Bazı gazetelerde, bazı haber sitelerinde şu tür haberleri her ay okuyoruz: 2021 Ocak ayında erkekler boşanma talebinde bulunmak, barışmayı, ilişkiyi veya evlenmeyi reddetmek gibi türlü sebeplerden veya hiçbir sebep olmadan 23 kadını öldürdü. 14 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu ve en az 60 kadına da şiddet uygulandı. Kadınların 16’sı evinde, 2’si sokak ortasında, 1’i arabada, 1’i arazide, 1’i ıssız yerde, 1’i de otelde öldürüldü.

Birleşmiş Milletler 2019 yılında erkeklerin 87 bin kadını öldürdüğünü açıkladı. Dünya Bankası ise dünyada tam 1 milyar kadın, erkek şiddetine karşı savunmasız, korumasız, diyor.

Kadın özgürlüğünün her düzeyde kısıtlanması, yasaklanması ya da doğrudan şiddet, tecavüz, işkence ve kadın cinayetlerinde kapitalist sistemin erkek şiddetini üreten temel mekanizmanın rol oynadığını düşünüyorum. Bu yüzden kapitalist üretim ve yeniden üretim koşullarının hakimiyetini sınırlama, bu koşullar altında da olsa kadınlar üzerindeki şiddetin sona ermesi için mücadele etmenin yanında, bu mücadeleyi önemseyerek ama kadın özgürlüğünün nihai olarak sosyalist bir devrimle kazanabileceği fikrini de benimsemenin önemi açık olmalı.

Üstelik 1920’lerin ortalarından sonra Stalinizm’in hakim olduğu Rusya’da kadınların ve tüm ezilenlerin yaşadıklarının sosyalizme mâl edilemeyeceğini tartışan sınırsız kaynağa bugün artık çok daha rahat ulaşabiliyoruz. 1930’ların bürokratik kapitalist Rusya’sının sosyalizmin kadın özgürlüğü açısından değerlendirilmesinde hiçbir anlamı olmadığına dair sayısız veri var elimizde. Öte yandan 1917 Ekim Devrimi’nde kadınların elde ettiği kazanımlara dair de sayısız veri var.

Kadın erkek işçilerin özyönetim organları üzerinde yükselen bir devlet tipi olarak Sovyet örgütlenmesi, kadının kurtuluşu yolunda o güne değin yaşanmış en ileri adımları atmayı başardı. Genç işçi devletinin çıkardığı ilk yasalar arasında kadınlarla ilgili yasalar vardı. İşçilerin Rusya’sı kadınların oy kullanma hakkına sahip oldukları ilk ülkeydi. 

Devrimden altı hafta sonra evlilik üzerine çıkarılan yasa ile kilise evliliğine son verildi. Kısa bir süre sonra da karı ve kocanın, evlilik içi ve dışı çocukların hak eşitliği yasal güvenceye alındı.

Aralık 1917 yasası boşanma işlemini son derece kolaylaştırdı. İki kişinin de istediği durumlarda mahkemeye gitmek gerekmiyordu. Tek kişi istediğinde ise koşullar aranmıyor, tanıklar çağırılmıyor, boşanma toplumsal bir facia olmaktan çıkarılıyordu. Soyadı kanununda ise soyadının istendiği gibi seçilmesine karar verildi. Troçki bu yasayla karısının soyadını seçti. Oğulları da bu ismi kullandı.

Zina, eşcinsel ilişkiler suç olmaktan çıkarıldı.

1920’de kürtaj hakkı ve parasız kürtaj hizmetlerinin, doğum kontrolünün parasız dağıtımının yasallaştırılmasıyla Sovyet Cumhuriyeti dünyada kürtajı yasalaştıran ilk ülke oldu. Eşit ücret ve çalışma hakkı, ücretli annelik izni kabul edildi.

Ancak tek başına yasalar kadının özgürleşmesini sağlayamazdı. Kadının ikincil konumunun kaynağı olan ailenin ekonomik temellerinin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Miras hakkı, kadına tek eşli ailenin dayatılmasının önemli nedenlerinden biriydi. Mirasın ortadan kaldırılması ve devlete devredilmesi ailenin bu işlevini ortadan kaldırıyordu.

Ama ailenin bir başka işlevi daha vardı. İşçilerin bakımı, dinlenmesi, doyurulması ve yeni iş gününe hazırlanması, gelecek kuşak işgücünün yetiştirilmesi işi ailenin yani kadının üzerindeydi.

Bu hizmetleri toplumsallaştırmadan kadını ev işinin biteviye döngüsünden kurtarmak mümkün değildi. Komünal lokantalar, 24 saat çalışan kreşler, yeni annelere bakım evleri, tamirciler, çamaşırhaneler, toplu konutlar vb. ile bu sorunlara karşı savaş açıldı.¹

Bir işçi iktidarının kadınların özgürlüğü açısından bu kadar radikal adımları atabilmesinin nedeni, özel mülkiyete dayalı kapitalist sömürü ve kâr oranlarını artırmaya dönük kapitalist rekabetin özünü oluşturduğu sermaye birikimine dayalı toplumsal örgütlenmenin koruyucu olan tüm bağlarının parçalanması için gereken güce ve yeteneğe sahip olmasıdır.

Kadınların özgürlüğü mücadelesi için sosyalist devrimci alternatif çok güçlü bir tartışma zemini sunuyor.

Yıldız Önen

1. Daha önce yayınlanan yazısında bu verileri toplayan Betül Genç’in makalesi.