Yavuz BAYDAR



Bookmark and Share

Bitmeyen melodi: Türk’ün Türk’e propagandası


8.09.2020 - Bu Yazı 2533 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ankara’da şu anda en hayati kaygısı “beka” olan müflis savaş lobisinin Suriye ve Libya olmayınca Yunanistan’ı gözüne kestirerek iç tribünlere yönelik olarak geliştirdiği yapay krizin, memleketteki muhtelif kesimlerin bir kısmında ürettiği kollektif fetih hezeyanını da, iktidara muhalif kesimlerdeki kollektif dumur halini de anlayalı epey oldu. Ama insan yine de hayret ediyor. Aklı başında sanılan, esasen kimyaları ne Erdoğan ile ne de AKP ile barışmış bazı mütekait Türk diplomatları da devrede ve Türkiye’nin “tezlerinde” ne kadar haklı olduğunu anlatma derdindeler. 

Yeni bir “Türk’ün Türk’e propagandası” vakasıyla karşı karşıyayız, kısacası. 

Erdoğan’ın epeydir başarılı bir şekilde “kurumsal temizliğe” tabi tutarak kendisine benzettiği Dışişleri’nin eski mensuplarından - hepsi değil, çünkü susanlar susmanın bu garip dönemde bir erdem olduğunu biliyorlar, bir kısmı da korkuyor - kimileri, canla başla Yunanistan’ın Türkiye’yi nasıl da denizde daracık bir yere sıkıştırdığından, “şımarıklığından”, Batılı ülkeleri bir kez daha kandırmasından dem vuruyor, 'Reis'e akıl veriyorlar. 

Haklı tezleri anlatmak için AB ülkelerine heyet filan göndermeli anlatmalıymış. Efendim, kısa adı UNCLOS olan BM Deniz Sözleşmesi’nin 121’inci maddesi çok kötü yazılmış, Türkiye bu sözleşmeyi imzalamamakla haklıymış, UNCLOS tüm ülkelerin katılımıyla güncellenmeliymiş.

Dumur, dedim. Mevzunun bir de AKP-MHP rejimi muhalifi,  CHP’nin de solunda yer alan kesimlerdeki ele alınış biçimi var. Bu kesimlere göre bütün bu kriz emperyalizmin, neo-liberalizmin ürünü ve de dış güçler iki ülke halklarını karşı karşıya getirmek istiyorlar. Yani ihtilafta taraf olan iki ülke, bu görüşe göre sorumluluğu ve “kabahati” üstelik ikisi de dış güçlerin maşası olduklarından eşit paylaşıyorlar. 

Gerçeklikle alakası yok tabii. Keşke bu kadar basit olsaydı demek mümkün değil, esasen meseleye bakışı bu kadar karmaşıklaştırmaya gerek yok, demek lazım. Tarih iki demokrasinin birbiriyle savaşa tutuştuğunu göstermemiştir. Bu ihtilafta da bir tarafta işleyen bir demokrasi ve hukuk devleti var, diğer tarafta ise gözünü kin ve kan bürümüş, çatışma tutkusuyla kabına sığmayan, hukuku ayaklar altına  almış, sanayisi her geçen gün biraz daha militarize olan, faşizan bir rejim.  İkincisi çatışma zemini hazırlığında pro-aktif davranıyor, ikincisi ise kaygı içinde reaktif konumda, tedbirler alıyor. Türkiye’de pompalanan propagandanın aksine, daha geçen sonbahara kadar Yunanistan’da bırakın silahlanmayı, savunma bütçesine ayrılan dar pay konusunda, askeri teçhizatın eskiliği konusunda milliyetçi muhalefet habire söylenip duruyordu, hükümetin derdi ise iç piyasayı canlandırmaktı. Silahlanmayı - Türkiye değil, dikkat - Erdoğan-Bahçeli rejimi tetikledi. Etki ve tepki.

Peki ya halklar? Elbette çoğunluklar barıştan yana. Hele Yunan tarafında. Ama unutulmasın ki, Türkiye’deki işsizlik ve din-militarizm güdümlü çarpık eğitim, iktidarı hala destekleyen ve silahlı bir çatışmadan kendisi için medet uman kitleleri potansiyel barut fıçısı olarak tutuyor. Bir barış projesi olan AB’yi kaygılandıran bir diğer konu da halklar arasındaki bu eğilim asimetrisi. CHP’nin solundaki romantik kesim, memleketteki kara kalabalık içindeki bu çirkin ve tehditkar gerçeği görmezden mi geliyor?

Her neyse. Erdoğan alerjili mütekait diplomatlara dönelim. Gerçi onların hiçbirini “monşer” diye Erdoğan zerre kadar ciddiye almıyor ama biz almalıyız. 'Monşer'lerin söyledikleri var, söyleyemedikleri var. Söylediklerinin içinde, parmak basılmış gerçekler de var. Mesela, Kıbrıs konusunun mevcut krizdeki “arka plan” rolünde elbette ki haklılık payını kimse yadsıyamaz. Kıbrıs’ın bir “derin ihtilaf” ülkesi olarak, tüm çözümsüzlüğü ile birlikte aynen AB’ye ithal edilmesi, AB’nin en büyük hatasıdır. Bu tamam. 

Ama meselenin sadece bir boyutu bu. 

Bir de bitmek bilmeyen Ege mevzuu var.  Ve bunun Kıbrıs ile alakası yok. Ayrıca Ege krizi Yunanistan için sadece kıta sahanlığından ibaret değil; hava sahası, FIR hattı, sivil ticaret, adalar ve kayalıklar. Bütün bu konuları olanca açıklığı ve nesnelliği ile dış politikanın bir numaları uzmanı Prof Baskın Oran anlattı Ahval’e. 

Onların değindiği konular arasında haklı olabilecekleri en önemli nokta, Meis’in özel durumu. “Monşer”ler bunda haklılar. Ama bu konuya değinirken, Yunanistan’ın Meis karasuları konusunda müzakereye açık kapılar bıraktığını neden söylemiyorlar? Yunanistan’ın İtalya ile yaptığı en son İyonya adaları anlaşmasında her bir ada için tek tek uzlaşma aradığını ve bulduğunu biliyoruz. Bunu Türkiye ile yapmayacağını kim iddia edebilir?

Kaldı ki, neden hiçbir diplomat bir olası savaşın Türkiye’ye nasıl bir felaket getireceğinden bahsedemiyor?

Türkiye’de 'monşer'lerin de savaşçı iktidara gönüllü yardım etmeye başladığı bugünlerde dikkat edilmesi gereken ve “söylenmeyen” iki nokta var.

Türkiye ile Yunanistan arasında 1999’dan 2016’ya kadar süren, dışişleri düzeyindeki, gayet medeni “istikşafi” (tespit ve teşhis amaçlı) görüşmeler neden kesildi? Bu sorunun cevabını veren, Türk toplumuna açıklama yapan bir Allahın kulu eski diplomat yok. Anlatsalar ve müzakere masasına derhal geri dönmenin önemini vurgulasalar, barış ve diyalog ortamına, yatışmaya belki de katkıda bulunacaklar.

Denilebilir ki, Ankara önkoşulsuz masaya oturmaya hazır olduğunu söyledi. Ama uluslararası ortamda, hele söz konusu olan uyuşmazlık çözümü ise, kimse yutmuyor. Dış dünya, Türkiye’nin 2019 başındaki kapsamlı Mavi Vatan tatbikatı ile Doğu Akdeniz’de kendi Soğuk Savaş’ını ilan ettiğinde - Katar ve Azerbaycan dışında - hemfikir. 

Mevcut kilitlenmenin aşılması için üçüncü taraf arabuluculuğu gerekse de, gerekmese de, Ankara’ya verilen mesaj açık: Krizin temel tırmandırma unsuru tek taraflı olarak başlattığınız sismik araştırma ve savaş gemisi refakati olduğuna göre, masaya oturulması için bunları durduracak, moratoryum ilan edeceksiniz. Hem sismik tarama yapıp diğer tarafı irite edeceksiniz, hem de masaya oturtup bu fiili durumu da bizatihi müzakere unsuru haline getireceksiniz. Olmaz.

'Monşer'lerimizin söyleyemediği işte bu, sevgili okurlar. Tabii dahası da var: Onlar Erdoğan ve Bahçeli emrindeki gemilerin Doğu Akdeniz’de esasen gaz veya petrol değil, kullanışlı bir savaş aradığını da mesleki tecrübeleri icabı biliyor olmalılar. Aksi mümkün değil. 

Bildikleri daha acı bir gerçek de var: Yıllar boyu hizmet ettikleri, artık fiilen kadük kalmış Dışişleri’nin merceğiyle baktıklarında, son 10 yılda hata üstüne hata yaparak tamamen tükenmiş, bölgede yapayalnız kalmış ve 'beka'sı bakımından geriye saymakta olan bir iktidarı görmüyor olamazlar. Erdoğan rejimi için frene basıp geri vitese almaktan başka bir çare kalmadı. Dolayısıyla, mütekait diplomatlarımızın yapması gereken şey, bataklığın ortasında gecikmiş bir haklılık iddia etmek değil, bu iktidarın göz koyduğu pis bir savaşın çıkmaması için ses çıkartmak. İş artık bu noktada: Ortada bir canavar dolaşıyor ve bölgede herkes onu etkisiz kılma kaygısında.

Konu yeterince ağır. O yüzden son sözü 1968 kuşağının bir barış ikonu olan, Pink Floyd eski gitaristi David Gilmour’un Meis’e adadığı besteye bırakıyorum. Tüm savaş çığırtkanlarına cevap olsun. Anlarlarsa tabii.

Facebook Yorumları

reklam
8.09.2020
Bitmeyen melodi: Türk’ün Türk’e propagandası
1.06.2020
Bu cehennem, bu cinnet bizim
31.03.2020
Virüs hesapta yoktu: Erdoğan'ın despotizm kurgusu sallantıda
30.01.2020
BM Türkiye Raporu: Türkiyeden ümidi kesiyorlar mı?
22.01.2020
Ne Kanal ne Libya ne de işsizlik
13.12.2019
Erken seçim hayalleri
28.11.2019
Uyarılar haklı çıktı ve sıra CHPye geldi
23.11.2019
Devlet damgalı Siyasette Etnik Temizlik stratejisi ve HDP
3.11.2019
Cesaret, bağımsızlık ve özgürlük serüveni: Ahval iki yaşında!
26.10.2019
Girdap
2.10.2019
İYİ Parti Sarayla anlaştı, CHP ise devletçiliğine yenilmek üzere
15.07.2019
Her yazın bir jazzı var: İşte Avrupanın festivalleri
22.03.2020
Korona saatleri için şifa müzikleri
15.07.2019
Her yazın bir jazz'ı var: İşte Avrupa'nın festivalleri
26.06.2019
Erdoğan çıkmazı: Etme bulma dünyası
27.05.2019
Paris'te 'Kızıl' sergisi: Sovyet sanatının hüsranla biten yükselişi
14.05.2019
Erdoğan rahatça kazanabilir, işte sebebi…
1.3.2019
Beka ve konsolidasyon
10.2.2019
Selanik deyip geçmeyin, tadı damağınızda kalır!
12.10.2018
Oya Baydar 'Bize ne oldu?' diye soruyor, cevaplar belki burada
5.10.2018
Bu medya ve demokrasi: Erdoğan haklıdır
28.8.2018
Cumhuriyet okur temsilcisi, müebbet mahpus yazar Ahmet Altan'a karşı
15.8.2018
Bir Türkiye hastalığı: Zifiri karanlıkta 'muhalefetçilik' oynamak
11.7.2018
Ülkenin üzerine heyula gibi çöken 'şey' nedir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive