Yavuz BAYDAR



Bookmark and Share

Cumhuriyet okur temsilcisi, müebbet mahpus yazar Ahmet Altan'a karşı


28.8.2018 - Bu Yazı 148 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Haziran başıydı. Bir ara genel başkanlığını yaptığım Dünya Haber Ombudsmanları Örgütü'nün (ONO) Amsterdam'da düzenlenen yıllık konferansına katıldım.

Gezi olayları esnasındaki eleştirilerim artık bardağı taşırdığı için Sabah'tan kovulalıberi okur temsilciliği (ombudsman) yapmıyordum, ama bu toplantıya katılmam ONO'nun Kanadalı başkanı Esther Enkin ve BBC 'ombudsmanı' David Jordan tarafından ısrarla istenmişti.

Konu, sayısı 200'e yaklaşan meslektaşım gibi Türkiye'de absürt nedenlerle aylar boyu hapiste tutulmuş, sonradan mahkumiyet verilmiş olan Cumhuriyet Okur Temsilcisi Güray Öz'ün durumuydu.

Öz, iddianamede 'Fetullah Gülen Terör Örgütü' diye tanımlanan yapıya 'yardım'dan 3 yıl 9 ay hapis cezası almıştı. Bu, son yıllarda yaşanan yüzlerce, binlerce hukuk faciasından sadece biriydi. Öz, dünyada ilk kez mesleği nedeniyle ağır hapis cezası verilmiş bir ombudsman olarak tarihe geçmişti.

ONO onun şahsında Türk ve Kürt gazetecilerin halini kayda geçirmek, dayanışma sergilemek için bu konuya özel bir oturum ayırmıştı. Ben ısrarla Öz'ün fiziken katılmasını, katılamayacaksa da bir video kayıtla meslektaşlarına seslenmesini istedim, ama Öz mazeret bildirince bu ne yazık ki olmadı.

Tahmin edeceğiniz gibi dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen sayısı 50'yi aşkın (bir kısmı Türkiye'de gazeteciliğin imhasına dair detayları bilmeyen) ombudsman'ın hayret ve dehşet içinde izlediği bir seans yaşandı.

Anlatılan hukuk faciasına inanamadılar, tekrar tekrar sordular, ve sonunda bizlere destek ve dayanışma için bir kez daha söz verdiler. Hepsi kayıtlarda.

Gazeteci ve yazar Ahmet Altan'ın Cumhuriyet Kitap ekinde çıkan yazısı nedeniyle, okur temsilcisi Öz'ün kamuyla paylaştığı tepkileri görünce Amsterdam'daki ONO toplantısındaki o hüzün dolu oturumu düşündüm.

Hüznüme hüzün eklendi.

Bir TV programındaki ifadeleri ekseninde 'anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs' gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmiş olan (ömrünün sonunda kadar günde 23 saat hücrede tecrit, avukat ile ayda bir görüşme vs) Ahmet Altan'ın Eylül'de çeşitli dillerde çıkacak olan kitabından alınma 'Şatodaki Çiçek' başlıklı denemesi bir 'ilk ve tek' olarak 22 Ağustos Çarşamba günü Cumhuriyet Kitap'ta yayınlanmıştı.

Bazı internet siteleri de bu yazıyı kendi içeriklerine taşıdılar.

Yayının ertesi günü Güray Öz, peş peşe şu tweet mesajlarını attı:

  • Ahmet Altan’ın yazısını T24 “TSK içindeki cunta yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişimi sonrası tutuklanan yazar Ahmet Altan, Cumhuriyet Kitap için bir yazı kaleme aldı” diye tanıtmış.

  • Şöyle daha gerçekçi olurdu, “yıllarca desteklediği Gülen örgütün darbe girişimi sonrasında eskiden kendisini çok sevenlerin girişimiyle tutuklanan Ahmet Altan’ın yazısı...”

  • Niye Cumhuriyet’te diye soranlara yanıtım yok, olsa olsa “yüce gönüllülüktür” diyebilirim, Unutmak iyidir kimi zaman, kuşkusuz neyi ne zaman unuttuğunuza bağlıdır. Yazıda bir ustalık görmedim, ama benimki kıskançlıktan olabilir, o kuşların şiirini ben çoktan yazmıştım çünkü.

Bu tweet serisinden birkaç saat sonra Öz şöyle devam etti:

  • Konuları karıştırmayalım, Ahmet Altan’ın 700 gündür tutuklu olması bir zulümdür. Özgür kalmalı ve nerede istiyorsa orada yazabilmelidir. Benim itirazımın temelinde geçmişi unutmamak kaygısı ve ideolojik dürüstlük yatıyor.

  • Konuyu toparlayalım; 1- Ahmet Altan’ın Cumhuriyet’te yazması doğal değildir. Pek çok açıdan yanlıştır, burada tartışmam, 2- Altan iyi bir yazar değildir, benim ama benim ölçülerime göre iyi yazarlık kelimeleri maharetle bir araya getirmekle sınırlı bir iş değildir. 3) En kötü yazarın bile yazmasına karşı çıkılamaz. 4- Onun yerinde ben olsaydım Cumhuriyet’e yazmazdım. Taraf’ta yazmak benim hiç aklımdan geçmedi.

  • Cumhuriyet sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Sıkıntıyı koyulaştıracak adımları anlamakta hep zorluk çektim. Son bir söz, ben olaylara olgulara hep soldan Marksizm cephesinden bakarım. Yanıt vermek isteyenler bilsin isterim.

Bu tweetlerin hiçbirinde, Öz'ün 'kişisel görüşlerimdir' vurgusu yoktu. Dolayısıyla algı kendi doğal kanalında ilerlemiş ve bazı medya sitelerine 'Cumhuriyet okur temsilcisinden Ahmet Altan tepkisi...' başlıklarıyla yayılıvermişti.

Öz, görüşlerini 27 Ağustos günü Cumhuriyet'teki okur temsilcisi köşesine de taşıdı.

Yazısının önemli kısmını buraya alıyorum:

"Geçtiğimiz haftanın tartışma yaratan bir olayı ise eski Taraf Genel Yayın Yönetmeni, Cumhuriyet gazetesiyle yıldızı hiç barışmayan, Taraf gazetesinin Ergenekon davaları sırasında pek çok kişinin canını yakan tutumu nedeniyle sert eleştirilerle karşılaşan ve uzun bir süredir tutuklu bulunan yazar Ahmet Altan’ın bir yazısına Cumhuriyet’te yer verilmesiydi. Çok sayıda okur tepki gösterdi. Ben de bu konu ile ilgili kişisel görüşlerimi Twitter aracılığı ile açıkladım...

Kuşkusuz bunlar benim belirttiğim gibi kişisel görüşlerimin bir kısmıdır... Bu kez kişisel görüşlerimi köşe dışına, hem de buraya taşımak zorunda kaldığım için üzgünüm.

Ama okurların yoğun tepkisini aktarmak da görevim.
Ben okurlarımızın yakından bildikleri gibi Cumhuriyet’in yöneticisi değilim, Okur Temsilcisi ve yazarıyım. “Cumhuriyet’te kim yazabilir kim yazamaz” konusu beni aşan bir konudur. Genel Yayın Yönetmeni, Yazıişleri müdürleri beni aydınlattıklarında ben de “Neden Ahmet Altan’a Cumhuriyet’te yer verdiniz” diye soran çok sayıda okuru bilgilendiririm."

Şimdi, akıllı ve sağduyulular kadar içinde pek çok uyurgezer meslektaşımın da dolaştığı engebeli bir mayın tarlası olan Türkiye medyasında hatasıyla sevabıyla 15 yıl boyunca okur temsilciliği yapmış biri olarak, benim de bu vak'ayla ilgili birkaç naçizane görüşüm var.

Hadisenin iki öznesi, ikisi de -esasında muhalefet karşısında renk körü olan, mağdur üretmede ayrım gözetmeyen- zorba düzenin sillesini yemiş iki gazeteci.

İkisi de saçmasapan nedenlerle, sırf medya mensubu oldukları, (farklı dünya görüşünde de olsalar) ifade özgürlüklerini kullandıkları için ağır mahkumiyet almışlar.

Aynı faşizm kafesinin içindeler.

Ama Öz bu gerçekliği önemsemiyor, sadece önemsiyormuş gibi yaparken, ilk tweetlerinde - kişisel olarak hazzetmediğini cümle aleme ilan eder şekilde - iddianameye yeni, şahsi iddialar ekliyor. Bunu yaparken, Altan aleyhindeki saçmasapan mahkumiyet kararını dolaylı olarak meşrulaştırmış olduğunun farkında mı, değil mi, sadece kendisi biliyor.

Ardından, yazının sunum spotuna bu iddianame tonundaki ifadeleri 'aslında bu daha doğru olurdu' diye öneriyor.

Bir süre sonra attığı tweetlerde ise görüş mesafesi bazı soyut kavramlar ve mazeretlerle iyice daralıyor:

''Geçmişi unutmama kaygısı...', 'ideolojik dürüstlük', 'Altan iyi bir yazar değildir', 'Cumhuriyet'te yazması doğal değildir...', 'Cumhuriyet'e yazmasa iyi olurdu...'

Öz'ün Okur Temsilcisi köşesindeki iadeleri ise göreviyle ilgili kendi ürettiği sorunu daha çok derinleştiriyor. Kişisel görüşlerini köşesine aldığı için üzüntü belirtiyor ve bakıyor ki olmayacak, şu bölümle -tekrar koyuyorum- bitiriyor:

“Cumhuriyet’te kim yazabilir kim yazamaz” konusu beni aşan bir konudur. Genel Yayın Yönetmeni, Yazıişleri müdürleri beni aydınlattıklarında ben de “Neden Ahmet Altan’a Cumhuriyet’te yer verdiniz” diye soran çok sayıda okuru bilgilendiririm.''

Şu sonuçlara varabiliriz:

  • Bırakalım 'bunlar benim kişisel görüşümdür' şeklinde bir mesafe tweeti atmamışlığını, Güray Öz, Altan'la ilgili twitter tepkisine hiç yer vermemeliydi.

  • Okur Temsilcisinin başlıca görevi, herhangi bir okur şikayeti (dalgası) söz konusu ise bunları toplamak, tasnif etmek, haklı ve makul olup olmadıklarına (meslekle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir Marksist, liberal, İslamist, ateist, hedonist vs. gözüyle değil de berrak bir gazetecilik etiği üzerinden) bakmak; bunları gazetenin editoryal yönetimiyle paylaşmak ve ihtilaflı konulara her iki taraftan gelen bilgileri ideolojik değil sağduyu ve meslek ahlakı terazisinde tartarak okur temsilcisi köşesinden yayınlamaktır.

  • Öz'ün bu vakaya yaklaşımında somut veri yok. Okurlardan gelen tepki örnekleri varsa isimleriyle nerede? Hangi gerekçeler söz konusu? Türkiye'de hele bu dönemde ifade özgürlüğünün baş savunucusu olması gereken gazetenin yayın politikasıyla bu gerekçelerin ilintisi var mı? Varsa hangi açılardan var? Yoksa gelen tepkilerin tümü veya önemli kısmı bir şahsi nefreti veya önyargıyı mı yansıtıyor?

  • Bunları kamuyla paylaşmayan Öz, bir başka hatasını da ifşa ediyor: Tweetlerini ani, aceleci tepkiler olarak görsek bile, ondan Cumhuriyet genel yayın yönetmeni ve editörlerine gidip 'Neden Ahmet Altan'ın yazısına yer verdiniz?' sorusunu sorması ve aldığı gerekçeleri okurlarla 27 Ağustos'taki köşesinde paylaşması gerekirdi. Okur temsilcisinin bir başka görevi, okurlara editoryal tercih süreçlerini anlatmaktır. Okur çok katı olabilir. Örneğin New York Times gazetesinin kutuplaşmış okurları var: İsrail- Filistin meselesi haber ve yorumlara düşünce gazeteyi tepki bombardımanıyla rehin almaya çalışıyorlar. Okur temsilcilerinin orada kaç kez tane tane izah ederek her haberin farklı tarafları olduğunu, her yorum sayfasının çok sesliliğe açık olduğunu anlattığına şahit oldum.

  • Öz bir konuyu yanlış anlamış veya yanlış anlatıyor: Altan 'Cumhuriyet'te yazmıyor'. Cumhuriyet, -tahminime göre- hem hapisteki bir aydınla dayanışma hem de ifade özgürlüğüne, edebiyata saygı adına bir seferlik, yayına başka yerde hazırlanan bir yazıya yer vermiştir. Hal böyle iken, bunu böyle sunup, üstelik 'suçu' Altan'a atarak 'burada yazmasa iyi olurdu' demek, düpedüz sansürcülüğe davet değil midir?

  • Bütün bunlar bir yana, ombudsmanlığın bir hassas ayarı ile bitirelim. Öz, bu konudaki görüşlerini aktarırken, Ataol Behramoğlu'nun İyi Parti'yi savunan köşesine içerden-dışardan gelen tepkileri hatırlamamış olabilir. Behramoğlu elbetteki bir parti ile ilgili olumlu görüş belirtirken saygı duyulması gereken bir ifade özgürlüğünü kullanıyordu. Esas olan budur. Yorumlar, köşeler şahsidir. Ombudsman'ın bunlarla ilgili müdahale hakkı, bu yazarların gelmiş veya geçmişi, veya kendi şahsi görüşlerinin çerçevesi içinde veya dışında olmasıyla değil, o yazarın ırkçılık, şiddete çağrı, cinsiyetçilik, nefret söylemi üretip üretmediği olgusal gerçeği ile sınırlıdır. Mütekait olarak ben ve pek çok ombudsman, köşeler ve şahsi makaleler ile ilgili etik sınırını, kırmızı çizgiyi burada görürüz.

  • Kısacası, okur temsilcisinin Altan'ı sansürleme anlamına gelen bu çağrısı ve eksik görev icraatı, gerçekten de sıkıntı içinde olan gazetesinin yönetimine de kendisine de artı puan getirmemiş görünüyor. Umarım bunları Öz, kendisini izleyen bir meslektaşının saldırısı olarak değil, nesnel ve naçizane eleştirisi olarak alır.

Yazımın başında hüznüme hüzün eklendi demiştim.

Bir yandan da seviniyorum.

İyi ki bu vak'a Amsterdam'da Öz'ü ve Türkiye'de sayısı 200'e yaklaşan Türk, Kürt mahpus gazetecileri andığımız o oturumdan sonra karşımıza çıktı.

Yoksa, zorba iktidara ellerini sevinçle ovuşturtan bir 'kör medya kutuplaşması' örneği olarak bunu da anlatmak zorunda kalacaktım. Oturuma katılanların dehşetine bir derin hayalkırıklığı da eklenmiş olacaktı.

Bu vesileyle görüşümü bir kez daha paylaşayım: Çok derin yaralar almış olan, ölüm döşeğindeki mesleğimizin bu hale gelmesinde hepimizin, istisnasız hepimizin tek tek olumsuz payı var. Yalana, inkara sığınmayalım: Hiçbirimiz kendisini pir-ü pak görüp diğerlerine karşı üstünlük taslamamalı.

Şunu anlamalıyız: Her kesimin hem haklı hem de haksız olduğu yanlar var. Gerçek onların içinde saklı.

Türkiye'nin sert serüveni, cepheleşmiş medyada en sert biçimiyle yaşandı, aslında medyayı çoğulculukla anlamlı kılan farklı editoryal kimlikler ve tercihler arasındaki duvarlar bir türlü yıkılamadı.

Ve hala kurulu duvarları korumakla, yeni duvarlar örmekle meşgulüz.

Aslında gerçek, Erdem Gül'ün geçenlerde attığı şu tweetlerde gizli:

''Memleketin rahatlaması önünde şöyle garip bir ruh hali var: Sadece kendisine yapılan haksızlığın mesele edilmesini isteyip başka kimsenin derdini umursamayanlar. Sadece kendisine özgürlük ve demokrasi isteyip kendisinin dışındakilerin zulüm bile görmesine onay verenler.''

''Kim olduğuna bakılmaksızın haksızlığa karşı çıkıp, demokrasiyi istisnasız herkes için istemek zorundayız. Haksızlık da demokrasi de kendi mahallemize ait meseleler değildir.''

Facebook Yorumları

reklam
28.8.2018
Cumhuriyet okur temsilcisi, müebbet mahpus yazar Ahmet Altan'a karşı
15.8.2018
Bir Türkiye hastalığı: Zifiri karanlıkta 'muhalefetçilik' oynamak
11.7.2018
Ülkenin üzerine heyula gibi çöken 'şey' nedir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.