Ümit KARDAŞ

Artı gerçek



Bookmark and Share

Hukuksuzluğun Kafkaesk kasveti


17.2.2019 - Bu Yazı 77 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Franz Kafka’ya göre birey bir kafesin içine doğar ve kafesten kaçtığını sandığı her an bir başka kafes onu çevreler. 'Dava'nın kahramanı Josef K. tutuklandığını öğrenir. Ancak ne mahkemeye çıkarılır ne de savcılarla görüşebilir. Neyle suçlandığını bilmez.

Başlangıçta tutuklanma nedenini merak etse de bu saçmalığı merak etmeyi anlamsız bulur. Gerçekte, K.'nın tutuklandığını öğrenmesi, zaten toplum içinde tutuklu olmuş olmasının farkına varmasından başka bir şey de değildir.

Çalıştığı bankada, kaldığı pansiyonda, gittiği yerlerde herkes, anlaşılmaz bir biçimde davadan haberdardır. Kaderin bir tür oyunuyla sürüklenir durur, savunma gücü yoktur, bir hiçtir o.

Yavaş yavaş bir saplantı haline getirdiği davasıyla arasında hiçbir aracı bulunmadığını, kaçınılmaz bir biçimde bu davanın tam merkezinde kendisinin yer aldığını anladığında ise, cezasını beklemeye başlar. Aslında ortada gerçek bir dava da yoktur.

K. kendi varoluşunu kendisi belirlemek ister ve avukattan vekaletini alır, kendini savunma ihtiyacı duymaz. K. kararını vermiştir ve sonuçlarına da katlanacaktır. K.'nın sonu toplum kurbanı olmaktır.

O toplum ki kurumlarıyla, baskısıyla, bürokrasisiyle bireyi kafesin içine alır. Bireyden beklenen tek rol zayıflıktır. Ünlü Kafka çözümlemecisi Ernest Fischer, bürokrasi üzerine Kafka'dan şunları aktarır:

"Bürokrat için insanca ilişkiler değil, yalnızca nesne ilişkileri vardır. İnsan evraka dönüşür. Evraka verilen sayı ile belirgin kılınan, ölmüş bir varlık olarak evrakın akışına girer. Bu varlık şahsen çağrıldığı zaman bile bir kişi değil, yalnızca 'olay'dır. Resmi dairelerin koridorları aşağılanma kokar. …yasağın kapsamına soluk almak da girer. Buna karşılık yürek çarpıntısına izin vardır, dahası çarpıntı olması istenen bir şeydir. Her türlü ümit uçup gider. Kapıdan kapıya gönderilen kişiye suçluluk duygusu aşılanır."

Kafka, 20. yüzyılın başlarında kafesten kafese gönderilen insanı anlatırken, Türkiye toplumu 100 yıl sonra Kafkaesk bir ortamda çaresizliğe, umutsuzluğa ve hiçliğe mahkûm edilmiş durumda.

Türkiye’de 2018 yılı hak ve özgürlükler ve yargı uygulamaları açısından kasvetli ve karanlık bir yıl oldu. OHAL kaldırılmasına rağmen yapılan düzenlemelerle istisna hâli kalıcı hâle getirildi.

Türkiye artık AYM ve AİHM kararlarının bile uygulanmadığı hukuksuz ve hatta kanunsuz bir ülke durumunda.

Kürt sorununda çözümsüzlük ve gerilim politikasına dönülmekle birlikte HDP’nin eş başkanları, bazı milletvekilleri ve siyasetçileri tutuklandı. HDP’li belediyelere kayyım atandı.

Savaş dili çözümsüzlüğe ve kutuplaşmaya yol açarken siyaset alanı daraltıldı. Zaten zayıf olan “kamusal müzakere” ortamı ortadan kalktı. Böylece demokrasinin asgari koşulları yok edildi.

Yolsuzluk, savurganlık ve verimliliği arttıracak tedbirlere başvurmama sonucu dışa bağımlı hale getirilen yanlış tarım ve hayvancılık politikaları ülkeyi ekonomik krize soktu. Hukuk güvenliği ve istikrarlı bir demokrasinin bulunmaması nedeniyle gerileyen yatırım ve üretim sonucu işsizlik ve yoksulluk arttı.

Freedom House’a göre; Türkiye artık “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde. 140’ın üzerinde basın çalışanı 2019’a cezaevinde girdi. RSF basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye, 180 ülke içinde 157. sırada.

Kapasitesi 211 bin olan Türkiye’de cezaevlerinde resmî rakamlara göre 260 binin üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Ülke yaratılan korku atmosferiyle açık bir cezaevine dönmüş durumda.

Gazeteciler haberleri, sosyal medya kullanıcıları paylaşımları, yazarlar kitapları, milletvekilleri açıklamaları, aydınlar, hak savunucuları, doktorlar ve akademisyenler yaptıkları demokrasi ve barış çağrıları nedeniyle sıklıkla “terörist”, “darbeci”, “ajan” olmakla suçlanıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ve yargılanıyor.

Eleştiri hakkı kullanılamaz durumda, internet engelli, herkes “olağan şüpheli” haline gelmiş durumda.

Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim, “Düşünceye Özgürlük” başlıklı 2018 raporunu açıkladı. Rapora göre; 154 yasada yüzlerce değişiklik yapıldı. Düzenlemelerin çoğunluğu OHAL dönemi ile de sınırlı değildi.

OHAL boyunca yeni kurum ihdas etmek, mevcut kurumları kaldırmak, ek madde koymak, mevcut maddelerde ekleme, çıkarma yapmak, yetki devri gibi yasal değişiklikler içeren 31 adet KHK yürürlüğe girdi.

Bu kararnamelerle; OHAL kapsamında karar alan ve işlem yapan görevlilere ve “terör eylemlerinin bastırılmasını sağlayan” sivillere hukuki, idari, mali ve cezai sorumsuzluk tanındı.

OHAL KHK’larına dayanarak yapılan işlemler açıkça hukuka aykırı olsa bile, idare mahkemelerinin yürütmeyi durdurma kararı verme yetkisi kaldırıldı. Savcı ve kolluğun yetkileri ciddi ölçüde genişletildi; soruşturma tedbirleri üzerindeki yargısal denetim zayıflatıldı ve işlevsiz kılındı.

Savunma hakkına kısıtlamalar getirildi. Anayasada yalnız hâkim kararıyla kısıtlanabilen haberleşme özgürlüğünün, BTK tarafından ve hâkim kararı olmaksızın kısıtlanabilmesi sağlandı.

İçişleri Bakanlığı’na, seçilmiş yerel yöneticileri görevden alarak yerlerine kayyım atama yetkisi verildi. Üniversitelerdeki rektör seçimleri kaldırıldı. Anayasa Mahkemesi’nin 2014 yılında iptal ettiği grev yasakları geri getirildi.

Bu dönemde yapılan işlemlere ait itirazları karara bağlamak için oluşturulan ve AİHM tarafından da “tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu” olarak kabul edilen OHAL İnceleme Komisyonu bugüne kadar 125 bin başvurudan sadece yüzde 33’ünü sonuçlandırdı ve değerlendirilen itirazların sadece yüzde 7’si kabul edildi.

OHAL sona ererken çıkarılan bir torba kanunla OHAL uygulamalarının en az 3 yıl süreyle daha fiili olarak uzatılması sağlandı.

Olağan koşullarda 24 saat olan gözaltı süresi 48 saate çıkarıldı. Zaten sokağa çıkma ve eylem yasağı koyma gibi yetkilere sahip valiler, artık kente giriş ve çıkışları yasaklama, kişiye özel sınırlama getirebilme, kişilerin kentte ne zaman, nerede ve nasıl dolaşacağına karar verme yetkisine de sahip oldu.

OHAL döneminde kararnameyle yapılan ihraçlar konusundaki yetkiler artık doğrudan bakanlıklara ait oldu. Yargı mensupları Hâkim ve Savcılar Kurulu tarafından, akademisyenler YÖK tarafından, bir bakanlıkla ilişkili olmayan kurumlardaki personel yetkili amir tarafından ihraç edilebilecek.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda yapılan değişiklikle “genel asayişi bozmamak” kısıtlamasına ayrıca “günlük yaşamı aşırı ve katlanılamaz derecede zorlaştırmama” ibaresi eklendi. Kanunda bir tanım ya da açıklaması bulunmayan bu muğlak ifadelerle toplantı ve gösteri hakkının kullanımını engellemek kolaylaştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 2018 yılına ilişkin istatistikleri 2019 yılı Ocak ayında AİHM Başkanı, İtalyan yargıç Guido Raimondi tarafından düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

Verilere göre, Türkiye, 7 bin 100 dava başvurusuyla 2018’i AİHM önünde hakkında en fazla dava başvurusu olan dördüncü ülke olarak tamamladı. Türkiye hakkında geçen yıl sonuçlanan 146 davanın 140’ında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) en az bir maddesinin ihlal edildiğine hükmedildi.

2018 yılında verilen 77 ifade özgürlüğü ihlali kararının 40’ını Türkiye’den gelen davalar oluşturdu. Türkiye adil yargılanma hakkıyla ilgili ihlal kararlarında ise Rusya’nın (46 ihlal) ardından ikinci sırada (41 ihlal) yer aldı.

Türkiye, AİHM’nin ‘öncelikli dava’ politikasında da önemli bir yere sahip. En ağır ve acil insan hakkı ihlali iddialarıyla ilgili başvuruları kapsayan öncelikli dava kategorisinde 2018 sonunda 20 bin 613 dosyanın işlemde olduğu açıklandı.

Bu sayıda 2018 başına oranla yüzde 15 artış gözlemlendiği, bu artışın büyük ölçüde Rusya’dan gelen "tutukluluk koşulları" başvuruları ile Türkiye’den gelen "yasal olmayan tutukluluk sürelerine" ilişkin başvurulardan kaynaklandığı bildirildi.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Haziran ayından bu yana 10 farklı ilde takip ettiği 71 davayla ilgili bulguları “Adalet Gözlem Raporu: Türkiye'de İfade Özgürlüğü Davaları” başlığıyla raporlaştırdı ve bu raporu 22 Ocak’ta basın toplantısıyla açıkladı.

Rapora göre; OHAL’in 18 Temmuz 2018’de kaldırılması da ifade özgürlüğü davalarında ve yargı bağımsızlığı konusunda bir değişikliğe yol açmadı. 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi öncesinde, Türkiye’de cezaevinde bulunan gazeteci sayısı 33 iken, darbe girişiminin ardından tutuklanan gazeteci sayısı -farklı aşamalarda tahliye edilenler de dahil olmak üzere- toplamda 327’yi buldu.

Bugün itibarıyla Türkiye’de en az 56’sı hükümlü olmakla beraber 148 gazeteci cezaevinde bulunuyor. Yüzlerce siyasetçi, 570’in üzerinde avukat ve 3000’in üzerinde hâkim ve savcı 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklandı.

Gözlemcilerin dava izleme formunda raporladığı üzere: Oturumların 70’inde gazeteciler, 5’inde akademisyenler, 10’unda avukatlar, 2’sinde öğrenciler, 2’sinde sanatçılar ve 1’inde insan hakları aktivistleri yargılanıyordu.

Davalarda isnat edilen suçlara yönelik deliller söz, yazı, sosyal medya paylaşımları ve diğer ifadelerden oluşmaktaydı. Bu durum AİHS’in 5. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 100. maddesinin ihlal edildiğini göstermekteydi.

Raporda, sanıkların tutuklu yargılandığı oturumların %40’ında (44 oturumun 18’inde), davaların görüldüğü şehirlerden farklı şehirlerdeki cezaevlerinde tutuklu bulunmaları gerekçesiyle sanıkların %34’ünün duruşmalara getirilmemesi tespiti yer almakta.

Sanıkların ifadelerinin SEGBİS yoluyla alınmasının sık kullanılıyor olması, sanıkların AİHS’in 6. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini göstermekte.

Sanıkların tutuklu yargılandığı oturumların %36’sında (44 oturumun 16’sında), sanıkların duruşma salonuna kelepçe ile getirilmesi ve kelepçelerin heyet önünde çıkarılmış olması masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ortaya koymakta.

Oturumların %41’inde (90 oturumun 37’sinde) kovuşturmanın başlangıcından itibaren mahkeme heyetinin en az bir kere değişmesi tabiî hakim ilkesinin ihlal edildiğini göstermekte. Bu durum yargılamaların tarafsızlığı ve bağımsızlığı konusunda şüpheler yaratmakta ve yargılamaların sürüncemede kalmasına neden olmakta.

Rapora göre; tutuklu yargılanan sanıkların tutukluluk süresi 2 ay ile 3.5 yıl arasında değişmekte. Tutukluluk sürelerinin uzunluğu, AİHS’in 5. maddesinin ve Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğine işaret etmekte.

İzlenen davalarda sanıklara karşı sunulan ana delilleri mesleki faaliyetler oluşturmakta. Davaların %77’sinde (71 davanın 55’inde) sanıkların yazdıkları haberler, söyledikleri sözler, köşe yazıları, yaptıkları röportajlar, çektikleri fotoğraflar ile haber kaynaklarıyla yaptıkları görüşmeler delil olarak sunulurken, %24’ünde (71 davanın 17’sinde) sosyal medya paylaşımları delil olarak gösterilmiş durumda.

Dört davada sanıkların Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nin yayınladığı “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiri metnine imza atmaları suç delili olarak gösterilmekte.

Avukatların yargılandığı davada, müdafi oldukları dosyalar ve açık/gizli tanık ifadeleri, sanıkların basın açıklamalarına ve/veya protesto yürüyüşlerine katıldıklarını belgeleyen kamera kayıtları delil olarak gösterilmiş durumda.

Oturumların %20’sinde (86 oturumun 17’sinde) heyetin sanık avukatlarına karşı ve oturumların %27’sinde (86 oturumun 24’ünde) heyetin sanıklara karşı aşağılayıcı, küçümseyici, suçlayıcı veya nezaketsiz tavırları sergilediği anlaşılmakta.

Bazı duruşmalarda avukatlara söz hakkı verilmemesi, avukatların hâkimlerce duruşma salonunun dışına çıkarılması, hatta tutuklanması gibi olaylarla karşılaşıldı.

Gazeteci Ahmet Altan, Mehmet Altan ile Nazlı Ilıcak'ın da aralarında bulunduğu sanıkların anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlaması ile yargılandıkları davanın 13 Kasım 2017'de görülen duruşmasında Altan kardeşlerin avukatları, savcı mütalaasından önce kovuşturmaya ilişkin talepte bulunmak için söz istemeleri üzerine mahkeme başkanı tarafından salondan tek tek dışarıya çıkartıldı.

İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Grup Yorum üyelerinin yargılandığı davada sanık avukatlarından biri olan Ömer Kavili duruşma hâkiminin şikâyeti üzerine mahkeme heyeti ile tartıştığı gerekçesiyle 5 Ekim 2018'de gözaltına alınıp tutuklandı. Kavili kamuoyundan yükselen tepki sonrasında tahliye edildi.

10-14 Eylül 2018 tarihinde görülen Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi 17'si tutuklu 20 avukatın terör örgütü üyeliği ve terör örgütü propagandası yapmak suçlamalarıyla yargılandığı davada duruşma salonunda bulunan jandarma erleri tutuklu avukatları darp etti. Aynı davanın 3 Aralık 2018’de görülen duruşmasında ise bir üsteğmen salonda bulunan İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel’i yumrukladı.

Gizlilik kararlarıyla savunmanın ve müdahilliğin yapılması engellendi. Bu uygulamanın adil yargılanma hakkını ihlal ettiği ve silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu görülmekte.

Sivil toplum faaliyetleri içinde yer alan iş insanı Osman Kavala, 18 Ekim 2017’de gözaltına alındıktan sonra 1 Kasım’da tutuklandı. Kavala’nın dosyasına gözaltına alındığı günün hemen ertesinde getirilen gizlilik kararı, savunma avukatlarının ve sanığın dosyaya erişimini engelledi. Tutuklanmasının üzerinden 15 ay geçmiş olmasına rağmen hakkında halen iddianame hazırlanmış değil.

Raporda, izlenen duruşmalarda sanıkların tutuklama şartlarının, makul şüphenin ve diğer tutuklama sebeplerinin değerlendirilmediği, tutuklama kararlarında makul şüphe oluşturacak delillerden ziyade kişilerin yazılarının, sözlerinin ve mesleki faaliyetlerinin delil olarak kullanıldığının gözlemlendiği belirtilmekte.

Mesleki faaliyetleri sebebiyle tutuklanan kişilerin uğradıkları hak ihlalleri hem Anayasa Mahkemesi hem de AİHM kararlarıyla tespit edilmiş durumda. Bu kararlarda gazetecilik faaliyetleri sebebiyle uygulanan tutuklama tedbirinin birçok kez amacını aştığı ve demokratik bir toplumda ölçüsüz olduğu; meşru amaç taşımadığı; haber, söz, yazı dışında herhangi bir somut olgu ortaya konulmadan veya gerekçe belirtilmeden tutuklama olmasının ifade ve basın özgürlüklerine yönelik caydırıcı bir etki doğurabileceği tespiti bulunmakta.

AİHS’in 5. ve 6. maddesi ile Anayasa’nın 19. ve 36. maddesi kişinin makul sürede yargılanma hakkını güvence altına almakta. AİHM, Selahattin Demirtaş kararında; ceza yargılamasında tutukluluk süresinin uzunluğunun kişinin özgürlük ve güvenlik hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği ve ifade özgürlüğü gibi birçok hakkın kullanılması bakımından da caydırıcı bir etki yarattığını belirtmekte.

Daha binlerce hak ve hukuk ihlalinden söz edilebilir. Durumun vahameti ortada. Türkiye’nin eksik de olsa var olan hukuk birikimi yok edilmiş durumda. Tahribat yıkıcı. Neşeden daha bulaşıcı olan kasvet duygusu ortamı zehirlemekte.

Hukuk güvenliğinin olmadığı, adil yargılanma hakkının sağlanmadığı, hak ve özgürlüklerin teminat altına alınmadığı bir yerde ekonomik ve siyasi istikrar olmaz, toplumsal uzlaşma ve barış sağlanamaz.

Facebook Yorumları

reklam
17.2.2019
Hukuksuzluğun Kafkaesk kasveti
3.2.2019
Çöküşe götüren Emevi-İttihatçı zihniyeti
18.1.2019
Abesle iştigal eden kim!
2.1.2019
Roboski: Vicdanın turnusol kağıdı
22.12.2018
Anneler: Plaza de Mayo'dan Galatasaray Meydanı'na
12.12.2018
Sessiz sedasız: 'Zorla kaybedilenler'
24.11.2018
AİHM kararlarının anlamı ve bağlayıcılığı
10.11.2018
Siyasi suç örneği: Cumhurbaşkanına hakaret
28.10.2018
Kaşıkçı barbarlığı ve yeni bir dünya ihtiyacı
26.10.2018
Kaşıkçı barbarlığı ve yeni bir dünya ihtiyacı
13.10.2018
Devlet geleneği: Suç ve delil icadı
30.9.2018
Affın mantığı
14.9.2018
Eylül ile gelen
1.9.2018
Patent, İslam ve yaratıcılık
30.8.2018
Kaç patent başvurunuz var?
18.8.2018
Hayali para, gerçek kriz
7.8.2018
Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği
6.8.2018
Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği
26.7.2018
'Mış' gibi yapmanın sınırı
13.7.2018
İnsanı ele geçiren Devlet
3.7.2018
Devletin siyaseti ele geçirmesi
19.6.2018
Son çıkış
5.4.2018
Engellilere KHK engeli
30.3.2018
AİHM'in Altan-Alpay kararlarının hukuki sonuçları
24.3.2018
Guantanamo'yu hatırlamak
16.3.2018
Hakikat-Empati-Uzlaşı
9.3.2018
Ai Weiwei: Sisteme sanatla meydan okuma
2.3.2018
Zina suç olmalı mı?
23.2.2018
CHP, nasıl iktidar alternatifi olabilir?
16.2.2018
Tarihin içinden gelen CHP mirası
9.2.2018
Siyaseti ve bireyi ceza hukuku içinde eriten devlet
2.2.2018
Hassas kalplerin cehennemi
27.1.2018
Tarihin bıraktığı tortu: İmparatorlukta Hristiyanlar ve Araplar
19.1.2018
Kassandra çağrısı
12.1.2018
İktidarın ve polisin meşruiyeti
4.1.2018
Kapıda bekletilen demokrasi
22.12.2017
Küresel kozmopolit demokrasiye doğru
20.12.2017
Küresel kozmopolit demokrasiye doğru
3.12.2017
Batılılaşma ne zaman başladı?
8.11.2017
Adil yargılanma hakkı
1.11.2017
Terezin'den Diyarbakır'a
25.10.2017
Sürekli istisna hali
18.10.2017
OHAL’de hak ve hukuk ihlalleri
11.10.2017
Rejim diyanetle laik mi?
4.10.2017
İnsanın empatiye ihtiyacı var
27.9.2017
Modernleşmenin demokrasiyle imtihanı
20.9.2017
Hüzün ve Hazan
13.9.2017
Cumhuriyet Oryantalizmi
6.9.2017
Osmanlı Oryantalizmi
30.8.2017
Faşist Daire
23.8.2017
Kapının dışında bekleyen demokrasi
16.8.2017
Güçle Sınanmak ya da Gücün Eziciliği
9.8.2017
Hayata rağmen sevebilmek
2.8.2017
Sevgi üzerine
26.7.2017
Osmanlı’dan Cumhuriyete tespitler
19.7.2017
Adalet !
12.7.2017
Devleti yeniden tanımlamak
5.7.2017
Adalet, Gözaltı, Tutuklama
21.6.2017
Adalet ve Hakim Teminatı
13.6.2017
Anadille yaşamak
7.6.2017
Türkiye'de resmi dil algısı
31.5.2017
Dünyada resmi dil algısı
24.5.2017
Bölgelere yetki devri
17.5.2017
İnsan ve hukuk işlevi
10.5.2017
Devlet ve demokrasi
1.5.2017
İdam! (3)
26.4.2017
İdam!
19.4.2017
İnsanlığını zayıflatırsam, insanlıktan çıkarım!
12.4.2017
Alaturka modelle ileri demokrasi olmaz
5.4.2017
Ceza yargılamasında mağdur: Devlet
29.3.2017
Süreç Odaklı Anayasacılık-Güney Afrika Örneği
22.3.2017
Kendini unutturan anayasa
15.3.2017
Yargılanan Gazetecilik
8.3.2017
Merkeziyetçi yapıyla alaturka başkanlık
3.3.2017
Meşruiyet ve temel mutabakat
13.7.2016
Devleti yeniden tanımlamak
6.7.2016
Emevi-Jöntürk geleneği
29.6.2016
Dışarıdan düşünmeye devam
25.6.2016
Ermeni meselesi: 1915-2016 (4)
15.6.2016
Ermeni meselesi: 1915-2016 (2)
8.6.2016
Ermeni meselesi: 1915-2016
6.6.2016
Hukuk güvenliği bağımsızlık ve tarafsızlık
30.5.2016
Dışarıdan düşünmek
23.5.2016
İçimizdeki faşizm
15.5.2016
Adil yargılanmanın önündeki engel: TMK
9.5.2016
Yapay bir kriz: Dokunulmazlık
27.2.2016
İnsanlığını zayıflatırsam insanlıktan çıkarım!
18.2.2016
Demokratik bir anayasa için toplumsal mutabakat
29.1.2016
İngiliz parlamentarizmi
21.1.2016
Başkanlık nereye götürür?
2.12.2015
‘Gücü gücü yetene’ rejimi
29.11.2015
Türkler- Hıristiyanlar- Araplar
24.11.2015
Benjamin- Geçmişten bugüne
21.11.2015
İnsan olmanın anlamı ve empati
7.11.2015
‘Sapiens’ insan türünün macerası
2.11.2015
Bundan sonrası önemli
27.10.2015
Fransa Cumhuriyeti ve Türkiye
24.10.2015
Soruşturmanın gizliliği ve yayın yasağı
20.10.2015
Kurmaca hukuk zihniyeti
17.10.2015
Kutsal zorba devlet (2)
13.10.2015
Katliamlar zinciri ve muhterisler
6.10.2015
Devleti yeniden tanımlamak ve sol
3.10.2015
Fasit daire
19.9.2015
Rumlar (4)
15.9.2015
Rumlar (3)
12.9.2015
Rumlar (2)
8.9.2015
Rumlar
5.9.2015
Kral çıplak!
1.9.2015
Sivil toplum ve kamusal müzakere
25.8.2015
Şiddetin sarmalında! (2)
22.8.2015
Şiddetin sarmalında!
18.8.2015
Çölde kaybolmamak! (2)
15.8.2015
Çölde kaybolmamak!
11.8.2015
Gömülme hakkı!
8.8.2015
Devlet milliyetçiliği
14.7.2015
Etnosfer
27.6.2015
AKP ile mümkün mü
13.6.2015
MHP- HDP uzlaşması
6.6.2015
Seçime düşen gölge!
2.6.2015
İslam’ın Diyanet’le devletleşmesi
23.5.2015
Anayasa inşa süreci: Güney Afrika örneği
19.5.2015
İlkesizlik- hukuksuzluk sarmalı
12.5.2015
Karaca- Baransu ve tutuklama
9.5.2015
Tutuklama koruma tedbirinin uygulanışı
5.5.2015
Tabii hâkim ilkesi ve hâkimin tarafsızlığı (2)
2.5.2015
Tabii hâkim ilkesi ve hâkimin tarafsızlığı
28.4.2015
Klikya Ermeni Krallığı ve Zeytun
25.4.2015
Rafael Lemkin ve soykırım
21.4.2015
Yakarış
18.4.2015
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve seçim
11.4.2015
‘Özürden uzlaşmaya’
7.4.2015
Kürtler (9)
04.04.2015
Kürtler (8)
31.03.2015
Kürtler (7)
28.03.2015
Kürtler (6)
24.03.2015
Kürtler (5)
21.03.2015
Kürtler (4)
17.03.2015
Kürtler (3)
10.03.2015
Kürtler
07.03.2015
Adalet değeri ne ifade eder
28.02.2015
İfade özgürlüğü
17.02.2015
Osmanlı- Türk sistemi
14.02.2015
İngiliz parlamentarizmi ve Kral
10.02.2015
Parlamenter sistem ve İngiltere
07.02.2015
Başkanlık sistemi zaruri mi
03.02.2015
Türk tipi başkanlık sistemi
31.01.2015
Değişmeyen çıkmazımız
27.01.2015
Hayata rağmen sevebilmek
24.01.2015
Kötülük ‘bir’ olmada mı
20.01.2015
Yirmi Kur’a askerleri
17.01.2015
Hrant’ın ideallerini yaşatmak!
13.01.2015
Ne kadar yol aldık!
10.01.2015
Yoksa dünya cehennem mi!
06.01.2015
Sevmeyi öğrenmek
03.01.2015
Göçebe düşünce ve ihlal
30.12.2014
Ademimerkeziyet
27.12.2014
Güvenlik harcamaları
23.12.2014
Polisin meşruiyeti
20.12.2014
Meşruiyet sorunu ve konsensüs
16.12.2014
Gücün gölgesinde son tango!
13.12.2014
Çingene medeniyeti
09.12.2014
İnsan hiç unutur mu!
06.12.2014
Zorunlu/ bedelli askerlik
02.12.2014
Devrimcinin özeleştirisi
29.11.2014
Modernleşme ve Tanpınar’ı anlamak
25.11.2014
Ezidiler
22.11.2014
Siyasal İslam’ın serüveni (2)
18.11.2014
Siyasal İslam’ın serüveni
15.11.2014
Yara’dan bıçağa
11.11.2014
İslami hareketlerin serüveni
08.11.2014
Kısırdöngünün şaheser örneği
04.11.2014
İslami düşüncenin serüveni
01.11.2014
Cumhuriyet- demokrasi ilişkisi
28.10.2014
Eskiyle yıkanan yeni AKP
25.10.2014
Nasıl bir barış süreci
21.10.2014
Ceza muhakemesi hukuku (2)
18.10.2014
Ceza muhakemesi hukuku
11.10.2014
Laikmiş gibi yapmak (2)
07.10.2014
Laikmiş gibi yapmak
04.10.2014
Bayram ve çırılçıplak hayatlar
30.09.2014
Bencil hüznümüzdü Eylül
27.09.2014
Cumhuriyet oryantalizmi
23.09.2014
Osmanlı oryantalizmi
20.09.2014
Yaşadığımız gibi düşünmek
16.09.2014
Medenileşebilecek miyiz
13.09.2014
CHP ya da yeni parti (2)
09.09.2014
CHP ya da yeni parti
06.09.2014
Değişemeyen CHP
02.09.2014
Cezaevi öğretmenleri
30.08.2014
Vicdan
26.08.2014
Erdoğan-Davutoğlu kader birliği
23.08.2014
Selimiye’den Yeşilüzümlü’ye
19.08.2014
İktidarın kötüye kullanılması
16.08.2014
Ezidi soykırımı
29.07.2014
Varlığımız, kalbimiz ve zihnimiz
26.07.2014
Şiddetin hukukla bağlantısı
22.07.2014
Gazze ve tahakkümcü barış
19.07.2014
Cumhurbaşkanı adaylarının ufku
12.07.2014
Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu
08.07.2014
Cumhuriyet sonrası Alevilik
05.07.2014
Hakikati aramak ve ifade etmek
28.06.2014
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı
24.06.2014
Cumhurbaşkanının yetkileri
17.06.2014
Vicdani ret hakkı ve Türkiye
10.06.2014
Başbakan Alevilerin Ali’sini tanımlayabilir mi
24.05.2014
Soma faciasında cezai sorumluluk
17.05.2014
Soma’nın ruhu yakanızı bırakmaz
10.05.2014
Ergenekon, Balyoz ve KCK
15.04.2014
1915-2015
12.04.2014
Dikkat faşizme kayabilir!
15.02.2014
Demokratikleşme sürecinde ordu (2)
11.02.2014
Demokratikleşme sürecinde ordu
08.02.2014
Zihniyet ikliminde bir çıkmaz
04.02.2014
Sahici bir rejim
01.02.2014
Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldırın
25.01.2014
Darbe suçu- görev suçu ve izin
21.01.2014
Nasıl huzur bulacağız
18.01.2014
Siyasete çağrı: Yeniden inşa zamanı
14.01.2014
Roboski’nin hesabı bu dünyada sorulmalı
11.01.2014
Yazık oldu
07.01.2014
Balyoz davasına özel düzenleme
04.01.2014
HSYK
31.12.2013
Ne tarafa bakıyorsunuz
28.12.2013
Bekçileri kim bekleyecek
24.12.2013
Yönetmelikle CMK’ya by-pass
21.12.2013
Dekadans
19.12.2013
Eski pis işler
17.12.2013
Denetlenemeyen bürokratik kurumlar rejimi
03.12.2013
İstiklal Marşı Kürtçe okunabilir mi
30.11.2013
İktidarın merkezde şahsileşmesi
09.11.2013
İktidar nereye koşuyor
26.10.2013
Ordu demokratikleşti mi
22.10.2013
Küçükömer’in tezleri üzerinden
19.10.2013
Nasıl bir devlet
15.10.2013
Kurban ritüeli
12.10.2013
İhtiyaçlar tanınmayı beklemez
08.10.2013
Cumhuriyet’in Türklük çıkmazı
01.10.2013
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tezler
28.09.2013
Rejim Diyanet’le laik mi
21.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi (3)
17.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi (2)
14.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi
10.09.2013
Kafka’nın kafesi, Elias’ın medeniyeti
07.09.2013
Siyasi birlik için yerelde demokrasi
31.08.2013
Dünyada bir gezegen (2)
27.08.2013
Dünyada bir gezegen Türkiye
24.08.2013
Dünyada bir vesayet kurumu
17.08.2013
De facto başkanlığa doğru
13.08.2013
Sürekli istisna hâli
10.08.2013
Zorla kaybedilenler (2)
06.08.2013
Zorla kaybedilenler
03.08.2013
21 Anayasası’nda demokratik değerler
30.07.2013
Kürtler demokrasi istiyor
27.07.2013
Roboski’ye yargı engeli (2)
23.07.2013
Roboski’ye yargı engeli
18.07.2013
Ubuntu
11.07.2013
Anadiliyle yaşamak
04.07.2013
İstihbaratın denetim ve gözetimi (2)
27.06.2013
İstihbaratın denetim ve gözetimi (1)
20.06.2013
Sivil itaatsizlikle tanışan Türkiye
13.06.2013
Değişim siyaseti zorluyor
06.06.2013
Devlet ve demokrasi
30.05.2013
Kalıcı barışa yolculuk
25.05.2013
Kanayan yara: vicdani ret hakkı
16.05.2013
Açık kapıdan girmek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net