Ümit Fırat

basnews.com



Bookmark and Share

12 Eylül 1980, hala hafızalarımızda taze


13.9.2018 - Bu Yazı 116 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Her devirde ve her kuşaktan insan, yaşadıkları ve eski dönemler arasında mukayeseler yaparlar. Genellikle de son dönemin eskiye nazaran daha kötü olduğu ifade edilir. Eski bayramlar güzeldi, eskiden trafik böyle değildi, eskiden her şey çok ucuzdu türü nostaljik özlem ve mukayeselerin yanı sıra, son 30-35 yıldır bir de Kürtler çok sadık ve mert insanlardı, nereden çıktı bu Kürt milliyetçiliği, bu Ermeni Jenosidi, bu Dersim Katliamı gibi bir de siyasi yakınma ve mukayeseler yapılır oldu.

Keza dönemsel kıyaslamalar yapılır. Atatürk ve tek parti döneminin yeniden inşası için yanıp tutuşanlar, Adnan Menderes, Süleyman Demirel ve Turgut Özal dönemlerini gururla yâd edenler veya 27 Mayıs askeri darbesinin bir devrim olduğunu ve getirdiği anayasa ve özgürlüklerin bir daha Türkiye’de uygulanmadığını savunanlar da vardır.

Bir de beterin beteri türünden ters mukayeseler yapılır. Yarın 38’inci yılını geride bırakacak, ruhu ve felsefesiyle hala korunan ve sanki dünkü bir olaymış gibi hafızalarımızda canlılığını koruyan 12 Eylül 1980 askeri diktatörlük dönemiyle, yaşadığımız dönem arasında kıyaslamalar yapılarak şimdi çok daha kötü bir dönemde yaşadığımız tartışılmakta. 12 Eylül’ü anlatmak elbette ciltler doldurur, burada birkaç kısa bilgi aktararak bir mukayese yapılabileceğini düşünüyorum.

TBMM ve bütün siyasi partiler kapatılarak bazı siyasi parti yöneticileri cezaevlerine kapatıldılar. Türk-İş dışındaki bütün sendikalar kapatılarak yöneticileri hapse atıldı. 650 bin insan gözaltına alınarak polis tarafından sorgulandı. 90 günlük gözaltı süresinde sorgulananların tümüne yakın kısmı ağır işkencelere maruz kaldılar. 230 bin insan hakkında dava açıldı. 52 bin insan tutuklandı.

Başta Diyarbekir, Mamak ve Metris Askeri Hapishaneleri olmak üzere cezaevlerindeki tutuklulara korkunç işkenceler ve insanlık dışı muameleler uygulandı. 50’sinin idam cezaları infaz edilerek, 171’i işkencede, 16’sı güya kaçarken vurularak, 74’ü çatışmalarda vurularak, 43’ü intihar etti denilerek, 14’ü açlık grevlerinde ve 73’ü cezaevinde eceliyle öldü denilen insanın hayatı sona erdirildi. 1.680.000 insan fişlendi.

Türkiye’de yazan, düşünen ve toplumsal sorunlara ilgi duyan insanların çok büyük bir kesimi, ya yakalanıp sorgulanarak hapse atıldılar, ya da bir yolunu bulup Türkiye’den kaçarak canlarını kurtarmaya çalıştılar. Kaçmayıp da hapse girmeyenler ise, her an başlarına bir şeyin gelebileceği tehdit ve sıkıntısıyla yaşadılar.

Ama bunları yapan askeri diktatörlük, darbenin ilk gününden itibaren yeni bir anayasa hazırlayıp seçimlere gideceklerini ve yerlerini sivillere devredeceklerini de açıklamıştı. 1982 yılında 68 gün gözaltında tutulup sorgulandığım Bursa Emniyeti’ndeki işkencecilerim tarafından tutuklanmak üzere Gölcük Donanma ve Sıkıyönetim Komutanlığı Savcılığı’na götürülürken, polis şefi bana dönerek;

“-Ümit Fırat, nasıl görüyorsun durumu, sence Türkiye nereye gidiyor?” diye bir soru sormuştu.

“- Kenan Evren bu sene bitmeden bir anayasanın hazırlanarak referanduma götürüleceğini açıkladı. Referandumdan sonra da siyasi partilerin kurulması vs. gibi kendilerinden sonraki döneme ait bazı hazırlıklar yaparak 1 sene içerisinde genel seçimlere giderler” cevabını vermiştim.

Başkomiserin istediği bu kadar değildi ve bir soru daha sordu.

“-Peki, seçimlerden sonra ne olur?”  Artık çekineceğim bir şey olmadığı için,

“Vallahi silahlı kuvvetler bir parti olarak seçime giremeyeceği için, TBMM’ye girecek partiler, yani siviller hükümete gelir, sonra sizler emekliye ayrılırsınız, bizler de hapishanelerden çıkıp, bıraktığımız yerden devam ederiz” demiştim. Minibüsteki polisler cevabıma çok sinirlendiler ama şefleri daha ileri gitmemelerini söyleyip susturmuştu.

Bu anımı burada paylaşmamdan maksadım, çok kötü şartlarda bulunuyor olsak da yakın gelecek hakkında bir tahminde bulunabilmekteydik; nasılsa yakında seçimler olacak ve gidecekler diyebiliyorduk. 1983 Kasım ayında seçimler oldu, Turgut Özal başbakan oldu. Fiili durumun elverişli olmaması nedeniyle hemen hapishaneden çıkamadık. Ama 1986 ve 1991 yıllarında yapılan infaz kanunu değişiklikleriyle TCK Madde 125’ten ceza verilen bazı Kürt hükümlüler dışındaki hemen herkes tahliye oldu. 

12 Eylül ruhunu ve sınırlarını pek zorlamadan devam ettiren 1991-95 DYP-SHP koalisyonu dönemi ise, totaliter olmasa da oldukça karanlıktı. Faili meçhul cinayetlerin, köy yakma ve zorla yerinden edilmelerin, kayıpların yaşandığı bir dönemdi. Ama ortada bir parlamento, oradan çıkmış bir hükümet ve siyasi partilerin yanı sıra, pek adil olmasalar bile mahkemeler vardı. Dünyayla iletişim halinde bulunan insan hakları örgütleri ve sivil toplum örgütleri vardı. Yeterince etkili olmasa da milletlerarası hukuk kaynaklı sınırlamalar vardı. Keza AB başvurusu yapılmıştı ve henüz bağlayıcılığı olamasa da Kopenhag Kriterleri tartışılıyordu.

Bugün yaşamakta olduğumuz döneme gelince:

50 binden fazla tutuklandı, 200 bin civarında insanın işine son verildi. Tanınmış olan bazı haklar geriye alındı ve mülkiyet hakkı bile el koymalar suretiyle ortadan kaldırıldı. Tamamen yürütmeye bağlanmış bir yargı sistemi ve tamamına yakını kontrol altına alınmış bir medya yaratıldı.

12 Eylül diktasının aksine, büyük bir taraftar desteğine sahip ve kendisi gibi düşünmeyenleri yok sayıp dilediği gibi davranabilen, hiç gitmeyecekmiş gibi bir profil sergileyen otoriter bir başkanlık rejimi ile karşı karşıyayız. Toplumun yüzde 52’sinin desteğine sahip bir lider ve arkasında, kendisine en yakın siyasi partinin en iki kat oy desteğine sahip bir parti mevcut. Yani bu desteğin ne zaman azalabileceğine dair bir tahminde bulunmak oldukça zor; işte asıl kâbus ve umut kırıcı olan da geleceğe dair bu belirsizlikte yatıyor.

Takriri Sükûn döneminde doğmamıştım, tek parti döneminin son yıllarında doğduğum için, o yılları yaşamış gibi bir mukayeseye giremem. Ama yaşadığım dönemler arasında bir mukayese yaptığımda, en karanlık dönem, elbette ki, 12 Eylül dönemiydi. Ne var ki, işkence izlerini hala bedenimde taşıdığım polislerce hapishaneye götürürken bile yine de yakın geleceğe dair bazı iyimser beklentilere sahiptim. Şimdi hiçbir gelecek tahmininde bulunamıyorum.

Bilmem ki, ileriyi görememek bir körleşme belirtisi mi sayılır?

İyi haftalar diliyorum.

Bir Not:

Son birkaç yıldır temel çizgisinden bir sapma eğilimi gösterdiğini düşündüğüm Cumhuriyet Gazetesi, yeniden aslına rücu etti. Zaman zaman sayıları azalsa veya azaltılsa da hiç eksilmeyen çok değerli arkadaşlarım çalıştı Cumhuriyet’te. Son birkaç yıldır, bazıları haksız yere aylarca hapiste de yatıp çıkan çok sayıda arkadaşım çalışmaya ve yazmaya başlamışlardı. Cumhuriyet’in imajını değiştirmek gibi bir hedefleri vardı ama bunu başarma şansları yoktu. Tıpkı 1992 senesinde Hasan Cemal ve rahmetli Okay Gönensin’in başaramadıkları gibi. Yıllardır hep söylerim, Cumhuriyet Gazetesi ve Cumhuriyet Halk Partisi, Kemalist Cumhuriyetin değiştirilmesi teklif dahi edilemez iki temel kurumudur.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir..

Facebook Yorumları

reklam
13.9.2018
12 Eylül 1980, hala hafızalarımızda taze
10.9.2018
Keenlemyekûn
28.8.2018
Cumartesi Anneleri’nin bitmeyen çilesi
15.8.2018
Terzi Niyazi Usta haklı çıktı
8.8.2018
Önce Vatan
31.7.2018
‘Değerli’ vasiyet!
25.7.2018
Söz darbelerden açılmışken
17.7.2018
Ruslar Kiğı’ya ilerlediğinde
10.7.2018
67’sinden 25’i mi Kürt?
4.7.2018
Bir ayıptan kurtulmak!
27.6.2018
24 Haziran ya da ‘cümleten geçmiş olsun!’
19.6.2018
Dünya Kupası ve makûs talih!
13.6.2018
Bizans’ın son günleri gibi…
10.6.2018
Bir Kürt seçmenin zor kararı
3.6.2018
Ağabeyim AHMED ARİF
29.5.2018
HDP’nin Dramı
26.5.2018
Adaylar ve Tercihler
15.5.2018
Seçimlere Gidilirken Kürtler
8.5.2018
Başlarken
31.10.2017
İhsan Aksoy'a veda ederken
26.10.2017
Kerkük: Ne ilk ihanet, ne de tarihin sonu
19.10.2017
Mehmed Uzun’u anarken
10.10.2017
Modern zamanın mukaddes toprakları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.