Politikada 45 yıl


26.01.2021 - Bu Yazı 373 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

1889’da Kahire’de başlayan ve 1974’te Ankara’da nihayetlenen dolu dolu bir hikayesi var Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun. Uzun sayılabilecek hayat yolculuğunda tarihî kavşak noktalarından geçti ve birçok durağa uğradı. İkinci Meşrutiyeti, Birinci Dünya Savaşını, Milli Mücadeleyi, Cumhuriyetin kuruluşunu, İkinci Dünya Savaşını, Türkiye’nin çok partili siyasi hayata dönüşünü ve 27 Mayısı ve 12 Martı gördü. İktidar ve muhalefet olma hallerini yaşadı; “Mustafa Kemal’in fikirleriyle aydınlanmış” biri olarak üzerine aldığı bütün vazifeleri — gazeteciliği, yazarlığı, siyasetçiliği, milletvekilliğini, diplomatlığı — hep Kemalist umdelere sıkı sıkıya bağlı bir şekilde yerine getirdi.

“Politikada 45 Yıl” (*), Yakup Kadri’nin bir gazeteci ve Müdafaa-i Hukuk’un İstanbul temsilcisi sıfatıyla mücadelenin içinde bulunduğu 1922 yılından, aktif politikadan elini ayağını çektiği 1965 yılına kadar olan anılarını ihtiva eden bir kitap. Yarım asra yakın bir süre kimine doğrudan şahitlik ettiği, kimine ilk ağızdan muttali olduğu hadiseleri kendi perspektifinden aktarır Karaosmanoğlu. Sert bir iktidar mücadelesi resmeder; dostların üzerinin çizildiği, şahsi ikbal arayışlarının yön verdiği ve ilkelere perde çekildiği kırıcı bir iktidar mücadelesi.

Her ne kadar hatırat Yakup Kadriye ait olsa da, o bize bir İsmet İnönü anlatısı sunar. Bizzat yaşadığı veya bir biçimde haberdar olup kayda geçirdiği her olayın merkezinde İsmet Paşa yer alır. Her şey döner dolaşır, İsmet Paşa’ya bağlanır.

Kendisinin İsmet Paşa’ya ilişkin hissiyatı da gel-gitlidir; bir taraftan Mustafa Kemal’in en yakını ve Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı olarak gördüğünden ona derin bir sevgi besler. Diğer taraftan da sıcak siyasi kavgalarda Kemalist prensiplerden taviz verdiğini düşündüğünden ona karşı büyük hayal kırıklıkları duyar. Ancak her halükarda Paşa’ya saygıda zerre-i miskal kusur etmez.

Yanlış adrese giden telgraf    

Yakup Kadri, eski İttihatçılar ve yeni Cumhuriyetçilerde İsmet Paşa’nın yeteneklerine karşı her daim keskin bir şüphenin varlığından bahseder. Onlar Paşa’yı askeri, siyasi ve diplomatik açıdan yeterli bulmazlar. Dar görüşlü ve kısır gayretli gördükleri İnönü’yü dost meclislerinde alaya alırlar. Birinci ve İkinci İnönü Savaşı ve Lozan Anlaşması gibi zaferlerin İsmet Paşa’nın hanesine yazılmasını haksızlık sayarlar, gerçekte bu işlerin altında başkalarının imzalarının olduğunu belirtirler.

İsmet Paşa’nın sevenlerini çileden çıkartacak derecede ağır saldırılarda bulunanlardan biri de Refet Paşa’dır. Günün birinde Refet Paşa, Birinci İnönü Zaferi’nde İsmet Paşa’yı kahramanlık mertebesine çıkaran Yakup Kadri’yi eleştirir ve makalesinin “çok şairane olduğunu ancak gerçekle hiçbir alakasının bulunmadığını” söyler. Yakup Kadri kendisini tutamayıp “Şu halde Mustafa Kemal Paşa’nın İsmet Paşa’ya çektiği tebrik telgrafı da sizce bir şiirden mi ibaret?” diye kızgınlıkla sorar. Refet Paşa buna kahkahalarla gülerek cevap verir:    

“Ona ne şüphe! Bahsettiğiniz telgrafı yazanın da sizin edebiyat arkadaşlarından biri olduğunu bilmiyor musunuz?”

Gerçekten de “Türk’ün makus talihini yendiniz”  sözünün geçtiği telgraf Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından kaleme alınmıştır. Refet Paşa bunu hatırlatıp devam eder:

“Hem o telgrafta bir adres yanlışlığı da var. Mustafa Kemal Paşa onu İsmet’e değil, İnönü zaferinin gerçek kahramanı Miralay Fethi’ye göndermeliydi. Zira ilk ağızda hezimete dönmek üzere olan bu muharebe son dakikada o fırka kumandanının aldığı inisiyatif ve sarf ettiği gayret sayesinde kazanılmıştır.” (s.34)

Yakup Kadri, İsmet Paşa’ya dönük bu sözleri önce kişisel mücadele ve dargınlıklara bağlar, ancak daha sonra edindiği bilgilerin Refet Paşa’nın ifadelerini haklı çıkardığını teslim eder.

“İsmet Paşa alerjisi”

Lozan Anlaşması’nın müzakereleri sırasında da Başvekil Rauf Bey ile Hariciye Vekili İsmet Paşa arasında büyük ihtilaflar çıkar. Sonunda anlaşma imzalandığında Rauf Bey, bir heyet halinde Mustafa Kemal’i ziyaret eder.

“Başvekil Rauf Bey ‘Paşam’ demişti. ‘Bu başarı (yani Lozan Sulh Anlaşması) başta siz olmak üzere Kazım Karabekir, Ali Fuat ve Refet Paşaların eseridir. Ben de aranızda bir arkadaşınız olarak çalıştım.’ Ve Ali Fuat Paşa da kendine mahsus açık kalpliliğiyle Gazi’ye şunu sormuştu: ‘Şimdi, senin apotrların (havarilerin) kimlerdir? Bunu anlayabilir miyiz?” (s.65)        

Mustafa Kemal’in, kendisinin bir havarisinin olmadığı, memlekete kimler hizmet eder ve liyakat kudreti gösterirlerse havarilerinin de onlar olacağı karşılığıyla biten bu muhabbet, Yakup Kadri’ye göre iki açıdan üzerinde durulmaya değerdir. Biri, Rauf Bey’in Lozan’dan bahsederken İsmet Paşa’nın adını bile telaffuz etmemesidir. Diğeri de Ali Fuat Paşa’nın İsmet Paşa’dan rahatsızlığını soru formunda ima etmesidir. Yakup Kadri, her ikisini de Halk Partisi’nde baştan beri bir “İsmet Paşa meselesinin”, bir “İsmet Paşa alerjisinin” olduğunun bir göstergesi sayar.  

Halk Partisi’nin Rauf Bey ve İsmet Paşa taraftarları arasında ikiye bölünmesi üzerine Mustafa Kemal, 1923 seçimlerinin akabinde başvekil olarak Fethi Bey’i seçer. Mustafa Kemal’in yakın arkadaşı olan Fethi Beyi başvekil yapan temel sebep, partide birbiriyle çekişen iki hizip arasında onun tarafsız bir tutum takınmış olmasıdır. Lakin Fethi Beyin başvekilliği uzun sürmez; Cumhuriyetin ilanından sonra İsmet Paşa tekrar koltuğa oturur.    

Ancak İsmet Paşa’nın ipleri eline alması partideki suları durultmaz. Halifeliğin kaldırılması, yabancı yatırımlar için alınması gereken önlemler, Cumhurbaşkanına veto ve başkumandanlık yetkilerinin verilmesi gibi meseleler çatlağı büyütür ve görüş farklılıkları yolların ayrılmasıyla sonuçlanır. Rauf, Kazım Karabekir, Refet ve Ali Fuat Beylerin liderlik ettiği grup, Halk Partisi’nden ayrılarak Cumhuriyetçi Terakkiperver Fırka adıyla yeni bir parti kurarlar.

“İşte iki adam arasındaki fark”

Yeni parti, Halk Partisi’nde kriz çıkarır; İsmet Paşa istifa etmek zorunda kalır ve başvekilliğe yeniden Fethi Bey gelir.  O sırada Yakup Kadri’nin “silahlı bir gericilik hareketi” diye nitelediği Şeyh Sait Vakası patlak verir. Başvekil, mutedil bir siyaset izlenmesi taraftarıdır, milletvekillerinin büyük kısmı da aynı kanaattedir. Ancak İsmet Paşa, giderek büyüyen isyana ordunun geniş kapsamlı bir şekilde müdahale etmesini savunur. Mustafa Kemal de İsmet Paşa ile aynı çizgidedir. Fethi Bey ile İsmet Paşa arasındaki farkı, Yakup Kadri davetli oldukları bir Çankaya yemeğinde doğrudan gözler:

“Yemekten sonra, köşkün büyük salonunda üç dört oyun masası kurulmuştu. Birinde Mustafa Kemal Paşa’yla birkaç arkadaş poker oynuyordu. Biraz ötemizde İsmet Paşa’yla Fethi Bey’in bulunduğu bir masada briç partisi yapılıyordu. Gecenin ilerlemiş bir saati. İçeriye bir yaverin girdiği ve usulcacık masamıza yaklaşarak Atatürk’e bir telgraf verdiği görüldü. Atatürk, elinden oyun kağıtlarını bırakarak telgrafı aldı, dikkatle okudu ve hâlâ ayakta bekleyen yavere çatık bir çehreyle ‘Götürün bunu başvekile verin!’ dedi. Hepimiz oyunu kesip gözlerimizi yanımızdan masaya dikmiş ve Fethi Bey’in telgrafa şöyle bir göz gezdirdikten sonra yaver beye geri verip hiçbir şey söylemeksizin oyuna devam ettiğini görmüştük.

Bunun üzerine yaver ne yapacağını şaşırmış, bir elinde telgraf, tekrar bizim masaya yaklaşmıştı. Atatürk, ‘Şimdi de bunu İsmet Paşa’ya götürünüz!’ dedi Yaver döndü, telgrafı İsmet Paşa’ya verdi. İsmet Paşa aldı; okudu, okudu ve birden ayağa kalkarak –hatta fırlayarak diyebilirim- telaşlı telaşlı etrafına bakındı; derken eline bir cıgara aldı, kibrit aradı; sonra vazgeçti, kendini toparlayıp yerine oturdu.

Bu sahneyi göz ucuyla takip eden Atatürk, bize dönerek yavaşça: ‘İşte iki adam arasındaki fark’ dedi ve ilave etti: Şeyh Sait çeteleri Şemdinan’a gelip dayanmışlar.” (s. 73)


“Üçüncü İnönü Zaferi”

Yakup Kadri, “itidal” siyasetinin normal zamanlarda müspet neticeler verebileceğini ancak “için için kaynayan bir cemiyette” bazı tehlikeli sonuçlara neden olabileceğini düşünür. “O vakit buna ‘itidal’ değil ‘gaflet’ politikası demek lazım gelirdi.”

Nitekim Fethi Bey’in Şeyh Sait Vakası karşısındaki tavrı da böyle nitelenir; onun sınırlı tedbirlerle meseleyi çözmek anlayışı karşılık bulmaz. Terekkiperver Cumhuriyetçi Fırka’nın sert önlemlere muhalefet etmesi de iktidardaki sertlik yanlılarını daha da heveslendirir.

Sonunda Atatürk ve Fevzi Çakmak’ın desteğini alan İsmet Paşa, bir elinde isyanı silahlı kuvvetlerle bastırma kararı, diğer elinde adına “Takrir-i Sükun” denilen kanun tasarısıyla tekrar başvekil olur.

İsmet Paşa, hem isyanı bitirir hem de bütün rakiplerinin sesini keser. Artık muarızlarının ona başkaldırabilme olanakları kalmamıştır. Hesabın kendilerine kesileceğini bilen TCF gidişata elden geldiğince karşı durur. Kazım Karabekir, Meclis kürsüne çıkar, gözlerini Cumhurbaşkanlığı locasında oturmakta olan Mustafa Kemal’e dikerek veryansın eder:

“Memlekette kimseye sesini çıkarma imkanı bırakmadınız. Söz hürriyeti bir şu kürsüye inhisar etmiş bulunuyordu; yarın buradan konuşmak hakkından da mahrum olacağız.” (s. 75)

Öyle de olur; Takrir-i Sükun Kanunu işletilerek bütün muhalif siyasetçi ve gazeteciler ya tasfiye edilir ya da seslerini çıkaramaz bir hale düşürülür. Böylece “İsmet Paşa gayet durgun bir siyasi hava içinde, son derece ‘confortable’ bir iktidar koltuğuna oturmuştu. Artık ortada ne rakibi ne de muarızı kalmıştı.” (s. 77)   

Yakup Kadri, o zamanlar kendisinin de İsmet Paşa’nın bu galibiyetini “Üçüncü İnönü Zaferi” olarak telakki ettiğini belirtir. Ancak 45 yılın birikimiyle bunu değerlendirdiğinde, Paşa’nın bu şekilde iktidara gelişini bir “bedbahtlık” olarak tanımlar. Çünkü:

“Ne de olsa, ne kadar haklı, zaruri ve yerinde olsa da ‘fevkalade’ karar ve kanunlara dayanarak birtakım şiddet tedbirleriyle hükümet etme, Batı’daki anlamına göre, bir devlet ve siyaset adamı için pek hoş ve mutlu bir iş sayılmamak gerekir. Kaldı ki, İsmet Paşa bu yüzden, amme efkârımızın büyük kısmına, tâ o zamanlardan beri bir ‘tiran’ gibi görünmek talihsizliğine de uğramış bulunmaktadır.” (s. 74)

“Milli Mücadelecilerin menfaat şirketine dönüşmesi”

Muhalefetin susturulması İsmet Paşa’yı rahatlatır, bazı mühim meselelere artık gerektiği kadar ilgili görünmez olur. Yakup Kadri, bu bağlamda bilhassa “dünkü Milli Mücadeleciler ve o günkü devrimciler kadrosunun bir kazanç ve menfaat şirketi karakteri taşımaya başlaması” hususunun altını çizer. Dünün devrimcilerinden kimi arsa spekülatörlüğü, kimi idare meclisi üyelikleri, kimi taahhüt işleri, kimi de türlü komisyonculuk işlerine dalar. Yolsuzluk, suiistimal, haksız kazanç alır başını gider.

Yakup Kadri birkaç kez bu meseleyi, kendisi için “faziletin ve siyasi ahlakın toz kondurulamaz bir örneği olan” İnönü’ye açar. Fakat İnönü’nün “devrim rejimini daha ilk günden beri soysuzlaştırma tehlikesi gösteren bu hal karşısında” tepkisiz kalması ve yakınmaları müphem bir gülümsemeye karşılaması, Yakup Kadri’yi hayretten hayrete düşürür.

Gerek devlet idaresindeki bozulma, gerek iktisadi sıkıntılar, halkı giderek daha fazla rahatsız eder. Demokratik kanallar tümüyle kapanmış olsa da bu rahatsızlık yine de dışarıya yansır.  Hem halkın şikayetlerini kontrollü bir şekilde sistem içine almak, hem de dış dünyaya demokratik ülke görüntüsü vermek için, Atatürk yeni bir partinin kurulmasına karar verir. Fethi Bey bunun için tekrar göreve çağrılır.

“İtiraf etmek lazım gelir ki, Fethi Bey itidalli, temkinli mizacı ve liberalizme meyli itibariyle hepimize, hatta İsmet Paşa’ya bile, o zamanki şartlar içinde siyasi hayatımızı sarsmaksızın ve devrim ilkelerini zedelemeksizin bir muhalefet partisini sevk ve idare edebilecek tek adam olarak görünmüştür.” (s. 93)

Ancak evdeki hesap çarşıya uymaz. Serbest Fırka, faaliyet başladığı andan itibaren halkın büyük bir teveccühü ile karşılaşır. Mitingler dolar taşar. Bu arada provokasyon kokan bazı olaylar da olur; Fethi Bey ve arkadaşları bazı yerlerde şeriatı simgeleyen yeşil bayraklarla karşılanır.

Halkın iltifatından ürken Halk Partisi, hemen bu olayların üzerine atlar ve yeni partiyi “irticacı” olmakla itham eder. Oysa partinin ve partinin ileri gelenlerinin irticayla uzaktan yakından bir alakalarının olmadığını en iyi CHP’liler bilir. Zira partinin başkanı Fethi Okyar’ın siyasi ve şahsi ahlakına kefil olan, Atatürk’ün kendisidir. Partinin programını yazan Ahmet Ağaoğlu “Ortodoks bir demokrasi taraftarı” olarak bilinir. Genel Sekreter olan Nuri Conker’in “ilk gençlik çağından beri Mustafa Kemal’in izinden yürüyen, yanından ayrılmayan aydın kafalı bir subay” olduğu da herkesin malumudur.

Buna rağmen Serbest Fırka bir bombardımana maruz kalır. “Efendiler, ben her türlü ithamınıza tahammül edebilirim ama Mustafa Kemal Paşa’ya karşı bir harekete girişmiş olmam iddialarınızı reddederim” diyen Fethi Bey, partisini kapatır. Fethi Bey, daha sonra arkadaş sohbetlerinde partisini kapatmaya götüren hadiselerin bir tertip olduğu düşüncesini dile getirir ve “İtiraf ederim ki ben bu işte gafil avlandım; bir tuzağa düşürüldüm” der, ancak onu kimlerin tuzağa düşürdüğünü hiçbir zaman açıklamaz.

“Her ne hal ise Serbest Fırka’nın kapanmasıyla İsmet Paşa gene bir gaileden kurtularak geniş bir nefes almış, daha doğrusu kendi tesiri olmaksızın, dördüncü bir İnönü zaferi kazanmış oluyordu.” (s.98)

“Türkiye’nin en büyük iktisatçısı”

Bütün karşıtlarını elindeki silahları dikkatle ve yerinde kullanarak saha dışına iten İsmet Paşa’nın karşısına bir süre sonra yeni bir dişli rakip çıkar: İş Bankası Genel Müdürü Celal (Bayar) Bey. Atatürk, İş Bankası’na çok önem verir, Celal Beyi de her seferinde göklere çıkartır. İş Bankası’nın kuruluşunun 10. yılı kutlamak için düzenlenen bir törende, Celal Beyi işaret ederek “Bilesiniz ki Mahmut Celal Beyefendi Türkiye’nin en büyük iktisatçısıdır” der ve herkesten kalkıp onu ayrı ayrı tebrik etmelerini ister.

Atatürk’ün bankaya ve müdürüne olan teveccühü Paşa’nın gözünden kaçmaz; hem bankayı hem de umum müdürünü yakından gözlemlemeye başlar. İktisat Vekaleti ile İş Bankası arasındaki bir çekişmede Atatürk İş Bankası’nın yanında durur ve İktisat Vekilini görevden alarak yerine Celal Beyi getirir. Celal Beyin arzusu hilafına kabineye girmesi İsmet Paşa’nın çok ağrına gider. Memnuniyetsizliğini Çankaya sofralarında göstermekten de geri kalmaz. Öyle ki gerginlik taşınamaz noktaya gelince, Atatürk İsmet Paşayı görevden alır ve onun yerine önce vekaleten sonra da asaleten Celal Beyi getirir.   

İktidardan düşünce İsmet Paşa’nın çevresi birden boşalır. Bir nevi tecrit yaşar. Atatürk ile arası açılır, dolayısıyla Atatürk ve yakınında olan devletlûların öfkelerini üzerine çekmemek için, kimse İsmet Paşa ile birlikte görünmek, orta yerde onunla yan yana resim vermek istemez.

Atatürk öldüğünde ise siyasi rüzgar tekrar yön değiştirir. Çankaya’nın ve Dolmabahçe’nin müdavimleri, İsmet Paşa’nın önünü kesmek adına Cumhurbaşkanlığı için Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve TBMM Başkanı Aldülhalik Renda’yı ileri sürerler. Fakat Çakmak’ın siyasette gözü ve Renda’nın da İsmet Paşa’yı engelleyecek gücü olmayınca, Çankaya’ya İnönü çıkar.

Ebedi Şef dönemi biter, Milli Şef dönemi başlar.     

Yakup Kadri’nin anılarında iz sürmeye haftaya da devam edeceğim.

(*) Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl, İletişim Yayınları, 8. Baskı, İstanbul, 2013.              

Facebook Yorumları

reklam
26.02.2021
Zaman ayarlı
19.02.2021
İktidar rıza üretemeyince
8.02.2021
Yeni anayasa mayası tutmaz
29.01.2021
Değişim kararsızlara ve muhalefetin birliğine bağlı (*)
26.01.2021
Politikada 45 yıl
25.01.2021
MHP, şiddet ve siyaset (*)
15.01.2021
Trump’tan sonrası (*)
11.01.2021
Dersim Defterleri (2)
8.01.2021
Yeni Kürt partisi (*)
4.01.2021
Dersim defterleri (1)
1.01.2021
Bir virüsün ettiği (*)
29.12.2020
AİHM’in Demirtaş Kararı ve Görüş Kaybı
26.12.2020
Amaç dayağı bitirmek değil dayak atan olmak!
24.12.2020
Reform mecburiyeti ve MHP esareti arasında AK Parti (*)
18.12.2020
Kıyıdan uzakta (*)
15.12.2020
‘Her diktatörlük ahlak dışıdır’ (1)
9.12.2020
Kararsızların iktidarı
3.12.2020
AK Parti’den arta kalan (1)
27.11.2020
Yeniden Birakujî mi?
25.11.2020
Reform dönemi!
14.11.2020
Biden Rüzgârı
13.11.2020
Nefes borusunu tıkamak (*)
2.11.2020
İki yanlış muhalefet tarzı (*)
26.10.2020
Küçülen iktidar, büyümeyen muhalefet
18.10.2020
Sükûnet içerisinde netlik (*)
13.10.2020
Babacan bize misafir geldi
10.10.2020
Anadil ve sancısı (*)
3.10.2020
Seçim, aday ve algı*
29.09.2020
Oyunu bozmak için siyaseti savunmak gerek (*)
27.09.2020
Helikopterden düşen hukuk (*)
24.09.2020
Güvenlik esareti (*)
13.09.2020
Milli spor (*)
3.09.2020
Sorunun iki yüzü
29.08.2020
Çok ‘sağcı’ ama az ‘Kürtçü’ (*)
23.08.2020
Geç kalmış bir fırtına*
17.08.2020
Orwell abiye demli bir çay!
13.08.2020
Herkes kendi evinde
12.08.2020
Sosyolojiye ayak uyduramamak
6.08.2020
CHP’de ‘İnce’ sızı!
1.08.2020
Roller değişirken
25.07.2020
Muhalefetin tuşları ve iktidarın sıkıntısı (*)
18.07.2020
Ayasofya (*)
9.07.2020
Metal yorgunluğunun ötesi
7.07.2020
Davutoğlu siyasetinin beş ayırım noktası
2.07.2020
Kırmızılar kazanınca biz de kazanmış sayıldık!
27.06.2020
Üç parçalı muhalefet (*)
22.06.2020
Ne herkes kör, ne de âlem sersem!
20.06.2020
Sokağa düşmüş muhalefet (*)
18.06.2020
Ahlaki zafiyete karşı topyekûn mücadele
14.06.2020
O vekiller AK Partili ve MHP’li olsaydı? (*)
12.06.2020
Bile bile lades
8.06.2020
Muhalefet ve siyasî aklın gereği
4.06.2020
Sıradanlaşan işkence
30.05.2020
Tüpten çıkan macun
22.05.2020
İktidarın ekmeğine yağ sürmek
14.05.2020
Bir susturucu olarak darbe iddiaları
8.05.2020
HDP ve Sancar
4.05.2020
HDP: Yüzleşme ve İnşa
2.05.2020
Muhalefet artık koyun güdebiliyor (*)
24.04.2020
Politik körlük (*)
16.04.2020
Tencerenin kapağı açıldı (*)
10.04.2020
Devlet İçinde Devlet Olmak
9.04.2020
Ulus-devletin itibarı ve sosyal devletin dönüşü
3.04.2020
İnfazda eşitlik adaletin gereğidir (*)
2.04.2020
Yardım kampanyasını sabote etmek
13.03.2020
Kürt gençlerini anlamak (2): Mitler ve gerçekler
6.03.2020
Kürt gençlerini anlamak (1): Müslüman, Kürt ve özgürlükçü
1.03.2020
HDP’de yeni dönem (*)
25.02.2020
Kelepçe (*)
22.02.2020
Suskunluk perdesi yırtılınca
20.02.2020
Türkiye kurulurken Kürtler (2) “Türk ve Kürt millî sınırlarıyla sınırlanan Türkiye” (*)
16.02.2020
Kadınların gözünden Türkiye
14.02.2020
Kürt meselesi ve yeni oyun alanı
10.02.2020
İdlib düğümü
6.02.2020
Türkiye Kurulurken Kürtler (1): Kürtleri bize bağlayan ana kuvvet dindir
3.02.2020
Siyaset yapma! (*)
24.01.2020
‘Oyun’ üstüne oyun
16.01.2020
Diyarbekir’de Kürt ulusçuluğu (*)
13.01.2020
İktidara can simidi (*)
3.01.2020
Yeni bir felaket davetiyesi
28.12.2019
İki Ziya (3) Dinmeyen yara: Kürtler (*)
26.12.2019
Geçmiş ve “Gelecek” (*)
17.12.2019
Davutoğlu’nun “hodri meydan”ı (*)
15.12.2019
Kürtler ve yeni partiler (*)
13.12.2019
İki Ziya (1) “Başı kurşunsuz Ziya” ve “başı kurşunlu Ziya” (*)
8.12.2019
Bir iç güvenlik tehdidi (*)
2.12.2019
Sine-i millet
25.11.2019
Elde var “zaman” (*)
16.11.2019
Kemalizm yeniden şahlanırken (*)
10.11.2019
Soçi’den sonra SDG (*)
2.11.2019
Soçi’den sonra Türkiye (*)
26.10.2019
Ateşe benzin döken akıl (*)
18.10.2019
Tehlikeli yalnızlık
11.10.2019
Fıratın doğusuna operasyon: Belirsizlikler ihtimaller
6.10.2019
CHP’nin tarihi fırsatı (2): Avantajlar
2.10.2019
Berlin ile konuşmalar (2) Yumurtalar, omlet ve ölüm (*)
28.09.2019
CHP’nin tarihî fırsatı (1) zorluklar (*)
25.09.2019
Ölümü kutsayarak bir gelecek kurulamaz (*)
12.09.2019
Anneler, çocuklar ve siyaset (*)
9.09.2019
İmamoğlu’nun uzun yolu (*)
31.08.2019
Giyotinin altındaki kelleler (*)
28.08.2019
Güvenli bölge, süreç ihtimali ve kayyım (*)
25.08.2019
Bir siyasî intikam operasyonu (*)
21.08.2019
Güvenli bölgeden ötesi (*)
9.08.2019
Bambaşka bir AK Parti (*)
5.08.2019
23 Haziran’dan sonra CHP (*)
29.07.2019
Kürt fobisi (*)
20.07.2019
Fabrika ayarları (*)
5.07.2019
Reisi yanıltmak
2.07.2019
Demokrasiye esaslı katkı (*)
20.03.2020
Dünyayı felç eden virüs (1) Küreselleşme ve otoriterleşme (*)
4.07.2019
Reisi yanıltmak
2.07.2019
Demokrasiye esaslı katkı (*)
29.06.2019
Halkla inatlaşılmaz
24.06.2019
O sandığa dokunmayacaksın!
14.06.2019
Kürdistan’a dönüş (*)
7.06.2019
Bayramlar aynı, tadı kaçan biziz (*)
4.06.2019
Yeni siyasal arayışlar ve Kürtler (2) aktörler (*)
3.06.2019
Yeni siyasal arayışlar ve Kürtler (1) genel eğilimler (*)
31.05.2019
Ayrılık rüzgârı
24.05.2019
250 sayfalık olmayan gerekçe
23.05.2019
Zemin kayıyor
18.05.2019
Kader seçiminde Kürtler
15.05.2019
Erdoğan’ın büyük kumarı
12.05.2019
Mutfakta pişen bir şey var (*)
7.05.2019
İpler koparken (*)
3.05.2019
Kendi altındaki halıyı çekmek
30.04.2019
31 Mart dersleri (*)
19.4.2019
İlk okumalar - 3 (*)
18.4.2019
İlk okumalar - 2 (*)
14.4.2019
Çuvala sığmayan mızrak
6.4.2019
İlk okumalar-1 (*)
31.3.2019
Son düzlükte (*)
25.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 3 (*)
22.3.2019
Tolstoy ve Gandhi
17.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 2 (*)
13.3.2019
Cumhur İttifakı ve korku siyaseti 1 (*)
1.3.2019
Çözüm Kürtlerle konuşmakta
23.2.2019
Demokrasiyi zehirlemek*
17.2.2019
Aslolan hayatı savunmaktır (*)
10.2.2019
PYD’nin Esed rejimiyle müzakeresi (*)
1.2.2019
İntikamın ekşi tadı (*)
25.1.2019
Güvenli bölge için üç plan (*)
24.1.2019
Kapsayıcı siyaset ile dışlayıcı siyaset arasında CHP (1)
18.1.2019
Bir ileri, bir geri
11.1.2019
Taşlar yerinden oynarken - 3 (*)
9.1.2019
Taşlar yerinden oynarken (2)
29.12.2018
Taşlar yerinden oynarken - 1 (*)
22.12.2018
31 Mart’a giderken (*)
12.12.2018
Siyasî ayak oyunlarına hukukî kılıf
2.12.2018
“Akil İnsanlar”: Meşruiyete açılan kapı (*)
23.11.2018
AİHM’nin "ağır" Demirtaş kararı*
16.11.2018
Malatya (1) BİLSAM ve kayısı ezmesi
9.11.2018
Son iki yılda HDP ve Demirtaş*
3.11.2018
İttifakta çatlak
29.10.2018
Çözüm süreçlerinde medyanın sorumluluğu*
20.10.2018
Siyasete ayarlı hukuk*
2.10.2018
ABD’nin kafasındaki Suriye (*)
1.10.2018
“Terör uzantısı parti”
23.9.2018
Aman kafanız karışmasın!
21.9.2018
Soçi'nin anlamı
18.9.2018
Tahran’dan sonrası (*)
10.9.2018
İdlib'de adım adım kıyamete
1.9.2018
Karanlık geçmişi sahiplenmek (*)
28.8.2018
On Ders
21.8.2018
HDP’de çarşı karıştı (*)
15.8.2018
İki partili siyasete devam*
8.8.2018
24 Haziran (6): MHP ve İYİ Parti
30.7.2018
24 Haziran (5) HDP’nin oyu kimin oyu? (*)
21.7.2018
24 Haziran (4) HDP ve Demirtaş (*)
17.7.2018
24 Haziran (3): CHP, Kılıçdaroğlu ve İnce
10.7.2018
24 Haziran (2) Erdoğan ve AK Parti (*)
7.7.2018
Suruç (2) İktidarın ölümcül günahları
30.6.2018
24 Haziran (1) Genel manzara (*)
24.6.2018
Suruç (1) Medyanın ölümcül günahları
22.6.2018
Kaybedince sevineceğim bir iddia (*)
19.6.2018
Saadet Partisinin Kürt raporu*
14.6.2018
“Çatışmadan en fazla zararı toplum görüyor” (*)
10.6.2018
HDP ve seçim barajı meselesi
7.6.2018
Marmara’da bir ada (3) “Sokakta leşi sürünmeyen siyasetçi kalmayacak”
6.6.2018
Zihnimin rengi
1.6.2018
HDP ve kamburu
25.5.2018
Ters tepme listesi (*)
24.5.2018
Marmara’da bir ada (1) Efsanenin silik gölgesi
20.5.2018
24 Haziran’a doğru bölgede durum (*)
16.5.2018
Psikolojik üstünlük kaybı
14.5.2018
24 Haziran ve Akşener’in Yazgısı
11.5.2018
Barışın zamanı ve adresi
5.5.2018
İYİ Parti kimin için “İYİ”? *
1.5.2018
Şapkadan çıkan tavşan
24.4.2018
Etik sorgulamanın doğru adresi
20.4.2018
Göz boyama ve gözdağı
16.4.2018
Taşeron işçinin ekmeğine göz koymak
12.4.2018
Batı, Suriye’ye müdahale eder mi?
6.4.2018
ABD için dönüş vakti mi?
3.4.2018
Zeytindağı (2) “Tarihin hakkı tarihe, Cemal’in hakkı Cemal’e”
29.3.2018
ABD’de Şahinlerin Dönemi
24.3.2018
Afrin’in Ötesi
15.3.2018
Mehmet Altan kararı (*)
12.3.2018
“Paranız yoksa onurunuz var”
3.3.2018
Resmî ideolojinin gücü (4)
25.2.2018
HDP’nin Yeni Dönemi
8.2.2018
Resmî ideolojinin gücü (3)
29.1.2018
Resmî ideolojinin gücü (2)
12.1.2018
OHAL, nasıl bir hal (3) Zorunlu kıyafet
6.1.2018
Irak Kürtleri ve 2018*
4.1.2018
OHAL, nasıl bir hal? (1) Hukuksuz yöntem
26.12.2017
ABD’nin denge siyaseti ve PYD (*)
17.12.2017
Kürdistan neresi?
15.12.2017
Trump'ın kuyuya attığı taş
12.12.2017
Sarraf vakasıyla yüzleşmek (*)
2.12.2017
Korku siyaseti kime yarar?
15.11.2017
Kişi kültü ve demokratik normalleşme
13.11.2017
“Halkın itimadına küfranı nimet etmem”
11.11.2017
Kürdistn referandumu (7) Kürtlerin kaybı, Türkiye’nin kazancı mı?
6.11.2017
Kürdistan referandumu (6) açlık-yokluk tehdidi
3.11.2017
Kürdistan referandumu (5) beş bin Ülkücü
20.10.2017
Kürdistan referandumu (4) beka meselesi
16.10.2017
Kürdistan referandumu (3) İkinci İsrail
10.10.2017
Kürdistan referandumu (2) zamanı değil
1.10.2017
“Bildiğin gibi değil”
24.9.2017
Hukuk ötesi SİHA
21.9.2017
Kürt anasını gömmesin
18.9.2017
“Ulus-devletçik”
15.9.2017
Masum olsan ne fayda?
9.9.2017
Suspus Meclis
2.9.2017
Meclisin ruhuna fatiha
26.8.2017
Rasyonel seçmen
25.8.2017
Uzun vâdeli mücadele
22.8.2017
“Dâvâ” bizden uzak olsun!
15.8.2017
İşkenceye sıfır toleranstan, sıra dayağına
10.8.2017
15 Temmuz’un ardından (5)
7.8.2017
15 Temmuz’un ardından (4)
31.7.2017
15 Temmuz’un ardından (3)
27.7.2017
Onlar hem vatandaş, hem rehin/e
26.7.2017
Akıldan uzakta
23.7.2017
15 Temmuz’un ardından (2)
20.7.2017
15 Temmuz’un ardından (1)
19.7.2017
İnsan hakları ve AKP: Dün ve bugün
15.7.2017
“Terörist”
11.7.2017
Kürtler devlete “eyvallah” etmedi; PKK’ye de etmez!
5.7.2017
Adalet yürüyüşünün karşılığı
26.6.2017
Sanki bütün sorun “anlatamamak”mış gibi!
20.6.2017
“Sayılı gündür, gelip geçer”
17.6.2017
Damat tahliyeleri ve vekil tutuklamaları
7.6.2017
Şüphe bulutlarını dağıtmak
5.6.2017
Dava
3.6.2017
Tabela ve bellek
27.5.2017
Halkla inatlaşılmaz
26.5.2017
Tarihî kişilikleri tartışmak
23.5.2017
Ergenekon’un akibeti, 15 Temmuz’un başına olmasın!
20.5.2017
Tarafsızlık süsü verilmiş ayırımcılık
17.5.2017
Hangi cephe, hangi blok?
13.5.2017
2019 arayışları ve Gül’ün adı
9.5.2017
Erdoğan’ın dönüşü
7.5.2017
CHP ve siyasetin kaynayan kazanı
26.4.2017
16 Nisan’a vurulan mühür
22.4.2017
16 Nisan’dan sonra AKP ve HDP ne yapmalı?
19.4.2017
17 Nisan'a uyanmak
16.4.2017
Neden hayır?
15.4.2017
Dost ve post
7.4.2017
Milleti denize dökmek
4.4.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 5
31.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 4
29.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 3
28.3.2017
Anayasa değişiklik teklifinin içeriği-1
27.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 2
14.3.2017
Nerden baksan tutarsızlık!
12.3.2017
Bitpazarına nur yağmaz
6.3.2017
15 Temmuz’un tapusu
27.2.2017
Evet ve mağduriyet
26.2.2017
Evet ve statüko karşıtlığı
21.2.2017
Evet ve statüko karşıtlığı
18.2.2017
KHK’lar, ihraçlar ve hukuk
16.2.2017
Suret-i haktan görünmek
12.2.2017
Bir susturma aracı olarak KHK
9.2.2017
Evet ve özgürlük açığı
6.2.2017
Evet ve avantajları
4.2.2017
Halk oylamasına giderken
29.1.2017
Bir kitap (2) “Öyle ise Türkiye’de cumhuriyet idaresi yoktur”
28.1.2017
Bir kitap (1) “Ne o! Memlekette inkılâp mı yapmak istiyorsun?”
26.1.2017
Tüketilmiş söylem
23.1.2017
Sert muhalefet
20.1.2017
Yüksek gerilim hattı
17.1.2017
Aslında hepimiz bir parça milliyetçiyiz
14.1.2017
15 Temmuz sonrası Türkiye (3)
12.1.2017
15 Temmuz sonrası Türkiye (2)
9.1.2017
15 Temmuz sonrası Türkiye (1)
6.1.2017
Adı konmamış bir savaş
30.12.2016
Bombalarla özdeşleşmek
22.12.2016
Bir örtü olarak TAK
19.12.2016
Hamasetten selâmete yol çıkmaz
11.12.2016
Makul seslere hasret kalmak
8.12.2016
Mevcut ve yakın tehlike
1.12.2016
Sessizlik bir onay mı?
26.11.2016
Sessizlik, mutlak bir vazgeçiş mi?
23.11.2016
Sosyolojinin duvarına çarpmak
9.11.2016
Perşembenin gelişi
2.11.2016
Rüzgâr ekmek
26.10.2016
‘Sonuçta hepimiz insanız’
23.10.2016
Güneş'in kıymetini bilmek
18.10.2016
Cirminden fazla yer yakmak
16.10.2016
Süngünün üstüne oturmak
13.10.2016
En büyük kötülük
3.10.2016
Milli güvenliğin asıl tehdidi
28.9.2016
Muhtemel bir siyasi sürecin imkânı*
25.9.2016
Ölçü kaçmasın!
20.9.2016
Fırsatçılıktan hayır çıkmaz
14.9.2016
Muhataplık meselesi
10.9.2016
Barış ve ekonomi
5.9.2016
Herkesin faydası şiddeti terk etmede
31.8.2016
Savaşların en güzelini kazanmak
26.8.2016
Menbiç’in intikamı
22.8.2016
Darbe mağduru bir yazı
20.8.2016
Üst akıl ve karşıtların üst aklı
18.8.2016
‘Üst-akıl’ ve taraftarları
15.8.2016
‘Düşman siyaseti’ ve 15 Temmuz
12.8.2016
‘Kolektif kandırılma’
8.8.2016
Ne istediler, niye verdiler?
5.8.2016
‘Benim kitabımda bu dersin yeri yok’
2.8.2016
Bati'da demokrasi maskeleri düşerken
28.7.2016
Asıl mesele, hukuk içinde kalmak
22.7.2016
Yanlış işler
20.7.2016
‘Artık istediğinizi yiyebilirsiniz’
18.7.2016
Demokratik rüşt
14.7.2016
Fransa’da devrim yok!
12.7.2016
Külter nerede? Çapraz neden tutuklu?
6.7.2016
Hendeklerin ardından (6)
3.7.2016
Hendeklerin ardından (5)
28.6.2016
Hendeklerin ardından (4)
25.6.2016
Hendeklerin ardından (3)
22.6.2016
Hendeklerin ardından (2)
18.6.2016
Hendeklerin ardından (1)
14.6.2016
Ağır mahalle baskısı (2)
12.6.2016
Ağır mahalle baskısı (1)
7.6.2016
Ali: Ötekilerin çığlığı
3.6.2016
Karşılıksız sevdanın hazin sonu
31.5.2016
Kupa Zizou’ya, Zizou kupaya yakıştı
29.5.2016
Sehpasız Menderes devri
26.5.2016
CHP, ne camiye yaranabildi ne de kiliseye
23.5.2016
Siyasetin kaderi yargının elinde
20.5.2016
‘Yerel işbirlikçiler’
17.5.2016
Üç plan
15.5.2016
İki başlılık
12.5.2016
Muhtemel akıbet
10.5.2016
Emanetçi
9.5.2016
Refiklerin darbesi
5.5.2016
Suni dikişler atıyor
1.05.2016
Dokunulmazlıkların kaldırılması (3)
29.4.2016
HDP'nin mecburi dönüşü
27.4.2016
Dokunulmazlıkların kaldırılması(2)
26.4.2016
Dibe vurmak
24.4.2016
Dokunulmazlıkların kaldırılması (1)
21.4.2016
Mahkemeye düşmek
19.4.2016
İki dilek
17.4.2016
Toplumsal barış ve ekonomi
13.4.2016
Tarihten ders almak
12.4.2016
Savaş davullarıyla ortada kalmak
10.4.2016
Yeni bir yol bulmak
7.4.2016
Yeni anayasa ve ortamın zorluğu
3.4.2016
AKP’nin yeni anayasa hamlesi
1.4.2016
Toptancı suçlamalar gayri-medenidir
31.3.2016
Darbe sevdası
28.3.2016
Darbe kapısını kapatmak
25.3.2016
'İslam'ı kirletiyorlar'
24.3.2016
Doz aşımı
20.3.2016
Korkuyu dağıtmak ve demokrasiyi büyütmek gerek
17.3.2016
Kırmızı çizgiler ve bomba
14.3.2016
Taziye suçu
11.3.2016
'Bin yıl daha iktidar olamayız'
8.3.2016
Savrulma
6.3.2016
Altmış milyon yobaz
3.3.2016
Açık makas
28.2.2016
Bu yol, yol değil
25.2.2016
Siyasi cevap üretmek
21.2.2016
Aklıselim ve sabır
18.2.2016
'Kürt anasını görecek'
16.2.2016
Yanlış soru
14.2.2016
Irak’taki hata (!)
11.2.2016
Denklemi tersten kurmak
9.2.2016
Yargı gölge etmesin
6.2.2016
Öğretme özgürlüğüne müdahale
5.2.2016
Yol üstündeki taşlar
31.1.2016
Şişeden çıkan cin
28.1.2016
Mümkün olanın sanatı
24.1.2016
O iş böyle bitmez
20.1.2016
İşe yarar ifade
17.1.2016
Değişen tavırlar (2): Süreç taraftarları
16.1.2016
Makbul fikirlerin özgürlüğü
14.1.2016
Değişen tavırlar (1): Süreç karşıtları
10.1.2016
Çözüm bulmak devletin görevi
7.1.2016
Milletvekiline dokunma!
3.1.2016
Geç kalmanın bedeli
31.12.2015
Kadim Mesele (3): 'Kanun Türk’ü'
27.12.2015
Reform zamanı
24.12.2015
Muhatapları çoğaltmak
20.12.2015
Müzakereye dönüş
17.12.2015
Hendeğin sanal savunucuları
13.12.2015
Hendeğin hedefi
10.12.2015
Arada
6.12.2015
Tahir Elçi’nin ardından
3.12.2015
Yürekten vurulmak
29.11.2015
Kadim mesele (2): Türklük / Türkiyelilik
26.11.2015
Kadim mesele (1): Türk Milleti / Türkiye Milleti
22.11.2015
'Kınasan da dert kınamasan da'
19.11.2015
IŞİD'in herkese karşı savaşı
16.11.2015
Asıl sorun muhalefette
13.11.2015
Yeni perde
8.11.2015
Faili meçhullerin üstünü örtmek
6.11.2015
Siyaset, rekabet ve uzlaşma
5.11.2015
HDP'nin büyük sınavı
30.10.2015
Kürdistan’ın başına çorap
27.10.2015
Durumdan vazife çıkarmak
20.10.2015
'Kokteyl terör'
13.10.2015
Muğlaklığın gücü
11.10.2015
Ateş topu
6.10.2015
AKP, medya ve siyasi iklim
1.10.2015
Namus meselesi
29.9.2015
İstifanın siyaseti
27.9.2015
Tek ses olamamak
23.9.2015
Silah ve siyaset (3)
21.9.2015
Özyönetim ve siyaset (2)
15.9.2015
Hendek ve siyaset (1)
13.9.2015
Kimin savaşı? Kimin tepkisi?
8.9.2015
Cemevi kararı (2): Siyasetin aczi
5.9.2015
Cemevi kararı (1): Hukukun önemi
1.9.2015
'Bakanlığı duydu mezhebini unuttu'
28.8.2015
Kaçan fırsatlar (2): AKP-CHP koalisyonu
27.8.2015
Kaçan fırsatlar (1): AKP-HDP koalisyonu
21.8.2015
Yapısal hatalar (3): Taahütlere uymama
18.8.2015
Yapısal hatalar (2): Muğlaklık
14.8.2015
Yapısal hatalar (1): Zaman
12.8.2015
Bilek güreşi
7.8.2015
Herkes kendine yakışanı yapar
5.8.2015
Altı milyon oyun sorumluluğu
4.8.2015
Feryatlar gökyüzüne yükselirken…
31.7.2015
'Biz yapmadık, bağımsız birimler yaptı'
28.7.2015
'Size savaş yaptırmayacağız'
25.7.2015
Akıl tutulması
21.7.2015
Çıkış kapısı
16.7.2015
Kabak tadı
14.7.2015
İktidar korkusu
10.7.2015
Gerçeğe dönüş
8.7.2015
Faili meçhul değil faili malum
1.7.2015
Türkiye'nin bitmeyen Kürt fobisi
28.6.2015
7 Haziran sonrası HDP ve Kandil
26.6.2015
Merkezin dönüşümü
23.6.2015
Kalkınma ve özgürlük kıskacında Demirel
19.6.2015
Koalisyon kurmanın güçlüğü ve unutkanlık
16.6.2015
Çözüm koalisyonu
12.6.2015
Bir parça huzura hasret kalmak
9.6.2015
Kazanan siyaset ve demokrasi oldu
5.6.2015
Seçim ve felaket senaryoları
2.6.2015
Seçim ve siyasi rüşt
29.5.2015
SEÇİM VE TARAFSIZLIK
23.5.2015
Seçim ve normalleşme
19.5.2015
Seçimler gelir gider, kalıcı olan barıştır!
17.5.2015
Sinn Fein ile bir gün
12.5.2015
Geçmişi geçmiş kılmak
4.5.2015
PKK’nin özrü ne anlama geliyor?
29.4.2015
HDP: Türkiye'nin batısına konuşmak
28.4.2015
HDP’nin merkeze yolculuğu
24.4.2015
HDP’nin dezavantajları
22.4.2015
HDP’nin avantajları
17.4.2015
PKK çekilmeli
15.4.2015
Demokrasiden umut kesmek
11.4.2015
Barış sürecinin hukuku
8.4.2015
Çözüm Süreci ve Yeni Anayasa
06.04.2015
İzleme Heyeti ve PKK’nin meşruluğu
03.04.2015
Eşme ruhu ve Genelkurmay’ın ruhu
28.03.2015
Tavanda sorun, tabanda rahatsızlık
24.03.2015
Barışın newrozu
21.03.2015
Barış cümleleri toplamak
16.03.2015
Çağrı, irade ve sorumluluk
08.03.2015
Eyvah barış geliyor!
04.03.2015
Tarihi çağrı
07.02.2015
HDP'nin seçimi ve olası sonuçları
05.01.2015
Barışı provokasyondan korumak
03.01.2015
Muhafazakâr dayatma
24.12.2014
Seçim barajı ve Anayasa Mahkemesi
19.12.2014
14 Aralık operasyonu
17.12.2014
Başkalarının kiri
24.11.2014
Şiddetin kapısına kilit vuralım
19.11.2014
Doğru kelimeleri bulmak
11.11.2014
Fas’ta IŞİD, laiklik ve Kobani tartışması
07.11.2014
Kobani’de yeni dengeler
27.10.2014
Puslu havayı dağıtmak
22.10.2014
Dolmabahçe Toplantısı’ndan notlar
13.10.2014
Bu ateş hepimizi yakar
10.10.2014
Sağduyu ve itidal zamanı
02.10.2014
Suriye’de yeni politika ihtiyacı
23.09.2014
Kobani, rehineler ve Şer’den çıkan hayır
19.09.2014
Çok-kültürlü eğitim, anadil ve Türkiye (1)
13.09.2014
Yeni hükümet ve Çözüm Süreci
10.09.2014
CHP Kongresi: Akıntıya karşı kürek
07.09.2014
Kutuplaşma, helalleşme ve muhalefet
03.09.2014
AKP’de yeni dönem: Erdoğan, Gül ve Davutoğlu
24.08.2014
Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde neyi başardı?*
21.08.2014
Barış, çözüm ve provokasyon
17.08.2014
‘Tarih’ tartışması
14.08.2014
Kürtlerin ittifakı bir zorunluluk
12.08.2014
İki kazanan, bir kaybeden
09.08.2014
IŞİD vahşeti ve Kürtlerin birliği
29.07.2014
İhsanoğlu’nun Diyarbakır mesaisi
21.07.2014
Kürtler Kürt de olabiliyor!
16.07.2014
Bize yine hasret kaldı
13.07.2014
Türkiye, PKK ve Kürdistan
10.07.2014
Bağımsız Kürdistan
08.07.2014
Barış inşa ediliyor, bazıları neden mutsuz?
05.07.2014
Demirtaş’ın adaylığı
26.06.2014
Barışa katlanmak
20.06.2014
12 Eylül’e müebbet
19.06.2014
Elveda Kemalizm
12.06.2014
Cezalandırmayalım, ödüllendirelim
10.06.2014
Barışı toplum sahiplendi*
08.06.2014
Barış annelere emanet!
06.06.2014
Çözüm Süreci'nde yeni aşama
31.05.2014
Annelerin hasreti çabuk bitsin!
28.05.2014
İki zihniyetin mücadelesi veya 27 Mayıs’tan çıkmak
23.05.2014
Soma (2): Muhalefet ve sosyal medya
21.05.2014
Soma (1): Mevcut durum, iktidar ve sorumluluk
10.05.2014
Bakan Çağlayan’ın saati
05.05.2014
Doğru politika, yanlış aktör
03.05.2014
Anayasa Mahkemesi (3): Kılıç’ın konuşmasındaki yanlışlar
29.04.2014
Anayasa Mahkemesi (2): Kılıç’ın konuşmasındaki doğrular
27.04.2014
Anayasa Mahkemesi (1): Kararlar ve cumhurbaşkanlığı seçimi
21.04.2014
Barışmak sabretmekle mümkün
10.04.2014
2014 seçimlerinin aynasında AKP ve CHP *
07.04.2014
Kürtler barışa oy verdi
04.04.2014
Kaybedenler kulübü
30.03.2014
Kürt siyaseti ve meşruiyet
25.03.2014
‘Kürtlerin vakti geldi’ mi?
23.03.2014
Barıştan korkmamak
19.03.2014
Tahliye furyası ve yeni Ergenekon algısı
16.03.2014
Sağduyu çağrısının muhatabı kim olmalı?
14.03.2014
Hayatı ve ölümü araçsallaştıran bizlere dair…
11.03.2014
HDP’ye saldırı: Kim yapıyor, neden yapıyor?
05.03.2014
Atatürk’e hakaret, Türköne ve yargı
02.03.2014
Güncellenmiş 28 Şubatlar
27.02.2014
MİT Yasası: Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
25.02.2014
Başarısız bir 367 denemesi
20.02.2014
İnternet yasası
18.02.2014
‘İyi ki Öcalan var’
10.02.2014
Barış huzursuzluğu
06.02.2014
BDP ve HÜDA-PAR: Sorumluluk vakti
03.02.2014
Cemaat’in Kürt meselesindeki perspektifi
30.01.2014
Gülen’in BBC röportajı: ‘Bu arkadaş’ ve ‘adadaki insan’
28.01.2014
Nasıl bir HSYK?
24.01.2014
HSYK tartışması
16.01.2014
17 Aralık ve Kürt siyaseti (3)
09.01.2014
İnsafınız kurusun!
06.01.2014
17 Aralık ve Cemaat (2)
03.01.2014
17 Aralık ve AKP (1)
29.12.2013
Roboski: Hakaret
25.12.2013
Yargının Diyarbakır kriterleri
22.12.2013
AKP, Cemaat ve demokrasinin ipi
18.12.2013
Hawara Licê
14.12.2013
Acının keyfini sürmek
11.12.2013
Devletin mahremiyeti ve vatan hainliği
08.12.2013
Diyarbakır’ın seçimi
04.12.2013
Halkın sevgilisi Atatürk
03.12.2013
Zarar gören, kaybeden hiç kimse yok
1.12.2013
Koruculuk (2): Nasıl silah bırakırlar
28.11.2013
Koruculuk (1): Neden korucu oldular
26.11.2013
Dershaneler ve çözüm süreci
23.11.2013
Kürtler ne yana düşer, Kürdistan ne yana düşer?
19.11.2013
Diyarbakır buluşması: Semboller ve söylem
16.11.2013
Ayar kaçmasın!
12.11.2013
'Siyasi' değil 'itikadi'
11.11.2013
Kürtler arasında da barışa ihtiyaç var
06.11.2013
Yeni bir kimlik ihtiyacı
04.11.2013
Kim kimi Türkiyelileştirecek?
29.10.2013
CHP, BDP ve Sarıgül
22.10.2013
Demokratik felaket
15.10.2013
Perakende demokrasi
08.10.2013
Başörtüsüne tam özgürlük
01.10.2013
Brüksel'de 'Gezi' havası
24.09.2013
Cami-cemevi ve asimilasyon
18.09.2013
Tıkanmayı aşmak
10.09.2013
Çantada keklik
04.09.2013
Artık ana güzergah siyasettir
28.08.2013
'Stratejik konum'
21.08.2013
Ergenekon'a kefil olmak
13.08.2013
Olmayacak duaya amin
06.08.2013
Adaletin önündeki baraj
30.07.2013
Kürt anasını görsün artık!
25.06.2013
Demokratik reform ihtiyacı
18.06.2013
ERDOĞAN, MESAJI ANLAMADI MI?
11.06.2013
Gezi ve Kürtler
05.06.2013
Vesayetin kurumsallaşması
28.05.2013
Kimin iradesinden söz ediyorsunuz?
03.05.2013
Veda vakti
27.04.2013
Kürt meselesi nedir
19.04.2013
Türkiye mucizesi
12.04.2013
İrlanda dersleri
08.04.2013
Çokkültürlü vatandaşlık
29.03.2013
‘Türk kimliği’ meselesi
22.03.2013
Newroz û Aşitî pîroz be
15.03.2013
Barışın hâlleri
08.03.2013
Vicdanımız reddediyor
01.03.2013
Tedirgin olan kim
22.02.2013
Ah bu arşivlerin gözü kör olsun!
15.02.2013
‘Türk sorunu’
08.02.2013
‘Solin Ölmesin’
01.02.2013
‘Atatürk devrine dönemeyiz’
25.01.2013
‘Fezleke hukuku’
18.01.2013
Elbette ‘hubbu Ali’den’ değil!
11.01.2013
Helva
04.01.2013
Bu kez final barış olsun
30.12.2012
Acıdan süzülmüş metanet
28.12.2012
Bu dava bitmedi!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive