Yavuz BAYDAR



Bookmark and Share

Bir Türkiye hastalığı: Zifiri karanlıkta 'muhalefetçilik' oynamak


15.8.2018 - Bu Yazı 232 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ülkeyi hızla sarıp sarmalamakta olan sistem (ekonomi ve siyaset) krizinin bir ucunda, muhalefetin krizi var. Dört koldan muhalefeti kuşatmış olan çaresizlik - bir nevi bitkisel hayat hali - krizi besleyen ana unsurlardan biridir.

HDP'yi bir yana bırakmak zorundayız. Nedeni basit: Merkezde yer alan - aldığını iddia eden - muhalefet, bırakın baskın seçim öncesindeki şark kurnazı ayak oyunlarını, 7 Haziran seçimleri öncesinden beri HDP'yi bir yana bırakmasayı, belki - belki'nin altını çiziyorum - bugün bu analiz farklı olurdu.

Ama şunu kesin olarak biliyoruz bugün: 24 Haziran'a giden süreç içinde dokunulmazlıkların kalkmasına destek, komisyonlarda müsamerecilik, sağduyu sahiplerinden gelen boykot çağrılarının üstünü alelacele örtme... her aşamada sergilediği güdüklük ve miyopluk 24 Haziran sonrasında muhalefetin krizin asli parçası olacağının işaretleriydi.

Nitekim de öyle oldu. Oyunu okumadılar, okuyanlar da her seçimde olduğu gibi selden odun kapıp, milletvekili koltuğunu ve ballı maaşı, ayrıcalığı garantilemeye baktı. İttifak sistemi de işe yaradı, ve sonuçta - hüsran yaşayan seçmenin gözünde gün gibi aşikardır ki - Meclis, bir Saray Tasdik Bürosu'na dönüştüğü malum olduğu halde, sanki içinde anlamlı/etkin bir muhalefete yer kalmış gibi koltuk koltuk 'üleşildi'.

Zaten öteden beri, başta CHP, muhalefet milletvekillerini ağırlıklı kesimi burada sessiz sedasız oturmayı, el kaldırıp gereğinde alkışlamayı; hamaseti meşru kılmayı alışkanlık haline getirmişti; şimdi, maaş rahatlığı ve kürsüde konuşma zamanı daralmasının huzuru içinde iyice sessiz  kalacak. Gözleyin, bundan emin olabilirsiniz.

Daha da acı olanı, bu sistemin sunduğu kof muhalefet milletvekili statüsünü içine sindirenlerin, TBMM'ye katılım devamlılığı yaparak, başkanlarının gayrımeşru ilan ettiği seçim sonuçlarını iktidar adına meşru kılma hizmetidir. Bunu şuursuzca yaptıklarını sanmıyorum, bile bile yapıyorlar.

Onların gözünde halk taleplerini temsil etmek değil, şahsi ikbal hesapları ve/veya aidiyet taşınan kimliğin ve klanların menfaatleri yatıyor. Acı gerçek buydu, 2002 sonrasına kısa süreliğine erimişti, ama 24 Haziran sonrasında yeniden suyüzüne vurdu. Bu kültürel boyut da dev krizimizin bir parçası.

Ama, bütün bunlar bir yana, esas kriz, muhalefetin her gün sahne sahne sergilediği bitkisel hayat halinde. Ve bunun seçmende ürettiği, eşi benzeri görülmemiş bezginlikte, nefrete dönüşmeye aday siyaset 'yorgunluğu'nda.

Bakın, 24 Haziran öncesinde çoğu yapay verilerle alabildiğine coşturulan, hayal sattırılan seçmeni, iki aya yakın bir süredir CHP'nin kurultay 'sancıları'nı izlemekle meşgul. 'Değişim' isteyenlerin çoğunluğu Meclis'e girememiş, yani 'ışıltılı hayat'ı kaybetmiş olanlar. İstemeyenler de eski hamama eski tasın uygun olduğunu düşünenler.

Yani, kısır bir mahalle kavgası. Öyle mi? 'Bundan sonra sandığa gidersem elim kırılsın' diyen geleneksel seçmenlerine sorun isterseniz. Anketleri de yakında göreceğiz.

İki ay doldu dolacak, birbirinden kıymetli ve acil 60  güne yakın zaman geçti, CHP içinde seçim sonrası modern siyasete yakışır hiçbir kıpırtı yok.

Ve gelinen son nokta: Olağanüstü seçimli kurultay için yeterli imza toplanamadı. Şimdi, anlaşılıyor ki, Muhaliflerin önünde 3 seçenek var.

Yeniden imza toplamaya çalışmak. (Olur mu olur, CHP bu.)

Tüzük Kurultayı’nı toplamak. Bunun için 250 delegenin imzası yeterli oluyormuş.

Üçüncü ve son seçenek, yerel seçim sonrasını beklemek.

'Olabilir, bu bir sancıdır, zaman alabilir' diyebilirsiniz. Ama, partinin bin yıldır aynı sancı içinde debelendiğini, her seçim yenilgisi sonrasında nüksettiğini ve ertelendiğini bilen, hafıza ve iz'an sahibi 'eskileri' sadece acı acı gülümsetmeye yarar bu.

Meselenin tüzük vs olduğunu iddia edenler çok. Keşke o kadar basit olsa. Meselenin, partinin dışlayıcı bir Alevi kimliğin sığınağı olduğunu savlayanlar da çok. Eh, kimlik siyasetinin Türkiye partilerini esir aldığı bilindiğine göre, bunu inkar etmek anlamsız.

Bu durumda geriye, CHP'nin ortak bilinçaltına attığı, köklü çözüm isteyen asıl mesele, ideoloji ve program meselesi kalıyor. CHP'nin DNA'sında 'durarak iktidara gelme' mefhumu baskındır. CHP seçmene gitmeyi istememiştir, devlet üretimi yapısı gereği, seçmenin - eninde sonunda - ona gelmesini bekler, ister.

Bu hal devam ediyor. Türkiye, bağımsız gözlemci olarak çoğumuzun 'geliyor, hazırlanın' dediği bir süreç sonunda, muazzam bir krizin içine girdi.

Erdoğan iktidarının krizini başta CHP, hiçbir muhalefet partisinin kahramanca, canla başla mücadelesi üretmedi. 16 yıldır, sağolsun CHP, Erdoğan'ın tek gerçek muhalifi ekonominin ta kendisiydi, onu kötü yönettiği anda dara girecekti ve girdi.

Hazin olan, içinde bulunduğumuz şu günde dahi, CHP'nin ikna edici bir programı halka anlatma fırsatını değerlendirme yerine, yangının her tarafı sardığı bir aşamada, kurultay didişmelerinin içinde dönüp durmasıdır.

Bununla kalsa da iyi, partinin liderliği, toplumu bölmüş ve şimdi de yoksullaştırmakta olan, inatçılığı sınır tanımayan bir iktidarla beraber, aynı safta, 'dış güçlere' laf yetiştirmekle meşguldür.

Size ne? Eğer siz de aynı siyaseti, aynı zihniyeti benimsiyorsanız, seçmen size neden oy versin?

O zaten tercihini yapmış. Ama şimdi çaresizleşiyor, başka yere bakabilir, sağa sola kulak veriyor ama aynı dili duyuyor.

Denilebilir ki CHP, 24 Haziran ile beraber malum yolunun sonuna gelmiştir, ve 'artık kopup, risk alarak bir sosyal demokrat parti denemeliyiz' diyenler belki de haklıdırlar. Çünkü, bu rejim değişikliği ardından zaten yol uzun ve meşakkatli olacaktır. Seçmenin CHP'ye küskünlüğü çok muhtemeldir ki yerel seçimlerde bir yenilgi daha getirecektir.

Ama haksızlık etmeyelim. Muhalefet krizi genel.

Meral Akşener, 24 Haziran sonrası yaşanan gelgitler ardından yine başkanlığa seçildi. Peki, sonra? Elde ne var?

Hiçbir şey.

Hamasi ifadelerle örülü konuşması arasında, baktım, Akşener, hiç, ama hiçbir şey söylemiyor.

İşte en 'anlamlı' görünen satırbaşları:

''Biz, bugüne kadar duyulmamış bir söz söylemek peşinde değiliz. Kimsenin aklına gelmeyenler, bizim aklımıza geliyor değil. Şapkadan, tavşan çıkarmayacağız. Sihirli değneğimiz de yok ama, kalpten söylenen her sözün, tesir edeceğini biliyoruz. Dert edinerek yapılan her eleştirinin, karşılık bulacağını biliyoruz.İnanarak atılan her adımın, sonuç alacağını biliyoruz. Selim kalpler ülkeye baktığında ne görüyorsa, onu söylüyoruz . Selim akıllar ülke için ne öneriyorsa, onu yapalım diyoruz.''

Ne bir program, ne vaat, ne de 'biz şöyle yapacağız' açıklamaları. Tıpkı - birkaç dertli milletvekili hariç - rölantide gaza basında gür ses çıkaran CHP arabası gibi, İyi Parti de, boş hamasetle muhalefetin derin krizinin parçası.

Türkiye'ye has, 'bekleyelim de yıkılsınlar, bizim hamasetimize seçmen nasılsa itibar eder' balıkçılığı.

HDP'nin sessizliğinin anlamı da muhalefet krizinde gizli. Evet, elbette, tuzu kuru merkez partileri tarafından dışlandı ve mağdur edildi HDP; hatta bu kızışma ikliminde bir kapatma hamlesine dahi maruz kalabilir, ama Meclis'e seçilenler içinde hala kürsüden anlamlı etkili bir muhalefet yapılacağı yanılsaması içinde olanların sayısı çok. (Bilsinler ki, KHK rejiminin ürettiği şartlarda bu Meclis taca atılmış bir yapıdır. Bırakın herşeyi, Meclis'te yapılan konuşmalar - ki çoğu boşluğadır - bile keyfe keder sansürleniyor.)

Hafıza ve analiz yeteneği bakımından HDP'nin diğerlerinden daha uzak görüşlü olduğu aşikardır ve belki de bu yüzden sessizliğini bu noktada aramak gerekir. Ama, cevabı burada bulsak da, genel çaresizliğin çıkış yolunu anlamamız güç.

Partinin hapisteki doğal lideri Demirtaş, Meclis'in 'kadük' halini saptayanların - ki hakkını teslim edelim, bunu epeydir farketmiş olan bazı dürüst CHP milletvekilleri de var - arasında. Umutsuzluğu yenmek için yazdığı belli olan mektubunda 'sahaya inin' derken, bir anlamda 'iktidarın meşruiyet çabalarına alet olmayın, genel kurul salonundan çıkın' mesajını veriyor.

'24 Haziran seçimlerinin, öyle sıradan bir anti demokratik seçim süreci olarak değerlendirilmesi ve ‘Artık oldu bitti, önümüzdeki seçimlere bakalım’ denilmesi hatalı ve eksik bir yaklaşım olur' diye yazmış Demirtaş ve özetle şöyle devam etmiş:

''Sorunun büyüğü, hem bu seçimin sıradan bir seçim olmayacağı ve sonuçları ne olursa olsun faşizm ile mücadelenin her alanında derinleşeceğini tespit etmeniz hem de seçim sonrasında elinizde bir “mücadele yol haritasının” olmamasıdır.''

''Mücadeleyi tümüyle işlevsiz hale getirilmiş TBMM’ye sıkıştırma orada demokrasicilik oynama siyaseti tam da AKP-MHP faşist bloğunun arzu ettiği şeydir... Parlamentonun, Anayasanın, yasaların, yargının lağvedildiği bir ortamda demokratik protesto hakkını kullanmayan bir muhalefet halka nasıl umut olabilir ki?''

Demirtaş'ın doğrudan HDP'yi zikrettiği, partiye telkin ettiği bölümleri almadım; onlar kendilerinin karar ve kapsama alanında. Ama, bilinmeli ki, şu sıralarda muhalefette hiçbir lider, ülkenin kararan geleceği ile ilgili bu denli çözüm odaklı konuşmuyor veya konuşmayı tercih etmiyor.

Özetleyelim: Kriz, aynı zamanda ve büyük oranda Türkiye siyasi muhalefetinin de krizidir. Kendi kum havuzunda muhalefetçilik oynayan bir muhalefet sadece sorunun parçası olmayacak, iktidarın oyuncağı, hatta stepnesi olmaya da devam edecektir.

Örnek vermek gerekirse, krizin kaçınılmaz biçimde dibe vurduğu bir noktada Başkan Erdoğan, 'birlik ve beraberlik için destek vereceksiniz' dediği anda, bu muhalefet onca yılın akıldışı hatalarının sonucuna ortak olacak mıdır? Bu gidişle evet, olabilir; işaretler bu yöndedir.

Kriz, çok ciddi bir kırılma noktasıdır. Demokrasi ne kadar yaralı olursa olsun, akıllı muhalefetin ayakta kalması önemlidir. Demokratik muhalefetin bittiği kriz kırılmalarında, muhalefetin yerini mukavemet alır ve bu da bir trajedinin başlangıcı olur.

Özellikle CHP'nin aklını başına toplamasında yarar var. Yönetim değişecekse bir an önce değişsin, değişmeyecekse bölünme olsun, yeter ki ülkede seçmenin düzeni oyla değiştirme umudu canlı kalabilsin.

Durum vahimdir, acildir.

Facebook Yorumları

reklam
28.8.2018
Cumhuriyet okur temsilcisi, müebbet mahpus yazar Ahmet Altan'a karşı
15.8.2018
Bir Türkiye hastalığı: Zifiri karanlıkta 'muhalefetçilik' oynamak
11.7.2018
Ülkenin üzerine heyula gibi çöken 'şey' nedir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.