Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Katalanlar, Kürtler ve şu gururlu Türkler


4.11.2019 - Bu Yazı 201 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 15 Ekim Pazartesi sabahı İspanya Anayasa Mahkemesi yaklaşık iki senedir hapiste olan 12 Katalan siyasetçi hakkındaki kararını açıkladı. Söz konusu siyasetçiler 1 Ekim 2017’de Katalonya’nın bağımsızlığının onaylandığı bir referandum gerçekleştirmişler, referandumda “evet” sonucunun çıkması sonucu yirmi altı gün sonra, yani 27 Ekim 2017’de Katalonya’nın bağımsızlığını ilan etmişlerdi. 

Gerek referandum, gerekse bağımsızlık ilanı 1978 tarihinden beri yürürlükte olan anayasaya aykırıydı. Anayasa Mahkemesi de 1 Ekim 2017 öncesinde bağımsızlık oylamasının anayasaya aykırı olduğunu ilan etmiş, siyasetçileri uyarmıştı.

Nitekim mahkeme “kalkışmaya tahrik” ve “kamu kaynaklarının kötüye kullanılması” suçlarının işlendiğine kanaat getirerek 12 siyasetçiden 9’unu 9 ila 13 yıl arası hapis cezasına mahkum etti.

Kararın duyulması ile beraber yüzbinlerce bağımsızlık yanlısı Katalan sokaklara döküldü. Gösteriler kısa sürede polisle çatışmaya dönüştü. 15 Ekim gecesi Barselona havaalanı El Prat göstericiler tarafından işgal edildi; karayolları trafiğe kapatıldı; tren seferleri aksadı. Üniversiteler, gösterilere katılan öğrencilerin zarar görmemesi için önlemler aldı. Gösteri ve çatışmalar azalarak da olsa devam ediyor.

Son iki haftadır yaşananlara tanıklık ederken sık sık Türkiye ve Türk milliyetçiliğini düşünür buldum kendimi. Sonunda belirli bir plan dahilinde olmasa da düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya karar verdim. 

Özerklik-Bağımsızlık: Katalonya 1978’den bu yana İspanya içinde özerk bir bölge. Kendi parlamentosu, başkanı, bütçesi, polisi var. Kendi dillerini konuşmakta serbestler. Hatta Katalonya’da Katalanca bilmek neredeyse şart. İspanyolca ile idare etme şansınız var ama radikal bağımsızlık yanlısı biriyle karşılaşırsanız muhtemelen sizinle İspanyolca konuşmayı red edecektir. Nitekim ulusal arenada yarışan siyasetçiler de etnik kökenleri ne olursa olsun Katalanca konuşmaya, bu yolla Katalonya’dan oy toplamaya çalışıyorlar.

Yani durum Türkiye’dekinden çok farklı. Kürtler, Katalanların sahip oldukları hakların onda birine sahip olsalar Türkiye’de Kürt sorunu diye bir şey olmazdı, orası kesin. Bu noktada bir Türk milliyetçisi çıkıp “İyi ama hem Katalanların özerk olduğunu söylüyorsun, hem de hala bağımsızlık istediklerini. Kürtlere de benzer haklar tanısak ayrılıkçılık azmaz mı?” 

Bu soruya verilecek yanıt basit. Bir, “Bilemeyiz”. Sonuçta Katalonya’nın bağımsız bir devlet olmasını savunanlar yüzde 50’nin üzerinde değil. Nüfusun diğer yarısı verili durumun devam etmesini ya da Katalonya’nın federal bir İspanya içinde bir eyalet olmasını savunuyor. İki, özerkliğin bağımsızlık talebini arttıracağını kabul etsek bile bu şu an içinde bulunduğumuz durumdan kötü bir seçenek değil. 

Kürtler, Cumhuriyet kurulduğundan beri özerlik talep ediyor. Türk devleti bu talebi silah zoruyla bastırıyor. Bu uğurda dökülen kanı ölçecek birim icat edilmedi. Nitekim şu anda da Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu bölgeler fiili bir olağanüstü hal rejimi altında. Kürt siyasetçiler hapiste. Dışarıda olanlar da birer birer hapse atılıyor. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, Türkiye Kürt varlığını sona erdirmek için açıkça başka bir ülkenin topraklarını işgal etti. Yine kan döküldü. O topraklarda ne kadar kalacağımız belli değil. Yani 90 yılda bir arpa boyu yol almış sayılmayız. 

Faşizm-Demokrasi: Radikal ayrılıkçı Katalanlar, 15 gündür yaşanan çatışmalarda polisin orantısız güç kullandığını, İspanyol devletinin faşizan politikalar benimsediğini iddia ediyorlar. Uluslararası sol kamuoyu da konu hakkında bilgi sahibi olmadan bu iddianın arkasında duruyor. Bu noktada insanın içinden “hop, bir saniye” demek geçiyor. Bir, iki haftadır devam eden çatışmalarda yaralanan insan sayısı yaklaşık 750. Bunun yarıya yakını (tam rakam 320) polis! Evet, yanlış okumadınız. Yaralananların yarısı polis. 

Evet, polis zorda kaldığında tazyikli su ya da plastik mermi de kullanıyor ve bu nedenle şu ana kadar dört gösterici birer gözünü kaybetmiş durumda. Öte yandan göstericiler de sosyal medya ve özel uygulamalar aracılığıyla organize oluyor ve gösterilere çatışmaya hazır bir şekilde “silahlanarak” gidiyor. 

Kullanılan silahlar sadece mermer parçası, sopa değil. Şu ana kadar 1000’i aşkın çöp konteyneri ve yüzlerce araba ateşe verilmiş durumda. Çatışmalara projektör tutan helikopterler havai fişekle düşürülmeye çalışılıyor. Bu tabloyu Türk polisi ve özel harekat birimlerinin yöntemleriyle karşılaştırmaya kalkarsak – ki bunun için Güneydoğu’ya gitmeye gerek yok; İstanbul’un göbeğinde kutlanan LGBT Pride yürüyüşüne katılanlara yapılanları hatırlayın – İspanyol devletine faşist demenin ne kadar fantastik olduğu anlaşılıyor. 

Milli kimlik-Milli çıkar: Yukarıda da bahsettiğim gibi, Katalanlar ayrılıkçılık konusunda farklı düşünüyorlar. Kimileri bağımsız bir devlet kurulmasını talep ediyor; kimileri İspanya’nın federal bir yapıya kavuşturulmasını; kimileri ise özerkliğin, yani var olan durumun devamını. Çatışmalar sırasında kimse “Ne istediğimizin önemi yok; İspanyol polisi ile Katalan göstericiler çatışırsa kendi milletimin yanında dururum” demiyor. 

Bir kere gösterilere müdahale edenler sadece İspanyol polisi değil. Katalan yerel polisi de düzeni sağlamaya çalışıyor. Düzeni korumaya çalışan Katalan polislere “soysuz” denmiyor. Bağımsızlık karşıtı Katalanlar gösterilerin bir an önce bitirilmesini arzu ediyor; bunu açıkça da dile getiriyor. Özetle, Katalan “milli” çıkarlarının neyi gerektirdiği konusunda bir görüş birliği yok. Bu da son derece doğal.

Peki Türkiye’de ne oluyor? Milli çıkarlar söz konusu olunca herkese hizaya giriyor ve devlet ne derse onu yapıyor. AKP iktidarına karşı olanlar, iktidarı sabah akşam her konuda eleştirenler bile Barış Pınarı Harekâtına destek veriyor. Twitter, Mehmetçik’e şans dileyenlerle doluyor. Sosyal medya, deyim yerindeyse, kurt kesiliyor ve “uluyor”! 

Öte yandan Türkiye’nin birlik ve beraberliği açısından son derece tehlikeli gelişmeler yaşandığında, örneğin halkın oyuyla seçilmiş belediye başkanları göz altına alındığında, ufak bir azınlık dışında kimsenin sesi çıkmıyor. Devlet, sivil itaatsizlik eylemlerini terör eylemi olarak kabul ediyor. Zaten kimse de sivil itaatsizliğe kalkışmıyor. 

Devam edebilirim aslında ama bu kadarı bile içimin sıkılmasına yetiyor. Ne diyeyim, Allah diktatörünüzü versin!

Facebook Yorumları

reklam
4.11.2019
Katalanlar, Kürtler ve şu gururlu Türkler
18.10.2019
Beklemek
11.10.2019
Savaşa hayır!
6.08.2019
Irkçı değilim, benim de Suriyeli arkadaşlarım var
2.07.2019
İkinci Kürt açılımı (!)
18.05.2019
Yedi Maddelik Eylem Planı: Oylar tereddütsüz İmamoğlu'ya verilmeli
15.3.2019
Dava
22.11.2018
Aslanlar ve koyunlar
25.10.2018
Hız. Ben hızım.
22.8.2018
İnkâr
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
7.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
19.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
28.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
13.2.2017
Bir ihanetin hikayesi: Tel kafesin içinde ne vardı sayın Kılıçdaroğlu?
15.4.2016
Turkcell’le bağlanma hayata!
29.2.2016
Tetikçi akademisyenler
2.2.2016
Rakamlarla otoriter Türkiye
14.1.2016
Hendeğe düşen ‘akil insanlar’
2.1.2016
Türk Hava Yolları’na açık mektup! Ya da bir kurumsal sefalet hikayesi
23.12.2015
Merhum Türkiye Cumhuriyeti’ne Allah’tan rahmet, sevenlerine sabır…
6.9.2015
‘Erdoğan nefreti’ ve yeni Türkiye’yi anlamak
4.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
22.7.2015
Türkiye İran olmayacak… Suriye oluyor!
24.6.2015
7 Haziran’ın ardından hayaller, gerçekler
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
29.03.2015
MAHÇUPYAN’IN DÜNYASI
27.03.2015
AKP’NIN ULUSALCILIKLA İMTİHANI
21.03.2015
KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ ANLAMAK
23.03.2015
SİZİN DERDİNİZ BARIŞ MI GERÇEKTEN?
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive