Ümit Kurt

Serbestiyet



Bookmark and Share

İsrail’den Afrin’e bakış


17.2.2018 - Bu Yazı 52 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kudüs- Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Özgür Suriye Ordusu ile birlikte 20 Ocak’ta Afrin’e ve oradaki YPG güçlerine yönelik başlattığı askeri operasyonun bütün dünyada olduğu gibi İsrail’de de yansımaları sürmekte.

İsrail basınından takip edebildiğimiz kadarıyla operasyona ilişkin önemli tespitlerden veya eleştirilerden bir tanesi bu operasyonun Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştıran bir hareket olarak değerlendirilmesi.

Bir diğer kayda değer tespit ise aslında bölgede bir hegenomik güç teşkil etmek arzusunda olan Türkiye’nin bu çerçevede ABD ile Afrin üzerinden adeta de fakto bir dolaylı savaş halinde olması.

Esasında bunun etkilerinin ABD açısından operasyonun Menbiç’e de uzanacağının Türkiye’de resmi ağızlardan duyurulmasıya başladığını iddia etmek mümkün.

İsrail’deki görsel ve yazılı medyanın Türkiye’nin aksine YPG’yi bir terörist örgüt olarak görmediğini vurgulamak gerekiyor. Zira onlara göre YPG, Suriyetli Kürt ve Araplardan müteşekkil ve ABD destekli bir milis birliği olan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yalnızca ortağı olmakla kalmayıp aynı zamanda Suriye rejimiyle göreceli de olsa dostane ilişkilere sahip bir siyasi ve askeri yapı.

Bugün YPG’nin 30,000 civarında bir silahlı askeri kapasitesi mevcut. Aslında bu yeni bir ordu değil. Bu yapıya mensup kişilerin en azından yarısı halihazırda Suriye’nin kuzeyinde SDG’nin bir parçası olarak faaliyet göstermekte. Bu yapının iki yıldan fazla bir süre önce ABD tarafından İŞİD ile mücadele etmek saikıyla kurulduğunu belirtelim.

İsrail açısından denklem aslında çok da karmaşık değil: nihayetinde Suriye iç savaşı boyunca İŞİD ile savaşarak, onu bertaraf eden YPG yani Kürtler İŞİD’ten kurtardıkları bölgeleri idare etmek ve bunları Suriye’nin kuzeyinde meskun özerk Kürt bölgesiyle birleştirmek gayesindeler.

Türkiye açısından bu denklemin yaratacağı korku da ha keza bir o kadar sarih: Ankara güneydoğu sınırında özerk ve askeri olarak Washington tarafından desteklenen bir Kürt kantonu zinhar istemiyor. Bu nedenle Afrin ve akabinde Menbiç’deki YPG unsurlarını temizlemek için hareket geçmiş durumda.

Burada ilginç olan nokta Israil’in kendi sınırına yakın Suriye’deki İran odaklı güçleri bir güvenlik tehdidi olarak görmesi gibi Türkiye de aynı şekilde Suriyeli Kürtlerin siyaseten özerk bir yapı içinde ve belli bir askeri güçle kendi sınırlarına yakın bir yerde varolmasına karşı çıkıyor.

Ve buradaki yorumcular ve analistler tıpkı İsrail’in Suriye’de İran merkezli bir yapıya izin vermeyeceği gibi Türkiye’nin Kürtlere bu noktada engel olacağını vurguluyorlar. Tabi bu siyasi konjonktürde belirleyici iki aktör var: ABD ve Rusya.

İsrail basını, Afrin ve Menbiç’teki ABD destekli YPG’ye yönelik askeri operasyonların sonucunda, ABD’nin Türkiye’nin güvenlik kaygılarını dikkate aldığını resmi ağızlardan ifade etmesine karşın; Türkiye’nin ABD’den çok daha fazla zarar göreceği kanısında.

Buna örnek olarak ise basında Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Atilla’nın yargılanması ve sonucunda ABD’nin Halk Bankası’na birtakım yaptırımlar uygulayabileceği yazılıp çiziliyor.

Aynı şekilde Türkiye’nin ABD’nin kara listesinde bulunan bir Rus firmasından S-400 füzeleri satın alması karşısında bir yaptırımla karşı karşıya kalabileceği de gündeme getiriliyor. Ancak Türkiye’nin bütün bunlara rağmen geri adım atmamakta kararlı olduğunun altı çiziliyor.

Zira Afrin sonrası Menbiç’e dönük kuvveden fiile çıkma ihtimalı yüksek olan bir operasyonun iktidarın en yetkili ağızlarından yüksek sesle dillendirilmesi üzerine, Amerikalı askeri yetkililerden Menbiç’teki mevcut durumun son derece mutedil olduğuna dair açıklama gecikmeden geldi.

Dolayısıyla olası bir Menbiç operasyonunun ABD ile Türkiye arasında tamiri güç problemler yaratacağı İsrail’de oldukça dillendiriliyor.

Gelelim Rusya’ya: bir yandan hem Afrin hem de Menbiç’teki Kürt gruplarla iyi ilişkiler halinde olan Rusya; diğer taraftan Türkiye’nin Afrin operasyonuna “sınırlı” bir destek/izin verdi. Esasında Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Rusya ziyaretinin, İsrail basınında “işgal” olarak tarif edilen söz konusu operasyon için Rusya’dan onay almak adına yapıldığı belirtildi.

Hatta İsrail basın ve medyasında bu icazet ile İsrail’in Suriye’deki Hizbullah hedeflerine saldırı düzenlemek için Rusya’dan aldığı “izin” arasında benzerlikler kuruldu.

Bir noktanın altını çizmekte fayda var: Gerek Astana gerekse Soçi’de yapılan toplantılarda Türkiye, İran ve Suriye dahil mevcut bütün aktörlerle iyi ilişkiler içersinde olan Rusya’nın Suriye’nin geleceği konusunda anahtar bir aktör olduğu İsrail basınında hakim olan düşünce.

Peki bu durum İsrail devleti açısından ne anlama geliyor? Rusya’nın bu konumu göz önünde bulundurulduğunda benzer bir senaryo, nihayetinde Türkiye’nin içinde olmadığı Golan Tepeleri ile ilgili denklemde ABD, Ürdün ve İsrail’in Rusya’ya karşı kararlığını test edecek bir şekilde ortaya çıkacak.

Bu nedenle Afrin’de olan bitenler ve bunun Suriye’nin geleceğine ilişkin etkileri İsrail açısından bölgeyi yakından ilgilendiriyor.

Şurası muhakkak ki bölgedeki güç dengelerini hesaba kattığımızda Erdoğan’ın son derece kırılgan ve kaygan bir zeminde yürüdüğünü söylemek mümkün.

Bir taraftan sonuna kadar karşı olduğu ABD ve YPG “ittifakı”; diğer tarafından pek de hazzetmediği Rusya ve İran’ın Suriye’deki iç savaş sürecindeki yakın dirsek teması ve İran’ın her geçen gün nüfuzunu yalnızca Suriye’de artırmakla kalmayıp bunu Irak’a da taşıması.

Bütün bu gelişmeler bizi sadece bir sonuca götürüyor o da Erdoğan’ın bölgedeki Sünni vizyonunun büyük ölçüde sekteye uğramış olduğu.

Facebook Yorumları

reklam
17.2.2018
İsrail’den Afrin’e bakış
15.12.2017
Mutlak adaletsizlik
15.11.2017
Sol ve Sosyalizm perspektifleri
11.11.2017
Ermeni meselesi ve gerçeklik duygusu
19.10.2017
Yeni Osmanlılar’dan Jön Türkler’e
16.10.2017
Jön Türklerin tarihsizliği
22.9.2017
Kamusal Alan
18.9.2017
Laik-seküler sistemin özü
14.9.2017
Din özgürlüğü ve dini sembol
8.9.2017
Hukuk ve Ermenilerin ekonomik varlığı
22.8.2017
Emval-i Metruke Mevzuatında Emval-i Metruke ve Tasfiye Komisyonlarının Yapısı ve İşlevi
17.8.2017
Soykırım kavramının tarihsel çerçevesi
14.8.2017
‘Medenileştirme’ söylemi
18.5.2017
Türkiye’nin demokrasi sınavından bir epizot
22.4.2017
Bir süreklilik ve bir kopuş: Cumhuriyet Dönemi
4.4.2017
Türkiye’de devlet-toplum ilişkisi
18.3.2017
Tarihi olayın temsili ve popülerleştirilmesi
27.2.2017
Hatırla Sevgili ve tarafsızlık
20.2.2017
Hatırla Sevgili ve Türkiye’nin Ortak Belleği
12.2.2017
Protez anılar ve hızla tüketilen hatıralar
3.2.2017
Hafıza saplantısı ve patlamaları
25.1.2017
Popüler medyanın hatırlama ve tarihi yeniden kurmadaki rolü
16.1.2017
Geçmiş ölmedi; henüz geçmedi bile”: Hatırla Sevgili ve Türkiye’nin Ortak Belleği
5.1.2017
Aydınlanma’nın iç dinamikleri ve Türkiye projeksiyonu
26.12.2016
Modernlik ve aydınlanma
22.12.2016
Maksimum ve minimum aydınlanma
13.12.2016
Aslolan Aydınlanma: Sapere Aude
5.12.2016
Bizi eşit kılan ilk önce özgürlüğümüzdür
28.11.2016
Kant ve aydınlanma
25.11.2016
Özgürlük ve aydınlanma
17.11.2016
Devrimler ve Tarihin tekerleği
10.11.2016
Devrimler ve karşı-devrimler
29.10.2016
Darbeleri olumlayan entelektüel aparat
24.10.2016
Anormal politika ve iktidarı devirme geleneği
16.10.2016
Devirmek ve alaşağı etmek söylemi ve 27 Mayıs
4.10.2016
27 Mayıs “iyicil” bir darbe miydi?
21.9.2016
27 Mayıs darbesi neden kritik bir nokta?
13.9.2016
Türkiye’nin darbeler tarihi
8.9.2016
Zihniyet, siyaset ve tarih
6.9.2016
Tarihsizlik ve belleksizlik
25.8.2016
Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiye'sine intikal eden milliyetçi bakiye
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.