteyen önemli bir adam olarak görmekte, sıradan insanların arasından bir an önce sıyrılması için, bunu başkalarına göstermeye çabalamadan başkalarının kendiliğinden fark edeceğini ummaktadır. Fakat yüksek bir tepeye çıkıp ta birbirini çiğneyen insanları görünce ‘yaşamak hastalığı’ ayan olur. Daha önce ‘dünyayı seyretme hastalığı’ başka bir boyuta taşınır. Bu arbedeyi alkışlayan, korkan, eleştiren, gözlerini kaçıran ya da görmezden gelenlerin dünyası. 

Bir yanda insanların kendi ülkelerinde huzur bulmamasının müsebbibi, bir yandan da içine aldığına son derece vaatkar davranan bir hayal ülke Amerika sızısı dipten ilerlemeye devam eder.

Birde hayal edilen Hayal var. Milenyum kızı rüyası. Osman’ı rahatsız etmeyecek, özgürlüğünü elinden almayacak, çok sevecek ama az sevilmeye katlanacak. Çünkü genç adamın aşktan daha büyük idealleri var. Ali Şeriati’nin Yalnızlık Sözleri’nde kahrolarak dediği şey aslında; aşk aile evlilik umurumda değil aslında. Puran hanıma bunu sormuştum birgün. Gülmüştü. Don Kişot gibi incilerle ipeklerle bezeli bir hayal değil artık aşk. Herkesin daha önemli daha kıymetli işleri var.

Sonunda Amerika’ya vasıl olma uğruna ‘gemi adamı’ olur Osman. Anlatım doğrudan desek de semboller metaforlar alegoriler ustaca alt metinleri kurmuş. Gemi dünyayı seyretmenin felsefi zemini. Okul dahil her işi yarım bırakan Osman bir sona doğru yol almaktadır aslında, yol bitince yaşam da sona erecektir. Dünyanın bütün okyanuslarında seyir eden genç adam, yıllar sonra ancak Kanada’ya varabilir ve oradan da deport edilir. Çok fazla mesaja, olaya, etkiye maruz kalmış Karamsar K kuşağının ince oylumlu hikayesi. Osman dünyayı dolaşmış, nice tekinsiz büyülü denizlere açılmış, başka gökler altında uyumuş, fakat yurduna dönmüş bir gariptir artık. Umut var mıdır peki, evet, bir mecburiyet olarak.    

Facebook Yorumları

reklam
20.11.2019
Yaşamak hastalığı
13.11.2019
Keçeciler Caddesi
6.11.2019
Şehir sakinleri ne istiyor?
30.10.2019
Kartepe Mutlu Şehir Zirvesi
16.10.2019
Muazzez hanım
9.10.2019
Çocukların kıyameti
2.10.2019
Deprem ve şehir etiği
26.09.2019
Kısa film büyük imkan
11.09.2019
İrlanda’da din adamları
28.08.2019
Halepli çocuk
21.08.2019
Kütüphaneye sığınmak
14.08.2019
İstanbul boşaldı mı gerçekten
7.08.2019
Marx’ı sakince ele almak
24.07.2019
Anarşist Müslüman kadın
17.07.2019
Bizi vurmazlar!
10.07.2019
‘Paylaşılan Kutsal Mekanlar’
3.07.2019
Uğruna can verilen değerler
28.06.2019
Güney Afrika'nın bitmeyen rüyası
19.06.2019
Muhammed Mursi aynası
12.06.2019
Suriyeliler, Kürtler ve oy hesapları
5.06.2019
Son Peygamber
29.05.2019
Eşref Kolçak anısına
22.05.2019
Melek Kayıtları
15.05.2019
Yeni insanın inancı
8.05.2019
Sûfi sinema mümkün mü?
1.05.2019
Güvercin Hırsızları
24.4.2019
Özgürlük mümkün mü?
17.4.2019
Adalet, ekmekten önce…
10.4.2019
‘Dünyaya neden geldim?’
3.4.2019
Aşk var mı?
27.3.2019
Mülteci meselesinde Gaziantep ışığı
20.3.2019
Beyaz bulutlar ülkesi Zelanda
6.3.2019
‘Çünkü insanız’
20.2.2019
Zeytin ağaçlarının arasında
6.2.2019
‘Çocukluğunu Yaşamamış İnsanlar Konfederasyonu’
30.1.2019
Godard: İnsan neden Faust değil de kral olmak ister?
23.1.2019
Rüzgarla savrulmayan Mert bir yazar
16.1.2019
Vize başvurusu
9.1.2019
Çok tartışılan bir film Roma
2.1.2019
Kadınların iç bahçesinden işaretler
26.12.2018
Dedem Akif’in başı yalnızca secdede eğilmişti
19.12.2018
Edebiyatın işlevi
12.12.2018
Yerel yönetici adaylarına mektuplar…
28.11.2018
Geçim derdiniz olmasaydı ne yapmak isterdiniz..
21.11.2018
Sevincimizi bulmak mümkün mü?
14.11.2018
Karamsar K kuşağı
7.11.2018
Kadınların yazarak müdahil olması
31.10.2018
Ruhun sevinci
24.10.2018
Atın kulağına fısıldayan şair
17.10.2018
Sinema ve dizilerde değişen aile
10.10.2018
Parça parça inşa edilen barış
3.10.2018
‘İnsan hep derine gitmek ister kızım, kıyı çöplerle doludur
26.9.2018
Bırakma Beni ‘yandı toprağım çalındı özgürlüğüm’
19.9.2018
Meczuplar deliler ve dahiler
12.9.2018
Genç yazarlar için bir hikaye
5.9.2018
Avrupa'nın iyi insanları
29.8.2018
Çağla uyumsuzluğun derin sularında
22.8.2018
Kurban: Tevessülle teslimiyet arasında
15.8.2018
İnsan olamadıktan sonra yazarlık nafile
8.8.2018
Bizi birleştiren nehirler, köprüler otlu peynirler
1.8.2018
Yaşayan edebiyat
25.7.2018
Iraklı sanatçılar
18.7.2018
O Suriyeli bir çocuk
11.7.2018
Gülzar Haydar İstanbul’da
5.7.2018
‘George Orwell Arkadaşımdı’
27.6.2018
Seçim izlenimleri
20.6.2018
Elektriksiz şehirde film çekmek
13.6.2018
Viyana İstanbul hattında bir ressam Betül Burnaz
6.6.2018
Tarlabaşı, Şehzadebaşı ve Üsküdar’da kalbe değen iftarlar
30.5.2018
İslam’ın kızı İslam’ın erkeği
23.5.2018
Tahayyül ve tefekkür arasında İslamcı dergiler
16.5.2018
Filistin kurtulur mu?
9.5.2018
Naci el Ali, Rachel Benjamin, Noor…
2.5.2018
Kolombiyalı kadınlar: Siriri ve Anka kuşları
25.4.2018
Ahde vefa toplantısı
18.4.2018
Nasıl bir dünyada yazıyoruz
11.4.2018
Dindar nesil meselesi
4.4.2018
Arakan sızısına diriltici ağıt festivali
21.3.2018
Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?
14.3.2018
Irmak şehri Tokat sakin ve derin
7.3.2018
Vicdan konvoyu sessizlerin sesi
1.3.2018
28 Şubat: Masum değiliz hiçbirimiz
14.2.2018
Depresyona girmiş hayvanlar
7.2.2018
Konuşma zemini
31.1.2018
Evsizler tinerciler kimsesizler ve aşhane
24.1.2018
Vincent’ı ya da tek bir insanı sevmek
10.1.2018
Füreya’nın topraktan gelen sanatı
3.1.2018
Nefretleşmek şiddettir, suçtur
27.12.2017
İşgal Mimarisi: Oyuk Topraklar
20.12.2017
Filistinli kadınlar
13.12.2017
Filistin Akademisi
6.12.2017
Kudüs hakkında söz söylemek
29.11.2017
Türkan Şoray
22.11.2017
Aşk mucize mi hormon mu
15.11.2017
Karanlıkta seni görmek o kadar kolay ki
8.11.2017
Eğitim kanat taksın çocuklara
1.11.2017
İstanbul kurtulur mu?
27.10.2017
Beton canavarı
18.10.2017
Mardin’de gündelik hayat
11.10.2017
Kutucuklar içinde özgürlük çağı
4.10.2017
Bienalde İslam dünyasından sanatçılar
27.9.2017
Orouba Berakat ve Hulla’nın cenaze namazı
20.9.2017
Müslüman dünyanın Aida Begiç’i
13.9.2017
İnsan hakları savunucuları
6.9.2017
Arakan: Kendini tanımlamak güç istiyor
30.8.2017
Mecidiyeköy’de fal bakmalı
23.8.2017
Afette nerede toplanacak şehir halkı
16.8.2017
Ele geçirilen çocuklar
9.8.2017
Işık Doğubeyazıt’tan yükseldi
2.8.2017
‘Bir ulus ikinci bir ulusa üçüncü bir ulusun toprağını vaat etti’
26.7.2017
Yeni dünyanın Müslüman kadınları
19.7.2017
Köprüde yeni yurttaşlık bilinci
5.7.2017
Ölüm, bayram ve hakkaniyet
29.6.2017
Ölüm orucu ve etrafındaki hale
21.6.2017
‘Aradığınız ev kadını artık burada oturmuyor’
14.6.2017
Kudüs’ün yaralarına dokunmak
7.6.2017
Kültür Aynası: Mekan Hikayeleri
31.5.2017
Akif Emre: Kıymeti bilindi aslında
24.5.2017
Savaş dansına karşı sağlam hikayemiz
11.5.2017
Sürekli dijital devrim ve mültecilerin temsili
3.5.2017
Müslüman yazarlar buluşması
26.4.2017
Sanat tapınaklarından MoMA
19.4.2017
Siyaset sınırlarına dayandı
5.4.2017
Öteki Avrupa: Casa nostra casa vostra
29.3.2017
Hüseyin Su’dan Gülşefdeli Yemeni
22.3.2017
Avrupa sıkıntısı
15.3.2017
Melâmet hırkası
9.3.2017
Hüsrev ile Şirin kavuşsa bir türlü kavuşmasa bir türlü
2.3.2017
Taksim'e cami dilemması
16.2.2017
Tünel
8.2.2017
Dijital ortamda mimarlık
2.2.2017
Şehircilik Şurası
25.1.2017
Kadınlara reva görülen programlar
19.1.2017
Muhammed Esed’in yola çıkışı
12.1.2017
İrlanda kadın koalisyonu izlenimleri
5.1.2017
Gerçekten sonrası barış mı tufan mı?
29.12.2016
Şiirin birleştiren ipliği
22.12.2016
Semra Çekmegil tefsiri
15.12.2016
Ülkesini yazarak müdafaa eden adam
8.12.2016
Halep ve Şam yeşerecek yeniden
1.12.2016
Bana git de
23.11.2016
Cebir olmayan istismar
17.11.2016
Bizim klasiklerimiz var mı, yok mu?
3.11.2016
Kayda değer bir hikayemiz var
27.10.2016
Birbirimizi yeterince tanımıyoruz
19.10.2016
Müslümanların meselelerinde çare mümkün
13.10.2016
Vesayet ve insaniyet arasında Suriye
6.10.2016
Şehitlerin kıymetini bilme muamması
29.9.2016
Kadınlara vahşetle medeniyet kuranlar
22.9.2016
Birlikte varoluş tasavvuru yitirilirse…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive