Ümit Kurt

Serbestiyet



Bookmark and Share

Laik-seküler sistemin özü


18.9.2017 - Bu Yazı 28 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Aslında dini olsun olmasın her sembol ona karşı olanlar üzerinde psikolojik bir baskı oluşturabilir. Bu bağlamda, başörtüsü takmayanların çoğunlukta olduğu ve bu durumun seküler bir zorunluluk olarak sunulduğu veya algılandığı bir ortamın başörtülü olmayı tercih edenler üzerinde etki yaratabileceği de söylenebilir. Bu etkiler, farklı inançlara sahip olan kişilerin bir arada yaşadığı ortamlarda kaçınılmaz olarak vuku bulacak sosyolojik olgulardır.

 

Bu durumda yapılacak şey, inançların sembollerini yasaklamak değil, sembollerin karşılıklı tahammül ve tanıma içinde birarada yaşamasını sağlamaktır. Bu kertede hoşgörü kavramı esastır. Zira, laik-seküler bir sistemin özü de tam da bu noktada kendi ifşa eder: Tüm insanların din ve vicdan özgürlüğünü (inanma ve inanmama özgürlüğünü) sağlamak ve bütün inançlara karşı nötr olmak-yani bir devletin dini olmaz.)

 

Devlete burada düşen görev, varsayımlar üzerinden hareket ederek hak ve özgürlükleri kısıtlamak değildir. Devletin görevi, üniversitelerde her türlü inancın kendisini ifade edebileceği, artiküle edebileceği ve görünürleştirebileceği çoğulcu (ama bir farklılığın diğer farklılıklara baskın çıkıp; onları tahakkümü altına almasını engelleyici) bir ortam sağlamak, bundan sonra ortaya çıkabilecek baskı kurma, zorlama veya şiddete başvurma gibi suç oluşturacak davranışlar karşısında gerekli tedbirleri almaktır.

 

Liberal demokrasilerin en temel karakteristiği de bir hakkın ve özgürlüğün, başkalarının hak ve özgürlüğünü kısıtlamadan, baskı altına almadan ve onu dışlamadan toplumsal alanda kendine yer bulmasını sağlamasıdır.

 

Üzerinde durulması gereken bir diğer husus, AİHM’nin Leyla Şahin davasındaki gerekçeli kararında da belirtiği üzere dini bir sembol olarak başörtüsünün siyasal bir anlam taşıdığı (veya taşımadığı) meselesidir. Bu karara göre, “başörtüsü masum-naif bir niyetin veya dini inancın değil, siyasi bir düşüncenin sembolüdür”.

 

Bu soyut, hipotetik ve kategorik genellemeyi destekleyecek-doğrulayacak hiçbir bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Kaldı ki bu tespit doğru olsa bile, başörtüsü gerçekten bir siyasi anlam taşısa bile, onu yasaklamak ‘neden zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç’ olsun? İnsanların üzerlerinde taşıdıkları dinsel sembollere siyasal anlam yüklemeleri neden yanlış olsun? Bu soruların cevapları hala yanıtlanmayı beklemektedir.

 

Bilhassa Avrupa’nın siyasal, hukuksal ve toplumsal mekanında başörtüsüne karşı yükselen olumsuz tutumun bazı tarihsel, kültürel ve yapısal dinamikleri yatmaktadır. 11 Eylül 2001 terör saldırıları sonrası “İslami fundamentalizm”in başat tehlike olarak sunulması ile birlikte dünyada ve özellikle Avrupa’da başörtüsüne karşı takınılan olumsuz tutum daha da derinleşmiştir.

 

AİHM’nin Leyla Şahin kararı işte tam da böyle bir dönemin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Yargıçlar, özellikle zor zamanlarda toplumsal ve siyasal düzlemlerde algılanan tehditlerin etkisinde kalabilmekte ve buna göre karar verebilmektedirler. Ancak gözden her daim kaçan can alıcı nokta ise, başörtüsü kullanan insanların bunu nasıl algıladıkları, hangi saiklerle ve hangi motivasyonlarla bunu taktıklarıdır.

 

Bu toplumsal ve sosyolojik boyutları olan (başörtüsü-kimlik, başörtüsü-kamusal alan/özel alan, başörtüsü-postmodernite/sivil toplum gibi ikililikleri kapsayan) çok katmanlı bir problematiktir. Dolayısıyla, başörtüsü “sorunsalına” yönelik yaklaşımların bu parametreleri göz önünde bulundurmaları elzemdir.

Facebook Yorumları

reklam
18.9.2017
Laik-seküler sistemin özü
14.9.2017
Din özgürlüğü ve dini sembol
8.9.2017
Hukuk ve Ermenilerin ekonomik varlığı
22.8.2017
Emval-i Metruke Mevzuatında Emval-i Metruke ve Tasfiye Komisyonlarının Yapısı ve İşlevi
17.8.2017
Soykırım kavramının tarihsel çerçevesi
14.8.2017
‘Medenileştirme’ söylemi
18.5.2017
Türkiye’nin demokrasi sınavından bir epizot
22.4.2017
Bir süreklilik ve bir kopuş: Cumhuriyet Dönemi
4.4.2017
Türkiye’de devlet-toplum ilişkisi
18.3.2017
Tarihi olayın temsili ve popülerleştirilmesi
27.2.2017
Hatırla Sevgili ve tarafsızlık
20.2.2017
Hatırla Sevgili ve Türkiye’nin Ortak Belleği
12.2.2017
Protez anılar ve hızla tüketilen hatıralar
3.2.2017
Hafıza saplantısı ve patlamaları
25.1.2017
Popüler medyanın hatırlama ve tarihi yeniden kurmadaki rolü
16.1.2017
Geçmiş ölmedi; henüz geçmedi bile”: Hatırla Sevgili ve Türkiye’nin Ortak Belleği
5.1.2017
Aydınlanma’nın iç dinamikleri ve Türkiye projeksiyonu
26.12.2016
Modernlik ve aydınlanma
22.12.2016
Maksimum ve minimum aydınlanma
13.12.2016
Aslolan Aydınlanma: Sapere Aude
5.12.2016
Bizi eşit kılan ilk önce özgürlüğümüzdür
28.11.2016
Kant ve aydınlanma
25.11.2016
Özgürlük ve aydınlanma
17.11.2016
Devrimler ve Tarihin tekerleği
10.11.2016
Devrimler ve karşı-devrimler
29.10.2016
Darbeleri olumlayan entelektüel aparat
24.10.2016
Anormal politika ve iktidarı devirme geleneği
16.10.2016
Devirmek ve alaşağı etmek söylemi ve 27 Mayıs
4.10.2016
27 Mayıs “iyicil” bir darbe miydi?
21.9.2016
27 Mayıs darbesi neden kritik bir nokta?
13.9.2016
Türkiye’nin darbeler tarihi
8.9.2016
Zihniyet, siyaset ve tarih
6.9.2016
Tarihsizlik ve belleksizlik
25.8.2016
Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiye'sine intikal eden milliyetçi bakiye
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları