Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Başlıksız yazı


11.6.2018 - Bu Yazı 440 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Baabaa” dedi, kendine özgü İsveççe kırması Türkçesi’yle, cep telefonunda Peppa Pig seyrederken.

“Efendim oğlum?”

“Bu kuşun adı ne?”

“Papağan. Hani konuşan kuşlar var ya. Onlar papağan.”

“Peki bu papağan neden hasta?”

“Midesi bulanıyor oğlum. Bazı insanlar denizde çok kalınca mideleri bulanır. Hani senin bazen arabada miden bulanıyor ya. Aynı öyle.”

“Hmmm”. Evet yerine kullandığı onaylama kelimesiydi bu.

“Ama baabaa. Biz hiç denizde kalmadık, di mi?”

“Hayır oğlum, kalmadık. Zaten babanın da midesi bulanır denizde çok kalınca.”

“Mamma’nın da bulanır mi?” (Ben İsveççe’de de “baba”ydım; “mamma” Türkçe’de de mamma. Anne kelimesini bilmiyordu.)

“Bilmem, bulanmaz herhalde.”

“O zaman mamma’yla denizde kalalım.”

“Tabii ki oğlum.”

“Bi de.. Bi de balık tutalım.”

“Tamam oğlum.”

Sustu. Birkaç dakika sonra:

“Baabaa. Kuşların midesi neden bulanır?”

“Denizde uzun kalan gemiler sallanır. Bak, papağan da karaya çıkınca iyileşti.”

“Parktaki kuşların midesi hiç bulanmaz, di mi?”

“Bilmem, bulanmaz herhalde.”

“Ama biz dün parkta… Ne o, sallanan… Türkçe”

“Salıncak?”

“Biz dün parkta salıncakta sallandık. Kuş olduk (elimize yapraklar alıp kuş taklidi yapmıştık). Midemiz bulanmadı.”

“Evet bulanmadı. Evet, doğru söylüyorsun oğlum, parktaki kuşların midesi bulanmaz.”

“Hmmm.”

***

“Maammaa”, demiş kendine özgü Türkçe kırması İsveççesi’yle.

“Ben neden kemoterapi, imünoterapi olmuyorum?”

“Onlar işe yaramıyor artık, başka ilaçlar deniyoruz.” (Mamma asla yalan söylemezdi ona).

“Ya onlar da işe yaramazsa?” İsveççe kendini daha iyi ifade edebiliyordu.

“…”

“Ölecek miyim?”

“Neden sordun? Ölmekten korkuyor musun? Ölüm kötü bir şey mi?” Mamma sıkışınca soruya soruyla cevap veriyordu.

“Ölüm çok sıkıcı. Yaşamak eğlenceli. O yüzden ölmek istemiyorum.”

Belki de bu kez doğru söylemiyordu; belki yaşamak sıkıcı, ölmek eğlenceliydi. Nereden bilebiliriz ki?

 

Korkunçtur, bana kalırsa adımıza
Hazırlanmış bir oyun var bizim
Hepimizi yalnız bıraktıkları bir oyun
Ve bilirler, insanlar yalnız kaldıkça
Konuştukları dil de değişir
Sonunda hiç anlaşamazlar. Öyle ki
Bir zaman parçası içinde, bir durumun
Değişmez akışında, tekdüze
Kalırlar bir sıkıntı avcısı gibi
Ve bir gün anlarlar ki, bir güç değildir artık yalnızlık
Ve bunu anlayınca, işte o zaman Lusin
Aşıvermek isterler bu zamanla durumu
Koşarlar, koşarlar, tam sınıra gelince
Sanki o tel örgülere yapışmış gibi
Bir duman oluverirler ya da kaskatı
Bir kömür parçası, bir ceset..
Nedir bu durumda insanın anlamı?


(Edip Cansever, Tragedyalar V)

Facebook Yorumları

reklam
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
7.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
19.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
28.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
13.2.2017
Bir ihanetin hikayesi: Tel kafesin içinde ne vardı sayın Kılıçdaroğlu?
15.4.2016
Turkcell’le bağlanma hayata!
29.2.2016
Tetikçi akademisyenler
2.2.2016
Rakamlarla otoriter Türkiye
14.1.2016
Hendeğe düşen ‘akil insanlar’
2.1.2016
Türk Hava Yolları’na açık mektup! Ya da bir kurumsal sefalet hikayesi
23.12.2015
Merhum Türkiye Cumhuriyeti’ne Allah’tan rahmet, sevenlerine sabır…
6.9.2015
‘Erdoğan nefreti’ ve yeni Türkiye’yi anlamak
4.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
22.7.2015
Türkiye İran olmayacak… Suriye oluyor!
24.6.2015
7 Haziran’ın ardından hayaller, gerçekler
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
29.03.2015
MAHÇUPYAN’IN DÜNYASI
27.03.2015
AKP’NIN ULUSALCILIKLA İMTİHANI
21.03.2015
KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ ANLAMAK
23.03.2015
SİZİN DERDİNİZ BARIŞ MI GERÇEKTEN?
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.