Ümit Kurt

Serbestiyet



Bookmark and Share

Bir süreklilik ve bir kopuş: Cumhuriyet Dönemi


22.4.2017 - Bu Yazı 49 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Metin Heper “aşkın devlet” geleneği tarihsel bir perspektifken hareketle bunu ayrıca kategorilendirir: “Birincisi padişahta yapılanan ılımlı  aşkıncı  devlet geleneğidir ki buna özellikle Osmanlı’nın Yükselme Devrinde ve II. Mahmut’un saltanat yıllarında rastlanır. İkincisi ise, bürokraside yapılanan aşkıncı devlettir ki, bunun da örneği Tanzimat Dönemi’nde görülür.”

Böyle bir strüktür ve kültür içinde toplumsal hoşgörü, siyasal etkinlik duygusu, başkalarına güven, siyasal ve toplumsal kurumlara güven gibi demokratik ve sivil toplumcu siyasal & toplumsal kültürün çekirdeklerini görmek bir hayli zordur. Zira vülgarize ederek ifade ettiğimiz, yöneten-yönetilen ilişkisinin toplumsal muhayyilemizde yatan izdüşümü; yöneten-itaat eden ilişkisidir.

Toplumsal-kolektif hafızamızda yer eden soyut ve kutsal devlet kavramı, bu itaat kültürünü meşrulaştırıcı  ve besleyici bir işlev sağlar. Devletin siyasal alanı bu derece genişletmesi karşısında sivil toplumun alanının daralması şaşırtıcı bir gelişme değildir. Toplumun devlete karşı bir “fesad” yuvası  olarak düşünüldüğü ̈ anlayışı, Cumhuriyetle geçişle merkez-kaç hale gelmemiş; tek parti dönemi, söz konusu anlayışın ‘modern’ kurum, kavram ve kurallarıyla sürdürülmesi şeklinde tezahür etmiştir.

Çok-partili dönem ise, devlet iktidarının sembolize ettiği Merkezde siyasal bir parçalanma (özellikle Demokrat Parti iktidarıyla) olarak, toplumu ön plana getiren bir hareket olmuştur; ama bunu yaparken bu kez devlet “topluma karşı fesad”ın kaynağıdır anlayışının tohumlarını ekmiştir.

Neredeyse periyodik olarak yapılan askeri müdahaleler örneğin, 27 Mayıs 1960 müdahalesinin, artık değişmez bir düzenin korunmasıyla özdeşleştirilen merkez ile çevre arasındaki kopukluğu vurguladığını imler bu anlayışı daha da koyulaştırmış ve nihayet varılan ve yaygınlaşan; bugün de hâkim olan anlayış; “demokrasinin konsolidasyonunun”, devleti dışlayan bir toplum örgütlenmesine bağlanması olmuştur.

Dolayısıyla, devlet-toplum arasında kadim olan gerilim ve gerilim potansiyeli etkisini devam ettirmiş; Türkiye’de demokrasiyi geliştirme mücadelesi de, bu bakımdan, basit olarak “toplumdan yana olanlar” ile “devletten yana olanlar” arasındaki çatışma/karşı karşıya gelme’ye(a) indirgenmiştir.

Osmanlı’nın çöküş döneminin ardından, 1923 ile kurulan Cumhuriyet ve onun kurucu ideolojisi Kemalizm, toplumsal değişim kuramları içerisinde hatırı sayılır bir yere sahiptir. Bir anlamda Türk modernleşme tarihi için mihenk taşı  sayılabilecek bu yeni ve kendisinden önceki düzenden kalın çizgilerle ayrılan – bir o kadar da benzeşen-atılım toplumsal ve kültürel alanda Batılılaşma tarihinin de bir tezahürüdür. Ancak Şerif Mardin’in vurguladığı gibi bu toplumsal değişim kavramsallaştırılıp devletin rolü ve toplumun konumunun tanımlandığı bir topluma bakış yöntemi çevresinde gerçekleştirilmek istenmiştir.

Bu sebeptendir ki, Kemalizm bir nevi topluma bakış ve toplumu çözümleme yöntemidir. Bu bağlamda Kemalizm’de, topluma genel bir bakışı öncülleştiren ve makro değerlendirmelerle günlük yaşamın dinamiklerine yönelmeyi amaç edinen bir projenin izlerini sürmek mümkündür. Ancak, bu yapı Osmanlı İmparatorluğu’ndaki devletin topluma bakış  anlayışından ayrılmakla birlikte – sultanın tek güç ve Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak alınması  - benzer olarak devletin toplum nezdinde öncül ve karar verip uygulayan yegâne mekanizma olması  neticesinde toplum devlet erki tarafından tanımlanan bir topluluktan öteye geçememiştir.

Buradaki öteye geçme fikrinden kasıt, elbette bir Batılılaşma projesi olarak Batı dünyasının sivil haklar ve sivil toplum fikrine yapmış olduğu vurgudur. Bunun yanı sıra devlet toplum ilişkisinin temel bir yansıması devletin öncüllüğü ve toplumun ikincil planda ulus-devlet olarak tanımlanması gibi bir değer kazanır.

Bu noktada devlet Şerif Mardin’in de ifade ettiği üzere “devletin öncüllüğü ilkesi” çerçevesinde bir kurum olmasının yanı sıra aynı  zamanda toplumu tanımlayan bir siyasal ilke, yeni yeni filizlenmeye başlayan bir felsefi konum olarak da anlam bulur. Keza, hâkim ve aktif bir devlet karakterinin ulus ile birleşme idealinden bahsetmek yanlış olmaz.

Buradan hareketle denilebilir ki: “Devlet, toplumsal değişimin aktif öznesi, toplumsal yaşamın planlayıcısı, güvencesi ve dönüştürücüsüdür.” Bu noktada, Batılılaşma denilen hadise salt Osmanlı dönemi “geleneksel” toplum anlayışının Batı’nın normları  çerçevesinde “modern” topluma geçişinden ziyade, devletin mutlak egemenliği ölçüsünde ulus-devlet merkezli olarak dönüştürmeye tekabül etmektedir.

Facebook Yorumları

reklam
22.4.2017
Bir süreklilik ve bir kopuş: Cumhuriyet Dönemi
4.4.2017
Türkiye’de devlet-toplum ilişkisi
18.3.2017
Tarihi olayın temsili ve popülerleştirilmesi
27.2.2017
Hatırla Sevgili ve tarafsızlık
20.2.2017
Hatırla Sevgili ve Türkiye’nin Ortak Belleği
12.2.2017
Protez anılar ve hızla tüketilen hatıralar
3.2.2017
Hafıza saplantısı ve patlamaları
25.1.2017
Popüler medyanın hatırlama ve tarihi yeniden kurmadaki rolü
16.1.2017
Geçmiş ölmedi; henüz geçmedi bile”: Hatırla Sevgili ve Türkiye’nin Ortak Belleği
5.1.2017
Aydınlanma’nın iç dinamikleri ve Türkiye projeksiyonu
26.12.2016
Modernlik ve aydınlanma
22.12.2016
Maksimum ve minimum aydınlanma
13.12.2016
Aslolan Aydınlanma: Sapere Aude
5.12.2016
Bizi eşit kılan ilk önce özgürlüğümüzdür
28.11.2016
Kant ve aydınlanma
25.11.2016
Özgürlük ve aydınlanma
17.11.2016
Devrimler ve Tarihin tekerleği
10.11.2016
Devrimler ve karşı-devrimler
29.10.2016
Darbeleri olumlayan entelektüel aparat
24.10.2016
Anormal politika ve iktidarı devirme geleneği
16.10.2016
Devirmek ve alaşağı etmek söylemi ve 27 Mayıs
4.10.2016
27 Mayıs “iyicil” bir darbe miydi?
21.9.2016
27 Mayıs darbesi neden kritik bir nokta?
13.9.2016
Türkiye’nin darbeler tarihi
8.9.2016
Zihniyet, siyaset ve tarih
6.9.2016
Tarihsizlik ve belleksizlik
25.8.2016
Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiye'sine intikal eden milliyetçi bakiye
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.