Ümit Akçay

gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Ekonomide ‘U-dönüşü’ demokratikleşme değil otoriter konsolidasyon getirebilir


23.11.2020 - Bu Yazı 520 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

‘U-DÖNÜŞÜ’ UYSAL VE ALBAYRAK’I GÖTÜRDÜ

Bu köşeyi izleyen okur, Erdoğan yönetiminin 2020’deki ekonomik performansı ile ilgili geçtiğimiz ay (13 Ekim’de) yaptığım değerlendirmeyi hatırlayacaktır: Mart-eylül arası uygulanan ‘geleceğe kaçış’ stratejisi, eylül ayında mecburi bir ‘U-dönüşü’ ile sonuçlanmıştı. TL’deki hızlı değersizleşme, enflasyondaki artış ve artan cari açık mart-eylül arasındaki stratejinin sınırlarını çizmiş oldu.

Ekonomideki ‘U-dönüşü’, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 24 Eylül’deki faiz artışı ile ivmelendi. Bu adıma, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK), bankaları kredi vermeye teşvik eden (hatta zorlayan) aktif rasyosu düzenlemesini gevşetmesi ve kısmî sermaye kontrollerinin yumuşatılması eşlik etti. Kamu bankaları sert bir şekilde frene bastılar, ucuz kredi imkanı giderek azaldı. Ancak tüm bu önlemler TL’deki değersizleşmeyi durdurmaya yetmedi.

Bir ödemeler dengesi krizi ile karşı karşıya kalan Erdoğan yönetimi, ‘piyasa dostu’ reformlara yöneleceğini ilan ederek ‘U-dönüşü’ sonrası takip edilecek istikameti çizmiş oldu. Ekonomideki bu ‘U-dönüşü’, bu politikayı uygulayanları da beraberinde götürdü: TCMB Başkanı Murat Uysal ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak gitti.

BÜYÜK SERMAYE İLE SENKRONİZASYON ÇABASI

Uysal’ın yerine TCMB başkanlığına atanan Naci Ağbal, göreve gelir gelmez sektör temsilcileri ile doğrudan temasa geçti ve yaptığı açıklamada fiyat istikrarının önemini vurguladı.

Albayrak’ın yerine Hazine ve Maliye Bakanı olan Lütfi Elvan’ın yaptığı açıklama ise yeni doğrultuyu daha da netleştirdi. Yerli ve yabancı büyük sermaye kesimlerinin duymak istediği anahtar kelimeler açıklamada ardı ardına sıralandı: ‘Uluslararası normlara uygun, şeffaf, hesap verebilir politika tasarımı ve uygulaması’, ‘kurala dayanan piyasa ekonomisi’, ‘kurumların güçlendirilmesi ve kuralların etkili bir şekilde işletilmesi’, ‘makroekonomik istikrarı sağlayarak büyüme ve istihdamı’ geliştirmek ve enflasyonla mücadelede para-maliye politikası uyumu.

Ekonomi yönetiminden gelen bu ses hemen karşılık buldu ve TÜSİAD’dan tebrik açıklaması geldi. Benzer anahtar kelimeler bu açıklamada da mevcuttu: 'Serbest piyasa ilkelerinin gözetilmesi', ‘ekonomi politikalarında öngörülebilirliğin artırılması ve kurumların bağımsızlıklarının ve liyakatin güçlendirilmesi’.

İçerideki bu yeni durum kısa süre içinde dışarıda da yankı buldu, kredi derecelendirme kuruluşu Fitch -ironik bir şekilde- Ağbal’ın TCMB başkanlığının ‘para politikası kredibilitesini artırma ihtimalini getirdiği’ni vurguladı.

Erdoğan’ın 11 Kasım’da AKP Grup Toplantısı’ndaki yaptığı konuşma olmasaydı, belki de 6 Kasım-11 Kasım arası değişiklikler etkili olmayabilirdi. Ancak Erdoğan bu konuşmasında açıkça büyük sermayeye ve uluslararası yatırımcılara seslenerek, ‘uluslararası yatırımcıların kazancını kendi kazancımız olarak görerek, yatırımcılara her türlü kolaylığı gösterecek, desteği vereceğiz’ dedi. Ardından da aynı günün akşamına Uluslararası Yatırımcılar Derneği’ni kabul etti.

Bu süreçte TL’nin yüzde 10’a yakın değer kazanması, Türkiye’nin risk primindeki (CDS) geri çekilme ve uzun vadeli faizlerin düşmesi, Erdoğan yönetiminin bu ‘U-dönüşünün’ sermaye kesimlerinde hızla karşılık bulduğunu gösteriyor. Şimdi önümüzde, bu söylem değişiminin 19 Kasım’daki TCMB Para Politikası Kurulu Toplantısı’nda faiz artışı ile desteklenmesi var. Zira geçtiğimiz haftaki adımlarıyla ekonomi yönetimi, 19 Kasım tarihini kendisi için bir test günü olarak tanımlamış durumda.

OTORİTER KONSOLİDASYON SÜRECİ HIZLANABİLİR

Erdoğan yönetiminin sermaye ile bu senkronizasyon arayışı, iktidar bloku içerisinde büyük sermayenin öncelikli konumunu yeniden tahkim ediyor. Ancak bu adım, AKP yönetimlerinin başından beri var olan sorununu yeniden ortaya çıkaracak: Büyük sermaye ile diğer sermaye kesimleri arasındaki denge kurma zorunluluğu. Bu gerilimin nasıl yönetileceği, önümüzdeki dönemi de belirleyecek.

Erdoğan yönetiminin bu hamlesinin bir başka yönü, liberal ‘merkezci’ muhalefetin temel argümanlarının boşa çıkması oldu. Bilindiği gibi liberal muhalefet yaygın olarak bu başımıza gelenlerin, iktidardakilerin iş bilmezliğinden yani ‘bilgi eksikliğinden’ kaynaklandığını temel propaganda malzemesi olarak kurdu. Bunu da odağa Albayrak’ı yerleştirdiği bir ‘liyakat gelirse sorunlar biter’ söylemi ile destekledi. Keşke her şey bu kadar kolay olsa. Ama değil. Hatalı tespitler, hatalı sonuçlara varıyor.

Ekonomi politikası, toplumsal güç ilişkilerini, siyasi iktidarların dayandıkları toplumsal/sınıfsal tabanı ve ittifakları yansıtır. Ekonomi politikasındaki değişimler de bu gerekliliklerin sonucu olarak gerçekleşir. Bu durumda otoriter rejimden çıkış, alternatif siyasi projelerde yatmaktadır. Oysa muhalefet, günümüz AKP’sinin karşısına 2002-2013 arasındaki eski AKP ile çıkmaya çalışıyordu. Bir başka ifadeyle, ‘iyi AKP’ projesi, muhalefetin siyasi ufkunu belirlediği oranda, Erdoğan yönetiminin işini kolaylaştırıyor. Bu bağlamda ‘U-dönüşü’nün bir hedefi de, muhalefetin elindeki ‘piyasa dostu restorasyon’ silahını almak.

Muhalefete hakim olan bir başka strateji ise ‘kriz iktidarı götürecek, bir şey yapmaya gerek yok’ idi. Erdoğan’ın bu son hamlesi, muhalefetin ‘ölü numarası’ yapma taktiğini de boşa çıkardı, zira bu hamle ile yaklaşan ödemeler dengesi krizi riskini erteleyebilir hale geldi.

İktidar blokundaki restorasyon ve muhalefetin etkisizleştirilmesi, Erdoğan yönetiminin yaptığı ‘U-dönüşünün’ en önemli iki sonucu. Bu ikisi aynı zamanda otoriter konsolidasyonun, yani yeni rejimin kendisini tahkim etmesinin iki önemli koşulu. Dolayısıyla iktidarın söylem değişikliğinin bir parçası olarak gündeme gelen ‘hukuk reformu’nun demokratikleşme ile bir ilişkisi yok. Tam aksine, sermayeye verilecek garantilerle, onun desteğini alarak otoriter rejimin konsolidasyonu hedefleniyor.

YAPISAL KRİZ SÜRÜYOR

Ekonomideki ‘U-dönüşü’, var olan sorunların bir günde çözüleceği anlamına gelmiyor. Tüm zamanların en yüksek seviyesine gelmiş işsizlik, giderek artan hayat pahalılığı ve korona salgını nedeniyle kısıtlanan ekonomik aktivite, iktidar için büyük bir sıkışma yaratmaya devam edecek. Dahası, ekonomide iktidarın istediği yönde değişiklikler olsa dahi, bu bizi çok da yeni olmayan bir kısırdöngü ile karşı karşıya bırakacak. Karşımızda işlemeyen iki model var: Ne 2002-2013 arasındaki IMF programına dayanan bağımlı finansallaşma modeli ne de onun krizine karşı iktidarın el yordamı ile geliştirdiği kredi çevrimlerine dayanan ‘utangaç kalkınmacılık’, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi sorunlarını çözebiliyor. Buradan nasıl çıkılır? Buradan çıkış, muhalefetin stratejisine bağlı. İleride bunu detaylandıracağım.

Facebook Yorumları

reklam
12.01.2021
İktidarın manevra alanı ve sınırları
5.01.2021
‘Politika alanı’ ile ilgili üç yaklaşım
29.12.2020
Politika alanı ne zaman genişler?
22.12.2020
Çevre ülkelerde ‘politika alanı’ genişliyor mu?
15.12.2020
İktidar bloku içinde arayışlar
8.12.2020
Yine mi 'vesayet'?
1.12.2020
Albayrak’ı götüren büyüme
25.11.2020
Bu ‘reform’la bahar gelir mi?
23.11.2020
Ekonomide ‘U-dönüşü’ demokratikleşme değil otoriter konsolidasyon getirebilir
10.11.2020
Korona sonrası dünya düzeni
3.11.2020
AKP için tercih yapmadan ilerlemek zorlaşıyor
27.10.2020
Yeni bir Bretton Woods
20.10.2020
Neoliberalizm sorgulanıyor
13.10.2020
AKP’nin mecburi ‘U-dönüşü’
13.05.2020
Türkiye’de rejim sorunu ile ilgili bir tartışma
19.03.2020
2020 küresel krizi çoktan başladı
10.03.2020
Fed’in acil faiz indiriminin anlamı
21.02.2020
Merkez Bankası yolun sonuna geldi
12.12.2019
2020 TÜRKİYE’SİNİN MUHTEMEL MANZARASI
3.10.2019
AKPnin planı Türkiyeye ne vaat ediyor?
2.07.2019
AKP devrinin sonu mu?
19.03.2020
2020 küresel krizi çoktan başladı
10.03.2020
Fed’in acil faiz indiriminin anlamı
21.02.2020
Merkez Bankası yolun sonuna geldi
12.12.2019
2020 TÜRKİYE’SİNİN MUHTEMEL MANZARASI
3.10.2019
AKPnin planı Türkiyeye ne vaat ediyor?
2.07.2019
AKP devrinin sonu mu?
21.03.2020
AKP’nin ‘korona krizi’ ile imtihanı
2.07.2019
AKP devrinin sonu mu?
9.05.2019
23 Haziran'a Kadar Ekonomik Durum Ne Olur?
1.3.2019
Kapitalizmin krizi
14.2.2019
Fırtınaya hazır olun
8.2.2019
Fed’in 'U' dönüşü
1.2.2019
Venezuela’nın krizi üzerine iki görüş
24.1.2019
Davos 2019: Kapitalizmi kapitalistlerden korumak
18.1.2019
(Neo)Liberalizm, demokrasiyi tasfiye ediyor
10.1.2019
Kredi kartı borçları silinsin mi?
3.1.2019
Stres testi sonuçları ne kadar gerçekçi?
27.12.2018
2018-2019 krizinin aşamaları
20.12.2018
2018’de adım adım krize
14.12.2018
Beş soruda 2018-2019 ekonomik krizi
30.11.2018
Ekonomideki gerçekler
23.11.2018
Sanayi daralıyor, batık krediler ve işsizlik artıyor
16.11.2018
Avrupa’da krizin nedenleri ve gidişatı
9.11.2018
Müteahhit düzeni battı, alternatifler neler?
1.11.2018
Dolar indi, kriz bitti mi?
25.10.2018
İtalya ve AB arasındaki bütçe krizi
19.10.2018
İktidarın anahtarı düşük faiz
12.10.2018
‘En kötüsü’ henüz başlamadı
4.10.2018
Sınıf mücadelesi ve kriz
26.9.2018
Erdoğan’ın Almanya ziyaretinin önemi
12.9.2018
Yapısal reformlar ve Batı Balkanlar'da otoriterizmin yükselişi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive