Yetvart DANZİKYAN

Artı Gerçek & Agos



Bookmark and Share

12 Eylül- AKP karşılaştırması yaparken


14.09.2020 - Bu Yazı 1879 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 12 Eylül Darbesi’nin 40. yılını idrak ederken yaklaşık son yedi-sekiz yıldır, ama bilhassa son zamanlarda daha sıklıkla yaptığımız gibi, 12 Eylül Darbe rejimi ile içinde bulunduğumuz rejimi karşılaştırıyoruz, bazı vakalar için “Böylesi 12 Eylül’de bile görülmedi” diyoruz.

Bu, gayet normal. Sonuçta iki dönemi de yaşayan hak savunucularının, gazetecilerin, yazarların, demokratik kitle örgütleri çalışanı ve üyelerinin, akademisyenlerin böylesi bir karşılaştırma yapmalarında şaşılacak bir şey yok çünkü birçok bakımdan her iki dönem de çok benzer özellikler göstermekte.

Kişi hak ve özgürlüklerinin askıya alınması, sorgusuz sualsiz hapse atılmalar, savunmanın hiçe sayılması, insanların bilhassa kamuda itiraz hakkı olmadan işten atılması, rejimin medyadaki hâkimiyeti, bir gıdım kalmış kuvvetler ayrılığının artık tamamen tarumar olması, Kürt meselesini çözme yöntemleri ve mevcut milliyetçi atmosfer düşünüldüğünde bir tür deja-vu yaşandığı bile söylenebilir.

Beri yandan elbette ki pek çok farklılık da var. İdam yok mesela (ama getirilmek isteniyor), 12 Eylül döneminde uygulanan türde bir işkence yok mesela, ancak yine de işkence var ve kendine yeni yollar, yöntemler bulmakta pek mahir. Dolayısıyla rejimin “gaddarlığı” açısından bazı farklar var ancak bu farklar, gerek rejimin sözcülerinin pervasız, kibirli açıklamaları ve gerekse ateşin düştüğü yeri yakması (tahliye olamayıp cezaevlerinde ölenler, göz göre göre sadece intikam için cezaevinde tutulanlar vs) hesaba katıldığında, aslında kolayca kapanıyor.

Dolayısıyla iki rejimi karşılaştırmak meşru ve mümkündür. Ancak yine de aradaki temel bazı farkları gözetmek, içinde yaşadığımız rejimi anlamlandırmak ve yeni sözler kurmak açısından önemli.

Türkiye ilk kez otoriter bir rejimle karşılaşmıyor, doğal olarak. Çok partili rejimde bilhassa 27 Mayıs sonrası, 12 Mart sonrası ve 12 Eylül sonrası, otoriterliğin hayli yüksek bir aşamaya ulaştığı dönemlerdi.

Bunlardan en çok iz bırakan 12 Eylül oldu doğal olarak. Çünkü partiler kapatıldı, binlerce insan işkence gördü, onlarca insan asıldı, darbeciler tarafından topluma dayatılan Anayasa (ne ilginçtir ki) hâlâ yürürlükte ve en önemlisi o milliyetçi-otoriter mantık, hâlâ varlığını güçlü biçimde sürdürüyor.

Ancak bu rejimlerle içinde bulunduğumuz rejim arasında önemli bir fark var. Askeri darbe sonrası iktidara gelen rejimler, baskı mekanizmaları, evet, toplumda belli bir düzeyde karşılık bulan, ama sonuçta “devlet kaynaklı” mekanizmalardı. Belki bu rejimlerin yargıda, kolluk güçlerinde, bürokraside, ya da genel atmosferde kurdukları mantık uzun süre yürürlükte kaldı ama hepsi de ilk seçimlerde geri çekildiler ya da çekilmek zorunda kaldılar. Mesela 27 Mayıs’tan sonra yapılan ilk seçimler olan Ekim 1961 genel seçiminde CHP yüzde 36,7, AP yüzde 34,8, YTP yüzde 13,9, CKMP yüzde 13,7 oy almışlardı. DP mirasını sahiplenen iki parti olan AP ve YTP’nin oy oranlarının CHP’yi geçmesi “ordu içinde hoş karşılanmamıştı.”(1)

Keza 1971 Muhtırası sonrası yapılan ilk seçimler olan 1973 seçiminde de muhtıraya mesafe koyan CHP yüzde 33,3 oy almış ancak tek başına iktidar olamadığı için MSP ile koalisyon kurmuştu. 12 Eylül sonrası yapılan ilk seçim olan Kasım 1983 seçimlerini de iyi biliyoruz. Cunta lideri Kenan Evren’in tüm yönlendirmelerine rağmen seçimde ANAP yüzde 45 oranında oy almış, sosyal demokrat çizginin devamı olarak görülebilecek HP yüzde 30 oy ile seçimden çıkmıştı.

Bunlardan çok büyük sonuçlar çıkarmasak da yine de genel olarak toplumun genişçe bir kesiminin, askerlerden oluşan bir rejimden, kendisine verilen ilk fırsatta kurtulmak istediğini, ancak otoriter mantığın yine de bir süre daha siyasal sistemde ve gündelik hayatta varlığını sürdürdüğünü söyleyebiliriz.

Bilhassa 2015 sonrasının AKP ya da daha doğrusu Erdoğan rejimi ise böyle değil. Evet cunta dönemlerini aratmayacak bir otoriterlik ve baskı var ancak bu, seçim sistemindeki tüm eşitsizliklere rağmen, yine de “seçmen destekli” diyebileceğimiz bir rejim. Bu durum, hem rejime bir süreklilik sağladı bugüne kadar hem de ona “totaliterleşme” imkânı ve yolu açtı. Ve bu yol açıldığı içindir ki Erdoğan rejimi, aslında demokratik hayatı istediği kadar sıkıp, istediği kadar gevşetebiliyor, mesela, 12 Eylül rejimi gibi parti kapatma ihtiyacı duymuyor, çünkü partiler Erdoğan’ın “propagandası” için bir malzeme oluşturuyor. Düşünsenize CHP olmasa AKP ve Erdoğan ne konuşacak meydanlarda, canlı yayınlarda? Elbette şu da var ki 2020 koşulları da zaten rejime ancak bu kadar “sıkma” imkânı veriyor.

Özetle “devlet destekli” baskı rejimlerine kıyasla “seçmen destekli” bir baskı rejimi ile karşı karşıyayız. “Erdoğan’ın oyu düştü” diye servis edilen anketlerde bile yine de yüzde 35’ler civarı bir oy düzeyinden bahsediyoruz. Buna bir de MHP’nin oy payandasını ve ulusalcı milliyetçi çevrelerin propaganda payandasını ekleyelim.

Peki, nereye varmak, ne yapmak istemekteyimdir? Doğrusu çok büyük sonuçlara varamayacağım. Sadece 12 Eylül ile benzerlik kurarken bu hayati farklılığın hep hesapta tutulması gerektiğini, dolayısıyla mücadelenin de, öyle görünüyor ki, daha uzun soluklu olacağını söylemekle yetineyim. Beri yandan seçmen düzeyinde karşı dengeler de oluşmakta artık, elbette. Ona da başka yazıda yer vereyim.

(1) Bkz. 1960’ten Günümüze Türkiye Tarihi, Suavi Aydın & Yüksel Taşkın, İletişim Yayınları, 2014, sf. 99

Facebook Yorumları

reklam
14.09.2020
12 Eylül- AKP karşılaştırması yaparken
1.09.2020
'Birlik ve beraberlik' nasıl oluşuyor?
17.08.2020
Biz de bir tür sosyal deneyde değil miydik?
20.07.2020
Suriye'den Libya, oradan Ayasofya'ya, Ermenistan'a
8.06.2020
Türkiye’deki ırkçılık, Afrikalılar’a bakarak anlaşılabilir mi?
11.05.2020
Demokrasi olsa demokrasi derdik…
13.04.2020
Geminin nereye gittiğini bilen var mı?
19.03.2020
Virüs belki de bize bir şey anlatmaya çalışıyor
24.02.2020
Devletin dehlizlerinde
10.02.2020
Tanrı göçmen çocukları sever mi?
28.01.2020
Deprem gerçekleri
14.01.2020
İran’daki gösterilere ne oldu?
31.12.2019
Libya’da sadece Mustafa Kemal yoktu, Enver Paşa da vardı
16.12.2019
‘İnsaf sahibi dünya halkları’ bu işe ne der?
26.11.2019
CHP’de fırtına bir bardak suda mı kopuyor, denizde mi?
12.11.2019
Cumhuriyet’ten ne anlayalım?
29.10.2019
Suriye’de Meksika Açmazı
14.10.2019
Akıncı’nın sözleri ve havaya bakıp ıslık çalanlar
9.09.2019
Kaftancıoğlu’na ceza, üç kente kayyım ve ortak zeminde mücadelenin geleceği
26.08.2019
Davutoğlu anladığımız şeyi kastetmiyor ama kastetse iyi olur
13.08.2019
Fırat’ın Doğusundan nasıl bir medet umuluyor?
15.07.2019
Yargı reformu, 14 Temmuz, 15 Temmuz
2.07.2019
AKP inişte mi, inişteyse yükselen ne?
15.07.2019
Yargı reformu, 14 Temmuz, 15 Temmuz
2.07.2019
AKP inişte mi, inişteyse yükselen ne?
17.06.2019
Yazınca oluyor: Ekümenik. Söyleyince oluyor: Kürdistan
3.06.2019
İstanbul’dan İstinpoli’ye…
21.05.2019
100 yıldır hangi gemideyiz?
22.4.2019
Neo-12 Eylülcülerin tek derdi İstanbul mu? (Ya da Kılıçdaroğlu'na saldırı ne anlama geliyor?)
8.4.2019
Milli irade de bir yere kadarmış
25.2.2019
Gerçeği, yalnızca gerçeği tekrar etmek
11.2.2019
Hırsız bizim hırsızımız, mermi bizim mermimiz
28.1.2019
Venezuela'dan Strasbourg'a siyasette çapraz koşular
14.1.2019
Faşizmin dik âlâsı...
31.12.2018
Umut ile umutsuzluk arasında
18.12.2018
Burası Paris değil, neresi, biz de bilmiyoruz
20.11.2018
Gezi ya da kurgulanmış gerçeğe karşı hakikatin direnişi
23.10.2018
Gıpta edilesi bir ülkeyiz
8.10.2018
McKinsey, McKinsey.. Neymiş bu McKinsey?
10.9.2018
Muhalefet meselesi, Kürt meselesi, Cumhuriyet meselesi
27.8.2018
Failin olay yerine dönüşü
13.8.2018
Dolmabahçe’de paydaşlarla neşeli bir gün
31.7.2018
Yargı sistemimiz kıskanılıyor
16.7.2018
Bir yıldönümünün düşündürdükleri
2.7.2018
Buyurun size başkanlık sistemi
18.6.2018
24 Haziran’da neyi oylayacağız?
4.6.2018
Parti-devlet rejiminden manzaralar
21.5.2018
Soykırım, 301. madde ve ‘denize dökmek’
7.5.2018
Alavere dalavere HDP baraj nöbetine
23.4.2018
Seçime doğru geniş alanda uzun paslaşmalar
10.4.2018
Kavala hakkındaki iddialar, tespitler… Meğer kimlerle görüşmüş
26.3.2018
Erdoğan rejiminin bitmeyen medya inşası
26.2.2018
Ölümün kutsanması ve Cumhur
12.2.2018
Evet savaşta bunlar olur. Ama barışta olmaz.
29.1.2018
Fetihçiler, Kızıl Elmacılar ve kuzenleri..
15.1.2018
AKP’nin yarattığı yeni Zincirbozanlar
25.12.2017
Tek derdimiz 'badem kurusu ne renk?' olaydı..
11.12.2017
Lozan ve bazı efsaneler…
27.11.2017
Elçi’nin yokluğu ve nefes alamayan Sur
30.10.2017
Türklük, Ecdad, Kayı boyu, Ermeniler, Pakraduniler diye diye ufaktan..
16.10.2017
Bir kitabın bizzat “terör örgütü” olması
4.10.2017
Bitmeyen 'Bir gece ansızın' lafları..
18.9.2017
Demek, orası Ermeni mezarlığı değil…
4.9.2017
Narmanlı ile Sur’u birlikte düşünmek
21.8.2017
Peki Karaman’dan ne olur? Dost olmaz orası kesin
7.8.2017
Oyunculuklar, eh, fena değil..
24.7.2017
Oysa toz kondurmadıkları kalkışacaktı...
10.7.2017
Hak savunucularına komplo kuran devlet
26.6.2017
Ne Diyanet’ten ses var, ne de Hazine’den..
12.6.2017
Ayırsanız da gelip birbirine bağlanıyor
29.5.2017
15 Temmuz’u laikler mi yaptı?
15.5.2017
İşsizlik, Soma ve bir tuhaf istihdam seferberliği..
2.5.2017
Bir gece ansızın KHK ile gelmek
17.4.2017
16 Nisan: Nereden baksan tuhaf, nereden baksan tartışmalı
28.3.2017
“Hayır” biraz da gerçekle bağımızı koparmamak için
14.3.2017
O esnada başka bir yerde…
28.2.2017
Şivan Perwer’den bozkurt işaretine: AKP’li olmak…
15.2.2017
Bu yıkımdan da elbet bir gün dönülür
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive