Yetvart DANZİKYAN

Artı Gerçek & Agos



Bookmark and Share

Hrant Dink’in çözüm önerisi neydi?


12.10.2020 - Bu Yazı 2698 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 11 Ekim öğle saatleri itibarıyla baktığımızda, Ermenistan Azerbaycan arasında 10 Ekim’in sabah saatlerinde ulaşılan ateşkes anlaşmasına iki taraf ta uymuyor görünüyor. 10 Ekim gecesi Ermenistan, Azerbaycan ordusuna bağlı güçlerin Hadrut’ta iki sivili, yani bir anne ile engelli bir oğlunu öldürdüklerini duyurmuştu. 11 Ekim’de ise Azerbaycan Gence’ye yönelik Ermenistan saldırısında 9 sivilin hayatını kaybettiğini 33 kişinin yaralandığını duyurdu. Bunlar sadece ateşkesten sonra olanlar.

Savaşın başından beri Türkiye’nin kayıtsız şartsız biçimde Azerbaycan’ın yanında olduğunu duyurması, hatta ötesine geçip savaşa müdahil olması, orada neler olup bittiğinin sağlıklı biçimde anlaşılmasını imkansızlaştırıyor. İktidar ve siyasetin yanısıra medya da tüm gelişmelere tek bir mercekten bakıyor ve Ermenistan düşmanlığını körüklemeyi tercih ediyor. Hal böyle olunca iki tarafın ne dediğine bakmaya çalışmak, Türkiye’de Ermenistan yanlısı olmakla eşdeğer tutuluyor.

Türkiye ve Azerbaycan, tüm bu süreçte çözüm için atılacak tek adımı Ermenistan'ın Karabağ’dan çekilmesi olarak görüyor. Oysa durum, biraz KKTC meselesini de andırır biçimde, Karabağ’da yaşayan Ermeniler’in Azerbaycan’dan bağımsız olmayı istemeleri ile başladı. (Bu konuda Baskın Oran'ın yazısına da bakılabilir. )Ermenistan bu ayaklanmaya destek verirken, Azerbaycan içinde kalan Karabağ ile, ulaşım anlamında bağlantı kurmak için Azerbaycan topraklarının bir bölümünü işgal etti. 30 yıldır müzakereler de zaten daha çok Karabağ'ın konumunun yanısıra bu mesele üzerinde de yoğunlaşıyordu.  Ve tabii göç etmek zorunda kalanların durumu. Türkiye de zaten yakın vakitlere kadar Karabağ’daki durumu sorun etmekle birlikte  temel argüman olarak Ermenistan’ın bu işgal ettiği reyonlardan çekilmesi gerektiğini öne sürüyordu. .

Beri yandan son çatışmalar sonrasında özellikle sosyal medyada Hrant Dink'in bir vakitler yaptığı bir konuşmadan bölümler alınarak “Hrant şöyle demişti” türünden paylaşımlar da  yapılıyor. Ve bu konuşmalardan alıntılanan bölümlerle Türkiye’nin şu anki pozisyonu desteklenmeye çalışılıyor.

Böylesi bir durumda yapılacak en iyi iş, onun ne yazdığına bakmak olsa gerek. İki hafta önce Agos, Hrant Dink’in  2004’te yazdığı bir yazıdan bir bölüm paylaştı. Orada şöyle diyordu Hrant Dink:
“Karabağ sorunu Kafkasya’nın geleceğini tehdit eden ve karşılıklı uzlaşmayla bir an önce çözülmesi gereken ciddi ve tarihsel bir sorundur.

Bu çözüm içinde halkların bağımsızlık talepleri, güvenlik sorunları ve müktesep hakları kesinlikle gözetilmeli, bölgeden göçettirilmiş olanlar yurtlarına dönebilmeli ve barış içinde yaşamanın koşulları yaratılmalıdır.

Böylesi bir çözüm için uluslararası girişimler, başta Minsk Grubu olmak üzere, çaba sürdürmektedir, Türkiye’nin de bu çaba içinde yer alması önemlidir.

Ne var ki, Karabağ sorunu esas olarak Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki bir sorundur ve Türkiye ile Ermenistan’ın ilişkilerini bu soruna kilitlemek doğru değildir. Aksine Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerini geliştirebildiği ölçüde ancak Karabağ sorununda yapıcı bir rol üstlenebilir ve taraflar arasında arabuluculuk yapabilir.”

Dink’in sözlerini açıklamaya çalışmak bence gayet gereksiz.  Yine de bir nokta üzerinde durmakta fayda var.  O da Türkiye’nin pozisyonuna dair söyledikleri.

Açıkçası çatışmaların başlangıcından bu yana biz de dahil olmak üzere barışçıl ve adilane bir çözüm isteyenlerin söylediklerinden farklı değil, onun sözleri.

Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerini nomalleştirdiği sürece sorunun çözümünde yapıcı bir rol üstlenebilir. Bu çok açık.
Ancak Türkiye ne yazık ki -2008’deki protokol sürecini hariç tutarsak- bunu yapmadığı gibi, son çatışma sürecinde Ermenistan’ı tamamen düşmanlaştıran bir eylem ve söylem içine girdi.

Bunun niye böyle olduğu üzerinde aslında uzun uzun durmak gerekir ama bu siyasete kısaca bakacak olursak, Türkiye’nin son birkaç yıldır bölgesinde sürekli “genişlemek” isteyen bir tutum içinde olduğunu görüyoruz. Suriye, Libya, Ege Denizi konusunda izlenen sert politika bunun göstergesi. Kafkaslar’da da böyle bir politika izleneceği, ülke içindeki milliyetçi tabanı diri tutmak için bölgenin gayet “uygun” göründüğü baştan beri belliydi.

Ancak Ermenistan’ı sürekli düşmanlaştıran bir çizgi bir yandan da tarihsel bir bağlama oturuyor. Türkiye 1915’ten sonra yüz yıl boyunca Ermeniler’i düşmanlaştıran bir tutum izledi.

Bunun sonuçları özellikle Türkiye’de milliyetçiliğin körüklenmesi ve Ermeniler’in, Ermenistan’ın toplumun zihninde amansız bir düşman olarak şekillenmesi oldu.

Şunu hemen not düşmek ve altını çizmek gerekir: Türkiye toplumunun önemli diyebileceğimiz bir kısmı aslında bu siyasete ikna olmadı, halklar arasında diyalog ve kardeşlik alttan alta, ya da görünür düzeylerde hep sürdü.

Ama bu devlet politikası ile Ermenistan’a ve Ermeniler’e düşman olan kesim, siyaseti, medyayı ve toplumsal hayatı şekillendirmeyi, baskın olmayı sürdürdü. Bunun ve Rumlar için yürütülen benzer politikanın sonuçlarını da yakın tarihimizde acı biçimde gördük.

Hiç şüphesiz Karabağ sorunu için taraflar Hrant’ın formülünü takip etmek zorunda değiller. Kendi çözümlerini umalım ki müzakere masasında kendileri bulacaklar. Ancak Türkiye’nin rolü açısından  Hrant’ın sözleri, madem ki bu kadar önemseniyor, bir rehber olmalı.

Facebook Yorumları

reklam
26.10.2020
Aranan savaş bulundu
12.10.2020
Hrant Dink’in çözüm önerisi neydi?
14.09.2020
12 Eylül- AKP karşılaştırması yaparken
1.09.2020
'Birlik ve beraberlik' nasıl oluşuyor?
17.08.2020
Biz de bir tür sosyal deneyde değil miydik?
20.07.2020
Suriye'den Libya, oradan Ayasofya'ya, Ermenistan'a
8.06.2020
Türkiye’deki ırkçılık, Afrikalılar’a bakarak anlaşılabilir mi?
11.05.2020
Demokrasi olsa demokrasi derdik…
13.04.2020
Geminin nereye gittiğini bilen var mı?
19.03.2020
Virüs belki de bize bir şey anlatmaya çalışıyor
24.02.2020
Devletin dehlizlerinde
10.02.2020
Tanrı göçmen çocukları sever mi?
28.01.2020
Deprem gerçekleri
14.01.2020
İran’daki gösterilere ne oldu?
31.12.2019
Libya’da sadece Mustafa Kemal yoktu, Enver Paşa da vardı
16.12.2019
‘İnsaf sahibi dünya halkları’ bu işe ne der?
26.11.2019
CHP’de fırtına bir bardak suda mı kopuyor, denizde mi?
12.11.2019
Cumhuriyet’ten ne anlayalım?
29.10.2019
Suriye’de Meksika Açmazı
14.10.2019
Akıncı’nın sözleri ve havaya bakıp ıslık çalanlar
9.09.2019
Kaftancıoğlu’na ceza, üç kente kayyım ve ortak zeminde mücadelenin geleceği
26.08.2019
Davutoğlu anladığımız şeyi kastetmiyor ama kastetse iyi olur
13.08.2019
Fırat’ın Doğusundan nasıl bir medet umuluyor?
15.07.2019
Yargı reformu, 14 Temmuz, 15 Temmuz
2.07.2019
AKP inişte mi, inişteyse yükselen ne?
15.07.2019
Yargı reformu, 14 Temmuz, 15 Temmuz
2.07.2019
AKP inişte mi, inişteyse yükselen ne?
17.06.2019
Yazınca oluyor: Ekümenik. Söyleyince oluyor: Kürdistan
3.06.2019
İstanbul’dan İstinpoli’ye…
21.05.2019
100 yıldır hangi gemideyiz?
22.4.2019
Neo-12 Eylülcülerin tek derdi İstanbul mu? (Ya da Kılıçdaroğlu'na saldırı ne anlama geliyor?)
8.4.2019
Milli irade de bir yere kadarmış
25.2.2019
Gerçeği, yalnızca gerçeği tekrar etmek
11.2.2019
Hırsız bizim hırsızımız, mermi bizim mermimiz
28.1.2019
Venezuela'dan Strasbourg'a siyasette çapraz koşular
14.1.2019
Faşizmin dik âlâsı...
31.12.2018
Umut ile umutsuzluk arasında
18.12.2018
Burası Paris değil, neresi, biz de bilmiyoruz
20.11.2018
Gezi ya da kurgulanmış gerçeğe karşı hakikatin direnişi
23.10.2018
Gıpta edilesi bir ülkeyiz
8.10.2018
McKinsey, McKinsey.. Neymiş bu McKinsey?
10.9.2018
Muhalefet meselesi, Kürt meselesi, Cumhuriyet meselesi
27.8.2018
Failin olay yerine dönüşü
13.8.2018
Dolmabahçe’de paydaşlarla neşeli bir gün
31.7.2018
Yargı sistemimiz kıskanılıyor
16.7.2018
Bir yıldönümünün düşündürdükleri
2.7.2018
Buyurun size başkanlık sistemi
18.6.2018
24 Haziran’da neyi oylayacağız?
4.6.2018
Parti-devlet rejiminden manzaralar
21.5.2018
Soykırım, 301. madde ve ‘denize dökmek’
7.5.2018
Alavere dalavere HDP baraj nöbetine
23.4.2018
Seçime doğru geniş alanda uzun paslaşmalar
10.4.2018
Kavala hakkındaki iddialar, tespitler… Meğer kimlerle görüşmüş
26.3.2018
Erdoğan rejiminin bitmeyen medya inşası
26.2.2018
Ölümün kutsanması ve Cumhur
12.2.2018
Evet savaşta bunlar olur. Ama barışta olmaz.
29.1.2018
Fetihçiler, Kızıl Elmacılar ve kuzenleri..
15.1.2018
AKP’nin yarattığı yeni Zincirbozanlar
25.12.2017
Tek derdimiz 'badem kurusu ne renk?' olaydı..
11.12.2017
Lozan ve bazı efsaneler…
27.11.2017
Elçi’nin yokluğu ve nefes alamayan Sur
30.10.2017
Türklük, Ecdad, Kayı boyu, Ermeniler, Pakraduniler diye diye ufaktan..
16.10.2017
Bir kitabın bizzat “terör örgütü” olması
4.10.2017
Bitmeyen 'Bir gece ansızın' lafları..
18.9.2017
Demek, orası Ermeni mezarlığı değil…
4.9.2017
Narmanlı ile Sur’u birlikte düşünmek
21.8.2017
Peki Karaman’dan ne olur? Dost olmaz orası kesin
7.8.2017
Oyunculuklar, eh, fena değil..
24.7.2017
Oysa toz kondurmadıkları kalkışacaktı...
10.7.2017
Hak savunucularına komplo kuran devlet
26.6.2017
Ne Diyanet’ten ses var, ne de Hazine’den..
12.6.2017
Ayırsanız da gelip birbirine bağlanıyor
29.5.2017
15 Temmuz’u laikler mi yaptı?
15.5.2017
İşsizlik, Soma ve bir tuhaf istihdam seferberliği..
2.5.2017
Bir gece ansızın KHK ile gelmek
17.4.2017
16 Nisan: Nereden baksan tuhaf, nereden baksan tartışmalı
28.3.2017
“Hayır” biraz da gerçekle bağımızı koparmamak için
14.3.2017
O esnada başka bir yerde…
28.2.2017
Şivan Perwer’den bozkurt işaretine: AKP’li olmak…
15.2.2017
Bu yıkımdan da elbet bir gün dönülür
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive