Yavuz BAYDAR



Bookmark and Share

Ülkenin üzerine heyula gibi çöken 'şey' nedir?


11.7.2018 - Bu Yazı 157 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sanki herşey ince işlenmiş bir senaryoya uygun olarak ilerliyor.

Son beş yıl içinde sistematik biçimde anayasal hak ve özgürlüklerin tek tek lağvedilmesi, medyanın boğulması, demokratik temsilin zorbaca budanması, kültürel hegemonizmin hız kazanması, eğitim sisteminin dinci-milliyetçi bir yörüngeye oturtulması, yargının ve hemen ardından yasamanın şahsileşmiş, cezai muafiyete tabi kılınmış bir yürütmenin emrine amade kılınması, muazzam bir tasfiye dalgasıyla devlet genetiğinin baştan aşağı sadakate dayalı bir dokuyla ikamesi, sınırsız bir suç ve ceza kültürünün icraatına olur verilerek itaat-biat zemininde bir toplum, iktidara itiraz edenlerin 'insanlıktan çıkarılması'...

Hafızasını canlı tutup geçmiş beş-altı yıla önyargısız, peşin hükümsüz bakanların, seçime giden süreç ve sonuçları da dahil, hele sonrasında yağdırılan KHK'leri yadırgamaması gayet olağandır. Çok uzun bir süredir olanlar, sadece olacakların habercisi idi.

En sert kimliklerin, uzlaşmalara açık, günün gereklerini yorumlama esnekliğine, toplumla tabandan gelişen siyasette buluşma maharetine sahip ideolojik formasyonları dışladığı bu ortamda AKP ve MHP, dışlayıcı ve çoğunlukçu Türk-İslam Sentezi'ni yeni rejimin anamaddesi olarak kabul ettirmede hiç zorlanmadı.

Otoriterleşmenin göz göregöre kök saldığı Türkiye'de ana muhalefet bu yönde alınan her tedbirin, atılan her adımın meşrulaştırmasını sağladı.

(CHP'nin 25 Haziran'da seçim sonucunu alabildiğine sorgulamak yerine neden alelacele hadiseyi örtbas ettiğini, neden kabullendiğini düşünüyorsunuz?

Çünkü itirazların sürmesi halkı partiyle ortak bir pasif direnişe itebilirdi, ama devletçi parti bunu kaldıramazdı.

O olmayacağına göre, özerk denetim kurumlarının tamamen budandığı bu ortamda CHP'nin elinde pasif direnişin son unsuru olarak, Meclis'ten topluca istifa etmek gibi tek bir araç kalıyordu. Oysa bakın işte mesele hallolmuş, 147 milletvekili koltuğu elde edilmişti ya! İstifa edilmedi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eline 'ülkede demokratik seçim olmuş ve temsil sağlanmıştır' argümanı verildi, meşruiyete son bir hizmet daha sunuldu. Bu hataya HDP'nin de düştüğü öne sürülebilir. Geriye sadece Hyde Park modeline uygun bir kürsüden vozurdanma imkanı kaldı.)

Öyleyse, mesela bu KHK'ler kimin umurunda? İnsanların hayatı karartılmış, kimi ırgalar?

Bundan sonra hayatın doğal parçası olacak KHK rejimi 'yaşanabilir' bir rejim mi?

İYİ Parti memnun, SP memnun, bakmayın siz, CHP de içten içe memnun. Koltuklar, maaşlar, avantajlar, ayrıcalıklar tamam.

Öyle olmasına öyle de, Türkiye'ye ne rejimi geldi acaba?

Bu tünel, neyin tüneli?

Öbür ucunda ışık niye görünmüyor?

Bunu kavramadan bir muhalefet stratejisi kurmak mümkün değil.

Tüm dünyada değişik hızlarda aşırı sağa kayılan bir 'dönem'de olduğumuz kesin.

Akış bu yönde.

Hızın yüksek, baskının yoğun olduğu ülkelerde şekillenen ve yükselişe geçen yeni rejimlerin 'faşizm' olarak tanımlanması da doğal.

Zira, faşizm, jenerik bir kavram.

Herkeste berrak bir algının sağlanması için kullanılan 'zihin açma maymuncuğu' da diyebiliriz buna.

Önemli olan, baskıya maruz kalmış, mağdur bireylerin algısıyla buluşup onlarla konuşurken bu kavramın ne denli kolaylaştırıcı, önemli ve açıklayıcı olduğunu bilmek.

Öte yandan, yine iddia edilebilir ki, faşizm kavramını uluorta her baskı ortamını tanımlamak için kullanmanın da riskleri var.

Doğrudur, 1920 ve 30'lar Avrupa'sında sağa kayma, buna sahne olan ülkelerin hepsinde faşizmin yerleşmesine yol açmadı. Yerleştiği ve kök saldığı ülkelerde de bu mutlak baskı rejimleri kendi aralarında farklılıklar gösterdi.

Bu noktada Hannah Arendt'i de anmalıyız: Toplumu su geçirmez bir çelik fanus içine tıkan totaliter rejimlerin besleyicisi düşünce damarlarını anlamaya çalışırken Arendt de İtalyan faşizminin ulusalcı ve devletçi özelliklerinin, Hitler'in kurduğu totaliter Nazizm'inkilerden farklı olduğunu öne sürmüştü.

Arendt'e göre faşizm ve nazizm gibi kavramların aynı sepete konmasında elbette totaliter düzenin genetiğinin anlaşılmasını engelleyici bir risk de yok değildi.

Ancak, akademik olmayan ve olması da her zaman gerekmeyen kamusal tartışmada, mercek altına alınmış bir rejimin (veya o rejimin nihai şekillenme sürecinin) asli bazı kriterlere göre kitlelere izahında faşizm en genel geçer kavram; bunu kabul edelim.

Tabii amacımız, sorumlu ve vicdanlı entellektüeller olarak halka yaklaşan ve kuşatan o muazzam tehlikeyi tane tane anlatmak ise.

Bu konuda Fintan O'Toole'un The Irish Times'da yazdığı yeni makale son derece zihin açıcı. Bu saygın İrlandalı entellektüel de kaygılarını faşizm kavramını kullanarak yapıyor bu mükemmel yazıda.

Faşizme doğru hızlandırılmış hareket halini anlatırken de, 'deneme sürüşü' kavramını kullanıyor O'Toole:

Ona göre şu anda faşizm pek çok ülkede, örneğin Venezuela, Türkiye, Macaristan ve Rusya'da 'deneme sürüşleri' yapmakta.

Yazısından önemli kısımları paylaşıyorum:

''Dünyada şu anda olup bitenleri anlamak için iki konuyu dikkate almamız gerek. Birincisi, deneme sürüşleri aşamasındayız. İkincisi, bu 'denenen' şeyin faşizm olduğudur. Elbette bu kelime, dikkatlice kullanılmalı, ama ufukta net olarak belirdiyse, kullanmazlık edilmemeli.''

 

''Faşizm bir demokrasin içinde paldır küldür ortaya çıkmaz. (Çünkü) Özgürlük ve uygarlık insanlar için kolay vazgeçilecek mefhumlar değildir. Bu nedenle deneme sürüşü yapmanız gerekir. İki sebebi vardır bunun: İnsanları başta irkilten şeylere alıştırmayı sağlar ve sürücüye daha ince rota ayarı yapmaya imkan verir. Şu anda olan tam da budur; bunu görmemek için budala olmamız gerekir.''

''Faşizmin temel araçlarından biri seçim hileleridir... Diğeri ise, toplumu birbirini karşılıklı olarak dışlamış kabile/klan kimliklerinin üremiş olmasıdır.''

 

''Faşizm ille de çoğunluk gerektirmez. Genellikle yüzde 40 civarında bir destekle iktidara gelir ve hemen ardından kontrol ve yıldırma yöntemleriyle bu iktidarı tahkim eder. Dolayısıyla, sizin yüzde 40 fanatik yandaşlar arkanızda olduğu sürece halk çoğunluğunun sizden nefret etmesi önemli değildir. Bu daha önce denenmiş bir durumdur.''

''Ve elbette ki faşizmin, arzu edilmeyen hakikati saf dışında tutacak bir 'alternatif veriler' alemini etkili şekilde üretecek bir propaganda makinesine de ihtiyacı vardır. Gene belirtelim ki, bunun denemesinde hayli önemli mesafe kaydedilmiştir.''

"Bütün bunları hazırladığınızda, sizi çok önemli bir adım daha bekler - ki genelde en çetrefilli olanı da budur: Halkı en aşırı zulüm eylemlerinize alıştırıp kabul ettirmek için artık ahlaki sınırları imha etmek zorundasınız. Aynen av köpekleri gibi, halk kan kokusu almalı. Vahşetin tadına varmalı.''

''Faşizm bunu, nefret edilen bir gruptan gelecek tehdit duygusunu halka istifleyerek yapar. Bu da, o grubun mensuplarının insanlıktan çıkarılmasını sağlar. Ve bu noktaya erişildiği vakit, artık çıtayı adım adım yükseltebilirsiniz: Tam imha aşamasına geçiş için kapıları pencereleri kırmaya başlayabilirsiniz. İşte şimdi bu sonraki adım, test edilmek üzere pazarlanıyor.''

Bu tespitleri önemsiyorsanız, Türkiye'yi, su geçirmez totaliterlikle ilgili en öncü denemelerin hipnoza uğramış bir kesimin alkışları, diğer kesimlerin korku, saplantı, inat ve küskünlükleri eşliğinde başarıyla yapıldığı, ışıkları iyice karartılmış bir siyaset laboratuarı olarak görebilirsiniz.

Facebook Yorumları

reklam
11.7.2018
Ülkenin üzerine heyula gibi çöken 'şey' nedir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları