Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Faşizmin halleri…


9.02.2020 - Bu Yazı 859 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ünlü İtalyan yazar ve düşünür Umberto Eco, 1995 yılında The New York Review of Books’da yayımlanan “Ur-Fascism” başlıklı makalesinde kişisel tarihi ve deneyimlerine dayalı bir faşizm analizi yapar. 

Eco’ya göre İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Avrupa’da örneklerini gördüğümüz faşist-totaliter rejimlerin başka tarihsel koşullar altında başka yerlerde aynı şekilde ortaya çıkmalarını beklemek gerçekçi değildir. Başka bir deyişle, Hitler Almanyası ya da Mussolini İtalyası belirli bir dönemin ürünüdür ve rengini içinde türediği siyasi-kültürel ortamdan alır – tıpkı bir bukalemun gibi. 

Bu, faşizmin tekrarlanmayacağı anlamına gelmez, çünkü faşist rejimlerin altında “bir düşünme ve hissetme şekli, bir dizi kültürel alışkanlık, karanlık dürtüler ve tanımlanması zor eğilimler” yatar. Faşizm teriminin dilbilimdeki anlamıyla bir “kapsamlayış” (bir kavramı daha dar veya daha geniş anlamda başka bir kavramla ifade etme usulü, Türk ordusu yerine Mehmetçik denmesi gibi. İngilizcesi “synecdoche”) niteliği kazanmasının nedeni de budur. Faşizm farklı siyasi ve felsefi düşüncelerin birleşiminden oluşan bir kolaj, Eco’nun terimiyle “çelişkiler yumağı bir arı kovanıdır”. Faşizm bir oyunsa, bu oyunu oynamanın bin bir biçimi vardır ama kurallar değişse de oyunun adı değişmez. 

Eco bu makalesinde faşizmi faşizm yapan özellikleri de sayar. Bunlar sırasıyla gelenek kültü, modernizmin reddi, eylem için eylem yapma eğilimi (eylemi düşünceden önemli görme), analitik düşünce karşıtlığı, farklılığa tahammülsüzlük, kişisel ya da toplumsal mutsuzluklardan, hayalkırıklıklarından beslenme, milleti yüceltme, düşmanları aşağılama, hayatı sürekli bir mücadeleden ibaret görme, zayıf olanı küçük gören bir elitizm, kahraman kültü, maçoluğun yüceltilmesi, seçici bir popülizm (bireyleri ortak iradeye tabi kılan bir bakış açısı) ve gerçekleri çarpıtan, basit ve simgesel bir dil kullanımı (Orwell’den esinle “newspeak”).

Umberto Eco’nun kısaca özetlemeye çalıştığım makalesini temel alarak soralım. 2020 yılı dünyasında faşist-totaliter rejimler var mıdır? Eğer faşizmi paramiliter örgütler, korporatist bir siyasi-ekonomik düzen, yayılmacı, hatta soykırımcı bir dış politika gibi özelliklere sahip Hitler Almanyası ya da Mussolini İtalyası’na indirgeyecek olursak elbette yoktur. Totaliterliğe en yakın örnekler olarak aklımıza gelebilecek İran, Suudi Arabistan, Kuzey Kore, Çin ve Rusya gibi ülkeler birçok yönden 1930’lar faşizminden ayrılırlar. 

Peki, faşizmi belirli bir döneme özgü katı bir siyasi yapı, bir rejim türü olarak değil de Eco’nun tanımladığı gibi bir düşünce biçimi olarak kabul edersek? Faşizm sadece karizmatik liderleri, iktidarı elinde bulunduran siyasi elitleri etkisi altına alan bir dünya görüşü müdür? Ya o liderleri destekleyenler? Sıradan bireyler ya da kitleler? Onların desteği olmadan faşist liderlerin iktidarı ele geçirmesi ya da iktidarda kalması mümkün müdür? Sadece paramiliter yapılara dayanan bir rejim ayakta kalabilir mi? 

Bu soruların cevaplarını çoğumuz biliyoruz. Ama halk dediğimiz kitle siyasetin kutsalı olduğu için açık cevap vermekten kaçınıyoruz. Demokrasiden daha iyi bir yönetim biçimi olmadığı, varsa da bunu henüz keşfetmediğimiz için susuyoruz. Elitist damgası yemekten korktuğumuz için sesimizi çıkarmıyoruz. Oysa halk sadece sıradan bireylerden, “sessiz çoğunluktan” oluşmuyor, elitleri de içeriyor. Yani popülizm-elitizm ikiliği yapay bir ikilik. Popülistlerin anti-elitizm üzerinden siyasi rant üretmesini, elitlerin de tüm suçu kitlelere yükleyerek siyasi sorumluluk üstlenmekten kaçınmasına yarayan bir siyasi rant üretme aracı. 

Somutlaştıralım. Yüzlerce kişinin can verdiği, binlercesinin evsiz kaldığı Elazığ depreminden sonra HDP Genel Merkezi – diğer tüm partiler gibi – bir başsağlığı mesajı yayınladı. Mesajın içeriğinde garip bir şey yoktu: “Elazığ’da yaşanan ve pek çok ilde hissedilen 6.8 büyüklüğündeki depremden dolayı bütün halkımıza büyük geçmiş olsun diliyoruz. Yetkilileri derhal harekete geçmeye ve gerekli tedbirleri almaya çağırıyoruz. Halkımıza acil dayanışma çağrısı yapıyor ve heyetlerimizi oluşturuyoruz.”

Bu mesaja Twitter’da verilen ilk yanıt şu oldu: 

“Gelecek yardım senden gelecekse ölelim daha iyi.” 

Bu yanıtı başkaları takip etti (imla bozukluklarına dokunmuyorum): 

“Devlet gereken tedbiri alır sen kafanı yorma. Kızarız küseriz ama devletin varlığını böyle zamanda hissederiz biz. Boş yapmayın.”

“Gerekli çabalarınız için yorulmayın. Türkiye size mi kaldı.”

“Ülkemizde sizi görmektense depreme razı oluruz.”

“Ne tedbiri alıyosun acaba milleti toplayıp dağa mı kaçırıcan şerefsiz?”

“Kanlı elleriniz ile sadece kirli bedenlerinize dokunun.”

“Sizden hiç geberen olmadı mı?”

“Ülkücüler diyarı Elazığlı kardeşlerimizin sizin taziyenize de yardımına da ihtiyacı yok köpekler.”

“Oturun oturduğunuz yerde. Ya da oturmayın terk edin ülkeyi kendi başımızın çaresine bakarız biz.”

“Her depremzedeye karşılık bir PKK’lı intihar etse bu MSB bütçesine katkı, dolayısıyla da depremzedelere gerçek bir desteğe dönüşür. Hadi barış (!) güvercini! Kafana bir mermi sık, cehenneme git ve depremzedelere gerçek bir katkıda bulun.” (Bu twit’leri atanların çoğunun anonim hesap olmadığını belirtelim.)

Bu cevapları Umberto Eco’nun sıraladığı faşist “düşünme ve hissetme şekli”nin 14 özelliği üzerinden düşünelim. Farklılığa tahammülsüzlük, devleti ve milleti yüceltme, düşman olarak algıladığı ötekini aşağılama, hatta insandan saymama (“köpekler”), ötekinin “memleketi terk etmesini” ya da yok olmasını (“gebermesini”) dileme, kendini (ve “ötekini içermeyen” milleti) her tür melanetle basa çıkabilecek bir kahraman olarak görme (“kendi başımızın çaresine bakarız biz”) ve elbette koyu bir maçoluk (“Ülkücüler diyarı”).

 Bu şekilde düşünen ve hisseden bireyleri faşist olarak tanımlamayacaksak ne şekilde tanımlayacağız? Irkçı, ayrımcı? Irkçılık ve ayrımcılık faşizmi faşizm yapan temel özellikler değil mi? Bu bireylerin destekleyeceği siyasi hareket, parti, lider klasik, dar anlamıyla da faşist olmaz mı? Daha da ileri gidelim. Türkiye’de adı konmamış da olsa paramiliter örgütlenmeler yok mu? Son bekçi alımlarını nasıl değerlendirmeliyiz örneğin? Sözlük tanımıyla korporatist bir ekonomik düzen yok, evet. Ama bürokrasiden yargıya, medyadan iş dünyasına hemen her alan tek bir ideolojinin ve liderin emrine tabi değil mi? 

Ve daha da önemlisi. Faşizm sadece “cahil”, “eğitimsiz”, yoksul kitlelere mi özgü? Peki, yine Elazığ depreminden sonra atılan şu twite ne dersiniz? “Elazığ Tr’nin en bağnaz, en cahil, en paranoyak, cinsel saplantılı, maddi ve manevi tecavüz kültürü gelişkin kentidir. Gasp edilmiş emlak üzerine kuruludur, inkâr edilmiş kimliklerden örülü bir hapishanedir. İdolü Mehmet Ağar’dır. Çocuklara yazık tabii, onlar suçsuz.”

Sosyal medyayı düzenli takip etmiyorsanız bu twiti atanın özellikle liberal-sol camianın entelektüel birikimi nedeniyle el üzerinde tuttuğu, benzer skandallarını “delidir ama bizdendir” diye geçiştirdiği biri olduğunu not edelim. Ve lafı daha fazla uzatmadan bitirelim. 

Faşizm sadece 1930’lara özgü bir rejim tipi değil, aynı zamanda bu tür rejimlerin altyapısını oluşturan bir “düşünce ve hissetme biçimi”. Elit ya da entelektüel olmak faşist olmaya, faşizan düşünce biçimini yeniden üretmeye engel değil.

Ve faşizm bugün de en az eskisi kadar canlı ve güçlü. 

Facebook Yorumları

reklam
24.02.2020
İçimdeki şeytanlar...
9.02.2020
Faşizmin halleri…
16.12.2019
Ertuğrul Özkök ve Gaye Su Akyol
4.11.2019
Katalanlar, Kürtler ve şu gururlu Türkler
18.10.2019
Beklemek
11.10.2019
Savaşa hayır!
6.08.2019
Irkçı değilim, benim de Suriyeli arkadaşlarım var
2.07.2019
İkinci Kürt açılımı (!)
18.05.2019
Yedi Maddelik Eylem Planı: Oylar tereddütsüz İmamoğlu'ya verilmeli
15.3.2019
Dava
22.11.2018
Aslanlar ve koyunlar
25.10.2018
Hız. Ben hızım.
22.8.2018
İnkâr
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
7.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
19.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
28.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
13.2.2017
Bir ihanetin hikayesi: Tel kafesin içinde ne vardı sayın Kılıçdaroğlu?
15.4.2016
Turkcell’le bağlanma hayata!
29.2.2016
Tetikçi akademisyenler
2.2.2016
Rakamlarla otoriter Türkiye
14.1.2016
Hendeğe düşen ‘akil insanlar’
2.1.2016
Türk Hava Yolları’na açık mektup! Ya da bir kurumsal sefalet hikayesi
23.12.2015
Merhum Türkiye Cumhuriyeti’ne Allah’tan rahmet, sevenlerine sabır…
6.9.2015
‘Erdoğan nefreti’ ve yeni Türkiye’yi anlamak
4.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
22.7.2015
Türkiye İran olmayacak… Suriye oluyor!
24.6.2015
7 Haziran’ın ardından hayaller, gerçekler
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
29.03.2015
MAHÇUPYAN’IN DÜNYASI
27.03.2015
AKP’NIN ULUSALCILIKLA İMTİHANI
21.03.2015
KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ ANLAMAK
23.03.2015
SİZİN DERDİNİZ BARIŞ MI GERÇEKTEN?
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive