Ümit KARDAŞ

Artı gerçek



Bookmark and Share

Devlet: Güç ve çıkar çatışmalarının alanı


21.05.2020 - Bu Yazı 282 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Fransız siyaset bilim uzmanı Benjamin Gourisse, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde devlet kesimleri, politik ve ekonomik kesimler, legal ve illegal kesimler arasında iç içe geçişler ve üst üste binmelerden oluşan akışkan bir manzaranın oluştuğu tespitini yapmakta.

Söz konusu olan devleti fethedilmesi gereken bir yer ve başka arenalarda kullanılabilecek kaynakları biriktirme olanağı veren bir mevkiler bütünü olarak görme anlayışı. Çoğul konumlanışların ve paylaşılmış çıkarların bulunduğu bir arena. 

Aslında devletin tekçi ideolojisine dayalı kamusal icraat programlarının geliştirilmesi ve yürürlüğe konulması resmi aktörlerle kamu icraatının hedef kitlesi konumundaki kesimlerin üyeleri arasındaki bir dizi alışveriş ve anlaşmaya dayanmakta.

Devletin asli görevleri arasında yer alan güvenlik konusunda dahi, resmi aktörlerle toplumsal güçler arasındaki anlaşmalar yetki devri biçimine dönüşmekte. İmparatorluk’tan bu yana resmi aktörlerin; ekonomik gruplar, aşiretler, tarikat ve cemaatler, mafya örgütlenmeleri ve sabıkalı suçluların resmi veya gayriresmi olarak yetkilendirilmesine yönelik mekanizmalar kurdukları görülmekte.

İmparatorluk’ta kolluk gücü olarak zaptiye, düzensiz şiddet olaylarıyla mücadele etmek yerine, düzene uyulmasını sağlama gücüne sahip fedailere, örgütlü çetelere ve milis kuvvetlerine dayanarak şehirde sözünü geçirebiliyordu.

19. yüzyıl sonunda II. Abdülhamit bazı Kürt aşiretlerini devletin müttefiki haline getirerek Hamidiye Alayları’nı kurdu ve devletin bazı yetkilerini onlara devretti. Bu alaylar süvari subayları tarafından eğitildi, aşiret reislerine rütbe verilerek maaşa bağlandı. Söz konusu yapılanma Ermenilere karşı kullanıldı. Böylece Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Ermeniler, dinsel karşıtlık üzerinden Kürtlerin bir bölümüne kırdırılmış oldu.

Aynı geleneğin devamı olarak 1980’li yıllarda, PKK’ya karşı savaşın yoğunlaştığı dönemde, devlet bir kez daha tenkil sürecinde sivil destek arayacak, İçişleri Bakanlığı’na bağlı köy koruculuğu kurumu kurulacaktı. Halen yetki kullanan silahlı ve üniformalı köy korucularının maaşları hazineden ödenmekte.

Jön Türkler de azınlıklara karşı temellendirdikleri ideolojilerini devletin baskı aygıtı haline getirdiler, bunun zeminini de İttihat ve Terakki üzerinden yarattılar. Bu örgütün askeri önderi olan Enver, milliyetçi Balkan komitalarının ayaklanmalarını bastırmada gayrı nizami savaş içinde birçok çete savaşına katılmış olması nedeniyle, Anadolu’da da halkı uyandırarak Bulgar çetelerine benzer çeteler oluşturma fikrine kapılmıştı.

Nitekim Teşkilat-ı Mahsusa örgütü, yine bu örgütün özel harekât timi olan “Emirber Çeteler” diye bilinen fedailer grubu bu düşüncenin ürünü olarak oluşturuldu. Genelde İstanbul’da yaşayan ve asker olmayan kişilerden oluşan bir nevi milis gücüydü. Bu milis gücünü oluşturan kişilerin arasında bıçkınlar, kabadayılar, tulumbacılar, mahkûmlar, imamlar, şeyhler, hamallar, mavnacılar gibi sivil insanlar vardı. 

Fedailer örgütünün nizamnamesindeki düzenlemeler gizli devletin de amaçlarını ortaya koymaktaydı. Bu örgüt birçok siyasi cinayet işleyerek, devlet iktidarını bu cinayetlerin yarattığı terörle güçlendirdi. (Suat Parlar - Osmanlıdan Günümüze Gizli Devlet) Rumlara ve Ermenilere yönelik tenkil, imha ve katliamlarda bu örgütlenmeler içinde bulunan özel aktörler kullanıldı. 

İttihatçılar işi yargısız infazdan özel işkence yerleri açmaya kadar (Bekirağa Bölüğü- İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi) götürdüler. İşkence aletleriyle donatılan bu binalarda vatan haini ilan edilen muhaliflere her türlü işkence yapıldı. Devlet terörünü alabildiğine kullanan İttihatçılar cezaevinde tutuklu bulunan siyasi muhaliflerden bazılarını güç gösterisi amacıyla cezaevinden çıkartıp, yargılamadan idam edebildiler. Devlet kurumları ise bu örgütleri perdeleyerek destek verdi.

Türkiye’de 1980 öncesi sağ-sol çatışması zirveye çıkarken, Kahramanmaraş katliamı askeri darbeye giden yolu açtı. "Komünist ve Aleviler'in Sünniler'i katledeceği” iddialarıyla 23 Aralık 1978’e gelindi. 

“Bir Alevi öldürmenin iki kez hacca gitmek kadar sevap kazandırdığı” yolundaki fetvalar ve “Komünistlere ölüm”, “Müslüman Türkiye” benzeri sloganlar eşliğinde, Aleviler'in yaşadığı mahalleler Ülkücü gençliğin de aralarında bulunduğu gruplarca otomatik silahlarla tarandı, işaretlenen bazı evler yakıldı. Halkla çatışmayı önleme gerekçesiyle, zaten askerle birlikte hiçbir ciddi önlem almayan polis sokaklardan tamamen çekilince cinayetler katliam boyutuna ulaştı.

MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş'e göre ülkücüler güvenlik güçlerine yardım etmekteydi. Sonuçta sıkıyönetim ilanıyla birlikte askeri darbenin yolu açılmış oldu. Askeri darbeden sonra tutuklanan ülkücüler devlet tarafından istismar edildiklerini beyan ettiler. Nitekim Agâh Oktay Güner sitemini “Fikirlerimiz iktidarda, biz içerdeyiz” sözleriyle belirtti.

1980’li, 1990’lı yıllarda güvenlik kurumlarınca oluşturulan PKK’ya karşı vurucu güç olarak kullanılmak üzere sağcı militan ve milislerin de içinde bulunduğu özel harp örgütlenmelerinin eylemleri insan hakları ihlalleriyle birlikte anılmakta. Bu yapılanmaların şeffaflığı ve hesap verebilirliği ise bulunmamakta.

Linç eylemlerinde paramiliter güç olarak kullanılan kesimlerin varlığı da belirttiğimiz zihniyet ve pratiğe bir örnek olarak verilebilir.

Devletin güvenlik alanında görev yapan resmi aktörlerle, bunlarla ilişki içinde bulunan ve illegal yetkiler kullanan özel aktörler insan hakları ihlalleri sonucu işledikleri suçlar nedeniyle yargılanıp cezalandırılamamaktalar. Bu da söz konusu aktörler bakımından cezasızlık sonucunu doğurmakta ve insan hakları ihlallerini çoğaltmakta.

Sonuç olarak devletin asli görevlerinden olan güvenlik alanında özel aktörlere yetki devredilmesi uygulamalarında süreklilik olduğu, İmparatorluk’tan bu yana bu durumun devleti karanlığa doğru derinleştirip, hukuk dışına çıkaran bir gelenek olarak tevarüs edildiği anlaşılmakta.

Siyasi, ekonomik, sosyal talepleri güvenlik boyutu üzerinden paramiliter unsurları da kullanarak bastırma zihniyeti ve pratiği, çağrı yapıldığında her an silahlarıyla ortaya çıkabileceklerini belirten özel yapılanmaların varlığı, isimleri illegal eylemlerle anılan ve iktidar partileriyle yakın ilişkiler içinde olan mafya türü örgüt liderlerinin beyanları AKP iktidarı döneminde de hiçbir şeyin değişmediğini ve Türkiye’nin neden bir hukuk devleti olamadığını açıkça göstermekte.

Güvenlik alanındaki açıklanan durum yanında devlet alanının çıkarlar bağlamında anlaşmalar çerçevesinde paylaşılmasına en çarpıcı örnek siyasi partilerin partizanca atamalar yapabilme bakımından sürekli olmasa da oynadıkları merkezi rol gözükmekte. İktidardaki partiler, devlet memurlarının atama ve terfi yetkisini liyakat esasını gözetmeden kendilerini destekleyenlere yönelik etkili bir ödüllendirme yöntemi olarak kullanırken idareyi de kendi yanlarına çekmeyi sağlamaktalar. 

Bu durumda devlet ele geçirilecek bir kurumlar topluluğu olarak görülmekte. Şekillenen genel devlet yapısı içinde hükümetteki makamlar bir ekonomik ve toplumsal kaynaklar bütününe erişme imkânını temsil etmekte.

Nihayet, tarihsel olarak, ekonomik politik tercihlerden en çok yararlanan ve bu nedenle söz konusu politikaların belirlenmesine etkili bir şekilde katılan ekonomik çevreler ile iktidarlar arasında güçlü ilişkiler bulunmakta.

1920’li yıllardan itibaren üretim araçlarının ve ekonomik faaliyetlerin çoğunluğunu devletçilik ilkesi doğrultusunda elinde tutan tek partili devlet iktidarı ile ilişki kurarak bundan yararlanan bir milli burjuvazi oluştu.

Milli burjuvazi kamu iktisadi teşekkülleri aracılığıyla piyasa tekelleri, ithalat imkânları elde etti, uygun koşullarda kredi aldı. Bunun sonucu işveren örgütleri ve ticaret odaları devlet alanında uzlaşma süreci yaratarak ekonomik politikaları belirleme imkânına sahip oldular.
 
1980’li yıllardan bu yana ekonomi politikasında neoliberal tercih söz konusu olduğundan kamu kurumlarıyla ekonomik gruplar arasındaki etkileşimler yeniden şekillenmiş oldu. Bu durum devletin ekonomiden geri çekildiği gibi algılansa da gerçek durum böyle olmadı.

Ekonomik güç grupları iktidardaki partilerle daha yakın ilişkiler kurdular. Genç Cumhuriyet’te olduğu gibi ekonomik gruplar büyümek için siyasi iktidara yakın olma geleneğini sürdürmekteler.

İktidarın politik beklentileriyle, ekonomik grupların iktisadi çıkarlarının bütünleştirilmesi, iktidar partisine yakın durma bağlamında mekanizmalar üretilmesine katkı yapmakta. AKP iktidarına yakın duranlara ya da bir dönem Gülen hareketine mensup olanlara sağlanan imkânlarla yeni ekonomik grupların oluştuğu bir gerçek. Bugün ise bu ekonomik gruplara birçok tarikat ve cemaatin katıldığı bilinmekte.

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ( TOKİ ) örneği de devletin müdahale alanının daralmadığını, daha çok yeniden tanımlandığını göstermekte. İnşaat alanında kamu arazilerinin özel piyasaya transferinin sorumluluğunu üstlenen TOKİ özel-kamusal işbirliğinin başaktörü durumunda.

Güvenlik, siyaset ve ekonomi alanında çizilen bu çerçevede devlet yapısı, toplumdan görece bağımsızlaşmış bürokratik bir örgütten çok, bir iktidar sahası görünümüne bürünmekte. 

Bu nedenle her türlü kesim güç kazanmak, ekonomisini büyütmek ya da ideolojisini dayatmak üzere devlet alanını fethedilmesi gereken bir yer olarak görmekte ve bu alandaki güç çatışmalarından kendi yararına çıkarlar elde etmeye yönelik uzlaşmalara gitmekte.

Bütün yetkilerin merkezde hatta bugünkü sistemde merkezdeki tek kişide toplandığı bir ülkede devlet iktidarı alanında cereyan eden güç ve çıkar elde etmeye yönelik çatışmaların hukuk zemininde çözülmesi, hukuk devletinin gerçekleşmesi, insan haklarının hukuk güvenliği altında bulunması mümkün gözükmemekte.

Türk modernleştirmesi demokrasi ve hukuk devletini içermediğinden, çevreden gelen muhafazakâr temsilciler de kravat takıp, AVM ve şekilsiz gökdelen dikmeyi becerdiler ama tıpkı modernleştirmeciler gibi hukuk bilincine, demokrasi kültür ve geleneğine sahip olmadıklarından çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasiyi inşa etme erdemini gösteremediler.

Facebook Yorumları

reklam
21.05.2020
Devlet: Güç ve çıkar çatışmalarının alanı
13.05.2020
Sürgünün trajedisi: Toprağın tadını özlemek
6.05.2020
Devletin emrindeki din: Diyanet İslamı
29.04.2020
Ezidiler: Acı ile özdeş bir tarih
22.04.2020
Hak ve özgürlükleri budama aracı: RTÜK kılıcı
16.04.2020
Bala kapılmış sineğe dönmek...
1.04.2020
Sosyal Darwinizm’in faşizmle buluştuğu kavşak
14.03.2020
Kadının eril iktidar zihniyetine karşı mücadelesi
6.03.2020
Evsizlik dünyanın kaderi olmaya devam ediyor
1.03.2020
Acil ihtiyaç: İç barışın sağlanması
23.02.2020
1971-1973: Geriye gidişin ara rejimi
21.02.2020
1971-1973: Geriye gidişin ara rejimi
25.12.2019
1950-1960: İki partili vesayet rejimi
13.11.2019
Faşizmin ayak izleri: Rousseau-Robespierre-Mussolini
30.10.2019
Otokratik Cumhuriyet-çoğulcu demokrasi uyumsuzluğu
22.10.2019
Yargı reformu illüzyonu
20.10.2019
Yargı reformu illüzyonu
7.10.2019
Tek partili otokratik rejimde ikinci parti sorunu
25.08.2019
Anayasacılık: Batı-Osmanlı Anayasa hareketleri
14.07.2019
Silah alımlarında şeffaflık: Silah mı ekmek mi?
24.03.2020
Muhalefete uyarı: İnfaz sürelerinde indirim ayrımcılığına son!
21.03.2020
Korona insanlığa fırsat sunuyor
13.07.2019
Silah alımlarında şeffaflık: Silah mı ekmek mi?
24.06.2019
İngiltere örneği üzerinden: Türkiye'de siyasi birliği temsil krizi
31.05.2019
Dersim'den 'Tunç' eline
18.05.2019
Narsisistin ışığı nereye düşer?
16.05.2019
Hukuksuzluğun yargı etiği boyutu
3.05.2019
Linç fiilleri TCK'da suç olarak düzenlenmeli
24.4.2019
Linç, imha ve tenkil rejimi
14.4.2019
Demokrasi kültürü olmayan ülkede seçim böyle olur
31.3.2019
Çırılçıplak hayatlar ‘citizen ya da denizen”
15.3.2019
Kürtlerle birlikte cumhuriyeti demokratikleştirmek
3.3.2019
'Çok kalpli asi'
17.2.2019
Hukuksuzluğun Kafkaesk kasveti
3.2.2019
Çöküşe götüren Emevi-İttihatçı zihniyeti
18.1.2019
Abesle iştigal eden kim!
2.1.2019
Roboski: Vicdanın turnusol kağıdı
22.12.2018
Anneler: Plaza de Mayo'dan Galatasaray Meydanı'na
12.12.2018
Sessiz sedasız: 'Zorla kaybedilenler'
24.11.2018
AİHM kararlarının anlamı ve bağlayıcılığı
10.11.2018
Siyasi suç örneği: Cumhurbaşkanına hakaret
28.10.2018
Kaşıkçı barbarlığı ve yeni bir dünya ihtiyacı
26.10.2018
Kaşıkçı barbarlığı ve yeni bir dünya ihtiyacı
13.10.2018
Devlet geleneği: Suç ve delil icadı
30.9.2018
Affın mantığı
14.9.2018
Eylül ile gelen
1.9.2018
Patent, İslam ve yaratıcılık
30.8.2018
Kaç patent başvurunuz var?
18.8.2018
Hayali para, gerçek kriz
7.8.2018
Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği
6.8.2018
Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği
26.7.2018
'Mış' gibi yapmanın sınırı
13.7.2018
İnsanı ele geçiren Devlet
3.7.2018
Devletin siyaseti ele geçirmesi
19.6.2018
Son çıkış
5.4.2018
Engellilere KHK engeli
30.3.2018
AİHM'in Altan-Alpay kararlarının hukuki sonuçları
24.3.2018
Guantanamo'yu hatırlamak
16.3.2018
Hakikat-Empati-Uzlaşı
9.3.2018
Ai Weiwei: Sisteme sanatla meydan okuma
2.3.2018
Zina suç olmalı mı?
23.2.2018
CHP, nasıl iktidar alternatifi olabilir?
16.2.2018
Tarihin içinden gelen CHP mirası
9.2.2018
Siyaseti ve bireyi ceza hukuku içinde eriten devlet
2.2.2018
Hassas kalplerin cehennemi
27.1.2018
Tarihin bıraktığı tortu: İmparatorlukta Hristiyanlar ve Araplar
19.1.2018
Kassandra çağrısı
12.1.2018
İktidarın ve polisin meşruiyeti
4.1.2018
Kapıda bekletilen demokrasi
22.12.2017
Küresel kozmopolit demokrasiye doğru
20.12.2017
Küresel kozmopolit demokrasiye doğru
3.12.2017
Batılılaşma ne zaman başladı?
8.11.2017
Adil yargılanma hakkı
1.11.2017
Terezin'den Diyarbakır'a
25.10.2017
Sürekli istisna hali
18.10.2017
OHAL’de hak ve hukuk ihlalleri
11.10.2017
Rejim diyanetle laik mi?
4.10.2017
İnsanın empatiye ihtiyacı var
27.9.2017
Modernleşmenin demokrasiyle imtihanı
20.9.2017
Hüzün ve Hazan
13.9.2017
Cumhuriyet Oryantalizmi
6.9.2017
Osmanlı Oryantalizmi
30.8.2017
Faşist Daire
23.8.2017
Kapının dışında bekleyen demokrasi
16.8.2017
Güçle Sınanmak ya da Gücün Eziciliği
9.8.2017
Hayata rağmen sevebilmek
2.8.2017
Sevgi üzerine
26.7.2017
Osmanlı’dan Cumhuriyete tespitler
19.7.2017
Adalet !
12.7.2017
Devleti yeniden tanımlamak
5.7.2017
Adalet, Gözaltı, Tutuklama
21.6.2017
Adalet ve Hakim Teminatı
13.6.2017
Anadille yaşamak
7.6.2017
Türkiye'de resmi dil algısı
31.5.2017
Dünyada resmi dil algısı
24.5.2017
Bölgelere yetki devri
17.5.2017
İnsan ve hukuk işlevi
10.5.2017
Devlet ve demokrasi
1.5.2017
İdam! (3)
26.4.2017
İdam!
19.4.2017
İnsanlığını zayıflatırsam, insanlıktan çıkarım!
12.4.2017
Alaturka modelle ileri demokrasi olmaz
5.4.2017
Ceza yargılamasında mağdur: Devlet
29.3.2017
Süreç Odaklı Anayasacılık-Güney Afrika Örneği
22.3.2017
Kendini unutturan anayasa
15.3.2017
Yargılanan Gazetecilik
8.3.2017
Merkeziyetçi yapıyla alaturka başkanlık
3.3.2017
Meşruiyet ve temel mutabakat
13.7.2016
Devleti yeniden tanımlamak
6.7.2016
Emevi-Jöntürk geleneği
29.6.2016
Dışarıdan düşünmeye devam
25.6.2016
Ermeni meselesi: 1915-2016 (4)
15.6.2016
Ermeni meselesi: 1915-2016 (2)
8.6.2016
Ermeni meselesi: 1915-2016
6.6.2016
Hukuk güvenliği bağımsızlık ve tarafsızlık
30.5.2016
Dışarıdan düşünmek
23.5.2016
İçimizdeki faşizm
15.5.2016
Adil yargılanmanın önündeki engel: TMK
9.5.2016
Yapay bir kriz: Dokunulmazlık
27.2.2016
İnsanlığını zayıflatırsam insanlıktan çıkarım!
18.2.2016
Demokratik bir anayasa için toplumsal mutabakat
29.1.2016
İngiliz parlamentarizmi
21.1.2016
Başkanlık nereye götürür?
2.12.2015
‘Gücü gücü yetene’ rejimi
29.11.2015
Türkler- Hıristiyanlar- Araplar
24.11.2015
Benjamin- Geçmişten bugüne
21.11.2015
İnsan olmanın anlamı ve empati
7.11.2015
‘Sapiens’ insan türünün macerası
2.11.2015
Bundan sonrası önemli
27.10.2015
Fransa Cumhuriyeti ve Türkiye
24.10.2015
Soruşturmanın gizliliği ve yayın yasağı
20.10.2015
Kurmaca hukuk zihniyeti
17.10.2015
Kutsal zorba devlet (2)
13.10.2015
Katliamlar zinciri ve muhterisler
6.10.2015
Devleti yeniden tanımlamak ve sol
3.10.2015
Fasit daire
19.9.2015
Rumlar (4)
15.9.2015
Rumlar (3)
12.9.2015
Rumlar (2)
8.9.2015
Rumlar
5.9.2015
Kral çıplak!
1.9.2015
Sivil toplum ve kamusal müzakere
25.8.2015
Şiddetin sarmalında! (2)
22.8.2015
Şiddetin sarmalında!
18.8.2015
Çölde kaybolmamak! (2)
15.8.2015
Çölde kaybolmamak!
11.8.2015
Gömülme hakkı!
8.8.2015
Devlet milliyetçiliği
14.7.2015
Etnosfer
27.6.2015
AKP ile mümkün mü
13.6.2015
MHP- HDP uzlaşması
6.6.2015
Seçime düşen gölge!
2.6.2015
İslam’ın Diyanet’le devletleşmesi
23.5.2015
Anayasa inşa süreci: Güney Afrika örneği
19.5.2015
İlkesizlik- hukuksuzluk sarmalı
12.5.2015
Karaca- Baransu ve tutuklama
9.5.2015
Tutuklama koruma tedbirinin uygulanışı
5.5.2015
Tabii hâkim ilkesi ve hâkimin tarafsızlığı (2)
2.5.2015
Tabii hâkim ilkesi ve hâkimin tarafsızlığı
28.4.2015
Klikya Ermeni Krallığı ve Zeytun
25.4.2015
Rafael Lemkin ve soykırım
21.4.2015
Yakarış
18.4.2015
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve seçim
11.4.2015
‘Özürden uzlaşmaya’
7.4.2015
Kürtler (9)
04.04.2015
Kürtler (8)
31.03.2015
Kürtler (7)
28.03.2015
Kürtler (6)
24.03.2015
Kürtler (5)
21.03.2015
Kürtler (4)
17.03.2015
Kürtler (3)
10.03.2015
Kürtler
07.03.2015
Adalet değeri ne ifade eder
28.02.2015
İfade özgürlüğü
17.02.2015
Osmanlı- Türk sistemi
14.02.2015
İngiliz parlamentarizmi ve Kral
10.02.2015
Parlamenter sistem ve İngiltere
07.02.2015
Başkanlık sistemi zaruri mi
03.02.2015
Türk tipi başkanlık sistemi
31.01.2015
Değişmeyen çıkmazımız
27.01.2015
Hayata rağmen sevebilmek
24.01.2015
Kötülük ‘bir’ olmada mı
20.01.2015
Yirmi Kur’a askerleri
17.01.2015
Hrant’ın ideallerini yaşatmak!
13.01.2015
Ne kadar yol aldık!
10.01.2015
Yoksa dünya cehennem mi!
06.01.2015
Sevmeyi öğrenmek
03.01.2015
Göçebe düşünce ve ihlal
30.12.2014
Ademimerkeziyet
27.12.2014
Güvenlik harcamaları
23.12.2014
Polisin meşruiyeti
20.12.2014
Meşruiyet sorunu ve konsensüs
16.12.2014
Gücün gölgesinde son tango!
13.12.2014
Çingene medeniyeti
09.12.2014
İnsan hiç unutur mu!
06.12.2014
Zorunlu/ bedelli askerlik
02.12.2014
Devrimcinin özeleştirisi
29.11.2014
Modernleşme ve Tanpınar’ı anlamak
25.11.2014
Ezidiler
22.11.2014
Siyasal İslam’ın serüveni (2)
18.11.2014
Siyasal İslam’ın serüveni
15.11.2014
Yara’dan bıçağa
11.11.2014
İslami hareketlerin serüveni
08.11.2014
Kısırdöngünün şaheser örneği
04.11.2014
İslami düşüncenin serüveni
01.11.2014
Cumhuriyet- demokrasi ilişkisi
28.10.2014
Eskiyle yıkanan yeni AKP
25.10.2014
Nasıl bir barış süreci
21.10.2014
Ceza muhakemesi hukuku (2)
18.10.2014
Ceza muhakemesi hukuku
11.10.2014
Laikmiş gibi yapmak (2)
07.10.2014
Laikmiş gibi yapmak
04.10.2014
Bayram ve çırılçıplak hayatlar
30.09.2014
Bencil hüznümüzdü Eylül
27.09.2014
Cumhuriyet oryantalizmi
23.09.2014
Osmanlı oryantalizmi
20.09.2014
Yaşadığımız gibi düşünmek
16.09.2014
Medenileşebilecek miyiz
13.09.2014
CHP ya da yeni parti (2)
09.09.2014
CHP ya da yeni parti
06.09.2014
Değişemeyen CHP
02.09.2014
Cezaevi öğretmenleri
30.08.2014
Vicdan
26.08.2014
Erdoğan-Davutoğlu kader birliği
23.08.2014
Selimiye’den Yeşilüzümlü’ye
19.08.2014
İktidarın kötüye kullanılması
16.08.2014
Ezidi soykırımı
29.07.2014
Varlığımız, kalbimiz ve zihnimiz
26.07.2014
Şiddetin hukukla bağlantısı
22.07.2014
Gazze ve tahakkümcü barış
19.07.2014
Cumhurbaşkanı adaylarının ufku
12.07.2014
Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu
08.07.2014
Cumhuriyet sonrası Alevilik
05.07.2014
Hakikati aramak ve ifade etmek
28.06.2014
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı
24.06.2014
Cumhurbaşkanının yetkileri
17.06.2014
Vicdani ret hakkı ve Türkiye
10.06.2014
Başbakan Alevilerin Ali’sini tanımlayabilir mi
24.05.2014
Soma faciasında cezai sorumluluk
17.05.2014
Soma’nın ruhu yakanızı bırakmaz
10.05.2014
Ergenekon, Balyoz ve KCK
15.04.2014
1915-2015
12.04.2014
Dikkat faşizme kayabilir!
15.02.2014
Demokratikleşme sürecinde ordu (2)
11.02.2014
Demokratikleşme sürecinde ordu
08.02.2014
Zihniyet ikliminde bir çıkmaz
04.02.2014
Sahici bir rejim
01.02.2014
Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldırın
25.01.2014
Darbe suçu- görev suçu ve izin
21.01.2014
Nasıl huzur bulacağız
18.01.2014
Siyasete çağrı: Yeniden inşa zamanı
14.01.2014
Roboski’nin hesabı bu dünyada sorulmalı
11.01.2014
Yazık oldu
07.01.2014
Balyoz davasına özel düzenleme
04.01.2014
HSYK
31.12.2013
Ne tarafa bakıyorsunuz
28.12.2013
Bekçileri kim bekleyecek
24.12.2013
Yönetmelikle CMK’ya by-pass
21.12.2013
Dekadans
19.12.2013
Eski pis işler
17.12.2013
Denetlenemeyen bürokratik kurumlar rejimi
03.12.2013
İstiklal Marşı Kürtçe okunabilir mi
30.11.2013
İktidarın merkezde şahsileşmesi
09.11.2013
İktidar nereye koşuyor
26.10.2013
Ordu demokratikleşti mi
22.10.2013
Küçükömer’in tezleri üzerinden
19.10.2013
Nasıl bir devlet
15.10.2013
Kurban ritüeli
12.10.2013
İhtiyaçlar tanınmayı beklemez
08.10.2013
Cumhuriyet’in Türklük çıkmazı
01.10.2013
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tezler
28.09.2013
Rejim Diyanet’le laik mi
21.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi (3)
17.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi (2)
14.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi
10.09.2013
Kafka’nın kafesi, Elias’ın medeniyeti
07.09.2013
Siyasi birlik için yerelde demokrasi
31.08.2013
Dünyada bir gezegen (2)
27.08.2013
Dünyada bir gezegen Türkiye
24.08.2013
Dünyada bir vesayet kurumu
17.08.2013
De facto başkanlığa doğru
13.08.2013
Sürekli istisna hâli
10.08.2013
Zorla kaybedilenler (2)
06.08.2013
Zorla kaybedilenler
03.08.2013
21 Anayasası’nda demokratik değerler
30.07.2013
Kürtler demokrasi istiyor
27.07.2013
Roboski’ye yargı engeli (2)
23.07.2013
Roboski’ye yargı engeli
18.07.2013
Ubuntu
11.07.2013
Anadiliyle yaşamak
04.07.2013
İstihbaratın denetim ve gözetimi (2)
27.06.2013
İstihbaratın denetim ve gözetimi (1)
20.06.2013
Sivil itaatsizlikle tanışan Türkiye
13.06.2013
Değişim siyaseti zorluyor
06.06.2013
Devlet ve demokrasi
30.05.2013
Kalıcı barışa yolculuk
25.05.2013
Kanayan yara: vicdani ret hakkı
16.05.2013
Açık kapıdan girmek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive