Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

'Sakin ol champ... evdeyim'


24.03.2020 - Bu Yazı 448 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Evde dokuzuncu günümüz.

Bir önceki yazıyı yazdığımda İspanya’da koronavirüs (Kovid-19) hastalarının sayısı 4 bin 200, virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 120 idi.

Dokuz gün sonra, 22 Mart itibariyle hasta sayısı 25 bini aştı. Virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 1353. Hastalık, Çin, İtalya gibi ülkelerde gözlemlediğimiz yayılma seyrini takip ediyor. Zaten İspanya, bu iki ülkeden sonra virüse en fazla kurban veren ülke. Uygulanan sıkı önlemlere rağmen virüsün yayılma hızı henüz yavaşlatılamadı.

Öte yandan bu durum virüs üzerine çalışmalar yürüten bilim insanlarını şaşırtmıyor. Güney Kore, Singapur gibi birkaç istisna dışında tüm ülkelerin virüse karşı önlem almakta geciktiği artık herkes tarafından kabul ediliyor. Örneğin şu ana kadar en fazla can kaybının yaşandığı İtalya’da ilk koronavirüs vakası 31 Ocak’ta keşfedilmesine rağmen ülkenin karantina alınma tarihi 9 Mart, süpermarketler ve eczaneler dışında kalan ticari işletmelerin kapatılma tarihi ise 11 Mart. İspanya’da da durum farklı değil.

İlk vaka, Kanarya Adaları’nda 31 Mart’ta tespit ediliyor. Virüs İtalya’dan gelen turistler aracılığıyla Tenerife’ye, daha sonra tüm ülkeye yayılıyor. Başbakan Pedro Sanchez’in olağanüstü hal ilan ettiği tarih ise 12 Mart. Muhalefet partileri ve bölgesel yönetimler iktidarı Madrid’de yapılan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yürüyüşünü ertelemediği için eleştiriyor. Nitekim Madrid salgının merkezi; bu yürüyüşe katılan bir bakan ve başbakan Sanchez’in eşi de koronavirüse yakalananlar arasında.

Hal böyleyken farklı nedenlerle karantinayı erteleyen ülkeleri anlamak mümkün değil. ABD Başkanı Trump, başlarda ciddiye almadığı virüsün ciddi can kaybına yol açmaya başlaması üzerine bildik tavrıyla suçu başkalarının üzerine yıkmaya çalışıyor ve sorumluluk almaktan kaçıyor. İngiltere Başbakanı Boris Johnson, salgın patlak verdiğinde ortaya attığı, bilimselliği 24 saatte çürütülen “sürü bağışıklığı” (herd immunity) stratejisinden çoktan geri adım atmış durumda. Dün gece (21 Mart) itibariyle ülkede publar ve restoranlar kapatıldı.

Türkiye’deki durum da ABD ve İngiltere’den farklı değil. Henüz 65 yaşın üzerinde olanlar hariç ciddi bir karantina politikası uygulanmıyor. Restoranlar daha yeni kapatıldı. AVM’ler, fabrikalar, iş yerleri ise açık. Her ne kadar halka “evinizde kalın” çağrısı yapılıyorsa da bu çağrının ciddiye alınmasını sağlayacak hiçbir tedbir uygulanmıyor. Sosyal medyaya askere uğurlama törenleri, piknik görüntüleri düşüyor.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir şekilde adlarının önüne doktor ya da profesör unvanı eklemiş kimi şarlatanlar TV ekranlarında “sarımsak yiyin, bir şey olmaz”, “günde beş vakit namaz kılana virüs bulaşmaz” tarzı saçmalıklar paylaşıyorlar. Başka bir kesim komplo teorisi pazarlayarak krizden nemalanmaya çalışıyor. Örneğin iktidarın borazanı Sabah’ta yazan bir “bordrolu iktidar çalışanı”, “Korona Amerika’dan çıkmış olabilir mi?” diye bir yazı yazabiliyor; bir başka bordrolu, sağlık sektörü çalışanlarına destek için yapılan alkış eylemini Gezi’ye benzetiyor. “Ünlüler” Instagram hesaplarından sahte ilaç reklamları yapıyor; bir diğeri binlerce emekçinin sırtından kazandığı Boğaz manzaralı yalısından “cool” selfie’ler paylaşıyor, manzaraya bakıp sahilde olduğunu düşünen bir takipçisine “Sakin ol champ.. Evdeyim” mesajı yolluyor.

Bu arada virüs yayılmaya, can almaya devam ediyor.

Sağlık uzmanı ya da doktor değilim. O yüzden sizinle sadece gözlemlerimi, dokuz günlük karantinada öğrendiklerimi paylaşabilirim. İspanya, gerek hastalığın seyri, gerek alınan önlemler açısından Türkiye’nin en az birkaç hafta önünde olduğu için belki öğrendiklerim sizin de işinize yarar.

1. Koronavirüsün bir noktada toplumun yüzde 60-70’ine bulaşacağını biliyoruz. Alınan tüm önlemler hastalığın bulaşma hızını yavaşlatma, zamana yayma, böylelikle hastanelerin ve sağlık çalışanlarının yükünü hafifletme amacına yönelik.

2. Genç olmak ölüm riskini azaltsa da tamamen ortadan kaldırmıyor. Hastalığın yaygın olduğu Avrupa ülkelerinde virüs nedeniyle hastaneye kaldırılanların yarısı 65 yaşın altında. Ayrıca hastalığı hafif atlatmanız, taşıyıcı olarak yüksek risk grubundakilere yönelik bir tehdit olduğunuz gerçeğini değiştirmiyor.

3. Virüse karşı aşı çalışmaları tüm hızıyla sürse de işe yarayacak bir aşının geliştirilmesi ve yaygınlaşmasının 2021’den önce gerçekleşmesi beklenmiyor. Ayrıca virüse dair bilinenler hala çok sınırlı. Kovid-19’un, diğer virüsler gibi biçim değiştirmesi ve geliştirilen aşılara karşı dayanıklı hale gelmesi büyük olasılık.

4. Virüsün yayılma hızının yavaşlatılmasına yönelik önlemler üzerine yeterince bilgi var; bunları tekrarlamaya gerek yok. Ancak Türkiye bağlamında da önemli olan bir noktanın altını çizmek gerekiyor; o da test sayısının artırılması. Türkiye’deki “resmi” vaka sayısı ve can kayıplarının henüz çok yüksek olmamasının temel nedenlerinden biri yeterince test yapılmaması. Muhtemelen pek çok kişi farkında olmasa da virüsü taşıyor ve çevresindekilere bulaştırıyor. Bu nedenle önlem almakta geciken ve yeterince test yapmayan ABD, İngiltere, İsveç ve Türkiye gibi ülkelerde hastalığın İtalya ve İspanya’dakine benzeyen bir seyir izleyeceği düşünülüyor.

5. Yine üzerine çok yazılan çizilen bir konu, krizin ekonomik boyutu. Türkiye, bu konuda da AB ülkelerinden çok ABD örneğini takip ediyor. Açıklanan ekonomik önlemler daha çok işverenleri, büyük sermaye sahiplerini korumaya yönelik. Hayatını sürdürebilmek için çalışmak zorunda olan yoksul sınıflara dair tedbir neredeyse hiç yok. Kriz, kısa sürede sona ermeyecek, biliyoruz. Bunun ekonomik bedeli de büyük olacak. Bu nedenle hiç vakit kaybetmeden geniş çaplı önlem almak şart. Ve bunun faturasını da sadece devletin değil, yalılarından “sakin ol champ..” çağrıları yapan kesimlerin yüklenmesi gerekiyor.

Karantinada olduğumuz sürece korona dışında bir konuda yazmak mümkün olmayacak gibi. Bir sonraki yazıya kadar lütfen #EVDEKALIN!

Facebook Yorumları

reklam
8.04.2020
Korona ve milliyetçilik
16.03.2020
Cehaletin ve ırkçılığın vatanı var mıdır korona?
25.02.2020
İçimdeki şeytanlar...
10.02.2020
Faşizmin halleri…
16.12.2019
Ertuğrul Özkök ve Gaye Su Akyol
5.11.2019
Katalanlar, Kürtler ve şu gururlu Türkler
19.10.2019
Beklemek
12.10.2019
Savaşa hayır!
6.08.2019
Irkçı değilim, benim de Suriyeli arkadaşlarım var
2.07.2019
İkinci Kürt açılımı (!)
24.03.2020
'Sakin ol champ... evdeyim'
2.07.2019
İkinci Kürt açılımı (!)
18.05.2019
Yedi Maddelik Eylem Planı: Oylar tereddütsüz İmamoğlu'ya verilmeli
15.3.2019
Dava
22.11.2018
Aslanlar ve koyunlar
25.10.2018
Hız. Ben hızım.
22.8.2018
İnkâr
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
7.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
19.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
28.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
13.2.2017
Bir ihanetin hikayesi: Tel kafesin içinde ne vardı sayın Kılıçdaroğlu?
15.4.2016
Turkcell’le bağlanma hayata!
29.2.2016
Tetikçi akademisyenler
2.2.2016
Rakamlarla otoriter Türkiye
14.1.2016
Hendeğe düşen ‘akil insanlar’
2.1.2016
Türk Hava Yolları’na açık mektup! Ya da bir kurumsal sefalet hikayesi
23.12.2015
Merhum Türkiye Cumhuriyeti’ne Allah’tan rahmet, sevenlerine sabır…
6.9.2015
‘Erdoğan nefreti’ ve yeni Türkiye’yi anlamak
4.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
22.7.2015
Türkiye İran olmayacak… Suriye oluyor!
24.6.2015
7 Haziran’ın ardından hayaller, gerçekler
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
29.03.2015
MAHÇUPYAN’IN DÜNYASI
27.03.2015
AKP’NIN ULUSALCILIKLA İMTİHANI
21.03.2015
KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ ANLAMAK
23.03.2015
SİZİN DERDİNİZ BARIŞ MI GERÇEKTEN?
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive